bugün
- biz olduğumuz sürece manifest çorum'a giremez20
- bik bik'in mutfağına konuk olmak15
- nükleer santralin süper bir şey olduğu gerçeği18
- liyakat nedir ve liyakatsızlık sonuçları nelerdir8
- japon arabaları iyi arabalar mıdır sorunsalı4
- cennetten düşerken canın yandı mı3
- forlove19 sorunsalı3
- sözlüğün en yakışıklı yazarı olmak8
- am ile pm yi karıştırmak5
- mehdiye inanıyor musunuz3
- sessizliğin artık korkutmaması2
- eve girildiğinde ilk yapılan şeyler5
- kale3112 nickli sözlük yazarı2
- aylık 403 bin lira iyi para mıdır sorunsalı3
- renault modus2
- the odyssey6
- ismet gurbuz'u tek yumrukla bayıltmak10
- kanlı gözlerle aynaya bakmak2
- manifest grubu vs tarkan16
- islam düşmanlarına bir soru3
- huzur7
- nissan skyline r342
- çorumda konser için müzik grubu öner7
- kaldırım taşını yastık yapmak2
- iş yerinde sıkıntıdan patlamak2
- eren kaşıkçı2
- balerion3
- sözlük kızlarının kekleri11
- yine çok fena burnum kanadı5
- 29 07 26 kusadasi dktt konseri2
- yeni parti50
- gammazlar neden hiç çaylak olmuyor11
- çin üretimi elektrikli arabalar2
- nissan silvia2
- 27 temmuz 2026 galatasaray venezia maçı4
- korkusuz korkak4
- ankara2
- muğla daki orman yangını2
- uzaylıların dünyayı işgal edip köleleştirmesi2
- bana onu sormayin5
- ekmeleddin ihsanoğluna oy vermiş olmak18
- parcalandim toparlanamiyorum4
- hikayeyi devam ettir54
- ona bir şey söyle8
- korkusuz korkak filmindeki gaddar kerim3
- kıyafet alışverişi6
- askeri ücretle evlenebilir mi7
- tayyip'e oy vermeyenlerin mal mı olması2
- yeğen2
- temmuz sonu olup hala tatile gidememek6
Haziran'da vizyona girecek yeni filmi “Disclosure Day / ifşa Günü” için Empire Magazine'e verdiği röportajda Steven Spielberg şunları söylüyor:
“Son zamanlarda Dune filmlerini çok sevdim. Sadece son zamanların değil, tüm zamanların en sevdiğim bilim-kurgu filmleri arasında yer alıyorlar. Özellikle ikinci film. Bence Dune Part Two , Denis Villeneuve'ün şimdiye kadar yaptığı en iyi film. Üçüncüsünü izlemek için sabırsızlanıyorum. Eminim bana önceden gösterecektir...”
Spielberg şöyle devam ediyor:
“Henüz bir korku filmi yönetmedim ve her zaman yönetmek istedim, belki bir gün yaparım. Ama bu isteğimi tatmin eden harika korku filmleri zaten çıktı. Weapons (2025) gibi harika bir korku filmi izlediğimde, kaşınmam gereken bir kaşıntı hissetmiyorum. Weapons'u izliyorum ve bu bana onun kadar korkutucu ya da daha korkutucu bir korku filmi yapma isteği uyandırmıyor. Beni o kadar tamamen tatmin ediyor ki, bir gün gerçekten çok korkutucu bir film yapma arzum bile ortadan kalkıyor.”
Elbette Steven Spielberg hiç korku filmi yönetmedim derken mütevazı davranıyor. Çünkü kendisini üne kavuşturan JAWS (1975) bir sahil kasabasında dehşet saçan canavar hakkındaydı. Tek farkla: bu su/okyanus canavarı, doğaüstü bir güç değil; doğal/doğadan gelen bir tehditti. Hayvan saldırısı, katil hayvan (büyük beyaz köpekbalığı). Öyle ki JAWS küresel çapta bir okyanus, açık sular, Deniz fobisi yaratan film oldu. gerilim ve macera türlerinin yanı sıra natural-korku bu yüzden.
Ayrıca ustanın profesyonel kariyerindeki ikinci uzun-metrajı olan ama çok kısıtlı bütçeye sahip TV filmi “Something Evil (1972)” doğaüstü bir korku draması olarak sınıflandırılmıştı zamanında. Ancak bu TV prodüksiyonunun hem hiç sinema salonlarına uğramaması hem de bugünlerde temiz bir sürümüne, yaygın bir gösterimine ulaşmanın bile mümkün olmamasından ötürü o konu dışı kalıyor. Daha çok kariyerinin başındaki, unutulmuş bir korku filmi çabası denebilir.
Öte yandan resmi yaratıcısı (hikaye/geliştirme, ortak senarist) ve yapımcısı olduğu doğaüstü/paranormal korku türündeki perili ev vari hayalet hikayesi Poltergeist (1982) filmi var. Ama onu Spielberg'ün filmografisi arasında sayamıyoruz. Çünkü Poltergeist, aksine inananlar olsa bile, en nihayetinde Tobe Hooper'ın yönettiği bir filmdi.hatta filmin genel konsepti, ilkin sözlü olarak Hooper'dan çıktı.
Spielberg'ün diğer bir olayı da korku türünde olmayan filmlerinde “korkutucu” anlar yaratmasında saklı. Misal bilim-kurgu ve aile filmi klasiği olan “E.T. the Extra-Terrestrial (1982)” ironik bir şekilde sanki bir korku filmi gibi açılıyordu. “Jurassic Park”'ta (1993) T-Rex'i ilk gördüğümüz o an bir korku filminden fırlamış gibiydi. Her ne kadar ‘canlı/gerçek çekim (live action)’ filmde karton bir macera ruhu taşısa da “Raiders of the Lost Ark'ın (1981)” finali yine korku filmlerini aratmıyordu. Keza onun ön bölümü olan “indiana Jones and the Temple of Doom (1984)” ise çok daha ileri gider: Hindistan’da tanrılar (Kali Ma) adına insan kurban eden bir yeraltı tarikatı ve bir gencin kalbinin diri diri sökülmesi gibi son derece sert sahneler içermekteydi. Nitekim bu film, içindeki karanlık ve yoğun unsurlar nedeniyle, ABD’de PG ile R arasında yeni bir yaş uyarısı derecelendirmesi olan PG-13 kategorisinin oluşturulmasına doğrudan öncülük etmiştir. hatta derecelendirme kuruluna bunu öneren Spielberg'ün kendiydi, fikir onun. “Close Encounters of the Third Kind (1977)” filminde küçük çocuğun kaçırılışı “ev istilası” temasına uyan bir korku anıydı. “War of the Worlds (2005)” esasen bilim-kurgu ve kozmik felaket (uzaylı istilası) janrında olsa da “JAWS” filminin açık sular için yarattığı fobinin bir benzerini fırtınalı gökyüzü ve yıldırımlar üzerinden yapmaya çalışıyor ve tüm film doğaüstü korku-gerilim unsurlarıyla dolup taşıyordu. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.
“Son zamanlarda Dune filmlerini çok sevdim. Sadece son zamanların değil, tüm zamanların en sevdiğim bilim-kurgu filmleri arasında yer alıyorlar. Özellikle ikinci film. Bence Dune Part Two , Denis Villeneuve'ün şimdiye kadar yaptığı en iyi film. Üçüncüsünü izlemek için sabırsızlanıyorum. Eminim bana önceden gösterecektir...”
Spielberg şöyle devam ediyor:
“Henüz bir korku filmi yönetmedim ve her zaman yönetmek istedim, belki bir gün yaparım. Ama bu isteğimi tatmin eden harika korku filmleri zaten çıktı. Weapons (2025) gibi harika bir korku filmi izlediğimde, kaşınmam gereken bir kaşıntı hissetmiyorum. Weapons'u izliyorum ve bu bana onun kadar korkutucu ya da daha korkutucu bir korku filmi yapma isteği uyandırmıyor. Beni o kadar tamamen tatmin ediyor ki, bir gün gerçekten çok korkutucu bir film yapma arzum bile ortadan kalkıyor.”
Elbette Steven Spielberg hiç korku filmi yönetmedim derken mütevazı davranıyor. Çünkü kendisini üne kavuşturan JAWS (1975) bir sahil kasabasında dehşet saçan canavar hakkındaydı. Tek farkla: bu su/okyanus canavarı, doğaüstü bir güç değil; doğal/doğadan gelen bir tehditti. Hayvan saldırısı, katil hayvan (büyük beyaz köpekbalığı). Öyle ki JAWS küresel çapta bir okyanus, açık sular, Deniz fobisi yaratan film oldu. gerilim ve macera türlerinin yanı sıra natural-korku bu yüzden.
Ayrıca ustanın profesyonel kariyerindeki ikinci uzun-metrajı olan ama çok kısıtlı bütçeye sahip TV filmi “Something Evil (1972)” doğaüstü bir korku draması olarak sınıflandırılmıştı zamanında. Ancak bu TV prodüksiyonunun hem hiç sinema salonlarına uğramaması hem de bugünlerde temiz bir sürümüne, yaygın bir gösterimine ulaşmanın bile mümkün olmamasından ötürü o konu dışı kalıyor. Daha çok kariyerinin başındaki, unutulmuş bir korku filmi çabası denebilir.
Öte yandan resmi yaratıcısı (hikaye/geliştirme, ortak senarist) ve yapımcısı olduğu doğaüstü/paranormal korku türündeki perili ev vari hayalet hikayesi Poltergeist (1982) filmi var. Ama onu Spielberg'ün filmografisi arasında sayamıyoruz. Çünkü Poltergeist, aksine inananlar olsa bile, en nihayetinde Tobe Hooper'ın yönettiği bir filmdi.hatta filmin genel konsepti, ilkin sözlü olarak Hooper'dan çıktı.
Spielberg'ün diğer bir olayı da korku türünde olmayan filmlerinde “korkutucu” anlar yaratmasında saklı. Misal bilim-kurgu ve aile filmi klasiği olan “E.T. the Extra-Terrestrial (1982)” ironik bir şekilde sanki bir korku filmi gibi açılıyordu. “Jurassic Park”'ta (1993) T-Rex'i ilk gördüğümüz o an bir korku filminden fırlamış gibiydi. Her ne kadar ‘canlı/gerçek çekim (live action)’ filmde karton bir macera ruhu taşısa da “Raiders of the Lost Ark'ın (1981)” finali yine korku filmlerini aratmıyordu. Keza onun ön bölümü olan “indiana Jones and the Temple of Doom (1984)” ise çok daha ileri gider: Hindistan’da tanrılar (Kali Ma) adına insan kurban eden bir yeraltı tarikatı ve bir gencin kalbinin diri diri sökülmesi gibi son derece sert sahneler içermekteydi. Nitekim bu film, içindeki karanlık ve yoğun unsurlar nedeniyle, ABD’de PG ile R arasında yeni bir yaş uyarısı derecelendirmesi olan PG-13 kategorisinin oluşturulmasına doğrudan öncülük etmiştir. hatta derecelendirme kuruluna bunu öneren Spielberg'ün kendiydi, fikir onun. “Close Encounters of the Third Kind (1977)” filminde küçük çocuğun kaçırılışı “ev istilası” temasına uyan bir korku anıydı. “War of the Worlds (2005)” esasen bilim-kurgu ve kozmik felaket (uzaylı istilası) janrında olsa da “JAWS” filminin açık sular için yarattığı fobinin bir benzerini fırtınalı gökyüzü ve yıldırımlar üzerinden yapmaya çalışıyor ve tüm film doğaüstü korku-gerilim unsurlarıyla dolup taşıyordu. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar