bugün
- apo piçtir piç kalacak5
- filenin sultanları yarı finalde8
- hep kaybeden tarafı savunmak5
- dürüst olun sözlükte kaç hesabınız var6
- asılacak olsanız son sözünüz ne olurdu7
- süper yapay zeka üretildi ve aramızda dolaşıyor6
- yazarların gizli gizli dinlediği şarkılar4
- devlet bahçeli8
- motorine 8 24 tl zam gelmesi10
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri28
- skoda fabia alınır mı3
- uçan adam sabri'ye ne oldu5
- habire1221
- batının ahlaksızlığı safsatası2
- james deenin kulaklarından tutup havaya kaldırmak2
- 11 aydır yazmayan flört ne yapıyordur sorunsalı9
- kolları façalı bir kıza aşık olmak4
- seksin zevk vermediği an2
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- bir bela geliyor8
- ellerim bos gonlum hos30
- kılıçdaroğlunun kılıcı nerede sorunsalı2
- suşiyi sadece kadınların çok sevmesi5
- 3 eylül 2026 türkiye almanya voleybol maçı6
- arif kocabıyık16
- sözlükte en çok kıskandığınız yazar12
- sarapci koala64
- sarapci koala'nın radikalkemalist'e aktroll demesi3
- kız arkadaşı kerhaneye götürmek2
- kedilerin ruh hastası olması4
- lahmacun9
- torpille bir yerlere gelenler5
- halkın umudu kılıçdaroğlu3
- sevgiliye yara izlerinin hikayesini anlatmak2
- dolandırıcı2
- hoşlandığın kızın komünist çıkması9
- trakyalı yazarlar6
- ebgh'nin sözlüğün en orijinal yazarı olması3
- kaan sezyum7
- ay diyen erkek9
- boşnak olmak ister miydiniz5
- youtube daki bot trafiğini kim yönetiyor2
- seri katilin tarziyla cinayet isleyen dedektif3
- hz isa'nın fiziksel annesi ve babası yoktu11
- basmane tren garı7
- silvermist9
- petek dinçöz2
- istanbul ve bütün türkiye ev kiraları ne olacak4
- tarkan2
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası27
insan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü, soğuğun dondurduğunu, ateşin yaktığını...
sevgisizliğin insanın canını acıttığını...
duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.
her şey ona çok büyük görünüyor:
ev, masa, anne, baba...
10una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. azgın bir iştahla öğreniyor. kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
15inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden, değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor.
dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. aşk acısını öğreniyor. yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor.
20sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.
her şey ona küçük görünüyor:
ev, masa, anne, baba...
"dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor.
lakin dünya bunu bilmiyor.
o yüzden 20ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.
25inde ayaklar biraz yere değiyor.
okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.
sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp grileşiyor.
yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden vurularak evleniyor genelde...
5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal", daha yakına geliyor.
"bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.
"dünya zor"laşıyor.
30unda muhasebeye başlıyor insan:
"dünya hala beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum" dönemi...
mevcut bilgilerin sorgu yeri...
kuşkunun beyliği...
tehlikeli yaşlar: "bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları, "hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...
35, yolun yarısı...
hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda uyanmadan 20sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...
daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan yaşlar...
olgunluğun karasuları...
40ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp ölmeye başladığında bocalıyor insan...
panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine...
yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı arabalarla çare aranıyor.
45inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...
hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor.
eski dostlar, hatıralar kıymete biniyor.
didişmenin yerini sükunet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "keşke"ler "iyi ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor.
bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...
genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.
sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.
(bkz: can dündar)
sevgisizliğin insanın canını acıttığını...
duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.
her şey ona çok büyük görünüyor:
ev, masa, anne, baba...
10una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. azgın bir iştahla öğreniyor. kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
15inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden, değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor.
dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. aşk acısını öğreniyor. yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor.
20sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.
her şey ona küçük görünüyor:
ev, masa, anne, baba...
"dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor.
lakin dünya bunu bilmiyor.
o yüzden 20ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.
25inde ayaklar biraz yere değiyor.
okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.
sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp grileşiyor.
yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden vurularak evleniyor genelde...
5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal", daha yakına geliyor.
"bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.
"dünya zor"laşıyor.
30unda muhasebeye başlıyor insan:
"dünya hala beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum" dönemi...
mevcut bilgilerin sorgu yeri...
kuşkunun beyliği...
tehlikeli yaşlar: "bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları, "hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...
35, yolun yarısı...
hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda uyanmadan 20sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...
daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan yaşlar...
olgunluğun karasuları...
40ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp ölmeye başladığında bocalıyor insan...
panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine...
yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı arabalarla çare aranıyor.
45inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...
hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor.
eski dostlar, hatıralar kıymete biniyor.
didişmenin yerini sükunet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "keşke"ler "iyi ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor.
bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...
genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.
sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.
(bkz: can dündar)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar