bugün
- dünya39
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı34
- amerika birleşik devletleri29
- ecevit denince akla gelen şeyler29
- 80 bin entry girecek kadar işsiz olmak10
- sarılmak istediğiniz sözlük yazarları7
- israil10
- öğrencilerin bu ne işimize yarayacak sorusu3
- yahudilere hınç besleyip cinnet geçirmek7
- sözlüğün en güzel kadını14
- ahmet cem ersever2
- en medeni ortadoğulular6
- pis hissettiren şeyler2
- 25 eylül 2026 aym önünde intihar eden emekli9
- ali tarakcı hakkında soruşturma başlatılması2
- recep tayyip erdoğan'ın ülkeye çağ atlatması30
- sözlük kızları nerede sorunsalı6
- george washington2
- norveç9
- telegram5
- sosyal medya ve internetin ardında deccal var3
- ismail yüksek4
- taş gibi kalçası olan kadın8
- evanjelist9
- mustafa kemal atatürk10
- kırk yaş üstünü sözlükten göndermek3
- fransa6
- sözlükte yeni yeni bıdıkların ortaya çıkması4
- balgam atar gibi konuşmak3
- türk rock grupları8
- cuma akşam evde kalan yazarlar5
- isveç5
- avrupa5
- hewal ebo12
- akaretler3
- sözlük yazarlarının infak biçimi2
- ateizmin dinlere balyoz etkisi yapması5
- suriyede bi milyon arabın ölümü2
- 25 eylül 2026 macaristan ukrayna maçı3
- orospu çocuğu abdullah öcalan7
- pakistan2
- almanya4
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin35
- berhan şimşek2
- 25 eylül 2026 italya belçika maçı4
- şuan dinlediğin şarkı4
- simko314
- nihilist hedonist şehvetperest insan5
- 25 eylül 2026 karadağ güney kıbrıs maçı2
- finlandiya3
arka fonda eski bir kırkbeşlik çalıyordu, kim olduğunu ne olduğunu bilmiyordu adam; ne zamandan beri çaldığını da... yeni fark etmişti müziğin tınısını...
parmaklarını şıklatarak eşlik etmeye başladı; her zaman bunu yapardı zaten. yerdeki ahşaplar gıcırdayınca durdu birden; eşikte "o" vardı. elinde koca bir bavulla...
bavulu hatırlıyordu adam; bu bavulla seyahat etmişlerdi hep. hawaii'ye, londra'ya, maldivler'e, dubai'ye, hindistan'a... her yere bu bavulla gitmişlerdi. havaalanında sürekli sorun çıksa da bu bavul onların vazgeçilmeziydi.
şimdi ise bavul gidiyor ama adam kalıyordu. bir an düşününce titredi adam; üşüme gelmişti. ayrılık fikri ilk defa bu kadar derin işlemişti içine... sanki bavulu görünce dank etmişti her şey; evet bitmişti ve gidecekti "o", kraliçesi gidiyordu ufacık imparatorluğunun, hayatının son beş yılının temel taşı, her şeyi...
gidiyordu işte... bir onur akın şarkısı gibiydi, veya ipek ongun romanı gibi; fazlasıyla ağdalı ve ağır. o kadar ağır bir duygu yüklü ki, hissedilemiyor bile; derinin altına ulaşamayan iğneler gibi, saplanıyor ve kırılıyor...
bavulun tıkırtısı durunca adam düşüncelerinden sıyrılıverdi; gidiyordu işte, son bir bakışı vardı kahverengi gözlerin, sırf o bakışı defalarca görebilmek için bu anı tekrar tekrar yaşamayı kabul edebileceğini düşündü birden. sonra yüreği ağlamaya başladı adamın... burnu sızlamaya başladı, eliyle sertçe tuttu burnunu ama engel olamadı yüreğine, susturamayacaktı...
hani kanepede oturup hiç konuşmadan beklerdi ya "o", gene beklesin istedi adam; sonsuza kadar beklesin, lütfen beklesin; hiç konuşmasa da olur yeter ki gitmesin...
ama olmadı... her dilek gibi bu da gerçekleşmeyecekti zaten ve kadın arkasını döndü, ahşap daha bir gürültüyle gıcırdıyordu sanki, her adımı adama hissettirmek için daha bir ses çıkıyordu...
elini uzattı hafifçe kaldırdı, ağzını araladı "dur" demek istedi, diyemedi, saatlerdir sustuğu için boğazı kurumuştu; kuru bir homurtu süzüldü atmosfere...
kadın kapıyı açtı ve bavulla beraber çıktıktan sonra kapıyı kapatmak için uzandı. adam son bir hamle yapıp kapı kolunu tuttu, kendine doğru çekti; kadın da içeri doğru yalpaladı. göz göze geldiler.
kadın ağlıyordu, adamın yüreği daha beter oldu; "bil..." diye fısıldadı; "sonsuza dek sevildiğini bil..."
kadın başını salladı, adamı son kez öptü. gözyaşının tuzu dudaklarına bulaşmıştı, adamın alacağı son tat bu olmuştu...
kapı sertçe kapandı...
parmaklarını şıklatarak eşlik etmeye başladı; her zaman bunu yapardı zaten. yerdeki ahşaplar gıcırdayınca durdu birden; eşikte "o" vardı. elinde koca bir bavulla...
bavulu hatırlıyordu adam; bu bavulla seyahat etmişlerdi hep. hawaii'ye, londra'ya, maldivler'e, dubai'ye, hindistan'a... her yere bu bavulla gitmişlerdi. havaalanında sürekli sorun çıksa da bu bavul onların vazgeçilmeziydi.
şimdi ise bavul gidiyor ama adam kalıyordu. bir an düşününce titredi adam; üşüme gelmişti. ayrılık fikri ilk defa bu kadar derin işlemişti içine... sanki bavulu görünce dank etmişti her şey; evet bitmişti ve gidecekti "o", kraliçesi gidiyordu ufacık imparatorluğunun, hayatının son beş yılının temel taşı, her şeyi...
gidiyordu işte... bir onur akın şarkısı gibiydi, veya ipek ongun romanı gibi; fazlasıyla ağdalı ve ağır. o kadar ağır bir duygu yüklü ki, hissedilemiyor bile; derinin altına ulaşamayan iğneler gibi, saplanıyor ve kırılıyor...
bavulun tıkırtısı durunca adam düşüncelerinden sıyrılıverdi; gidiyordu işte, son bir bakışı vardı kahverengi gözlerin, sırf o bakışı defalarca görebilmek için bu anı tekrar tekrar yaşamayı kabul edebileceğini düşündü birden. sonra yüreği ağlamaya başladı adamın... burnu sızlamaya başladı, eliyle sertçe tuttu burnunu ama engel olamadı yüreğine, susturamayacaktı...
hani kanepede oturup hiç konuşmadan beklerdi ya "o", gene beklesin istedi adam; sonsuza kadar beklesin, lütfen beklesin; hiç konuşmasa da olur yeter ki gitmesin...
ama olmadı... her dilek gibi bu da gerçekleşmeyecekti zaten ve kadın arkasını döndü, ahşap daha bir gürültüyle gıcırdıyordu sanki, her adımı adama hissettirmek için daha bir ses çıkıyordu...
elini uzattı hafifçe kaldırdı, ağzını araladı "dur" demek istedi, diyemedi, saatlerdir sustuğu için boğazı kurumuştu; kuru bir homurtu süzüldü atmosfere...
kadın kapıyı açtı ve bavulla beraber çıktıktan sonra kapıyı kapatmak için uzandı. adam son bir hamle yapıp kapı kolunu tuttu, kendine doğru çekti; kadın da içeri doğru yalpaladı. göz göze geldiler.
kadın ağlıyordu, adamın yüreği daha beter oldu; "bil..." diye fısıldadı; "sonsuza dek sevildiğini bil..."
kadın başını salladı, adamı son kez öptü. gözyaşının tuzu dudaklarına bulaşmıştı, adamın alacağı son tat bu olmuştu...
kapı sertçe kapandı...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar