bugün
- osuruktan şiirler59
- yılmaz güney izleyip ahmet kaya dinleyen tip14
- migros'a sorulacak tek soru4
- abdullah öcalan13
- enayimiknatisi ile kavga etmek21
- tarhana çorbası7
- yılmaz güney filmleri6
- yılmaz güney büyüklüğü4
- bik bik kız kaçırdı9
- her şeyi hatırlayan insan9
- avanosun nevşehirde olması5
- şarapçı koala'nın ulusalcı nefreti8
- çay içen erkeklerden iğreniyorum ıyy diyen kız5
- sözlüğün boktanlaşması4
- alparslan kuytul13
- astral seyahate çıkış harcı4
- babo dünyayı düzdün doymadın3
- yasakçı zihniyet15
- farah zeynep abdullah'ın yılmaz güney tweetleri3
- düşmanın üzerine işemek2
- sabah alarmı yapılacak şarkı4
- tarhana içenlerin köylü ve eğitimsiz olması10
- ekşi sözlük21
- ırkçıların geri zekalı olduğu gerçeği3
- fenerbahçe biraz sert biraz katı9
- ilk buluşmada 13 pişi yiyen kız12
- şah hatayi'nin hataylı olmaması4
- reels izleme bağımlılığı6
- polisin verilen emrin yasaya uygunluğunu sorgusu12
- muslettin amca6
- gammazın gammazlanması4
- ismail kartal16
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı30
- müsavat dervişoğlu8
- etimek tatlısı4
- yoruldum beni kucağına al diyen 75 kiloluk kız2
- mezeler eşliğinde rakı içip söyleşmek2
- ulusalcı önderlerin akp'ye geçmesi10
- türkiyenin tüm derdinin kürtler olması2
- koala hesabını silmesin kampanyası2
- bugün ne yapsam9
- gazisini zulüm eden savaşta asker bulamaz5
- 21 yaşında erkek 31 yaşında kadın ilişkisi4
- sevri imzalayanların vatan haini ilan edilmesi3
- sözlükte kavga oluyor hissi5
- escort kadınla kondomsuz ilişkiye girmek3
- sigarayı azaltmak3
- fashion tv izleyip 31 çeken tip3
- kavga yok mu ya6
- aleksey batrakov19
spoiler içerse de bu filmin etkisi spoilerden bağımsız olduğu için okuyabilirsiniz.
Charlie Kaufman ın being john malkovich ve adaptation gibi iki kült senaryosunu sinemaya aktaran spike jonse un yazıp yönettiği filmde Joaquin Phoenix , Amy Adams , Scarlett Johansson oynuyor.
ana karakter Theodore her modern insan gibi güvensizlik, eşini kıskanmak, onun değişmesinden, terketmesinden korkmak gibi dertlerden muzdarip. ayrıca çok ilginç de bir mesleği var adamın.
bu filmin verdiği tada en yakın lost in translation filmi vardı bir zamanlar.
çocukluk ve ergenliğini internetin olmadığı dönemlerde geçirmiş izleyiciler için farklı anlamları olan bir film. ilk bilgisayarla tanışmamız , ardından yıllar sonra internet diye ne işe yaradığını bilmediğimiz bir bilgisayar şeysinin dedikodusunu duymamız tam da ergenlik zamanlarımıza rastladı.
aslında yapay zekalı işletim sistemleriyle çoktan tanışmışız da haberimiz yokmuş. izlediğimiz bir çok çizgi film ve kara şimşek gibi yapımlarda kullanıcıyla interaktif iletişime geçen yapay zekalar vardı.
sonra bu senaryolar biraz karamsarlaştı. james cameron un bir kabusundan yola çıkarak yazdığı terminator filmi izleyicilerin teknolojiye bakışını; başımıza bir şey gelmese bari minvaline kadar taşıdı. gelecekten gelen bir adam ,adamın peşinde bir android, bu androidin kopan kolu sayesinde yeni bir teknolojiyi keşfeden bir bilim adamı olaylar olaylar. kendi kuyruğunu yiyerek beslenen yılan gibi bir senaryo . bir sonuç kendi nedenine neden olabilir mi sorusunu kafamıza ilk kazıyan film buydu. neyse konu çok dağılmasın bu tamamen farklı bir entry konusu.
tüm bu teknolojiye dair korku ve kara senaryolar hep insanoğlunun iktidar,can güvenliği,konfor , savaş, para vs.. kaygılarını işler. peki ya insani duygular?
internette bedenimizi ve hatta ismimizi kullanmadan daha cesur veya yüzsüz olduk. şu sözlük hayatımızın bile bu gelişmelerin bir parçası olduğu bir gerçek. siyasi , dini ve tüm insani meseleler hakkında kim kırılır kim üzülür demeden atıp tuttuk. hatta birilerini sevdik, nefret ve kavga ettik, farklı kültürleri yok saydık. internet bize bedava terapist koltuğu gibi geldi. aslında bu duygu bizlere daha internetten bihaher olduğumuz zamanlarda gazetelerin kuponla dağıttığı sanal bebek zımbırtısıyla sunuldu. yapay bir cihaza duyulan merhamet, sevgi , sorumluluk ve son noktada da bu filmde aşk veya ona benzeyen bir şey.
bu filmde de yıllarca beraber olduğu karısında ve çıktığı güzel kızlarda bulamadığı ilgiyi ve arkadaşlığı ve hatta aşkı bir işletim sisteminde bulan bir adamın hikayesi işleniyor. adam mağdur mu , bencil mi, salak mı, hassas mı karar vermek zor. ama şu gerçek ki tamamen kendi davranışlarımıza göre kendini geliştiren bir yapay zeka bile insanı mutlu etmeye yetmiyor.
özetle bu film teknolojinin hayatımızdaki yeri meselesinden çok farklı bir yerde duruyor. bir ders vermekten çok herkesin kendisini biraz sorgulamasına sebep oluyor. kafada soru ve ünlem işaretleri bırakıyor. şekillendirmeye çalışmadan, suçlamadan, ak kaşık rolü oynamadan, yaftalamadan sevdiklerimizi kabullenebiliyor muyuz? yoksa her şeyi yaşamak benim hakkım diyerek insanları buruşturup bırakıyor muyuz?
filmin atmosferi çok dingin. mekanlar temiz, insanlar saygılı. 2077 yılı newyorkunda geçiyordu sanırım. ama filmin çoğu sahnesi çinde çekilmiş. insanların giyimleri ve mekan tasarımları geleceğin dünyası saçmalığına girmeden gayet sade tasarlanmış. hatta pantolon kemerleri bile yok * mekan tasarımları nedense kırmızı ağırlıklı renklendirilmiş. zaman ilerledikçe nüfus artıyor ama insanlar yalnızlaşıyor, belki de her şey tek renge bürünmeye başlıyor.
görsel
I think anybody who falls in love is a freak. It's a crazy thing to do. It's kind of like a form of socially acceptable insanity.
Charlie Kaufman ın being john malkovich ve adaptation gibi iki kült senaryosunu sinemaya aktaran spike jonse un yazıp yönettiği filmde Joaquin Phoenix , Amy Adams , Scarlett Johansson oynuyor.
ana karakter Theodore her modern insan gibi güvensizlik, eşini kıskanmak, onun değişmesinden, terketmesinden korkmak gibi dertlerden muzdarip. ayrıca çok ilginç de bir mesleği var adamın.
bu filmin verdiği tada en yakın lost in translation filmi vardı bir zamanlar.
çocukluk ve ergenliğini internetin olmadığı dönemlerde geçirmiş izleyiciler için farklı anlamları olan bir film. ilk bilgisayarla tanışmamız , ardından yıllar sonra internet diye ne işe yaradığını bilmediğimiz bir bilgisayar şeysinin dedikodusunu duymamız tam da ergenlik zamanlarımıza rastladı.
aslında yapay zekalı işletim sistemleriyle çoktan tanışmışız da haberimiz yokmuş. izlediğimiz bir çok çizgi film ve kara şimşek gibi yapımlarda kullanıcıyla interaktif iletişime geçen yapay zekalar vardı.
sonra bu senaryolar biraz karamsarlaştı. james cameron un bir kabusundan yola çıkarak yazdığı terminator filmi izleyicilerin teknolojiye bakışını; başımıza bir şey gelmese bari minvaline kadar taşıdı. gelecekten gelen bir adam ,adamın peşinde bir android, bu androidin kopan kolu sayesinde yeni bir teknolojiyi keşfeden bir bilim adamı olaylar olaylar. kendi kuyruğunu yiyerek beslenen yılan gibi bir senaryo . bir sonuç kendi nedenine neden olabilir mi sorusunu kafamıza ilk kazıyan film buydu. neyse konu çok dağılmasın bu tamamen farklı bir entry konusu.
tüm bu teknolojiye dair korku ve kara senaryolar hep insanoğlunun iktidar,can güvenliği,konfor , savaş, para vs.. kaygılarını işler. peki ya insani duygular?
internette bedenimizi ve hatta ismimizi kullanmadan daha cesur veya yüzsüz olduk. şu sözlük hayatımızın bile bu gelişmelerin bir parçası olduğu bir gerçek. siyasi , dini ve tüm insani meseleler hakkında kim kırılır kim üzülür demeden atıp tuttuk. hatta birilerini sevdik, nefret ve kavga ettik, farklı kültürleri yok saydık. internet bize bedava terapist koltuğu gibi geldi. aslında bu duygu bizlere daha internetten bihaher olduğumuz zamanlarda gazetelerin kuponla dağıttığı sanal bebek zımbırtısıyla sunuldu. yapay bir cihaza duyulan merhamet, sevgi , sorumluluk ve son noktada da bu filmde aşk veya ona benzeyen bir şey.
bu filmde de yıllarca beraber olduğu karısında ve çıktığı güzel kızlarda bulamadığı ilgiyi ve arkadaşlığı ve hatta aşkı bir işletim sisteminde bulan bir adamın hikayesi işleniyor. adam mağdur mu , bencil mi, salak mı, hassas mı karar vermek zor. ama şu gerçek ki tamamen kendi davranışlarımıza göre kendini geliştiren bir yapay zeka bile insanı mutlu etmeye yetmiyor.
özetle bu film teknolojinin hayatımızdaki yeri meselesinden çok farklı bir yerde duruyor. bir ders vermekten çok herkesin kendisini biraz sorgulamasına sebep oluyor. kafada soru ve ünlem işaretleri bırakıyor. şekillendirmeye çalışmadan, suçlamadan, ak kaşık rolü oynamadan, yaftalamadan sevdiklerimizi kabullenebiliyor muyuz? yoksa her şeyi yaşamak benim hakkım diyerek insanları buruşturup bırakıyor muyuz?
filmin atmosferi çok dingin. mekanlar temiz, insanlar saygılı. 2077 yılı newyorkunda geçiyordu sanırım. ama filmin çoğu sahnesi çinde çekilmiş. insanların giyimleri ve mekan tasarımları geleceğin dünyası saçmalığına girmeden gayet sade tasarlanmış. hatta pantolon kemerleri bile yok * mekan tasarımları nedense kırmızı ağırlıklı renklendirilmiş. zaman ilerledikçe nüfus artıyor ama insanlar yalnızlaşıyor, belki de her şey tek renge bürünmeye başlıyor.
görsel
I think anybody who falls in love is a freak. It's a crazy thing to do. It's kind of like a form of socially acceptable insanity.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar