bugün
- lahmacun8
- hoşlandığın kızın komünist çıkması9
- kaan sezyum6
- sobadan kurtulmak5
- habire1219
- basmane tren garı6
- ay diyen erkek7
- vexillarius the slayer8
- silvermist9
- renkli rüyalar oteli5
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- ben geldim naneler15
- hz isa'nın fiziksel annesi ve babası yoktu11
- torpille bir yerlere gelenler4
- hiç kimse fikirleri yüzünden hapis yatmasın8
- habire12nin çaylak olması5
- türkiye solunun en büyük sorunu6
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri23
- sersem herif5
- gammaz çetesi9
- siyonizmin tasfiye oluşu3
- dinler tarihi5
- sarapci koala63
- imbat4
- konaktan üçkuyular'a gitmek3
- karşıyaka dan bayraklı ya yürümek4
- raikagetokatlayan2
- guendouzi ve greenwooda uefa disiplin süreci7
- tribünlerde apoya küfür edilmesinin yasaklanması6
- mantı8
- cemaatçi polis3
- ben sizin anonim11
- motorine 8 24 tl zam gelmesi5
- şeyhine sakso çekip şeriat isteyen tip7
- özgür özel'in önder sav ile yan yana gelmesi3
- emanet ata binen tez iner3
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı8
- sözlükte en çok kıskandığınız yazar9
- akpartililerin apo sevdası5
- çikolatalı kek4
- maşa ile koca ayı online3
- bir kız güneş kremi sürmenizi rica etse2
- sözlükte kıskançlık oluyor hissi7
- insan olmaya ceyrek kala15
- deli sikince yapılabilecek çılgınlıklar3
- bostanlı dan karşıyaka ya sahil boyu koşmak3
- yılana güven olur mu2
- önder sav4
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz24
- ahmet davutoğlu'na soruşturma açılması10
insan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü, soğuğun dondurduğunu, ateşin yaktığını...
sevgisizliğin insanın canını acıttığını...
duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.
her şey ona çok büyük görünüyor:
ev, masa, anne, baba...
10una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. azgın bir iştahla öğreniyor. kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
15inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden, değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor.
dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. aşk acısını öğreniyor. yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor.
20sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.
her şey ona küçük görünüyor:
ev, masa, anne, baba...
"dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor.
lakin dünya bunu bilmiyor.
o yüzden 20ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.
25inde ayaklar biraz yere değiyor.
okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.
sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp grileşiyor.
yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden vurularak evleniyor genelde...
5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal", daha yakına geliyor.
"bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.
"dünya zor"laşıyor.
30unda muhasebeye başlıyor insan:
"dünya hala beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum" dönemi...
mevcut bilgilerin sorgu yeri...
kuşkunun beyliği...
tehlikeli yaşlar: "bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları, "hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...
35, yolun yarısı...
hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda uyanmadan 20sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...
daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan yaşlar...
olgunluğun karasuları...
40ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp ölmeye başladığında bocalıyor insan...
panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine...
yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı arabalarla çare aranıyor.
45inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...
hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor.
eski dostlar, hatıralar kıymete biniyor.
didişmenin yerini sükunet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "keşke"ler "iyi ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor.
bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...
genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.
sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.
(bkz: can dündar)
sevgisizliğin insanın canını acıttığını...
duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.
her şey ona çok büyük görünüyor:
ev, masa, anne, baba...
10una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. azgın bir iştahla öğreniyor. kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
15inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden, değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor.
dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. aşk acısını öğreniyor. yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor.
20sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.
her şey ona küçük görünüyor:
ev, masa, anne, baba...
"dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor.
lakin dünya bunu bilmiyor.
o yüzden 20ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.
25inde ayaklar biraz yere değiyor.
okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.
sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp grileşiyor.
yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden vurularak evleniyor genelde...
5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal", daha yakına geliyor.
"bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.
"dünya zor"laşıyor.
30unda muhasebeye başlıyor insan:
"dünya hala beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum" dönemi...
mevcut bilgilerin sorgu yeri...
kuşkunun beyliği...
tehlikeli yaşlar: "bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları, "hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...
35, yolun yarısı...
hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda uyanmadan 20sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...
daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan yaşlar...
olgunluğun karasuları...
40ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp ölmeye başladığında bocalıyor insan...
panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine...
yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı arabalarla çare aranıyor.
45inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...
hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor.
eski dostlar, hatıralar kıymete biniyor.
didişmenin yerini sükunet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "keşke"ler "iyi ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor.
bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...
genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.
sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.
(bkz: can dündar)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar