bugün
- osuruktan şiirler77
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı26
- kadın olmanın çok güzel bir şey olması6
- diamond bosphorus8
- kapıma beyaz toros gelseydi eğer11
- evde kalmış olan 24 yaşında kız5
- nasıl birisiniz15
- beybi leydi6
- kürtler7
- güzel kızların mutsuz olması5
- türk solcusu6
- kadınınızı çalıştırır mısınız14
- 185 ve üstü kadınların çok havalı olması8
- g i l d e d l i l y28
- dilek imamoğlunun ateş eden mayosu25
- osimhen lukaku vlahovic salah5
- manyak olmaya karar verdim6
- game of thrones taki kerhaneci'nin annesi20
- velvet mi güzel g'i l d'e d l'i l y mi8
- sevgilisinden yeni ayrılanlara tavsiyeler4
- allah her şeyden çok tevhidi önemsiyor6
- miras davası5
- tai lung mu güzel g'i l d'e d l'i l y mi6
- kahve içmek2
- seküler erkeklerin biraz şey olması3
- boşanma davası ne kadar sürer4
- zina davasına bakan mahkemelere isim önerileri3
- gece vakti bir seri katilin arabasına binmek2
- dolar isterse 100 olsun38
- vücut geliştiren erkek2
- çekişmeli boşanma davası4
- cumhuriyet halk partisi3
- recep tayyip erdoğan3
- 195 boyunda 134 kilo minnoş kalpli erkek5
- zeka içerikli entry vs bilgi içerikli entry9
- duvara karşı3
- kedi besleyen kızların ortak özellikleri2
- avrupa'nın aykırı çocuğu2
- evlenmemek için bir neden söyle3
- nur sürer3
- arkadaşlar ben mi selena gomez mi5
- ankara6
- denizde yanınca arap taşağına dönmüşsün denmesi2
- game of thrones taki kerhaneci16
- orospu çocuğu abdullah öcalan19
- nah sana oy17
- eski sevgiliyle 50 yıl sonra karşılaşmak2
- 170 erkek tatlılığı4
- kliniğe gittim klinikten geldim10
- yeni parti de bölünebilir10
son on yıldır yapmanın alışkanlığı ile elindeki torbayı, idrar torbasını boşaltıyordu tuvalete, sonra da çöpe ve ellerini temizliyordu tıpkı yemek yemeyi, su içmeyi neden yaptığını düşünmeden yapışı gibi... torbanın sahibi kırk dört yıllık eşi, hayat yolundaki arkadaşı, kocasıydı.
seni yolda koydum, seni koruyamayacağım üstüne bir de günlük bakımlarımla seni çok ama çok yoracağım, benim yüzümden şanssız kadın oldun.. sözleriyle talihine kahrederdi kocası. o da elbette bu talihten hoşnut değildi ama sözü "başa gelen çekilir." di.
üstelik başına bu geleni yeni verilmiş bir görev gibi kabullenmişti. hayatının ona sunusuydu, alıp kabul etmişti.
insandı ve elbette yorgunluktan tahammülünün zayıf düştüğü anlar oluyordu. insandı ve yıllarca yaparken nasıl yaptığını düşünmeden yaptığı onca kişisel işini bir başkasının yapıyor olmasına karşı tahammülünün zayıf düştüğü anlar oluyordu. ve hiç sebepsiz kavga ederken buluyorlardı kendilerini... neden sonra yaptıklarının farkına varınca sebep neydi düşüncesinde göz göze geldiklerinde incir çekirdeğini bulamamanın şaşkınlığı ve keyfiyle gülüşüyorlardı.
bu hep böyle olmuyordu elbette saatler süren küslükleri de oluyordu ama barışma anının heyecanlı tadıyla hoşlaşacakları vakit geliverince tazelenip sevgileri büyümeye coşmuş fidan oluveriyordu yeniden.
son on yılda alıştıkları yeni yaşam şekilleri dilekleri değildi elbette, kimin dileği olur ki; evlatları dört göz ile evlendirebildikten sonra başbaşa dünyayı gezebilecek ekonomik güce sahipken en az iki kişinin yardımıyla tekerlekli iskemleye taşınabilmek...
evlatlar... evlatlar işlerinden, ev gailelerinden fırsat bulduklarında alıp bir yerlere götürüverdiler mi ya... işte o yaşanabilecek en mutlu an, içlerindeki yavruları yorduk sıkıntısıyla beraber. diğer taraftan hissedilen kıvanç, evlatlara verebilmişiz ana-babaya vefa duygusunu...
allah'ın hediyesi idi, o'ndan gelen hiç bir şeye hiç bir güç engel koyamazdı...kula düşen aldığı hediyeleri ile yapması gerekenleri gücü mertebesinde başarabilmek felsefesiyle hayata alışmalar geliştikçe, ibadet düşüncesi almıştı adamı; hali için rabbine şükrünü sunacağı, beterin beteri olduğu inancıyla kendini ve yarenini daha büyük sınavlardan koruması için beş vakitlik buluşmalara vefasızlık etmemeliydi.
abdest olayı söz konusu değildi elbette mesane mayisi için bağlanan hortum nedeniyle... araştırdı, sordu soruşturdu ve bir gün küçük bir kavun büyüklüğündeki taş yatağının yanındaki yerini aldı, teyemmüm taşı... artık buluşmalara engel kalmamıştı... ellerinin, başının ve gözlerinin hareketi buluşmasına en güzel vasıta idi... ondan mutlusu yoktu artık...
kadın da bir yapabilmenin, bir başarmanın keyfini yaşıyordu...nasıl yaşamazdı, onun keyfi ona keyfdi daralan dünyalarında...
sıkıntıları göğüsleyişte birliğin devamını başarabilmeyi dahi kendinden görmeyip allah'ın nasiplendirmesi olarak ifade ederken de bahşedilenle taçlandırılışın ifadesi vardır yüzlerinde... hayatlarına engeller koyan bu hediye ile başetmek mükafatı için seçilmiş ruh olma duygusuyla kattıkları, asla dillendirilmeyecek olan imanlarına vefadır...
zamanın hengamesinde görülen/duyulan havadisler ise insanlığın sadece menfaat peşinde koştuğundan bahsediyor ve bırakın sağlığını kaybeden eşi yarı yolda bırakmayı, işini kaybetti; ihtiyaçlarımı (yiyim/giyim/filim) karşılayamaz artık, hadi herkes kendi yoluna deyiveriyordu insan(cık)lar.
bir simiti paylaşıp, çayı aynı bardaktan içebilerek sıkıntıyı, birbirlerine daha bir yaklaşma sebebi sayışla kutsayan anlık keyiflerle morallenebilme...
nerelerde kaybedildi bu değerler...
neydi bunu yaptıran... neydi...
notumsu: birbirini kabulleniş, bir oluş ve çıkılan yola baş, yürek, gönül koyuştu... akde/ahde vefaydi bu...
vefa...
seni yolda koydum, seni koruyamayacağım üstüne bir de günlük bakımlarımla seni çok ama çok yoracağım, benim yüzümden şanssız kadın oldun.. sözleriyle talihine kahrederdi kocası. o da elbette bu talihten hoşnut değildi ama sözü "başa gelen çekilir." di.
üstelik başına bu geleni yeni verilmiş bir görev gibi kabullenmişti. hayatının ona sunusuydu, alıp kabul etmişti.
insandı ve elbette yorgunluktan tahammülünün zayıf düştüğü anlar oluyordu. insandı ve yıllarca yaparken nasıl yaptığını düşünmeden yaptığı onca kişisel işini bir başkasının yapıyor olmasına karşı tahammülünün zayıf düştüğü anlar oluyordu. ve hiç sebepsiz kavga ederken buluyorlardı kendilerini... neden sonra yaptıklarının farkına varınca sebep neydi düşüncesinde göz göze geldiklerinde incir çekirdeğini bulamamanın şaşkınlığı ve keyfiyle gülüşüyorlardı.
bu hep böyle olmuyordu elbette saatler süren küslükleri de oluyordu ama barışma anının heyecanlı tadıyla hoşlaşacakları vakit geliverince tazelenip sevgileri büyümeye coşmuş fidan oluveriyordu yeniden.
son on yılda alıştıkları yeni yaşam şekilleri dilekleri değildi elbette, kimin dileği olur ki; evlatları dört göz ile evlendirebildikten sonra başbaşa dünyayı gezebilecek ekonomik güce sahipken en az iki kişinin yardımıyla tekerlekli iskemleye taşınabilmek...
evlatlar... evlatlar işlerinden, ev gailelerinden fırsat bulduklarında alıp bir yerlere götürüverdiler mi ya... işte o yaşanabilecek en mutlu an, içlerindeki yavruları yorduk sıkıntısıyla beraber. diğer taraftan hissedilen kıvanç, evlatlara verebilmişiz ana-babaya vefa duygusunu...
allah'ın hediyesi idi, o'ndan gelen hiç bir şeye hiç bir güç engel koyamazdı...kula düşen aldığı hediyeleri ile yapması gerekenleri gücü mertebesinde başarabilmek felsefesiyle hayata alışmalar geliştikçe, ibadet düşüncesi almıştı adamı; hali için rabbine şükrünü sunacağı, beterin beteri olduğu inancıyla kendini ve yarenini daha büyük sınavlardan koruması için beş vakitlik buluşmalara vefasızlık etmemeliydi.
abdest olayı söz konusu değildi elbette mesane mayisi için bağlanan hortum nedeniyle... araştırdı, sordu soruşturdu ve bir gün küçük bir kavun büyüklüğündeki taş yatağının yanındaki yerini aldı, teyemmüm taşı... artık buluşmalara engel kalmamıştı... ellerinin, başının ve gözlerinin hareketi buluşmasına en güzel vasıta idi... ondan mutlusu yoktu artık...
kadın da bir yapabilmenin, bir başarmanın keyfini yaşıyordu...nasıl yaşamazdı, onun keyfi ona keyfdi daralan dünyalarında...
sıkıntıları göğüsleyişte birliğin devamını başarabilmeyi dahi kendinden görmeyip allah'ın nasiplendirmesi olarak ifade ederken de bahşedilenle taçlandırılışın ifadesi vardır yüzlerinde... hayatlarına engeller koyan bu hediye ile başetmek mükafatı için seçilmiş ruh olma duygusuyla kattıkları, asla dillendirilmeyecek olan imanlarına vefadır...
zamanın hengamesinde görülen/duyulan havadisler ise insanlığın sadece menfaat peşinde koştuğundan bahsediyor ve bırakın sağlığını kaybeden eşi yarı yolda bırakmayı, işini kaybetti; ihtiyaçlarımı (yiyim/giyim/filim) karşılayamaz artık, hadi herkes kendi yoluna deyiveriyordu insan(cık)lar.
bir simiti paylaşıp, çayı aynı bardaktan içebilerek sıkıntıyı, birbirlerine daha bir yaklaşma sebebi sayışla kutsayan anlık keyiflerle morallenebilme...
nerelerde kaybedildi bu değerler...
neydi bunu yaptıran... neydi...
notumsu: birbirini kabulleniş, bir oluş ve çıkılan yola baş, yürek, gönül koyuştu... akde/ahde vefaydi bu...
vefa...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar