bugün
- sözlük erkeklerinin bicepsleri34
- kale'nin sözlük erkeklerine kötü örnek olması12
- memeleri ile gündeme oturan yazar12
- uludağ sözlük ün insana hiçbir şey kazandırmaması7
- 20 ekim 2026 fenerbahçe slavia prag maçı17
- sözlük yazarlarının tatlıları10
- fiziğiyle gündeme gelmek istemeyen yazar14
- beni geçmişimle yargılama diyen erkek6
- beklenen bicepsin bir türlü gelmemesi4
- sözlük erkeklerinin adonisleri11
- sözlükte edebiyat istiyorum felsefe istiyorum5
- anın görüntüsü21
- mabel matiz şarkılarında geçen acımasız sözler5
- sergen yalçın'ın milli takım antrenörü olması13
- fiziği kötüyse yüreği güzeldir5
- hayatın anlamsızlığını bir cümleyle anlat3
- kası olmasığı halde aşkı arayan erkek6
- fon vurgunu41
- 20 ekim 2026 psg barcelona maçı2
- fenerbahahahahahçe7
- kale'nin bicepleri altında güvende hissetmek6
- sevim koş fener'e koydular3
- yakışıklı olmayan ve kassız erkekler niye var4
- bicepsleriyle gündem olmak isteyen erkek yazar6
- fiziği güzel sözlük kızları4
- çiçeklerle nervionun evinin önünde beklemek10
- ismail kartal12
- izmirbeyfendisi5
- nervio adlı yazara uyarı14
- ulu sözlük camiasına duyuru4
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası34
- bir kadının 5 dakika boyunca konuşmaması12
- uludağ sözlükte tek hesapla yazarlık yapmak19
- antipanik'in sözlüğe vedası19
- kale3112 de olup true da olmayan ne var4
- kaslı sözlük erkekleri3
- nohut köftesi6
- from gold from dust10
- özelden gelen saçma mesajlar12
- yemek yapmayı bilmeyen erkek5
- fiziği kötü sözlük erkekleri3
- sergen yalçın9
- birbirini tanıdıkça sevmemek10
- kale'nin bicepsleri4
- götü en güzel manifestci3
- kolye140
- clemence baptista16
- fatma betül sayan kaya10
- taze fasülye sevenin kendisine saygısı yoktur13
- kale kardeşimizin objeleştirilmesi3
zannımca, önceki çağlara nazaran, daha kolay olması gereken durumdur.
zira; öyle bir çağ düşünün ki, hücre denilen olay bilinmiyor.
gözle görülemeyecek boyuttaki o yapının içinde, bir ülkenin yapamayacağı kadar çok işin,
düzenli bir şekilde yapıldığı bilinmiyor.
mitokondrinin enerjiyi kimyasal bağlar arasına hapsettiği,
enerjiye ihtiyaç olduğunda ise o bağların çözülmesi ile ortaya çıkan enerjinin kullanılacağı bilinmiyor.
golginin salgı yaptığı, çok salgı yapması gereken hücrelerde * diğer hücrelere nazaran daha fazla sayıda olduğu bilinmiyor.
hücrenin bir protein sentezlemesi için, *,
önce dna'dan nükleotitlerin diziliş sırasının mrna tarafından alındığı,
daha sonra trnalar ile teker teker dna sırasına uygun olan aminoasitlerin taşındığı
ve bu taşınan aminaoasitlerin, ribozomun küçük ve büyük alt birimlerinin *
birleşmesi ile
tesbih taneleri bir ipe dizilir gibi birbirlerine bağlandıkları bilinmiyordu.
ve bu olay sonucunda sentezlenen proteinlerin her canlıda farklılık gösterdiği * bilinmiyordu.
Bir başka tarafta, insanda kalbin kan pompaladığı, sonra o kanın gerekli her yere,
akciğer tarafından dış ortamdan alınan oksijeni
ve dışarıdan alınıp da en küçük parçasına kadar parçalanmış besin maddelerini taşıdığı bilinmiyordu.
Ki o besin maddelerinin, ağızda, midede ve ince bağırsakta hem mekanik bir sürü etki,
hem de molekül yapılarına uygun bir dolu enzimin saldırması ile parçalandıkları,
bağırsakları çepeçevre saran kılcallar tarafından da emilip kana karıştırıldığı da bilinmiyordu.
Kan yer çekimi ile ayaklarda, bacaklarda birikir de kalbe tam olarak geri dönemez diye,
bacaklardaki toplar damarlarda mevcut olan, tek yönlü geçişe olanak tanıyan,
yukarıya doğru kanı iterek hareket eden kapakçıklar bilinmiyordu.
Beynin merkezinin altında, nohut büyüklüğünde, hipotalamus dediğimiz o yapının,
bir orkestra şefi gibi, vücudun bir çok yerinde bulunan diğer endokrin bezlere,
ürettiği hormonu o beze kan yoluyla bir mektup gibi gönderdiği ve bu şekilde "salgını salgıla!" emrini verdiği
daha sonra kanda o hormon yeterli seviyeye ulaştığında yine göndereceği başka bir emirle
o endokrin bezin salgılamasını durdurduğu bilinmiyordu. *
Bunların hepsinin bir canlının yaşamının sürmesi için,
beyin, sinir sistemi ve hormonlar tarafından denetlenerek kendiliğinden oluyor olduğu,
insanın kendi iç organlarına bile emredemediği ama buna rağmen en düzgün homeostazi ile yaşadığı bilinmiyordu.
fizik, kimya matematik ne büyük birer derya, bunlar bilinmiyordu.
uzay bilinmiyordu.
gezegenler, güneş mevsimler nasıl ouşuyor bilinmiyordu.
sadece yaşanıyordu hayat ve inanılan yine allah idi aklını kullananlarca.
bugün de yarın da öyle olacak...
zira; öyle bir çağ düşünün ki, hücre denilen olay bilinmiyor.
gözle görülemeyecek boyuttaki o yapının içinde, bir ülkenin yapamayacağı kadar çok işin,
düzenli bir şekilde yapıldığı bilinmiyor.
mitokondrinin enerjiyi kimyasal bağlar arasına hapsettiği,
enerjiye ihtiyaç olduğunda ise o bağların çözülmesi ile ortaya çıkan enerjinin kullanılacağı bilinmiyor.
golginin salgı yaptığı, çok salgı yapması gereken hücrelerde * diğer hücrelere nazaran daha fazla sayıda olduğu bilinmiyor.
hücrenin bir protein sentezlemesi için, *,
önce dna'dan nükleotitlerin diziliş sırasının mrna tarafından alındığı,
daha sonra trnalar ile teker teker dna sırasına uygun olan aminoasitlerin taşındığı
ve bu taşınan aminaoasitlerin, ribozomun küçük ve büyük alt birimlerinin *
birleşmesi ile
tesbih taneleri bir ipe dizilir gibi birbirlerine bağlandıkları bilinmiyordu.
ve bu olay sonucunda sentezlenen proteinlerin her canlıda farklılık gösterdiği * bilinmiyordu.
Bir başka tarafta, insanda kalbin kan pompaladığı, sonra o kanın gerekli her yere,
akciğer tarafından dış ortamdan alınan oksijeni
ve dışarıdan alınıp da en küçük parçasına kadar parçalanmış besin maddelerini taşıdığı bilinmiyordu.
Ki o besin maddelerinin, ağızda, midede ve ince bağırsakta hem mekanik bir sürü etki,
hem de molekül yapılarına uygun bir dolu enzimin saldırması ile parçalandıkları,
bağırsakları çepeçevre saran kılcallar tarafından da emilip kana karıştırıldığı da bilinmiyordu.
Kan yer çekimi ile ayaklarda, bacaklarda birikir de kalbe tam olarak geri dönemez diye,
bacaklardaki toplar damarlarda mevcut olan, tek yönlü geçişe olanak tanıyan,
yukarıya doğru kanı iterek hareket eden kapakçıklar bilinmiyordu.
Beynin merkezinin altında, nohut büyüklüğünde, hipotalamus dediğimiz o yapının,
bir orkestra şefi gibi, vücudun bir çok yerinde bulunan diğer endokrin bezlere,
ürettiği hormonu o beze kan yoluyla bir mektup gibi gönderdiği ve bu şekilde "salgını salgıla!" emrini verdiği
daha sonra kanda o hormon yeterli seviyeye ulaştığında yine göndereceği başka bir emirle
o endokrin bezin salgılamasını durdurduğu bilinmiyordu. *
Bunların hepsinin bir canlının yaşamının sürmesi için,
beyin, sinir sistemi ve hormonlar tarafından denetlenerek kendiliğinden oluyor olduğu,
insanın kendi iç organlarına bile emredemediği ama buna rağmen en düzgün homeostazi ile yaşadığı bilinmiyordu.
fizik, kimya matematik ne büyük birer derya, bunlar bilinmiyordu.
uzay bilinmiyordu.
gezegenler, güneş mevsimler nasıl ouşuyor bilinmiyordu.
sadece yaşanıyordu hayat ve inanılan yine allah idi aklını kullananlarca.
bugün de yarın da öyle olacak...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar