bugün
- yalnizca deli yalnizca sair20
- katatespizartmasi17
- nickinde k harfi olan yazara olan aşkım8
- yeni seçimde akp halka ne vaadedebilir sorunsalı7
- altı ok'a ihanet edip mührü başka yere vurmak16
- arkadaşlar bakar mısınız13
- üsküdar da martıya eziyet5
- evlenip boşanmış erkeklerin değerinin düşmesi9
- şehre inen domuzları besleyen kadın6
- sinirli kadını sakinleştirmek4
- iran da 120 çocuğun öldüğü okul saldırısı5
- ordu3
- şimdi herkes su içsin9
- recep tayyip erdoğan9
- iyi insan olmak4
- perşembenin haftanın en uzun günü olması2
- sözlükteki tipsiz erkekler3
- bırakın kavgayı maç başlıyor2
- sapık entryler giren insanımsılar3
- değişim partisi4
- puura11
- arkadaşlar buraya bakın2
- uçak bile beni görünce kalkar diyen kız2
- ağzına verilmek istenen kızın ağzına almaması18
- sabah bi kalktın kadınsın napardın20
- 500 ve 1000 tl lik banknotların çıkmama nedeni6
- 40 yaş üzeri insanlar mesajlaşıyor mu sorunsalı5
- 23 temmuz 20262
- odyssey3
- velvet47
- arkadaşlar sizce bu etek nasıl17
- kız arkadaşa gökyüzünü hediye etmek14
- özgür özel ve şaibeli ekibinin yeni partisi2
- kasiyer kıza nasıl açılırım11
- 22 temmuz 2026 tatilbudur mağduriyeti2
- z kuşağı kızlarının escort gibi olması13
- true'nin hiç sevgilisi olmasın mı12
- yanlış anlaşılmaktan yorulup hiç anlatmamak2
- erleg han2
- tusaş fabrikasında yangın2
- habire1238
- en kibirli yuzır10
- sizleri seviyorum çiçeklerim2
- yaşlı kadın yuzırlar8
- yeni parti25
- sinagog tavanına çiğ köfte yapıştırmak7
- en merak ettiğin ulu yazarı12
- karşısından gelen güzel kıza bakmayan erkek10
- gaylik alametleri7
- kadına sahip olmak2
enfes bir yahya kemal şiiri
koca mustâpaşa! ücrâ ve fakîr istanbul!
tâ fetihten beri mü'min, mütevekkil, yoksul,
hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada.
kaldım onlarla bütün gün bu güzel rü'yâda.
öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz
ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz.
mânevî çerçeve beş yüz senedir hep berrak;
yaşıyanlar değil allâh'a gidenlerden uzak.
bir bahar yağmuru yağmış da açılmış havayı
hisseden kimse hakîkat sanıyor hulyâyı.
âhiret öyle yakın seyredilen manzarada,
o kadar komşu ki dünyâya dıvar yok arada,
geçer insan bir adım atsa birinden birine,
kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.
serviliklerde sükûn, yolda sükûn, evde sükûn.
bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskûn.
bir afîf âile sessizliği var evlerde;
örtüyor fakrı asâletle çekilmiş perde.
kaldırımsız, daracık, iğri sokak, doğru sokak..
her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak.
kuru ekmekle, bayat peyniri lezzetle yiyen,
çeşmeden her su içerken: "şükür allâh'a" diyen
yaşıyor sâde maîşetlerin en sâfında;
rûh esen kuytu mezarlıkların etrâfında.
bu vatandaş biraz ahşapla, biraz kerpiçten
yapabilmiş bu güzellikleri birkaç hiçten.
türk'ün âsûde mizâciyle bizans'ın kederi
karışıp mağfiret iklîmi edinmiş bu yeri.
şu fetih vak'ası, yârab! ne büyük mu'cizedir!
her tecellîsini nakletmek uzundur bir bir;
bir tecellîsi fakat, rûhu saatlerce sarar:
koca mustâpaşa var, câmii var, semti var.
elli yıl geçtiği günlerde büyük mu'cizeden,
hak'dan ilhâm ile bir gün o güzel semte giden,
rum vezîr, eski manastırda ederken secde,
kalbi çok dolduran îmân ile gelmiş vecde,
onu, tek tanrısının mâbedi etmiş de hayâl,
vakfedip her neye mâlikse, bütün mâl ü menâl,
bir fetih câmii yapmak dilemiş islâma.
sebep olmuş bu eser yâd edilir bir nâma.
dört asırdır inerek câmie nûr üstüne nûr
yerde bulmuş yaşıyanlar da, ölenler de huzûr.
ona hâlâ gidilirken geçilir bir yoldan,
göze çarpar ölüm âyetleri sağdan soldan,
sarmaşıklar, yazılar, taşlar, ağaçlar karışık;
hâfız osman gibi hattatla gömülmüş bir ışık
bu mezarlıkta siyah toprağı aydınlatıyor;
belli, kabrinde, o, bir nûra sarılmış yatıyor.
gece, şi'riyle sararken koca mustâpaşa'yı
seyredenler görür allâha yakın dünyâyı.
yolda tek tük görünenler çekilir evlerine;
gece sessizliği semtin yayılır her yerine.
bir ziyâretçi derin zevk alarak manzaradan,
unutur semtine yollanmayı artık buradan.
gizli bir his bana, hâtif gibi, ihtâr ediyor;
çok yavaş, yalnız içimden duyulan sesle, diyor:
"gitme! kal! sen bu taraf halkına dost insansın;
onların meşrebi, iklîmi ve ırkındansın.
gece, her yerdeki efsunlu sükûnundan iyi,
avutur gamlıyı, teskîn eder endîşeliyi;
ne ledünnî gecedir! tâ ağaran vakte kadar,
bir mücevher gibi sünbül sinan'ın rûhu yanar.
ne saâdet! bu taraflarda, her ülfetten uzak,
vatanın fâtihi cedlerle berâber yaşamak!..."
geç vakit semtime döndüm koca mustâpaşa'dan
kalbim ayrılmadı bir an o güzel rü'yâ'dan.
bu muammâyı uzun boylu düşündüm de yine,
dikkatim hâdisenin vardı derinliklerine;
bu geniş ülkede, binlerce lâtif illerde,
nice yıl, cedlerimiz kökleşerek bir yerde,
mânevî varlığının resmini çizmiş havaya.
-ki bugün karşılaşan benzetiyor rü'yâya.-
kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
derler: insanda derin bir yaradır köksüzlük;
budur âlemde hudutsuz ve hâzin öksüzlük.
sızlatır bâzı saatler dayanılmaz bir acı,
kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
rûh arar başka tesellî her esen rüzgârda.
ne yazîk! doğmuyoruz şimdi o topraklarda!
koca mustâpaşa! ücrâ ve fakîr istanbul!
tâ fetihten beri mü'min, mütevekkil, yoksul,
hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada.
kaldım onlarla bütün gün bu güzel rü'yâda.
öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz
ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz.
mânevî çerçeve beş yüz senedir hep berrak;
yaşıyanlar değil allâh'a gidenlerden uzak.
bir bahar yağmuru yağmış da açılmış havayı
hisseden kimse hakîkat sanıyor hulyâyı.
âhiret öyle yakın seyredilen manzarada,
o kadar komşu ki dünyâya dıvar yok arada,
geçer insan bir adım atsa birinden birine,
kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.
serviliklerde sükûn, yolda sükûn, evde sükûn.
bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskûn.
bir afîf âile sessizliği var evlerde;
örtüyor fakrı asâletle çekilmiş perde.
kaldırımsız, daracık, iğri sokak, doğru sokak..
her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak.
kuru ekmekle, bayat peyniri lezzetle yiyen,
çeşmeden her su içerken: "şükür allâh'a" diyen
yaşıyor sâde maîşetlerin en sâfında;
rûh esen kuytu mezarlıkların etrâfında.
bu vatandaş biraz ahşapla, biraz kerpiçten
yapabilmiş bu güzellikleri birkaç hiçten.
türk'ün âsûde mizâciyle bizans'ın kederi
karışıp mağfiret iklîmi edinmiş bu yeri.
şu fetih vak'ası, yârab! ne büyük mu'cizedir!
her tecellîsini nakletmek uzundur bir bir;
bir tecellîsi fakat, rûhu saatlerce sarar:
koca mustâpaşa var, câmii var, semti var.
elli yıl geçtiği günlerde büyük mu'cizeden,
hak'dan ilhâm ile bir gün o güzel semte giden,
rum vezîr, eski manastırda ederken secde,
kalbi çok dolduran îmân ile gelmiş vecde,
onu, tek tanrısının mâbedi etmiş de hayâl,
vakfedip her neye mâlikse, bütün mâl ü menâl,
bir fetih câmii yapmak dilemiş islâma.
sebep olmuş bu eser yâd edilir bir nâma.
dört asırdır inerek câmie nûr üstüne nûr
yerde bulmuş yaşıyanlar da, ölenler de huzûr.
ona hâlâ gidilirken geçilir bir yoldan,
göze çarpar ölüm âyetleri sağdan soldan,
sarmaşıklar, yazılar, taşlar, ağaçlar karışık;
hâfız osman gibi hattatla gömülmüş bir ışık
bu mezarlıkta siyah toprağı aydınlatıyor;
belli, kabrinde, o, bir nûra sarılmış yatıyor.
gece, şi'riyle sararken koca mustâpaşa'yı
seyredenler görür allâha yakın dünyâyı.
yolda tek tük görünenler çekilir evlerine;
gece sessizliği semtin yayılır her yerine.
bir ziyâretçi derin zevk alarak manzaradan,
unutur semtine yollanmayı artık buradan.
gizli bir his bana, hâtif gibi, ihtâr ediyor;
çok yavaş, yalnız içimden duyulan sesle, diyor:
"gitme! kal! sen bu taraf halkına dost insansın;
onların meşrebi, iklîmi ve ırkındansın.
gece, her yerdeki efsunlu sükûnundan iyi,
avutur gamlıyı, teskîn eder endîşeliyi;
ne ledünnî gecedir! tâ ağaran vakte kadar,
bir mücevher gibi sünbül sinan'ın rûhu yanar.
ne saâdet! bu taraflarda, her ülfetten uzak,
vatanın fâtihi cedlerle berâber yaşamak!..."
geç vakit semtime döndüm koca mustâpaşa'dan
kalbim ayrılmadı bir an o güzel rü'yâ'dan.
bu muammâyı uzun boylu düşündüm de yine,
dikkatim hâdisenin vardı derinliklerine;
bu geniş ülkede, binlerce lâtif illerde,
nice yıl, cedlerimiz kökleşerek bir yerde,
mânevî varlığının resmini çizmiş havaya.
-ki bugün karşılaşan benzetiyor rü'yâya.-
kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
derler: insanda derin bir yaradır köksüzlük;
budur âlemde hudutsuz ve hâzin öksüzlük.
sızlatır bâzı saatler dayanılmaz bir acı,
kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
rûh arar başka tesellî her esen rüzgârda.
ne yazîk! doğmuyoruz şimdi o topraklarda!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar