bugün
- from gold from dust12
- nervio isimli yazarin tam olarak neye yaramasi17
- evlenilecek erkek bulmanın gittikçe zorlaşması12
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye44
- uzun süre ayakkabı içinde kalmış ayak6
- vişneçürüğü tanga giyen sözlük erkeği13
- sözlük kızı için kavga eden 2 kaslı sözlük erkeği13
- çin'e demokrasi gelsin10
- bu saatte hala uluyamama sebebi2
- kışın duş alırken üşümemek için öneriler7
- truesuz sözlük8
- gece gece gelen kızarmış patates isteği3
- hastalık havası8
- samara morgan önünüze çıksa yapacaklarınız2
- sözlüğün götü en güzel yazarı12
- anında dolan göz neyin belirtisidir6
- ferhat gündoğdu'nun gözaltına alınması42
- adalet ve kalkınma partisi4
- geceleri yapmaktan zevk alınan şeyler5
- vajinanın iç sıcaklığı10
- fiziği güzel sözlük kızları48
- uykuya dalmak istememek neyin belirtisidir5
- burna tuzlu su çekmek6
- recep tayyip erdoğan27
- seni terkedeceğim4
- silikon memenin patlaması10
- ekrem imamoğlu6
- halka filmini izlerken telefonun çalması2
- silikon meme gerçeğinin yerini tutar mı sorunsalı14
- ankara da aym önünde intihar eden emekli polis18
- kopya çekmenin etiği5
- nervio23
- çok makyaj yapan kız vs doğal kız10
- gurbet2
- gocu19
- radiohead seven kız3
- karton toplarken şarampole yuvarlanmak5
- gecenin ilerleyen saatlerinde soğuk kahve içmek2
- seni çok özledim3
- sözlük erkeklerinin kaşar olduğu gerçeği9
- iyi dostlar biriktirdim7
- sümük fetişi3
- judas'ı dayak yerken görseniz ne yaparsınız10
- cinler size musallat olsa2
- bastırılmış üzüntü4
- arkadaşlar sizce bu çanta nasıl8
- çok düşünmek neyin belirtisidir3
- duvardaki kafam kadar örümcek4
- love me again2
- yazarların akşama dair planları9
yaş 25...
ne 35 yaşındayız belki, ne de ortasındayız ömrün ama ayrı bir sukûnet var üzerimizde daha 25 yaşındayken. ortasında olmak için neler verilmezdi ömrün, kenarından tutunmaya çalışırken. elimizden kaymak üzere olan bir hayatı yaşamak acı verse de mecburuz işte. boyunlarında pamuk ipliğinden halatlarla kendi kaderimizin mahkumlarıyız hepimiz. biz de çocuktuk bir zamanlar ve her çocuk gibi mutluyduk ölesiye. ne isek oyduk sadece. varımız, yoğumuz, topyekûnumuz birdi. sıkılırsak koşardık, koşarsak susardık ve susarsak su içerdik. toplum yoktu bizim için, baskı yoktu. yalnızca birkaç arkadaş ve pencerenin demirlerinden su dolu bardağı uzatan anne vardı. sonra döndü dünya, yanıp söndü güneş binlerce kez ufukta. bir maske oluştu o masum çocukların yüzlerinde. kimisi ince, kimisi kalın maskeler. maskenin ardında bir fikir sancısı; ben kimim! ve döndü o ufak çocuklar kendi içlerine. düşündüler, uyudular. uyandılar, düşündüler. bir gün düşündüler, ikinci gün de hakeza. bazen nefret ettiler benliklerinden. nefretin ne derece lüks ve pahalı bir duygu olduğunu bilmeden. bazen de sevdiler kendilerini. ama bir şey eksikti sanki. ve yine düşündüler... yolun daha çeyreğine gelmeden bu sevginin sadece kendilerine harcanamayacak kadar çok olduğunu anladılar. başka birilerini sevdiler sonra. ama sevilen üzdü onları. ve üzülmeyi öğrendiler. yine düşündüler; sevip kaybetmek mi, hiç sevmemek mi? ne basit sorulardı oysa. ama cevaplar girift, düşünce acı vericiydi. ilk önce sevmek istediler, sonra yaşamak. ama ne sevebildiler usulünce ne de yaşadılar saltanatla. belki ömürlerinin yarısında değiller şimdi ama üzerlerinde üç ömürlük ağırlıkla dizleri üstündeki ihtiyardan farkları da yok hani.
çocuktuk demiştik ya, evet çocuktuk işte.
ne 35 yaşındayız belki, ne de ortasındayız ömrün ama ayrı bir sukûnet var üzerimizde daha 25 yaşındayken. ortasında olmak için neler verilmezdi ömrün, kenarından tutunmaya çalışırken. elimizden kaymak üzere olan bir hayatı yaşamak acı verse de mecburuz işte. boyunlarında pamuk ipliğinden halatlarla kendi kaderimizin mahkumlarıyız hepimiz. biz de çocuktuk bir zamanlar ve her çocuk gibi mutluyduk ölesiye. ne isek oyduk sadece. varımız, yoğumuz, topyekûnumuz birdi. sıkılırsak koşardık, koşarsak susardık ve susarsak su içerdik. toplum yoktu bizim için, baskı yoktu. yalnızca birkaç arkadaş ve pencerenin demirlerinden su dolu bardağı uzatan anne vardı. sonra döndü dünya, yanıp söndü güneş binlerce kez ufukta. bir maske oluştu o masum çocukların yüzlerinde. kimisi ince, kimisi kalın maskeler. maskenin ardında bir fikir sancısı; ben kimim! ve döndü o ufak çocuklar kendi içlerine. düşündüler, uyudular. uyandılar, düşündüler. bir gün düşündüler, ikinci gün de hakeza. bazen nefret ettiler benliklerinden. nefretin ne derece lüks ve pahalı bir duygu olduğunu bilmeden. bazen de sevdiler kendilerini. ama bir şey eksikti sanki. ve yine düşündüler... yolun daha çeyreğine gelmeden bu sevginin sadece kendilerine harcanamayacak kadar çok olduğunu anladılar. başka birilerini sevdiler sonra. ama sevilen üzdü onları. ve üzülmeyi öğrendiler. yine düşündüler; sevip kaybetmek mi, hiç sevmemek mi? ne basit sorulardı oysa. ama cevaplar girift, düşünce acı vericiydi. ilk önce sevmek istediler, sonra yaşamak. ama ne sevebildiler usulünce ne de yaşadılar saltanatla. belki ömürlerinin yarısında değiller şimdi ama üzerlerinde üç ömürlük ağırlıkla dizleri üstündeki ihtiyardan farkları da yok hani.
çocuktuk demiştik ya, evet çocuktuk işte.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar