bugün
- deccal internetten çıkacak7
- orta doğu'nun orta dünya gibi olması7
- dün gece sözlükte yaşanan ahlaksız olay7
- sözlük whatsapp grupları5
- sıcak havaların sona ermesi4
- togg t6x6
- cennetin de bu hayatta olması2
- dayatılmış güzellik algısı5
- ruhi çenet7
- kpss 20263
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı41
- yazarların otopsileri2
- özbek kadınlar2
- siyasi vesayet2
- deizm6
- kırbaç isteyen var mı5
- ekşi sözlük11
- yarın kpssye girecek yazarlar13
- bana onu sormayin2
- gocu bak bi5
- bütün yazarları eksileyen yazar kim sorunsalı2
- kadınların kötü günde terk edip gitmeleri3
- ismail kartal10
- enayimiknatisii36
- düşün ki o bunu okuyor7
- anın görüntüsü26
- kıyamet döneminde yaşanacak felaketler2
- sözlük kızlarındaki libido yüksekliği4
- fenerbahçe12
- diamond bey biraderelle2
- sözlük yazarlarının salatalıkları21
- anderson talisca3
- güne bir şarkı bırak7
- gocu51
- ölüm9
- şarap3
- dansöz izleme keyfi11
- insan olmaya ceyrek kala26
- hangi renksiniz17
- aziz yıldırım12
- suriye'nin medeniyete katkıları2
- serhat kılıç13
- berhan şimşek'in kadına şiddet görüntüleri3
- çocuklara verilen farklı isimler12
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı32
- güneş kremimi yenilemem lazım diyen erkek12
- elleri güzel erkek nasıl oluyor sorunsalı12
- 05 09 2026 silvermist'e ciğer ısmarlamam14
- açık oylayan yazar ne demek istiyor13
- tai lung34
dolabı karıştırırken yine kendime yakalandım, elime düştü o seramik gondol. içinde minik bir çift, dudak dudağa, etrafı yaldızlı su birikintisi, altında da “venezia dreams” yazıyor ama i harfi yamuk basılmış. tozunu silkeledim, parmaklarım o fazla kaygan yüzeyde kaydı gitti. bir an içim ısındı lan, utandım da. çünkü kitsch tam bu boktan şey: acıyı, sevgiyi, hüznü almışsın, eritmişsin, kalıba dökmüşsün, üzerine de daha duygusal olsun diye sim serpmişsin.
gerçek bir kalp kırıklığı seni yavaş yavaş oyarken bu sana hazır gözyaşı veriyor, hem de tuz oranı ayarlı, poşeti yırtmadan. ilk başta küçümsüyorsun tabii, “ulan şu zevksizliğe bak” diye içinden geçiriyorsun. sonra evine bir tane alıyorsun, “ironik olsun” diye. bir tane daha. derken duvarın yarısı doluyor, ruhun da o polimer parlaklıkla kaplanıyor yavaş yavaş. sanki biri hayat çok gri, al bunu, biraz renk kat demiş de sen de tamam ama fazla kaçırma diye pazarlık etmişsin.
yüksek sanat sana surat asıp “yorumla beni serseri” derken bu direkt kucağına oturuyor, “kanka ben çok yalnızım, sen de öylesin, hadi sarılalım” diyor. fazla samimi. fazla dürüst. fazla... biz.
bazen işe yarıyor. o kadar yoruluyorsun ki, derin bir şey kaldıramıyorsun. o zaman zigon sehpanın üstündeki güneş batımı tablosu (resmin kendisi utanıyor resmen) sana sarılıyor. yapay ama sarılıyor işte. filtreyi açıyorsun telefonda, her şey yumuşacık oluyor, fotoğraflara bakıp ne güzel hayatım varmış diyorsun. kapatıyorsun, rezalet. ama kapatınca da o yalanı özlüyorsun, çünkü çıplak gerçek biraz fazla keskin geliyor bazen.
palyaço biblosu benden daha dürüst bu hayatta, itiraf edeyim. o en azından “ben yapayım” diye yalan söylemiyor. sonra bir gün hepsini topluyorsun, çekmeceye tıkıyorsun. misafir gelecek diye. yok ya ben öyle değilim modu. ama gece lambayı kapatınca oda hafif parlıyor hâlâ, o ucuz plastikten yapılma gülün yaprakları sanki gerçekten kokuyor gibi. o an anlıyorsun ki, en masum tuzak bu. kötü niyetli değil. sadece “acı çekme, al bunu” diyor. sen de alıyorsun. çünkü orijinal acı da fazla ağır geliyor bazen.
gerçek bir kalp kırıklığı seni yavaş yavaş oyarken bu sana hazır gözyaşı veriyor, hem de tuz oranı ayarlı, poşeti yırtmadan. ilk başta küçümsüyorsun tabii, “ulan şu zevksizliğe bak” diye içinden geçiriyorsun. sonra evine bir tane alıyorsun, “ironik olsun” diye. bir tane daha. derken duvarın yarısı doluyor, ruhun da o polimer parlaklıkla kaplanıyor yavaş yavaş. sanki biri hayat çok gri, al bunu, biraz renk kat demiş de sen de tamam ama fazla kaçırma diye pazarlık etmişsin.
yüksek sanat sana surat asıp “yorumla beni serseri” derken bu direkt kucağına oturuyor, “kanka ben çok yalnızım, sen de öylesin, hadi sarılalım” diyor. fazla samimi. fazla dürüst. fazla... biz.
bazen işe yarıyor. o kadar yoruluyorsun ki, derin bir şey kaldıramıyorsun. o zaman zigon sehpanın üstündeki güneş batımı tablosu (resmin kendisi utanıyor resmen) sana sarılıyor. yapay ama sarılıyor işte. filtreyi açıyorsun telefonda, her şey yumuşacık oluyor, fotoğraflara bakıp ne güzel hayatım varmış diyorsun. kapatıyorsun, rezalet. ama kapatınca da o yalanı özlüyorsun, çünkü çıplak gerçek biraz fazla keskin geliyor bazen.
palyaço biblosu benden daha dürüst bu hayatta, itiraf edeyim. o en azından “ben yapayım” diye yalan söylemiyor. sonra bir gün hepsini topluyorsun, çekmeceye tıkıyorsun. misafir gelecek diye. yok ya ben öyle değilim modu. ama gece lambayı kapatınca oda hafif parlıyor hâlâ, o ucuz plastikten yapılma gülün yaprakları sanki gerçekten kokuyor gibi. o an anlıyorsun ki, en masum tuzak bu. kötü niyetli değil. sadece “acı çekme, al bunu” diyor. sen de alıyorsun. çünkü orijinal acı da fazla ağır geliyor bazen.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar