bugün
- fil8
- aslan8
- mutsuzluğun en büyük nedeni14
- habire1275
- habire12 adamdır37
- izmirli kızların verici olması34
- iş bulamamak4
- sssilvermist22
- ben geldim naneler13
- insan kaynakları3
- gece sokakta koşarak 31 çeken kolsuz cüce görmek3
- tas kafa traşlı hırt sorunu3
- spaghetto2
- claudian clouds kadındır12
- japon denince akla gelenler3
- cilgincapkin13
- yazarların almak istediği hediyeler4
- anın görüntüsü18
- erkeklerin artık adım atmaktan korkması20
- deccal'in sozluge gelmesi10
- messi'yi savunan adamla ahbaplık etmem5
- gaz fren debriyaja aynı anda basarsak ne olur16
- kafa dağıtmalık şarkı önerileri5
- gammazların tarafsız olması gerekliliği26
- türkiye den ispanya'ya yangın uçağı desteği3
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları14
- ben senin yerinde olsam5
- hakkımda bilmeniz gerekenler34
- küs insanları barıştırmak3
- arkadaşlar sizce bu takım elbise güzel mi15
- sözlük kızları bizim neyimizdir sorunsalı11
- bir ay çaylak olmak4
- sözlükteki kavganın amacı5
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası19
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
- arap gel oğlum5
- yarası olan gocudur5
- gece sokağa çıkıp auuuu diye bağırmak3
- lionel messi4
- nickten isim tahmini yapmak25
- arkadaşlar bi bakar mısınız3
- yorgun mermi13
- suca suruklenen cocuk7
- sözlük erkeklerinin 1 90 dan kısa olmaması10
- temmuz6
- en sevilen su markası3
- burhaniye6
- mutlu ama uzak olsun3
- çilek reçeli vs vişne reçeli9
- gece denize girmek12
bazen apartmandan içeri girerim.
mevsim kıştır, havalar soğuk...
üzerimdeki kalın giysilere rağmen iyice büzüşmüş bir haldeyimdir.
--spoiler--
soğuk ürperticidir zira, sızacak bir boşluk bulur kendine...
--spoiler--
kapıdan içeri girdiğim gibi bir koku alır burnum.
kış aylarında şehri kuşatan ucuz kömür kokusundan farklı bir koku...
naif, yakıcı olmayan türden...
içimdeki kasvet erimeye başlar o an;
dudaklarım kıpırdanmaya,
montumu, cep kısımlarından sıkıca kavrayan ellerim gevşemeye başlar...
ve solurum, deriiin derin ve tekrar tekrar...
ev kokusudur bu, aile kokusu...
hamarat ellerden, sevgi yüklü ellerden yükselir bu koku; onların eseridir.
kah lezzetli bir yemek kokusudur bu; kah yemek, parfüm, sabun, insan karışımı tatlı ev kokusudur bu...
burnuma dolan kokulardan bir senaryo oluşturmaya çalışır zihnim...
bu koku olsa olsa şu yemeğe aittir ve masada sıcacık bir çorba ve pilav da vardır; kokulardaki parfüm oranı da yüksekse muhtemelen misafirler uğramıştır binadaki evlerden birine... evet evet, kapı önünde muntazam dizilmiş ayakkabıların da işaret ettiği gibi çocuklu bir çekirdek aile misafir olmaya gelmiştir... ayakkabılar kapıda olduğuna göre evde portmanto yoktur ya da ancak ailenin ihtiyaçlarını karşılayacak büyüklüktedir. belki bir ihtimal, misafirler evden ayrılmak üzeredir...
saatime bakarım; ihtimallerin olabilirliği hakkında daha net varsayımlara ulaşmaya çalışırım
ve devam ederim, annemi düşünerek...
çeşitlerinin bolluğundan değil de lezzetinin çokluğundan dolayı mükellef olan sofralarını hatırlarım.
sadece çorbasıyla nasıl da doyduğumu, çorbasının nasıl da bedenime ve ruhuma iyi geldiğini...
acaba şimdi yine o her zamanki şevk ve aşkıyla sofrasını kurup kurmadığını...
yaşadıkları kasabaya karanlığın çöküp çökmediğini...
deriiiin derin ve tekrar tekrar soluyarak ve düşleyerek evimin kapısına kadar ulaştığımda, ellerim istemsiz gider cebimdeki anahtara...
bezginlik ve alışkanlıkla çeviririm, anahtarı kilit yuvasında...
açılan kapının ardına bakmayı ertelemek istercesine, içeri bakmadan önce ayakkabılarımın bağcıklarıyla uğraşır, apartmana dolan aile kokusunu derin derin solumaya devam ederim.
içerisi karanlık, içerisi yalnızlık kasveti...
tek ışık, tek ses yok yuvamda...
botlarımı içeri alır mutfağa geçerim.
yalnızlık günlerinde tükettiğim sigara kokularının iyiden iyiye mutfağa sindiğini, o lezzetli kokuları mutfaktan söküp attığını düşünürüm.
kardeşime alınmış, fakat bende kalmış balıkların yemini verip, kettle a su bırakırım.
sabah kahvaltısıyla ayakta olduğum halde, birşeyler hazırlamak gelmez içimden.
tek kişilik bir çay, yanına birkaç atıştırmalık...
bir ya da birkaç film...
ve yastığımda pusuya yatmış beni bekleyen heyulalar, hafakanlar...
--spoiler--
gecenin kör çukur demleri...
--spoiler--
tüm ışıkları söndürür,
güzel şeyler düşünür,
güzel insanlara günün son selamını yollayarak hazırlıklarımı tamamlarım...
henüz ilkokula yeni başladığım temiz çocukluk gecelerinde, babamın çocuksu korkularıma karşı bana bir kalkan olması için ezberlettiği duamı da okuyup,
öylece atlarım pusuya; gönüllü, korkusuz ve bezgin...
mevsim kıştır, havalar soğuk...
üzerimdeki kalın giysilere rağmen iyice büzüşmüş bir haldeyimdir.
--spoiler--
soğuk ürperticidir zira, sızacak bir boşluk bulur kendine...
--spoiler--
kapıdan içeri girdiğim gibi bir koku alır burnum.
kış aylarında şehri kuşatan ucuz kömür kokusundan farklı bir koku...
naif, yakıcı olmayan türden...
içimdeki kasvet erimeye başlar o an;
dudaklarım kıpırdanmaya,
montumu, cep kısımlarından sıkıca kavrayan ellerim gevşemeye başlar...
ve solurum, deriiin derin ve tekrar tekrar...
ev kokusudur bu, aile kokusu...
hamarat ellerden, sevgi yüklü ellerden yükselir bu koku; onların eseridir.
kah lezzetli bir yemek kokusudur bu; kah yemek, parfüm, sabun, insan karışımı tatlı ev kokusudur bu...
burnuma dolan kokulardan bir senaryo oluşturmaya çalışır zihnim...
bu koku olsa olsa şu yemeğe aittir ve masada sıcacık bir çorba ve pilav da vardır; kokulardaki parfüm oranı da yüksekse muhtemelen misafirler uğramıştır binadaki evlerden birine... evet evet, kapı önünde muntazam dizilmiş ayakkabıların da işaret ettiği gibi çocuklu bir çekirdek aile misafir olmaya gelmiştir... ayakkabılar kapıda olduğuna göre evde portmanto yoktur ya da ancak ailenin ihtiyaçlarını karşılayacak büyüklüktedir. belki bir ihtimal, misafirler evden ayrılmak üzeredir...
saatime bakarım; ihtimallerin olabilirliği hakkında daha net varsayımlara ulaşmaya çalışırım
ve devam ederim, annemi düşünerek...
çeşitlerinin bolluğundan değil de lezzetinin çokluğundan dolayı mükellef olan sofralarını hatırlarım.
sadece çorbasıyla nasıl da doyduğumu, çorbasının nasıl da bedenime ve ruhuma iyi geldiğini...
acaba şimdi yine o her zamanki şevk ve aşkıyla sofrasını kurup kurmadığını...
yaşadıkları kasabaya karanlığın çöküp çökmediğini...
deriiiin derin ve tekrar tekrar soluyarak ve düşleyerek evimin kapısına kadar ulaştığımda, ellerim istemsiz gider cebimdeki anahtara...
bezginlik ve alışkanlıkla çeviririm, anahtarı kilit yuvasında...
açılan kapının ardına bakmayı ertelemek istercesine, içeri bakmadan önce ayakkabılarımın bağcıklarıyla uğraşır, apartmana dolan aile kokusunu derin derin solumaya devam ederim.
içerisi karanlık, içerisi yalnızlık kasveti...
tek ışık, tek ses yok yuvamda...
botlarımı içeri alır mutfağa geçerim.
yalnızlık günlerinde tükettiğim sigara kokularının iyiden iyiye mutfağa sindiğini, o lezzetli kokuları mutfaktan söküp attığını düşünürüm.
kardeşime alınmış, fakat bende kalmış balıkların yemini verip, kettle a su bırakırım.
sabah kahvaltısıyla ayakta olduğum halde, birşeyler hazırlamak gelmez içimden.
tek kişilik bir çay, yanına birkaç atıştırmalık...
bir ya da birkaç film...
ve yastığımda pusuya yatmış beni bekleyen heyulalar, hafakanlar...
--spoiler--
gecenin kör çukur demleri...
--spoiler--
tüm ışıkları söndürür,
güzel şeyler düşünür,
güzel insanlara günün son selamını yollayarak hazırlıklarımı tamamlarım...
henüz ilkokula yeni başladığım temiz çocukluk gecelerinde, babamın çocuksu korkularıma karşı bana bir kalkan olması için ezberlettiği duamı da okuyup,
öylece atlarım pusuya; gönüllü, korkusuz ve bezgin...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar