bugün
- türklerin başarılı olduğu konular8
- bekir bozdağ4
- kürtlerin başarılı olduğu konular7
- ellerim bos gonlum hos neyin kafasını yaşıyor4
- fatma betül sayan kaya37
- google hizmetlerini kullanan yahudi sevici vex4
- 60 kilo üzeri kızlar sözlükten çıksın8
- yazarların sıkıldıklarında yaptıkları şeyler3
- tevratta anlatılan ensest ilişki13
- arapların iyi olduğu konular4
- ispanyolların başarılı olduğu konular4
- karıcığım mini etek sana çok yakışıyor2
- sözlükte kimsenin kalmadığını hissetmek2
- şeriatçıların başarılı olduğu şeyler3
- hamsili cilt kremi8
- s'i l v'e r m'i s t'in mutfağına konuk olmak7
- israil de özelleştirilen f35 adir ler3
- yemek yapmayı bilen yazarlar bakabilir mi7
- italyanların başarılı olduğu konular4
- yunanlıların başarılı olduğu konular2
- rize de kar yağması2
- yahudilerin en iyi olduğu konu teknoloji3
- ellerim bos gonlum hos vs vexillarius the slayer2
- tayvanın iyi olduğu konular3
- zorba arkadaşlar4
- akp seçmeni12
- ebemin iyi olduğu konu2
- roboski3
- sobayla konuşan adama dahi demek3
- bahtı değil iştahı açık olan kız4
- ağrı kesici kullanamamak3
- yahudilerin en iyi olduğu konular3
- plaza kadınları3
- fransızların başarılı olduğu konular2
- tavuk şiş3
- ağlamak istemek ama ağlayamamak2
- moğolların başarılı olduğu konular2
- tanrının iyi olduğu konular2
- israil lobisi neden bu kadar çok güçlü2
- akp li kadınlar3
- endonezyanın başarılı olduğu konular2
- intel'in israil tesisleri2
- erkek olmasaydın seninle olurdum diyen yazar2
- ingilizlerin başarılı olduğu konular2
- nurcuların biraz şey olduğu gerçeği2
- galatasaray2
- sabahları nefret edilen şeyler8
- lazların iyi olduğu konular2
- arkadaşlar ben hamaratsız mıyım3
- japonların başarılı olduğu konular2
enfes bir yahya kemal şiiri
koca mustâpaşa! ücrâ ve fakîr istanbul!
tâ fetihten beri mü'min, mütevekkil, yoksul,
hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada.
kaldım onlarla bütün gün bu güzel rü'yâda.
öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz
ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz.
mânevî çerçeve beş yüz senedir hep berrak;
yaşıyanlar değil allâh'a gidenlerden uzak.
bir bahar yağmuru yağmış da açılmış havayı
hisseden kimse hakîkat sanıyor hulyâyı.
âhiret öyle yakın seyredilen manzarada,
o kadar komşu ki dünyâya dıvar yok arada,
geçer insan bir adım atsa birinden birine,
kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.
serviliklerde sükûn, yolda sükûn, evde sükûn.
bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskûn.
bir afîf âile sessizliği var evlerde;
örtüyor fakrı asâletle çekilmiş perde.
kaldırımsız, daracık, iğri sokak, doğru sokak..
her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak.
kuru ekmekle, bayat peyniri lezzetle yiyen,
çeşmeden her su içerken: "şükür allâh'a" diyen
yaşıyor sâde maîşetlerin en sâfında;
rûh esen kuytu mezarlıkların etrâfında.
bu vatandaş biraz ahşapla, biraz kerpiçten
yapabilmiş bu güzellikleri birkaç hiçten.
türk'ün âsûde mizâciyle bizans'ın kederi
karışıp mağfiret iklîmi edinmiş bu yeri.
şu fetih vak'ası, yârab! ne büyük mu'cizedir!
her tecellîsini nakletmek uzundur bir bir;
bir tecellîsi fakat, rûhu saatlerce sarar:
koca mustâpaşa var, câmii var, semti var.
elli yıl geçtiği günlerde büyük mu'cizeden,
hak'dan ilhâm ile bir gün o güzel semte giden,
rum vezîr, eski manastırda ederken secde,
kalbi çok dolduran îmân ile gelmiş vecde,
onu, tek tanrısının mâbedi etmiş de hayâl,
vakfedip her neye mâlikse, bütün mâl ü menâl,
bir fetih câmii yapmak dilemiş islâma.
sebep olmuş bu eser yâd edilir bir nâma.
dört asırdır inerek câmie nûr üstüne nûr
yerde bulmuş yaşıyanlar da, ölenler de huzûr.
ona hâlâ gidilirken geçilir bir yoldan,
göze çarpar ölüm âyetleri sağdan soldan,
sarmaşıklar, yazılar, taşlar, ağaçlar karışık;
hâfız osman gibi hattatla gömülmüş bir ışık
bu mezarlıkta siyah toprağı aydınlatıyor;
belli, kabrinde, o, bir nûra sarılmış yatıyor.
gece, şi'riyle sararken koca mustâpaşa'yı
seyredenler görür allâha yakın dünyâyı.
yolda tek tük görünenler çekilir evlerine;
gece sessizliği semtin yayılır her yerine.
bir ziyâretçi derin zevk alarak manzaradan,
unutur semtine yollanmayı artık buradan.
gizli bir his bana, hâtif gibi, ihtâr ediyor;
çok yavaş, yalnız içimden duyulan sesle, diyor:
"gitme! kal! sen bu taraf halkına dost insansın;
onların meşrebi, iklîmi ve ırkındansın.
gece, her yerdeki efsunlu sükûnundan iyi,
avutur gamlıyı, teskîn eder endîşeliyi;
ne ledünnî gecedir! tâ ağaran vakte kadar,
bir mücevher gibi sünbül sinan'ın rûhu yanar.
ne saâdet! bu taraflarda, her ülfetten uzak,
vatanın fâtihi cedlerle berâber yaşamak!..."
geç vakit semtime döndüm koca mustâpaşa'dan
kalbim ayrılmadı bir an o güzel rü'yâ'dan.
bu muammâyı uzun boylu düşündüm de yine,
dikkatim hâdisenin vardı derinliklerine;
bu geniş ülkede, binlerce lâtif illerde,
nice yıl, cedlerimiz kökleşerek bir yerde,
mânevî varlığının resmini çizmiş havaya.
-ki bugün karşılaşan benzetiyor rü'yâya.-
kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
derler: insanda derin bir yaradır köksüzlük;
budur âlemde hudutsuz ve hâzin öksüzlük.
sızlatır bâzı saatler dayanılmaz bir acı,
kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
rûh arar başka tesellî her esen rüzgârda.
ne yazîk! doğmuyoruz şimdi o topraklarda!
koca mustâpaşa! ücrâ ve fakîr istanbul!
tâ fetihten beri mü'min, mütevekkil, yoksul,
hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada.
kaldım onlarla bütün gün bu güzel rü'yâda.
öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz
ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz.
mânevî çerçeve beş yüz senedir hep berrak;
yaşıyanlar değil allâh'a gidenlerden uzak.
bir bahar yağmuru yağmış da açılmış havayı
hisseden kimse hakîkat sanıyor hulyâyı.
âhiret öyle yakın seyredilen manzarada,
o kadar komşu ki dünyâya dıvar yok arada,
geçer insan bir adım atsa birinden birine,
kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.
serviliklerde sükûn, yolda sükûn, evde sükûn.
bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskûn.
bir afîf âile sessizliği var evlerde;
örtüyor fakrı asâletle çekilmiş perde.
kaldırımsız, daracık, iğri sokak, doğru sokak..
her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak.
kuru ekmekle, bayat peyniri lezzetle yiyen,
çeşmeden her su içerken: "şükür allâh'a" diyen
yaşıyor sâde maîşetlerin en sâfında;
rûh esen kuytu mezarlıkların etrâfında.
bu vatandaş biraz ahşapla, biraz kerpiçten
yapabilmiş bu güzellikleri birkaç hiçten.
türk'ün âsûde mizâciyle bizans'ın kederi
karışıp mağfiret iklîmi edinmiş bu yeri.
şu fetih vak'ası, yârab! ne büyük mu'cizedir!
her tecellîsini nakletmek uzundur bir bir;
bir tecellîsi fakat, rûhu saatlerce sarar:
koca mustâpaşa var, câmii var, semti var.
elli yıl geçtiği günlerde büyük mu'cizeden,
hak'dan ilhâm ile bir gün o güzel semte giden,
rum vezîr, eski manastırda ederken secde,
kalbi çok dolduran îmân ile gelmiş vecde,
onu, tek tanrısının mâbedi etmiş de hayâl,
vakfedip her neye mâlikse, bütün mâl ü menâl,
bir fetih câmii yapmak dilemiş islâma.
sebep olmuş bu eser yâd edilir bir nâma.
dört asırdır inerek câmie nûr üstüne nûr
yerde bulmuş yaşıyanlar da, ölenler de huzûr.
ona hâlâ gidilirken geçilir bir yoldan,
göze çarpar ölüm âyetleri sağdan soldan,
sarmaşıklar, yazılar, taşlar, ağaçlar karışık;
hâfız osman gibi hattatla gömülmüş bir ışık
bu mezarlıkta siyah toprağı aydınlatıyor;
belli, kabrinde, o, bir nûra sarılmış yatıyor.
gece, şi'riyle sararken koca mustâpaşa'yı
seyredenler görür allâha yakın dünyâyı.
yolda tek tük görünenler çekilir evlerine;
gece sessizliği semtin yayılır her yerine.
bir ziyâretçi derin zevk alarak manzaradan,
unutur semtine yollanmayı artık buradan.
gizli bir his bana, hâtif gibi, ihtâr ediyor;
çok yavaş, yalnız içimden duyulan sesle, diyor:
"gitme! kal! sen bu taraf halkına dost insansın;
onların meşrebi, iklîmi ve ırkındansın.
gece, her yerdeki efsunlu sükûnundan iyi,
avutur gamlıyı, teskîn eder endîşeliyi;
ne ledünnî gecedir! tâ ağaran vakte kadar,
bir mücevher gibi sünbül sinan'ın rûhu yanar.
ne saâdet! bu taraflarda, her ülfetten uzak,
vatanın fâtihi cedlerle berâber yaşamak!..."
geç vakit semtime döndüm koca mustâpaşa'dan
kalbim ayrılmadı bir an o güzel rü'yâ'dan.
bu muammâyı uzun boylu düşündüm de yine,
dikkatim hâdisenin vardı derinliklerine;
bu geniş ülkede, binlerce lâtif illerde,
nice yıl, cedlerimiz kökleşerek bir yerde,
mânevî varlığının resmini çizmiş havaya.
-ki bugün karşılaşan benzetiyor rü'yâya.-
kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
derler: insanda derin bir yaradır köksüzlük;
budur âlemde hudutsuz ve hâzin öksüzlük.
sızlatır bâzı saatler dayanılmaz bir acı,
kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
rûh arar başka tesellî her esen rüzgârda.
ne yazîk! doğmuyoruz şimdi o topraklarda!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar