bugün
- aktrollerin ibb davasını takip etmeyi bırakması9
- klavyenizde ben aslında yazdıktan sonra ne çıkıyor5
- akepede kliklerin savaşı11
- 0 0 719
- atatürkçü zannedilen ünlüler3
- erdoğan olmasa türkiye bölünür3
- israil10
- para parayı çeker mi5
- yapay zeka ile kod yazmanin getirdigi tembellik5
- atatürk'ün dindar rte'nin laik olması4
- iran abd doha görüşmesi3
- ahmet burak erdoğan5
- türkiye13
- chp grup toplantısı2
- aktrollerin bana bir şey olmaz sanrısı3
- türk düşmanlığı allah'a düşmanlıktır3
- ali naci küçük2
- sanal ortamda sevgili arayan evli erkek4
- aşure vs waffle3
- türkiye büyüyor3
- dostluk2
- arkadaş2
- 30 haziran4
- bik bik'in aşuresi6
- türkler2
- swinger2
- özgürlük ve disiplin paradoksu4
- tek başına uzun yol gitmek7
- rüyalar gerçek olsaydı2
- bugün ne yaptınız5
- ona bir cümle bırak8
- türklerin pis olması6
- düşünmek hakkında düşünmek5
- evli kadınla beraber olmak4
- ankara3
- gocu4
- neden sevgilim yok6
- filistin in ermeni soykırımını tanıması35
- türklerin aptal olduğu gerçeği2
- eşini hiç aldatmamış mal erkek2
- aşure vs baklava vs kazandibi vs sütlaç3
- yazarların özlü sözleri11
- kadın yazarların daha fazla oylanıp takip edilmesi5
- okuyacak askere gidecek iş bulacak evleneceksin3
- garsona kötü davranmak3
- futbol33
- rüyana gelmesi3
- paraguay'ın almanya'yı penaltılarla elemesi4
- günlerin artık kısalıyor olması6
- türklerin soykırımdaki ustalığı15
yaş 25...
ne 35 yaşındayız belki, ne de ortasındayız ömrün ama ayrı bir sukûnet var üzerimizde daha 25 yaşındayken. ortasında olmak için neler verilmezdi ömrün, kenarından tutunmaya çalışırken. elimizden kaymak üzere olan bir hayatı yaşamak acı verse de mecburuz işte. boyunlarında pamuk ipliğinden halatlarla kendi kaderimizin mahkumlarıyız hepimiz. biz de çocuktuk bir zamanlar ve her çocuk gibi mutluyduk ölesiye. ne isek oyduk sadece. varımız, yoğumuz, topyekûnumuz birdi. sıkılırsak koşardık, koşarsak susardık ve susarsak su içerdik. toplum yoktu bizim için, baskı yoktu. yalnızca birkaç arkadaş ve pencerenin demirlerinden su dolu bardağı uzatan anne vardı. sonra döndü dünya, yanıp söndü güneş binlerce kez ufukta. bir maske oluştu o masum çocukların yüzlerinde. kimisi ince, kimisi kalın maskeler. maskenin ardında bir fikir sancısı; ben kimim! ve döndü o ufak çocuklar kendi içlerine. düşündüler, uyudular. uyandılar, düşündüler. bir gün düşündüler, ikinci gün de hakeza. bazen nefret ettiler benliklerinden. nefretin ne derece lüks ve pahalı bir duygu olduğunu bilmeden. bazen de sevdiler kendilerini. ama bir şey eksikti sanki. ve yine düşündüler... yolun daha çeyreğine gelmeden bu sevginin sadece kendilerine harcanamayacak kadar çok olduğunu anladılar. başka birilerini sevdiler sonra. ama sevilen üzdü onları. ve üzülmeyi öğrendiler. yine düşündüler; sevip kaybetmek mi, hiç sevmemek mi? ne basit sorulardı oysa. ama cevaplar girift, düşünce acı vericiydi. ilk önce sevmek istediler, sonra yaşamak. ama ne sevebildiler usulünce ne de yaşadılar saltanatla. belki ömürlerinin yarısında değiller şimdi ama üzerlerinde üç ömürlük ağırlıkla dizleri üstündeki ihtiyardan farkları da yok hani.
çocuktuk demiştik ya, evet çocuktuk işte.
ne 35 yaşındayız belki, ne de ortasındayız ömrün ama ayrı bir sukûnet var üzerimizde daha 25 yaşındayken. ortasında olmak için neler verilmezdi ömrün, kenarından tutunmaya çalışırken. elimizden kaymak üzere olan bir hayatı yaşamak acı verse de mecburuz işte. boyunlarında pamuk ipliğinden halatlarla kendi kaderimizin mahkumlarıyız hepimiz. biz de çocuktuk bir zamanlar ve her çocuk gibi mutluyduk ölesiye. ne isek oyduk sadece. varımız, yoğumuz, topyekûnumuz birdi. sıkılırsak koşardık, koşarsak susardık ve susarsak su içerdik. toplum yoktu bizim için, baskı yoktu. yalnızca birkaç arkadaş ve pencerenin demirlerinden su dolu bardağı uzatan anne vardı. sonra döndü dünya, yanıp söndü güneş binlerce kez ufukta. bir maske oluştu o masum çocukların yüzlerinde. kimisi ince, kimisi kalın maskeler. maskenin ardında bir fikir sancısı; ben kimim! ve döndü o ufak çocuklar kendi içlerine. düşündüler, uyudular. uyandılar, düşündüler. bir gün düşündüler, ikinci gün de hakeza. bazen nefret ettiler benliklerinden. nefretin ne derece lüks ve pahalı bir duygu olduğunu bilmeden. bazen de sevdiler kendilerini. ama bir şey eksikti sanki. ve yine düşündüler... yolun daha çeyreğine gelmeden bu sevginin sadece kendilerine harcanamayacak kadar çok olduğunu anladılar. başka birilerini sevdiler sonra. ama sevilen üzdü onları. ve üzülmeyi öğrendiler. yine düşündüler; sevip kaybetmek mi, hiç sevmemek mi? ne basit sorulardı oysa. ama cevaplar girift, düşünce acı vericiydi. ilk önce sevmek istediler, sonra yaşamak. ama ne sevebildiler usulünce ne de yaşadılar saltanatla. belki ömürlerinin yarısında değiller şimdi ama üzerlerinde üç ömürlük ağırlıkla dizleri üstündeki ihtiyardan farkları da yok hani.
çocuktuk demiştik ya, evet çocuktuk işte.
Gündemdeki Haberler