bugün
- türkiyenin insan haklarında dünya 143üncüsü olması13
- günaydın arkadaşlar bugün nasılsınız9
- sabah programları3
- şu an ne isterdin14
- yılmaz erdoğan5
- ığdır'ın baş harfi ığdır2
- çocukluk arkadaşlığı7
- piramitleri uzaylılar yaptı yalan söyleyen toptur12
- fon skandalının akp tabanındaki yankısı5
- sözlükte özel mesaj ile fotoğraf gönderememek26
- soner sarıkabadayı3
- en güzel öpüşme sahnesi2
- engin altan düzyatan3
- sosyal medyadaki hastalıklı zihniyet2
- melike öcalan2
- azrail'in görüldüğü an4
- batı şeria2
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat37
- cadılar bayramında cadı kesmek3
- yulaf lapası vs tost11
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- herkes nerde4
- açım aç9
- dinlerin evrensel olmaması3
- güneşli bir günde insanın evde oturma nedenleri3
- istanbul'da gezilebilecek en güzel yerler4
- karpuzcu liboş3
- bir beden küçük kıyafet almak7
- dincilere laf anlatmakta çalışmak19
- edep sen ne güzel şeysin6
- galatasaray vs akp13
- 2027 hedefleri2
- fon vurgunu54
- mustafa sarıgül pornosu5
- yazarların kahvaltı keyfi3
- dibek kahvesi içmeden kendine gelemeyen kız2
- halloween'e cadılar bayramı diyen keko7
- platon un mağara alegorisi6
- fon suresi 2 milyarıncı ayet4
- sözlükteki yakışıklı olgun erkekler14
- mekke anlaşması2
- from gold from dust34
- kaçak çay18
- doğum günüm halloviin unutma diyen kezo3
- dilekçeye nasıl başlanır9
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- borsa istanbul19
- kalvinci misin piskoposçu musun4
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı58
- kalabalığı kucaklama hareketi2
Inception için tek bir cümle kurmam gerekse şunu derdim. Gerçekten çok iyi, zekice, eğlenceli ve mutlaka sinemada yaşanması gereken bir deneyim. Son yıllarda sinemadan bu kadar başı dönmüş ve mutlu bir şekilde çıktığımı hatırlamıyorum. Christopher Nolan bu filmle tekrar hayranlığımı kazandı. Ortaya çıkan iş gerçekten mükemmel. Bence son 10 yılın en iyi filmlerinden biri ve ustanın (yine bence) en iyi filmi. Evet, Memento'dan da iyi.
The Dark Knight'tan sonra bile Nolan'a favori yönetmenim demeye dilim varmamıştı. Ama bunu şimdi gönül rahatlığıyla söylüyorum.
Rüyalar her zaman filmlerin özel bir arkadaşı, yardımcısı olmuştur. ''Hepsi birer rüyaymış'' klişesi en olmadık yapı yada hikayeye sahip filmleri kurtaran bir fikir olmuştur. Hem filmlerde bittikleri zaman zihnimizde bir rüya gibi yer almazlar mı! işte C. Nolan bu klişeyi alıp onu çok zekice bir oyun haline büründürüyor. Yapısı gereği film başlangıçta biraz karmaşık gelebilir ama ilerleyen dakikalarda bu yapıya alışıyorsunuz. Zaten öykü geriye dönüşler ve başlangıcı haricinde düz bir zeminde ilerliyor.
Hem felsefi, hem aksiyon açısından gayet doyurucu bir film bu. Felsefi açıdan yaklaşırsak film kendi dünyamız ve yaşamımız üzerine pek çok imge ve metafora sahip. Yaşadığımız hayat ne kadar gerçek, aslında bütün bunlar birer rüya mı gibi sorular sorduruyor film bize. Rüyaları tema edinen bir film içinse bu kaçınılmaz elbette. Herkes filmdeki her imgeden bir şeyler çıkaracak, her unsuru bir şeyle bağdaştıracaktır, eminim. Filmdeki Yusuf karakterini Hz. Yusuf'la bağdaştıranlar görüyorum şimdiden. Filmin bu karmaşık yapısı ve sembolleride önümüzdeki birkaç yıl fazlasıyla tartışılacaktır. Zaten bir film izlemeyide bu tür tartışmalar zevkli kılmaz mı!
Aksiyon olarak bakarsak yine doyurucu bir film var karşımızda. Olayların geçtiği yer rüyalar olduğu için elbette film sınırsız bir aksiyona gebe. Ama heyecan unsuruda yok değil. ''Aman canım, bunların hepsi rüya, ölseler ne olucak ki!'' diyemiyorsunuz. Bazı durumlarda rüya içersinde dahi ölmenin bazı tehlikeleri olduğu belirtilerek bir şekilde heyecan girdabına sokuluyoruz. Yönetmen tarafından bir oyuna davet ediliyoruz, ve katman çoğaldıkça oyun daha eğlenceli bir hal alıyor. Benim favori sahnem yerçekimsiz alanda geçen dövüş sahnesi.. Daha önce eşi benzeri görülmemiş bu sahneden inanılmaz bir haz aldım. En son buna benzer bir hazzı sinemada Matrix Reloaded'ı izlediğimde almıştım.
Uyurken yüzüne su sıçrayan bir adamın rüyasında yağmur yağdığını görmesi, Dom'un çocuklarının imgesini her seferinde çocukların yüzünü görmeden görüşü gibi anektodlar çok hoşuma gitti. Paris sokaklarının tersyüz edilmiş hali ise bence bir sanat eseri.
Filmin bazı noktalarına serpiştirilmiş espiriler ise filme hoş bir mizah katıyor. Bence gayet filme yakışır, zekice espiriler.. Ama bu mizahi ton filmi asla sulandırmıyor, basitleştirmiyor. Ama filmi daha eğlenceli kıldığı kesin.
Bu filmi beğenin yada beğenmeyin, daha önce hiçbir filmde bulunmayan bir tada sahip olduğu tartışılmaz. Herşeyden önemlisi bu film o eşsiz sinema duygusuna fazlasıyla sahip. Bu da bence filmin en önemli özelliği.
Ben sinemayı bana Inception gibi filmler armağan ettiği için seviyorum.
The Dark Knight'tan sonra bile Nolan'a favori yönetmenim demeye dilim varmamıştı. Ama bunu şimdi gönül rahatlığıyla söylüyorum.
Rüyalar her zaman filmlerin özel bir arkadaşı, yardımcısı olmuştur. ''Hepsi birer rüyaymış'' klişesi en olmadık yapı yada hikayeye sahip filmleri kurtaran bir fikir olmuştur. Hem filmlerde bittikleri zaman zihnimizde bir rüya gibi yer almazlar mı! işte C. Nolan bu klişeyi alıp onu çok zekice bir oyun haline büründürüyor. Yapısı gereği film başlangıçta biraz karmaşık gelebilir ama ilerleyen dakikalarda bu yapıya alışıyorsunuz. Zaten öykü geriye dönüşler ve başlangıcı haricinde düz bir zeminde ilerliyor.
Hem felsefi, hem aksiyon açısından gayet doyurucu bir film bu. Felsefi açıdan yaklaşırsak film kendi dünyamız ve yaşamımız üzerine pek çok imge ve metafora sahip. Yaşadığımız hayat ne kadar gerçek, aslında bütün bunlar birer rüya mı gibi sorular sorduruyor film bize. Rüyaları tema edinen bir film içinse bu kaçınılmaz elbette. Herkes filmdeki her imgeden bir şeyler çıkaracak, her unsuru bir şeyle bağdaştıracaktır, eminim. Filmdeki Yusuf karakterini Hz. Yusuf'la bağdaştıranlar görüyorum şimdiden. Filmin bu karmaşık yapısı ve sembolleride önümüzdeki birkaç yıl fazlasıyla tartışılacaktır. Zaten bir film izlemeyide bu tür tartışmalar zevkli kılmaz mı!
Aksiyon olarak bakarsak yine doyurucu bir film var karşımızda. Olayların geçtiği yer rüyalar olduğu için elbette film sınırsız bir aksiyona gebe. Ama heyecan unsuruda yok değil. ''Aman canım, bunların hepsi rüya, ölseler ne olucak ki!'' diyemiyorsunuz. Bazı durumlarda rüya içersinde dahi ölmenin bazı tehlikeleri olduğu belirtilerek bir şekilde heyecan girdabına sokuluyoruz. Yönetmen tarafından bir oyuna davet ediliyoruz, ve katman çoğaldıkça oyun daha eğlenceli bir hal alıyor. Benim favori sahnem yerçekimsiz alanda geçen dövüş sahnesi.. Daha önce eşi benzeri görülmemiş bu sahneden inanılmaz bir haz aldım. En son buna benzer bir hazzı sinemada Matrix Reloaded'ı izlediğimde almıştım.
Uyurken yüzüne su sıçrayan bir adamın rüyasında yağmur yağdığını görmesi, Dom'un çocuklarının imgesini her seferinde çocukların yüzünü görmeden görüşü gibi anektodlar çok hoşuma gitti. Paris sokaklarının tersyüz edilmiş hali ise bence bir sanat eseri.
Filmin bazı noktalarına serpiştirilmiş espiriler ise filme hoş bir mizah katıyor. Bence gayet filme yakışır, zekice espiriler.. Ama bu mizahi ton filmi asla sulandırmıyor, basitleştirmiyor. Ama filmi daha eğlenceli kıldığı kesin.
Bu filmi beğenin yada beğenmeyin, daha önce hiçbir filmde bulunmayan bir tada sahip olduğu tartışılmaz. Herşeyden önemlisi bu film o eşsiz sinema duygusuna fazlasıyla sahip. Bu da bence filmin en önemli özelliği.
Ben sinemayı bana Inception gibi filmler armağan ettiği için seviyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar