bugün
- 6 ekim 2026 istanbul imam hatip bıçaklı kavgası13
- fatma betül sayan kaya'nın tmsf'ye iadesi28
- ne kadar yaşlısın5
- iltica36
- çalışarak zengin olmak5
- evlenince ayrı eve çıkmak3
- izmir bombası12
- nervio'nun erkek olması26
- nihavent reyiz5
- ayıp olmasın diye depeche mode dinlemek2
- sözlükteki ılık ve samimi aile ortamı2
- game of thrones taki kerhaneci21
- sözlükteki anaerkil düzen6
- osman arıkan nacar5
- 6 ekim istanbul un kurtuluşu4
- ak partilinin okumuşu2
- bahçeli'nin 2028 seçim ve erdoğan açıklaması3
- seküler milliyetçiler3
- sözlük erkeklerinin karın kası fotoğrafları11
- yazılımcıların flört edememesi4
- günün yorumu5
- arnavutça çanakkale türküsü2
- teker gel oğlum much much much2
- arapperest gürcüler4
- türkiye vs azerbaycan4
- özelden muzunu atan yazar14
- anın fotoğrafı2
- bulgur pilavı vs pirinç pilavı8
- 6 ekim büyük ulu sözlük olayı12
- yazarların çektiği günbatımı fotoğrafları3
- bekir bozdağ6
- saçını sarıya boyatan esmer kadın2
- yolsuzluk3
- 4 ekim 2026 bursa da öldürülen kız4
- gece sokakta halı taşıyan iki adam görmek8
- true'nun gündem hakkındaki açıklamaları4
- a milli takım'ın 38 yıl sonraki yenilgi serisi3
- rusya da laboratuvar faciası veba paniği5
- pastırma yazı2
- belediyede çalışan temizlik işçisinin aldığı maaş5
- anın görüntüsü27
- sevgilinin eski sevgililerini anlatması10
- 5 ekim 2026 italya türkiye maçı9
- müge anlı ile tatlı sert2
- italya 3 türkiye 12
- filistin4
- kılık kıyafetle uğraşan zihniyet17
- bana onu sormayin15
- kıymalı börek4
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı16
Buraya ikinci entrymi oyunu bitirdikten sonra tekrar girmek istedim. Oynamayanlar için spoilerlar içerir benden söylemesi. Öncelikle şunu söylemek istiyorum, 12-13 yaşıma kadarki dönemi saymazsak hayatımda hepi topu 3 kez gözyaşı dökerek ağlamışımdır. Bunu övünmek için söylemiyorum, üzücü bir olay yaşadığımda genelde dışarı vurmuyorum tek olsam bile, sarhoş olurum ertesi güne geçer, geçmezse 1 gün daha sarhoş olurum geçet. Neyse şimdi beni daha önce ağlatan olayları anlatmadan, bu oyun beni neden ağlattı neden bu kadar duygusal bağ kurdum ondan bahsetmek istiyorum.
--spoiler--
ilk olarak oyunda arthur'un ölmesi değil öleceğini bilerek yaşaması beni en çok etkileyen durumdu. Benzer duyguları "bir idam mahkumunun son günü" kitabında da hissetmiştim ama bu kadar derin değildi çünkü orada hugo'nun yarattığı bir karakteri okuduk. Ancak burada arthur'un karakterini kısmen de olsa biz yarattık ve bence öleceğini bilerek yaşayan bir insan ile çok güzel empati yaptırdılar bize. Ben şahsen arthur'un tüberküloz teşhisinden sonra kimseye falso bir hareket yapamadım ana görevler haricinde. Ve ayrıca arthur'un hayat hikayesini de oyun ilerledikçe yavaş yavaş öğrendik ve gerçekten adamın annesi, babası, karısı, oğlu, sevgilisi hepsi çok acıklı hikayelerdi.
Hayat hikayeleri dedik, oyundaki her karakterin hikayesi o kadar dramatik ki hepsine ayrı ayrı üzüldüm. Bu kadar yıkık insanın bir araya gelip aile gibi yaşamalar ve samimiyetleri çok içten ve iyi aktarılmıştı. Sadece ana karakterler değil, oyun içinde çeşitli bölgelerde bulup okuduğunuz mektuplarda yaşanan hikayelerden bile koca koca filmler çıkar. Burada bir örnek vermek istiyorum. Oyunda haritada gezerken yıkık bir kaleye denk geldim ve kalenin bodrum katında bir silah görünüyordu. indim silahı ararken bir mektup buldum mesela ve mektupta şu yazıyor;
"Confederate soldiers under General Quincy Harris attacked Fort Brennand at night.
Climbed trees to fire down into the fort then battered and broke through the north gates. All survivors being executed and bodies burned.
I am next.
First Lieutenant Ronald Alger"
mektubu okurken sahneyi saniye saniye kafamda yaşıyordum sanki. Oyunun içi bu şekilde yüzlerce dramatik hikayeyle dolu ve ben okuduğum her hikayeye üzülüyordum.
Karakterlerin oyun sonunda yaşadığı hayatlar, arthur'un eksik kalmışlığı, sadie adler ve john'un intikam için birlikte hareket edip duygularımıza tercüman olması. Dutch'ın (birinci oyunda gördüğümüz) pişmanlığı ve intiharı... film yapılsa çok epik ve kült bir film olurdu bu senaryo.
Benim oyunda en çok duygulandığım iki sahne var: birincisi her oynayan gibi, arthur'un rahibe ile olan konuşma sahnesi. Diğeri de çetenin aşçısı pearson'ın oyu dan bir müşterisini çok mutlu bir şekilde uğurlayıp müşteri çıktıktan sonra çok acı bir sinirle kasa çekmecesini vurarak kapatması ve kafasını yavaşça kaldırıp duvardaki -bütün çete üyelerinin olduğu- fotoğrafa bakıp ağlaması. Gerçekten çok müthiş sahnelerdi benim için bunlar.
--spoiler--
Sonuç olarak biraz uzun da olsa duygularımı yazıp paylaşmak istedim. Çevremde bu oyunu oynayan ya da oynayacak birileri olmadığı için mecbur internete döküyorum duygularımı.
Bir oyundan ziyade interaktif bir sinema filmi olarak düşünebilirsiniz. Oyunun size hissettirdikleri ile fiyatı arasında inanılmaz uçurum var. Bedavaya dağıtılıyor gibi bir şey.
--spoiler--
ilk olarak oyunda arthur'un ölmesi değil öleceğini bilerek yaşaması beni en çok etkileyen durumdu. Benzer duyguları "bir idam mahkumunun son günü" kitabında da hissetmiştim ama bu kadar derin değildi çünkü orada hugo'nun yarattığı bir karakteri okuduk. Ancak burada arthur'un karakterini kısmen de olsa biz yarattık ve bence öleceğini bilerek yaşayan bir insan ile çok güzel empati yaptırdılar bize. Ben şahsen arthur'un tüberküloz teşhisinden sonra kimseye falso bir hareket yapamadım ana görevler haricinde. Ve ayrıca arthur'un hayat hikayesini de oyun ilerledikçe yavaş yavaş öğrendik ve gerçekten adamın annesi, babası, karısı, oğlu, sevgilisi hepsi çok acıklı hikayelerdi.
Hayat hikayeleri dedik, oyundaki her karakterin hikayesi o kadar dramatik ki hepsine ayrı ayrı üzüldüm. Bu kadar yıkık insanın bir araya gelip aile gibi yaşamalar ve samimiyetleri çok içten ve iyi aktarılmıştı. Sadece ana karakterler değil, oyun içinde çeşitli bölgelerde bulup okuduğunuz mektuplarda yaşanan hikayelerden bile koca koca filmler çıkar. Burada bir örnek vermek istiyorum. Oyunda haritada gezerken yıkık bir kaleye denk geldim ve kalenin bodrum katında bir silah görünüyordu. indim silahı ararken bir mektup buldum mesela ve mektupta şu yazıyor;
"Confederate soldiers under General Quincy Harris attacked Fort Brennand at night.
Climbed trees to fire down into the fort then battered and broke through the north gates. All survivors being executed and bodies burned.
I am next.
First Lieutenant Ronald Alger"
mektubu okurken sahneyi saniye saniye kafamda yaşıyordum sanki. Oyunun içi bu şekilde yüzlerce dramatik hikayeyle dolu ve ben okuduğum her hikayeye üzülüyordum.
Karakterlerin oyun sonunda yaşadığı hayatlar, arthur'un eksik kalmışlığı, sadie adler ve john'un intikam için birlikte hareket edip duygularımıza tercüman olması. Dutch'ın (birinci oyunda gördüğümüz) pişmanlığı ve intiharı... film yapılsa çok epik ve kült bir film olurdu bu senaryo.
Benim oyunda en çok duygulandığım iki sahne var: birincisi her oynayan gibi, arthur'un rahibe ile olan konuşma sahnesi. Diğeri de çetenin aşçısı pearson'ın oyu dan bir müşterisini çok mutlu bir şekilde uğurlayıp müşteri çıktıktan sonra çok acı bir sinirle kasa çekmecesini vurarak kapatması ve kafasını yavaşça kaldırıp duvardaki -bütün çete üyelerinin olduğu- fotoğrafa bakıp ağlaması. Gerçekten çok müthiş sahnelerdi benim için bunlar.
--spoiler--
Sonuç olarak biraz uzun da olsa duygularımı yazıp paylaşmak istedim. Çevremde bu oyunu oynayan ya da oynayacak birileri olmadığı için mecbur internete döküyorum duygularımı.
Bir oyundan ziyade interaktif bir sinema filmi olarak düşünebilirsiniz. Oyunun size hissettirdikleri ile fiyatı arasında inanılmaz uçurum var. Bedavaya dağıtılıyor gibi bir şey.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar