bugün
- nickten isim tahmini yapmak32
- manyak mısınız nesiniz6
- enayimiknatisii16
- on üçüncü nesil yazarlara hoş geldin diyoruz3
- şeyh olmak için gerekenler3
- hashimoto tiroiditi4
- 30 dakika bilgi içerikli entry girelim kampanyası7
- diamond bosphorus23
- sözlüğün kralı olmak2
- ak parti merkez yürütme kurulu toplantısı8
- askerliğin mantığı2
- kavga etmekten korkan erkek8
- tai lung24
- faik öztrak4
- mikronezya da savaş çıksa türkiyenin etkilenmesi3
- habire12 adamdır37
- kuşların temiz arabalara sıçması6
- yunan adaları6
- insan kaynakları6
- habire1259
- balyoz ve ergenekon kumpasları2
- tai lung'un erkeklerden hoşlanması2
- az yakar diye dizel araba alan memur3
- en sevilen su markası7
- kacak elektrik kullanmayan bey2
- server'ın naneyi yemesi5
- ne olacak bu ülkenin hali4
- 5000 e yakın amerikan filmini özet geçmek2
- abberline3
- japon denince akla gelenler3
- sssilvermist19
- gel mel mele gel mele bitsin bu gurbet2
- mutsuzluğun en büyük nedeni15
- kan sırası4
- izmirli kızların verici olması17
- aldığınız en ilginç iltifat5
- ben geldim naneler13
- gece sokakta koşarak 31 çeken kolsuz cüce görmek6
- atatürk düşmanı it sürüsü5
- kirazın kilosunun 150 tl olması7
- gammazlığı alınan yazarın ilk söylemleri2
- fil8
- sözlük kızlarının kombinleri23
- yokuş aşağı yuvarlanmak3
- erkeklerin artık adım atmaktan korkması20
- kaplan7
- hakkımda bilmeniz gerekenler34
- tememda kenka nalaka6
- claudian clouds kadındır12
- gammazların tarafsız olması gerekliliği26
the judge abartılacak kadar değil ancak gayet başarılı diyebileceğimiz bir gerilim, drama.
spoiler vermeyeceğim sadece filmden resim kareleri belirteceğim.
film başladığında, beklendiği üzere robert downey jr karşımıza çıkıyor. uzun süredir seri ve devam filmlerinden aşikar olduğumuz bu surat(iron man, sherlock holmes) en son chef isimli jon favreau filminden hafifte olsa tanıdık bir surat olarak gözümüze normal bir insan tipinde beliriyor. *
zaten bu filmde de tıpkı birçok diğer rollerinde taşıdığı gerek maddi gerek manevi benzerlikler sayesinde hızlıca karaktere alışacaksınız. umursamaz, zorba, para babası vs. durumlar.
ağır bir konuyu ele alan filmde yer yer gülümseten hatta kimisine kahkaha attırabilecek espriler dönüyor. (en çok hoşuma giden bar kızını ikinci defa gördüğü sefer.) bu da bir çok senaristin düştüğü hataya düşmediğini gösteriyor, senaristin. çünkü hayatta her zaman bir gülümseme payı vardır ve bunu senaryoya yansıtabilmek ki bu filmde gayet çizgide ve yerli yerinde yansıtılmış, hikayenin yapaylığını ortadan kaldırır. kaldırmış ve haliyle 2 saat 20 dakika boyunca oturup kendisini sıkılmadan izlettiriyor.
filmde göze batan bir kısım var. izleyenler bilir izlemeyenler ise izlediklerinde kolayca farkedebilirler. filmin gelişme kısmında bir takım kişi ve olaylar çok ört bas ediliyor. öyle ki bu kişi ve olayların nereye kaybolduğunu, nereye gittiğini filmin sonunda bile öğrenemiyorsunuz. kaldı ki mevcut gidişatla pek bir önem ve alakası olmasa da, bariz bir şekilde atlandığını zamanla fark ediyorsunuz ve "şu şunu niye yapmıyor?" "şu olaya ne oldu?" tipi sorular aklınızı karıştırıyor.
bu sırada hikaye giriyor devreye. mükemmel bir hikaye.
bir çok gerilim filmine bakılırsa merak unsuru her zaman vardır. hatta gerilim filminde gerilim işini geçer, gerilim değilde merak filmi halini alır.
the judge'da ise bu unsur pek bir önemsiz. çünkü kendinizi, filminde konusu dolayısıyla diyaloglarda kaybedeceksiniz. izlerken, izlediğiniz sahnede bir barda 3 kişi oturuyorsa, orada 4. olarak düşünebilirsiniz kendinizi. film ile adeta dostluk kuracaksınızdır. hele ki bir rdj hayranıysanız o mimiklerin ardında kaybolup gideceksiniz. çünkü unutmayın ki turuncu sarı bir suit yok. *
filmde iki sahne sizi ağlayacak kıvama kadar sürükleyebilir. söylemesi ayıp bu sahnelere filmin orta ve son evresinde tanık olacaksınız. robert duvall'ın ne kadar cesur bir oyuncu olduğuna bir kez daha tanık olacaksınız, net. öyle ki siz bile izlerken utanacaksınız ancak duvall, harika bir performans sergilemiş.
filmin sonlarında felsefe olarak edinilebilecek gizli bir söz grubu sizi bekliyor olacak. tabii anlamak ve pekiştirmek için filmi iyice, anlayarak izlemeniz gerekiyor. ve bu duyacağınız söz grubuna uydurulan tekerlekli sandalye sahnesi ile tribe girip oturduğunuz sandalyede aynı hareketi deneyebilirsiniz. olmayacaktır ancak yine de denemeye devam. *
ayrıca sherlock holmes 3 dedikodusuyla yanıp tutuşan biriyseniz, filmdeki 1 dakikalık analiz sahnesi hoşunuza gidecektir. en azından özleminizi 1 dakikalıkta olsa götürecektir. *
film gerçekten iyi. 2 saat 20 dakikanızı güzel değerlendireceksiniz. yanınıza gıda stoğunuzu yapıp filme başlayın. yine de çok ağır şeyler yememekte fayda var. demedi demeyin. izlerken anlarsınız. *
the judge başarılı bir filmdir.
iyi seyirler.
spoiler vermeyeceğim sadece filmden resim kareleri belirteceğim.
film başladığında, beklendiği üzere robert downey jr karşımıza çıkıyor. uzun süredir seri ve devam filmlerinden aşikar olduğumuz bu surat(iron man, sherlock holmes) en son chef isimli jon favreau filminden hafifte olsa tanıdık bir surat olarak gözümüze normal bir insan tipinde beliriyor. *
zaten bu filmde de tıpkı birçok diğer rollerinde taşıdığı gerek maddi gerek manevi benzerlikler sayesinde hızlıca karaktere alışacaksınız. umursamaz, zorba, para babası vs. durumlar.
ağır bir konuyu ele alan filmde yer yer gülümseten hatta kimisine kahkaha attırabilecek espriler dönüyor. (en çok hoşuma giden bar kızını ikinci defa gördüğü sefer.) bu da bir çok senaristin düştüğü hataya düşmediğini gösteriyor, senaristin. çünkü hayatta her zaman bir gülümseme payı vardır ve bunu senaryoya yansıtabilmek ki bu filmde gayet çizgide ve yerli yerinde yansıtılmış, hikayenin yapaylığını ortadan kaldırır. kaldırmış ve haliyle 2 saat 20 dakika boyunca oturup kendisini sıkılmadan izlettiriyor.
filmde göze batan bir kısım var. izleyenler bilir izlemeyenler ise izlediklerinde kolayca farkedebilirler. filmin gelişme kısmında bir takım kişi ve olaylar çok ört bas ediliyor. öyle ki bu kişi ve olayların nereye kaybolduğunu, nereye gittiğini filmin sonunda bile öğrenemiyorsunuz. kaldı ki mevcut gidişatla pek bir önem ve alakası olmasa da, bariz bir şekilde atlandığını zamanla fark ediyorsunuz ve "şu şunu niye yapmıyor?" "şu olaya ne oldu?" tipi sorular aklınızı karıştırıyor.
bu sırada hikaye giriyor devreye. mükemmel bir hikaye.
bir çok gerilim filmine bakılırsa merak unsuru her zaman vardır. hatta gerilim filminde gerilim işini geçer, gerilim değilde merak filmi halini alır.
the judge'da ise bu unsur pek bir önemsiz. çünkü kendinizi, filminde konusu dolayısıyla diyaloglarda kaybedeceksiniz. izlerken, izlediğiniz sahnede bir barda 3 kişi oturuyorsa, orada 4. olarak düşünebilirsiniz kendinizi. film ile adeta dostluk kuracaksınızdır. hele ki bir rdj hayranıysanız o mimiklerin ardında kaybolup gideceksiniz. çünkü unutmayın ki turuncu sarı bir suit yok. *
filmde iki sahne sizi ağlayacak kıvama kadar sürükleyebilir. söylemesi ayıp bu sahnelere filmin orta ve son evresinde tanık olacaksınız. robert duvall'ın ne kadar cesur bir oyuncu olduğuna bir kez daha tanık olacaksınız, net. öyle ki siz bile izlerken utanacaksınız ancak duvall, harika bir performans sergilemiş.
filmin sonlarında felsefe olarak edinilebilecek gizli bir söz grubu sizi bekliyor olacak. tabii anlamak ve pekiştirmek için filmi iyice, anlayarak izlemeniz gerekiyor. ve bu duyacağınız söz grubuna uydurulan tekerlekli sandalye sahnesi ile tribe girip oturduğunuz sandalyede aynı hareketi deneyebilirsiniz. olmayacaktır ancak yine de denemeye devam. *
ayrıca sherlock holmes 3 dedikodusuyla yanıp tutuşan biriyseniz, filmdeki 1 dakikalık analiz sahnesi hoşunuza gidecektir. en azından özleminizi 1 dakikalıkta olsa götürecektir. *
film gerçekten iyi. 2 saat 20 dakikanızı güzel değerlendireceksiniz. yanınıza gıda stoğunuzu yapıp filme başlayın. yine de çok ağır şeyler yememekte fayda var. demedi demeyin. izlerken anlarsınız. *
the judge başarılı bir filmdir.
iyi seyirler.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar