bugün
- bakarız diyen erkek18
- ne kadar paranız var5
- gta 76
- 0 0 78
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı31
- cübbeli ahmet hoca6
- silvermist'in mutfağına konuk olmak2
- semicenk vs blok33
- alkol içmek yasak mıdır4
- mansur yavaş'ın akp'ye geçmesi2
- semicenk şarkıları3
- yeni şafak4
- insanoğlu çalışmak ile lanetlenmiştir9
- iphone duo2
- sözlükten hatun indirmek4
- iş görüşmesine çağrılınca telefonda maaş soran tip12
- geceye bir söz bırak11
- 6 saattir mesaj atmayan sevgili8
- kendinle alakalı ilginç bir bilgi ver2
- uykusuz kedi ile soba çayı içip dedikodu yapmak8
- sonra konuşuruz diyen sevgili14
- kadınların evli erkeklere zaafı5
- kızlar kendinden büyük erkekleri sevseydi5
- sözlüğün sarması13
- victor osimhen10
- dünyada en güzel kadınların yaşadığı ülke9
- sırlar denizi2
- afd'nin lideri alice weidel5
- oğlak burcu kadını7
- bir zihinden diğer zihne geçen memler9
- maaş yüz yüze görüşülecektir12
- çok eşliliğin iğrenç bir şey olması3
- kıymalı kaşarlı pide6
- sözlüğün en kültürlü yazarı14
- taze fasulye yiyen erkek8
- nervio25
- erzurum gece hayatı5
- kiraz cicegi kolonyasi6
- vexillarius the slayer12
- renault fluence5
- koreli erkek seven muhafazakar kız8
- espri yapmaya çalışmak3
- zengin erkeğin metresi olmayı kabul eden kadın2
- nasıl bir işe bulaştığının farkında olmamak5
- çindistan4
- 100 yıl içinde ai bağımsız hareket edecek6
- aleksey batrakov7
- şeriatı savunan seküler3
- bu kalp seni unutur mu smsi atan evli eski sevgili3
- otobüste açamadığı camı kıran erkek13
filmi 3 sefer izledikten sonra buraya hakkında yorum yazmaya karar verdim açıkçası. yazarların yaptığı çoğu yorumuda okudum ve kendi adıma çok beğendiğimi söyleyebilirim.
--spoiler--
öncelikle bu film ne matrix ile karşılaştırılabilir ne de başka bir filmle. bir defa işlenen konu ve yapılan işlem bakımından çok farklı idi. ayrıca matrix filmi diye bahsettiğiniz film bir üçleme arkadaşlar. evet üç filmden oluşuyor yani, ve üçünün toplamında açıklanan şeyler bize dünya üzerindeki herşeyi programlardan oluştuğunu aslında bu dünyanın gerçek olmadığını söylüyor.
inception ise tamamen bambaşka bir yapıdadır. bu filmde çocuklarını özlemiş, karısının intiharından kendini sorumlu tutan, psikolojik problemli bir babanın hikayesini izliyoruz. bu babanın elinde ki para kazanmasını sağlayan tek mesleği ise milletin rüyalarında dolanması ve onların sırlarını çalıp başkalarına söylemesi. kendisinin dünyanın en iyi fikir çalıcısı olduğunu söylüyor filmin başında bizlere. ancak başarısız oluyor, * fakat bu başarısızlık dom cobb'a yeni bir iş olanağı sağlıyor ve bugüne kadar yaptığı şeyin tam tersi isteniyor ondan. fikir yerleştirme ya da fikir ekme siz nasıl söylerseniz. ve karşılığında da çocuklarına dönmek vaad ediliyor. daha sonra gelişen olayları hepimiz biliyoruz.
ilk olarak, bir kaç arkadaş "rüyaya girilen aleti açıklamadı bik bik" diye bişeyler söylemiş, madem ki anlamamışlar ben anlatayım o zaman, öncelikle o çantanın içinden çıkan kabloların ucunda iğne veya benzeri bir enjektör olduğunu hepimiz anladık sanırım? çantanın içine yatıştırıcı konulduğunu ve o büyük kırmızı düğmeye basıldığında çıkan fıss sesiyle o yatıştırıcının enjekte edildiğini de anladık değil mi film boyunca? peki hangi kısımları anlamadınız dostlar?
ikinci olarak söylemek istediğim şey, rüya içinde rüya olgusunun çok iyi işlenmiş olması. bilinçaltının yansımaları vs. olgularla kuvvetlendirilmiş olması daha da iyi olmuş. bu olayı anlamayanlar için cobb abimizin ariadne'yi kendi rüyasında gezdirişini tekrar izlemesini öneriyoruz, ne diyor cobb abim? mimarlar labirenti tasarlar, biz rüyasına girdiğimiz kişiyi o labirente getiririz *, ve onlar da labirenti bilinçaltıyla doldurur. rüya içinde rüya olgusunun fikir ekmekte özellikle gerekli olmasının sebebini ise eames abimiz işi planlarken bize anlatıyor. "birinci aşamada ben browning'in kılığına girip onu işi benim yaptırdığıma inandıracağım, ikinci aşamada ise zaten fischer'ın browning ile ilgili yansıması ona aynı şeyleri söyleyecektir. kendiliğinden böyle düşünmeli tek yolu bu." diyor. yani katman inmek zorunlu imiş.
üçüncü olarakta, bir arkadaş demiş ki, dom cobb, saito'nun limbosuna nasıl düştü? bunu da cobb abimiz, eames'in saito'yu öldürmesini engellediğinde ariadne sormuştu, "limbo mu? o da ne?" ve arthur abimiz ne dedi? "içinde sadece sınıflandırılmamış saf bilinçaltı bulunan ortak rüya paylaşım mekanı." yani limbo herkes için ortak mekan. mal ve dom orada 50 yıl sıkıştıkları için koca bir şehir kurmuşlar oraya. ancak onlardan önce hiçbir şey yoktu orada. dom cobb minibüsün içinde ölüp oraya düştüğünde, zaten yıllardır orada olan saito'yu daha önceden mal ve dom'un yarattığı yere yerleşmiş ve büyük bir krallık kurmuş olarak görüyoruz. ve dom oraya geldiğinde aralarında geçen konuşmada saito'ya yalvaran gözlerle bakıyor ve diyor ki : "come back, and we can be young men together again." daha sonra saito'nun eli silaha gidiyor ve muhtemelen ikisinide öldürüyor ve uçakta uyanıyorlar. yani diğerleri katmanlardan geçerek uyanırlarken saito ve cobb express geçişle uçağa kadar çıkıyorlar.
filmin sonunda ise topacın titreyerek, durmak ile durmamak arasında kalması ise tamamen christopher nolan'ın ibneliğinden kaynaklıdır. kesinlikle tırt bir son olduğu için biraz aksiyon koymak amaçlı değil, seyircinin anın gerçekliğini sorgulaması için yapılmıştır. kısaca, "yaşadığınız hayat ne kadar gerçek?" diyor bize ibne.
--spoiler--
sonuç olarak, güzel filmdi. yine olsa yine izlerim, yine etkilenirim. benim için kült filmler arasına girmiştir bu film. ve afişi evimin duvarını süsleyecek büyük ihtimalle.
edit : imla hatalarımdan dolayı.
--spoiler--
öncelikle bu film ne matrix ile karşılaştırılabilir ne de başka bir filmle. bir defa işlenen konu ve yapılan işlem bakımından çok farklı idi. ayrıca matrix filmi diye bahsettiğiniz film bir üçleme arkadaşlar. evet üç filmden oluşuyor yani, ve üçünün toplamında açıklanan şeyler bize dünya üzerindeki herşeyi programlardan oluştuğunu aslında bu dünyanın gerçek olmadığını söylüyor.
inception ise tamamen bambaşka bir yapıdadır. bu filmde çocuklarını özlemiş, karısının intiharından kendini sorumlu tutan, psikolojik problemli bir babanın hikayesini izliyoruz. bu babanın elinde ki para kazanmasını sağlayan tek mesleği ise milletin rüyalarında dolanması ve onların sırlarını çalıp başkalarına söylemesi. kendisinin dünyanın en iyi fikir çalıcısı olduğunu söylüyor filmin başında bizlere. ancak başarısız oluyor, * fakat bu başarısızlık dom cobb'a yeni bir iş olanağı sağlıyor ve bugüne kadar yaptığı şeyin tam tersi isteniyor ondan. fikir yerleştirme ya da fikir ekme siz nasıl söylerseniz. ve karşılığında da çocuklarına dönmek vaad ediliyor. daha sonra gelişen olayları hepimiz biliyoruz.
ilk olarak, bir kaç arkadaş "rüyaya girilen aleti açıklamadı bik bik" diye bişeyler söylemiş, madem ki anlamamışlar ben anlatayım o zaman, öncelikle o çantanın içinden çıkan kabloların ucunda iğne veya benzeri bir enjektör olduğunu hepimiz anladık sanırım? çantanın içine yatıştırıcı konulduğunu ve o büyük kırmızı düğmeye basıldığında çıkan fıss sesiyle o yatıştırıcının enjekte edildiğini de anladık değil mi film boyunca? peki hangi kısımları anlamadınız dostlar?
ikinci olarak söylemek istediğim şey, rüya içinde rüya olgusunun çok iyi işlenmiş olması. bilinçaltının yansımaları vs. olgularla kuvvetlendirilmiş olması daha da iyi olmuş. bu olayı anlamayanlar için cobb abimizin ariadne'yi kendi rüyasında gezdirişini tekrar izlemesini öneriyoruz, ne diyor cobb abim? mimarlar labirenti tasarlar, biz rüyasına girdiğimiz kişiyi o labirente getiririz *, ve onlar da labirenti bilinçaltıyla doldurur. rüya içinde rüya olgusunun fikir ekmekte özellikle gerekli olmasının sebebini ise eames abimiz işi planlarken bize anlatıyor. "birinci aşamada ben browning'in kılığına girip onu işi benim yaptırdığıma inandıracağım, ikinci aşamada ise zaten fischer'ın browning ile ilgili yansıması ona aynı şeyleri söyleyecektir. kendiliğinden böyle düşünmeli tek yolu bu." diyor. yani katman inmek zorunlu imiş.
üçüncü olarakta, bir arkadaş demiş ki, dom cobb, saito'nun limbosuna nasıl düştü? bunu da cobb abimiz, eames'in saito'yu öldürmesini engellediğinde ariadne sormuştu, "limbo mu? o da ne?" ve arthur abimiz ne dedi? "içinde sadece sınıflandırılmamış saf bilinçaltı bulunan ortak rüya paylaşım mekanı." yani limbo herkes için ortak mekan. mal ve dom orada 50 yıl sıkıştıkları için koca bir şehir kurmuşlar oraya. ancak onlardan önce hiçbir şey yoktu orada. dom cobb minibüsün içinde ölüp oraya düştüğünde, zaten yıllardır orada olan saito'yu daha önceden mal ve dom'un yarattığı yere yerleşmiş ve büyük bir krallık kurmuş olarak görüyoruz. ve dom oraya geldiğinde aralarında geçen konuşmada saito'ya yalvaran gözlerle bakıyor ve diyor ki : "come back, and we can be young men together again." daha sonra saito'nun eli silaha gidiyor ve muhtemelen ikisinide öldürüyor ve uçakta uyanıyorlar. yani diğerleri katmanlardan geçerek uyanırlarken saito ve cobb express geçişle uçağa kadar çıkıyorlar.
filmin sonunda ise topacın titreyerek, durmak ile durmamak arasında kalması ise tamamen christopher nolan'ın ibneliğinden kaynaklıdır. kesinlikle tırt bir son olduğu için biraz aksiyon koymak amaçlı değil, seyircinin anın gerçekliğini sorgulaması için yapılmıştır. kısaca, "yaşadığınız hayat ne kadar gerçek?" diyor bize ibne.
--spoiler--
sonuç olarak, güzel filmdi. yine olsa yine izlerim, yine etkilenirim. benim için kült filmler arasına girmiştir bu film. ve afişi evimin duvarını süsleyecek büyük ihtimalle.
edit : imla hatalarımdan dolayı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar