bugün
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı72
- güney kore34
- kolye21
- kılıçdaroğlu'nun erken seçim çıkışı3
- meksika6
- jaws filmindeki sikko balik29
- yazılımcıların flört edememesi3
- didem soydan6
- dergilerin değerli olması2
- en son alınan iltifat7
- futbol18
- chatgpt'nin bana yürümesi12
- fenerbahçe8
- okan buruk10
- ismail kartal16
- sevgi vs aşk11
- erotik şarkılar3
- sözlükteki fenerbahçeliler15
- dinde aşırılık3
- nervio tarzı entry girmek18
- galatasaray10
- swatch2
- fransa9
- 26 ekim 2026 psg lyon maçı2
- sözlükteki fenerbahçe li yazarlar7
- depresyon güzelim2
- ilk buluşmada sevişenler4
- victor osimhen11
- arda güler16
- mert hakan yandaş5
- atatürk ün hataları15
- türkiye11
- cedidacer6
- atilla karaoğlan5
- sinek as'ın sözlüğe vedası26
- kimsenin sizi sevmemesi4
- bir kadının tehlikeli olduğunu gösteren detaylar8
- ismet bin ebu lülü vel binici ül meydan'ı ilim4
- futbol izleyen erkek pasif gaydir5
- aç uyumak13
- oktay saral13
- para5
- hurdacıdan son gelen kitaplar6
- sözlükteki fenerbahçeli yazarların rezil olması4
- duşa giriyorum kimi düşüneyim9
- paris2
- karı istiyorum3
- meme gifleri atan sözlük yetkilisi6
- gay taklidi yapıp kızlarla takılmak5
- sözlükteki yazarların beni kız zannetmesi10
ahmet altan'ın taraf gazetesindeki köşesinde bugün yayınlanan makalesidir.
tüm küçük solucanlara ve küçük köpeklere gelsin;
***
Biz önce generallerden başlayalım.
Genelkurmay Başkanı ilker Başbuğ "Balyoz planıyla" ilgili konuştu ama doğrusu ben ne dediğini gene pek anlamadım.
Bu planı araştırıyorlarmış.
Ben öyle "muğlâk" ortadan konuşmaları sevmem, öyle de konuşmam, netlikten, açıklıktan yanayım.
Birinci Ordu'da hazırlanan "darbenin" cami yakmak gibi korkunç planlarının "harekât emirleri" var, bu emirleri hazırlayan subayların isimleri var, bu harekâtta görevlendirilen personelin isimleri var ve bu emrin yazıldığı "bilgisayarın" kimliğine ait bilgiler var.
Biz bu harekât emrini ve içindeki isimleri açıkladık.
Böyle başka planlar da bulunuyor, onlarda da "görevlendirilmiş" personelin isimleri yazılı, onların da çıktığı bilgisayarlar belli.
Genelkurmay'ın elinde bu harekât planları yoksa verelim.
Varsa kendileri baksınlar.
O harekât planlarında isimleri yazılı olan subaylar sağ, bir kısmı hâlâ görevde, çağırıp onları, sorsunlar.
Ya diyecekler ki "bu planlar maalesef hazırlanmış, sorumlularını yargıya havale ediyoruz".
Ya da diyecekler ki, "o planları o subaylar hazırlamamış ama Birinci Ordu'daki bütün bilgisayarlara girilmiş, ayrı ayrı bilgisayarlarda ayrı ayrı emirler yazılmış ama ne Birinci Ordu ne de Genelkurmay, harekât bölümlerinin, komutanlarının, subaylarının resmî bilgisayarlarının başkaları tarafından ele geçirildiğini fark edebilmiş."
iki ihtimal var, ya Birinci Ordu darbe planı hazırladı ya da Birinci Ordu "düşmanlar" tarafından gizlice zaptedildi ama kimse fark edemedi.
Hangisi?
Lafı uzatacak, ezecek, büzecek bir şey yok.
Durum net, belge net, soru net.
Ama cevap net değil.
Sarıkamış'ta binlerce askerin Enver Paşa'nın zekâsız çılgınlığı sonucu öldüğünü yıllarca bu halktan saklayan "gazetecilerin" bugünkü uzantıları olan küçük çakallarını bizlere, ailelerimize saldırtmak, bizi bu soruları sormaktan vazgeçirmez.
Küfürlerle, gürültülerle, aşağılık oyunlarla olayı saptırmalarına izin vermeyiz.
Onun için kurtuluşu buralarda aramayın.
Net ve açık konuşun.
Bu arada, "TSK'nın sabrının sınırı" olduğunu söyleyen Orgeneral Başbuğ'a şunu da sormak istiyorum.
Ne olacak sabrınız tükenirse?
Vurduracak mısınız, tutuklatacak mısınız, gazeteyi mi kapattıracaksınız?
Bu ne biçim konuşma?
Türkiye'nin "hukuk sistemini" sizin sabrınızın ölçüleri mi belirliyor?
Vazgeçin bu tehditlerden.
Ben yaşlı bir adamım, ölüm bana kapı komşusu artık, bir gün önce bir gün sonra hesabı yapacak halim yok, bu tehditlere aldırmam, sizin "aferininizi" almak için paçamda dolaşan solucanlarınızın yapışkan ıslaklığından iğrensem de, çok kızarsam elimin kirlenmesine aldırmaz onları da avucumun içinde ovalayıp parçalarım.
Bunları boşverin de siz işinizi yapın, darbe planları hazırlayanları ortaya çıkartıp yargıya sevk edin.
Ordunun içindeki bu "darbeciler" yüzünden biz asıl konuşmamız gereken konuları konuşamayız.
Neşe Düzel, Adil Gür'le muhteşem bir konuşma yaptı, Gür sadece siyasetteki son durumu değil, yaptığı araştırmalar sonucu belirlediği Kürt halkının eğilimlerini, isteklerini de açıkladı.
Gür'ün araştırmasına göre DTP'lilerin yüzde seksene yakınının istemesine rağmen partili olmayan Kürtlerin büyük çoğunluğu "özerklik" istemiyor, Kürtlerin özerkliğini en çok destekleyenler "beyaz" Türkler.
Gür'ün araştırmasını temel aldığımızda, en azından ilk adım için "demokratikleşmenin" Kürtlerin eşit vatandaşlar olmasının sağlanmasının "Kürt sorununu" büyük ölçüde çözebileceğini görüyoruz.
Dağdaki PKK'lılar için getirilecek bir af da ortamı çok rahatlatacak.
"Ayrılmayı, bölünmeyi" bir yana bırakın "özerkliğe" bile isteksizce yaklaşan Kürtlerle Türklerin nasıl bir sorunu var o zaman?
"Demokratikleşmeye" karşı çıkan Türkler, hep "ülkeyi bölecekler" mazeretinin arkasına sığınıp her türlü gelişmeyi engellemeye uğraşıyorlardı.
Hükümet de onların bu "temelsiz" çıkışlarından korkup geriliyordu.
Bunun yanlış bir korku olduğu anlaşılıyor.
Türkiye, yeni ve çağdaş bir düzen kurabilir kendisine, Türklerle Kürtlerin eşit olduğu, Avrupa standartlarını oluşturmuş, askeri kışlasına göndermiş, halkın iradesini parlamentoya yansıtmış, dindarların inanç özgürlüğüne, dinsizlerin yaşama biçimine saygılı, fikir özgürlüğünü kısıtlamayan, barış içinde bir ülke kurabiliriz.
"Yanlış korkularla" gelişmeleri engellemeye kalkanlara aldırmadan yürüyecek bir hükümet bu sorunları çözer.
Çözmeli de.
Bıktık usandık bu sıkıntılı, baskılı, kasvetli hayattan.
http://taraf.com.tr/makale/9696.htm
tüm küçük solucanlara ve küçük köpeklere gelsin;
***
Biz önce generallerden başlayalım.
Genelkurmay Başkanı ilker Başbuğ "Balyoz planıyla" ilgili konuştu ama doğrusu ben ne dediğini gene pek anlamadım.
Bu planı araştırıyorlarmış.
Ben öyle "muğlâk" ortadan konuşmaları sevmem, öyle de konuşmam, netlikten, açıklıktan yanayım.
Birinci Ordu'da hazırlanan "darbenin" cami yakmak gibi korkunç planlarının "harekât emirleri" var, bu emirleri hazırlayan subayların isimleri var, bu harekâtta görevlendirilen personelin isimleri var ve bu emrin yazıldığı "bilgisayarın" kimliğine ait bilgiler var.
Biz bu harekât emrini ve içindeki isimleri açıkladık.
Böyle başka planlar da bulunuyor, onlarda da "görevlendirilmiş" personelin isimleri yazılı, onların da çıktığı bilgisayarlar belli.
Genelkurmay'ın elinde bu harekât planları yoksa verelim.
Varsa kendileri baksınlar.
O harekât planlarında isimleri yazılı olan subaylar sağ, bir kısmı hâlâ görevde, çağırıp onları, sorsunlar.
Ya diyecekler ki "bu planlar maalesef hazırlanmış, sorumlularını yargıya havale ediyoruz".
Ya da diyecekler ki, "o planları o subaylar hazırlamamış ama Birinci Ordu'daki bütün bilgisayarlara girilmiş, ayrı ayrı bilgisayarlarda ayrı ayrı emirler yazılmış ama ne Birinci Ordu ne de Genelkurmay, harekât bölümlerinin, komutanlarının, subaylarının resmî bilgisayarlarının başkaları tarafından ele geçirildiğini fark edebilmiş."
iki ihtimal var, ya Birinci Ordu darbe planı hazırladı ya da Birinci Ordu "düşmanlar" tarafından gizlice zaptedildi ama kimse fark edemedi.
Hangisi?
Lafı uzatacak, ezecek, büzecek bir şey yok.
Durum net, belge net, soru net.
Ama cevap net değil.
Sarıkamış'ta binlerce askerin Enver Paşa'nın zekâsız çılgınlığı sonucu öldüğünü yıllarca bu halktan saklayan "gazetecilerin" bugünkü uzantıları olan küçük çakallarını bizlere, ailelerimize saldırtmak, bizi bu soruları sormaktan vazgeçirmez.
Küfürlerle, gürültülerle, aşağılık oyunlarla olayı saptırmalarına izin vermeyiz.
Onun için kurtuluşu buralarda aramayın.
Net ve açık konuşun.
Bu arada, "TSK'nın sabrının sınırı" olduğunu söyleyen Orgeneral Başbuğ'a şunu da sormak istiyorum.
Ne olacak sabrınız tükenirse?
Vurduracak mısınız, tutuklatacak mısınız, gazeteyi mi kapattıracaksınız?
Bu ne biçim konuşma?
Türkiye'nin "hukuk sistemini" sizin sabrınızın ölçüleri mi belirliyor?
Vazgeçin bu tehditlerden.
Ben yaşlı bir adamım, ölüm bana kapı komşusu artık, bir gün önce bir gün sonra hesabı yapacak halim yok, bu tehditlere aldırmam, sizin "aferininizi" almak için paçamda dolaşan solucanlarınızın yapışkan ıslaklığından iğrensem de, çok kızarsam elimin kirlenmesine aldırmaz onları da avucumun içinde ovalayıp parçalarım.
Bunları boşverin de siz işinizi yapın, darbe planları hazırlayanları ortaya çıkartıp yargıya sevk edin.
Ordunun içindeki bu "darbeciler" yüzünden biz asıl konuşmamız gereken konuları konuşamayız.
Neşe Düzel, Adil Gür'le muhteşem bir konuşma yaptı, Gür sadece siyasetteki son durumu değil, yaptığı araştırmalar sonucu belirlediği Kürt halkının eğilimlerini, isteklerini de açıkladı.
Gür'ün araştırmasına göre DTP'lilerin yüzde seksene yakınının istemesine rağmen partili olmayan Kürtlerin büyük çoğunluğu "özerklik" istemiyor, Kürtlerin özerkliğini en çok destekleyenler "beyaz" Türkler.
Gür'ün araştırmasını temel aldığımızda, en azından ilk adım için "demokratikleşmenin" Kürtlerin eşit vatandaşlar olmasının sağlanmasının "Kürt sorununu" büyük ölçüde çözebileceğini görüyoruz.
Dağdaki PKK'lılar için getirilecek bir af da ortamı çok rahatlatacak.
"Ayrılmayı, bölünmeyi" bir yana bırakın "özerkliğe" bile isteksizce yaklaşan Kürtlerle Türklerin nasıl bir sorunu var o zaman?
"Demokratikleşmeye" karşı çıkan Türkler, hep "ülkeyi bölecekler" mazeretinin arkasına sığınıp her türlü gelişmeyi engellemeye uğraşıyorlardı.
Hükümet de onların bu "temelsiz" çıkışlarından korkup geriliyordu.
Bunun yanlış bir korku olduğu anlaşılıyor.
Türkiye, yeni ve çağdaş bir düzen kurabilir kendisine, Türklerle Kürtlerin eşit olduğu, Avrupa standartlarını oluşturmuş, askeri kışlasına göndermiş, halkın iradesini parlamentoya yansıtmış, dindarların inanç özgürlüğüne, dinsizlerin yaşama biçimine saygılı, fikir özgürlüğünü kısıtlamayan, barış içinde bir ülke kurabiliriz.
"Yanlış korkularla" gelişmeleri engellemeye kalkanlara aldırmadan yürüyecek bir hükümet bu sorunları çözer.
Çözmeli de.
Bıktık usandık bu sıkıntılı, baskılı, kasvetli hayattan.
http://taraf.com.tr/makale/9696.htm
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar