bugün
- nervio'ya evlenme teklif etmek19
- nervio abla13
- birbiriyle çiftleşecek uludağ sözlük yazarları12
- sözlükteki gizli geyi ifşalıyorum12
- nervio tarzı entry girmek24
- instagram da artan erotizm sebebi5
- dudaktan öpüşmek neden seksle bağlantılı6
- ayağa boşmalmak9
- son buluşmada hesabı kim öder5
- ümit kocasakal20
- at suratlı kadın4
- french kiss yapamayan erkek5
- çetik örebilen sözlük kızı3
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır6
- ayakçı ve patici yazarlar derneği6
- ayak sevecek kadar abaza olmak6
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı73
- kuru amlı7
- çiftleşen yazarlar bana mesaj atsın3
- seri oylayınca hoşlanıyor sanan tipler6
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması18
- ilk buluşmada hesabı kim öder7
- 21 ekim 2026 sporting lizbon lask linz maçı2
- avlusu olan ev2
- kızıl kmerler4
- fabrikator saim bey3
- öksürmekten uyuyamamak5
- baş ayakçı4
- mersin7
- kadın dediğin şakk diye masaya ayağını vuracak4
- yağmur yağarken 1 60 lık kucaklayıp koşmak4
- yanında lipstick taşımayan yollu erkek6
- sarı gelinin nenesi neden ölüyor sorunsalı3
- kamos3
- ayak seven dayak da sever3
- from gold from dust35
- güney kore34
- neden sürekli gülümsüyorum4
- ayak fetişleri için ayak fotoğrafını paylaşan kız3
- bu sözlükte ayak konuşmak yasak15
- doğu akdeniz de libya mutabakatı tartışması3
- aşk3
- sözlük ayağa düştü2
- gammazlar göreve2
- motorcuların trafikte terör yaratması8
- fast food2
- drama köprüsü ndeki hasan olmak3
- ismail kartal20
- kadınların 1 saatte modunun değişmesi6
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar12
Eskilere, eski olanlara, eski anılara, eski yaşantılara büyük özlem içindeyim. Eski dediysem en az bir 10 senelik ve 10 seneden sonrası.
Misal, daha dünmüşçesine hatırladığım 2004-05-06-07-08'li dönemleri delicesine özlüyorum. Arada hiç alakası olmayan zamanlarda, hiç alakası olmayan mekanlarda aklımın ucundan düşüncelerime kadar geliyor ve kendimi tutamayıp, yanımda biri varsa, "sen de o dönemleri özlüyor musun" diye soruyorum. Karşılık genelde hayır cevabı bazen de niçin denildiği belli olmayan samimiyetsiz bir evet cevabı oluyor.
Halbuki türkiye'nin türkiye olduğu aydınlık, duru, temiz yıllar. siyasal islamın ve doğurduğu cemaatler belasının ülkenin, halkın üstüne kara bulut gibi çökmeyip bizleri sindirip, ayrıştırmadığı; insanların ekonomik kaygılara boğulup bugünkü gibi yüzlerine sinir, endişe, mutsuzluk maskelerini takmadığı, yüreklerinin henüz bu denli katılaşmadığı; bugünkü gibi geleceğe karşı endişe dolu olmadığımız, pozitif ve geleceğe umutla bakılan; Halktakilerin birbirinin siyasi görüşünü, inandığı ideolojiyi, giydiği kıyafeti yargılamadığı; insanların mahalle bakkalından yahut tekelden teminde bulundukları içkisini, sigarasını laf söz işitmeden özgürce içebildiği; insana, yalnızca insan gözüyle bakıldığı ön yargıdan uzak saygı ve sevgi dolu yıllar.
Mahallede birbirini tanımayan, 7'den 70'e arkadaş, dost olmayan yok. Evler sadece hudut, birer duvar yığını. Gönüller bir. Akşamları mahalledekilerle cümbür cemaat, eş dost, torun torba, ana baba, oğlan kız aynı koltukta bazen aynı ekrana bakılan bazen de gece yarılarına dek sohbetlerin döndüğü; Üniversiteli asi rockçı gençlerin kafelere girip çıktığı, kokonalaşmamış sanki bizim ailedenmişçesine mütevazı, sıcak, güzel tiki kızların poz kestikleri yıllar.
Kafasına jole kutusunu boca eden ismail yk ve o seneler patlama yapmış duman, emre aydın, seksendört gibi grupların şarkılarını son ses açıp üniversiteli abilere özenerek saçlarımızı jole ile harmanlayıp kızlara fiyaka bastığımız; aileden binbir çaba sonucu izin alınarak arkadaşlarla atari başında geçen saatlere aldırış etmediğimiz; ailelerimizin, bugünkü gibi küçüklerin başına bir şey gelir düşüncesinin olmadığı ve iliklerimize dek sinen korkunun aksine bizleri gönül rahatlığı ile sokak köşelerine saldığı ve sokaklarda sürtüp sokak köşelerinden saatlerce çıkmadığımız; sabah ve akşam kuşağında verilen muhteşem çizgi film ve dizilerin ailecek seyredildiği; gücü, hakimiyeti elimizde bulundurma ve eğlence çıkarma maksadıyla karşı-yan mahalledeki çocukları toplanıp kah dövüp kah dövülüp eve ağzımız burnumuz kan içinde ayak bastığımız, aileden de binbir çeşit azar yenilen, sokakta sabahtan akşama dek oynayan ve bu esnalarda komşuların zillerini çalıp kaçma gibi türlü hinlikler peşinden koşan çocukların acıktığını düşünerek kıyamayıp evine çağırıp nefis yemeklerini yediren gönlü zengin komşu teyzelerin olduğu yıllar.
Pazar günleri banyodan sonra sobanın etrafında oturulup ekmek kızartılıp, kestane pişirilip çay demlenirken çeşitli sohbetlerin de demlendiği o esnada babanın yakışıklı ve sert çehresine bırakmış olduğu tek günlük sakala bakıp özenilen, henüz tüyü bitmemiş bir çocukken, dünyalar güzeli annenin sürdüğü ruju kıskanıp karışıldığı, sonra sonra onların işe gidişlerinin ardından salya sümük ağlanıldığı; birileri için gerçekten bir şeyler hissedip bunu korkmadan dil ve eyleme geçirebildiğimiz, beraberce ağladığımız ve beraberce güldüğümüz yıllar...
Zaman, hızla geçip gittiğini yaşarken değil ancak geriye dönüp baktığımızda anlayabileceğimiz sinsi bir kavram. Komşuluklarımızı, aile bağlarımızı, aşklarımızı, hayatlarımızı, anlamlarımızı biz değiştirdik. Peki iyi mi oldu kötü mü? Memnun muyuz yeni hayatlarımızdan. Bilmiyorum. Ama bazı şeyleri çok özlüyorum.
Mesela, uzun süre küs kalamazdık o yıllarda. Birine kırılsak bile kahvede çay söylediğinde, sokakta selam verdiğinde ya da bir büyüğümüz araya girdiğinde buzlar hemen erir, Sorunlar çözülür, kırgınlıklar unutulur hiçbir şey olmamış gibi yaşardık. Düşününce şimdi etrafımızda ne kırabilecek samimiyete dostlarımız kaldı ne de komşularımız. Artık sadece kendimizle barışığız...
Misal, daha dünmüşçesine hatırladığım 2004-05-06-07-08'li dönemleri delicesine özlüyorum. Arada hiç alakası olmayan zamanlarda, hiç alakası olmayan mekanlarda aklımın ucundan düşüncelerime kadar geliyor ve kendimi tutamayıp, yanımda biri varsa, "sen de o dönemleri özlüyor musun" diye soruyorum. Karşılık genelde hayır cevabı bazen de niçin denildiği belli olmayan samimiyetsiz bir evet cevabı oluyor.
Halbuki türkiye'nin türkiye olduğu aydınlık, duru, temiz yıllar. siyasal islamın ve doğurduğu cemaatler belasının ülkenin, halkın üstüne kara bulut gibi çökmeyip bizleri sindirip, ayrıştırmadığı; insanların ekonomik kaygılara boğulup bugünkü gibi yüzlerine sinir, endişe, mutsuzluk maskelerini takmadığı, yüreklerinin henüz bu denli katılaşmadığı; bugünkü gibi geleceğe karşı endişe dolu olmadığımız, pozitif ve geleceğe umutla bakılan; Halktakilerin birbirinin siyasi görüşünü, inandığı ideolojiyi, giydiği kıyafeti yargılamadığı; insanların mahalle bakkalından yahut tekelden teminde bulundukları içkisini, sigarasını laf söz işitmeden özgürce içebildiği; insana, yalnızca insan gözüyle bakıldığı ön yargıdan uzak saygı ve sevgi dolu yıllar.
Mahallede birbirini tanımayan, 7'den 70'e arkadaş, dost olmayan yok. Evler sadece hudut, birer duvar yığını. Gönüller bir. Akşamları mahalledekilerle cümbür cemaat, eş dost, torun torba, ana baba, oğlan kız aynı koltukta bazen aynı ekrana bakılan bazen de gece yarılarına dek sohbetlerin döndüğü; Üniversiteli asi rockçı gençlerin kafelere girip çıktığı, kokonalaşmamış sanki bizim ailedenmişçesine mütevazı, sıcak, güzel tiki kızların poz kestikleri yıllar.
Kafasına jole kutusunu boca eden ismail yk ve o seneler patlama yapmış duman, emre aydın, seksendört gibi grupların şarkılarını son ses açıp üniversiteli abilere özenerek saçlarımızı jole ile harmanlayıp kızlara fiyaka bastığımız; aileden binbir çaba sonucu izin alınarak arkadaşlarla atari başında geçen saatlere aldırış etmediğimiz; ailelerimizin, bugünkü gibi küçüklerin başına bir şey gelir düşüncesinin olmadığı ve iliklerimize dek sinen korkunun aksine bizleri gönül rahatlığı ile sokak köşelerine saldığı ve sokaklarda sürtüp sokak köşelerinden saatlerce çıkmadığımız; sabah ve akşam kuşağında verilen muhteşem çizgi film ve dizilerin ailecek seyredildiği; gücü, hakimiyeti elimizde bulundurma ve eğlence çıkarma maksadıyla karşı-yan mahalledeki çocukları toplanıp kah dövüp kah dövülüp eve ağzımız burnumuz kan içinde ayak bastığımız, aileden de binbir çeşit azar yenilen, sokakta sabahtan akşama dek oynayan ve bu esnalarda komşuların zillerini çalıp kaçma gibi türlü hinlikler peşinden koşan çocukların acıktığını düşünerek kıyamayıp evine çağırıp nefis yemeklerini yediren gönlü zengin komşu teyzelerin olduğu yıllar.
Pazar günleri banyodan sonra sobanın etrafında oturulup ekmek kızartılıp, kestane pişirilip çay demlenirken çeşitli sohbetlerin de demlendiği o esnada babanın yakışıklı ve sert çehresine bırakmış olduğu tek günlük sakala bakıp özenilen, henüz tüyü bitmemiş bir çocukken, dünyalar güzeli annenin sürdüğü ruju kıskanıp karışıldığı, sonra sonra onların işe gidişlerinin ardından salya sümük ağlanıldığı; birileri için gerçekten bir şeyler hissedip bunu korkmadan dil ve eyleme geçirebildiğimiz, beraberce ağladığımız ve beraberce güldüğümüz yıllar...
Zaman, hızla geçip gittiğini yaşarken değil ancak geriye dönüp baktığımızda anlayabileceğimiz sinsi bir kavram. Komşuluklarımızı, aile bağlarımızı, aşklarımızı, hayatlarımızı, anlamlarımızı biz değiştirdik. Peki iyi mi oldu kötü mü? Memnun muyuz yeni hayatlarımızdan. Bilmiyorum. Ama bazı şeyleri çok özlüyorum.
Mesela, uzun süre küs kalamazdık o yıllarda. Birine kırılsak bile kahvede çay söylediğinde, sokakta selam verdiğinde ya da bir büyüğümüz araya girdiğinde buzlar hemen erir, Sorunlar çözülür, kırgınlıklar unutulur hiçbir şey olmamış gibi yaşardık. Düşününce şimdi etrafımızda ne kırabilecek samimiyete dostlarımız kaldı ne de komşularımız. Artık sadece kendimizle barışığız...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar