bugün
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu19
- fatma betül sayan kaya29
- isparta'ya gidip nervio ile kahve içmek7
- camilerdeki ayak kokusu7
- yeni sözlük açma fikri9
- hiçbir şeyden haberi olmayan tek adam6
- yapay zekanın çok yapay olması8
- kezoyu neyzen bakışıyla iskandil etmek4
- damla sakızlı muhallebi9
- sicilya kizlari4
- son 3 ayın en başarılı gammazları8
- edirne'ye gidip muslettin amca'nın elini öpmek11
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- 6 kasım dünya galatasaraylılar günü9
- senin manita evleniyormuş diye mesaj atan arkadaş11
- alexander nübel14
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı92
- musiker2
- asansörde yukarı bakma refleksi2
- her şeyi bilen halk4
- ocean vitamind32
- yarinin ayaklarını avuçlarında ısıtan sığır4
- henüz yolun başında olan yazarlar5
- 5 kasım 2026 uludağ sözlük ara yüzünün değişmesi9
- boşanmak2
- yaprak dökümü sonrası türkiye3
- seri katilin özellikleri2
- 2017 orta paket passat vs 2024 full paket megane5
- kahve içerken piyasa yapmak3
- negatif insanları hayatına almamak2
- masklavi felsefesi5
- gece gece bir sözlük kızıyla nutella kaşıklamak3
- fatma betülüm yapmaz9
- fatma betül sayan kaya'nın tutuklanması5
- ciddiye alınmamak2
- ayrılıkçı kürtler2
- damat adayının yaprak dökümü oğuz gibi olması2
- iyi menemenin sırrı22
- daha 17 dizisi2
- kasım cömert tokayev2
- bir erkeğin bir kadınla lahmacun yemesi2
- türk polisinin şefkatli kolları3
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri8
- sinirlenen dilenci kadın6
- haram para5
- kim cha eon11
- ilgi istiyorum lan ilgi ilgi verin bana çabuk3
- bojack horseman2
- çok kaslı erkekleri beğenmiyorum diyen kezban5
- hayati yazıcı4
hayatımda izlediğim dizilerin içinde en iyisi. yani tamam, lost falan vardı. enteresandı, sürükleyiciydi... ama şimdiye kadar izlediğim hiç bir dizide karakterler bu kadar ince ince işlenmemiş, verilen mesajlar göze sokulmadan baştan sona bütün bölümlere yayılmamıştı. oyunculuklar mükemmel, iyi başlayıp son sezonunda sıvayan dizilerden kesinlikle ama kesinlikle değil.
bana bu dizi aksiyon dizisi olarak tanıtılmıştı ilk. ben de gereksiz bir dizi olarak kaydetmiştim hafızaya. ama öyle olmadığını anlamam bir bölüm izlememle bile mümkün oldu.
--spoiler--
dizinin ilk sezonlarında kendimi öyle bir kaptırmışım ki ailesine bol sıfırlı bir miras bırakmak isteyen walter'ın hikayesine, onun bölümden bölüme nasıl da değiştiğini, nasıl da bambaşka bir karaktere dönüştüğünü fark edememişim.
konusu bakımından değil ama o konuya bakış açısı bakımından orijinalliğin tepelerinde geziniyor bu dizi. uyuşturucu müptelası gençler, sonradan bu işe girişen ama jet hızıyla yükselen ve bunu yaparken de etrafındaki herkese zarar veren bir psikopat, onun o..spu karısı, bolluğun içinde hırsızlık yapan baldızı, kiralık bir katil... aslında bu karakterlerin hepsi de oldukça tanıdık. içinde uyuşturucu geçen filmlerin/dizilerin çoğunda buna benzer karakterler var zaten. ama bunların neredeyse hiç birinde bu karakterlerin nasıl olup da bu hale geldikleri anlatılmaz. senaryo adeta tüm bu ahlaksızlığa, kokuşmuşluğa bulutların üzerinden bakan masum ve günahsız adamlar tarafından yazılır. yani bu karakterler gökten zembille indirilmiş, dünyaya kötülükten başka bir şey yaymayan, hiç bir şekilde kendinizle ya da herhangi bir insan evladıyla bağdaştıramayacağınız karakterler olur. ama bu dizide tam tersi. tüm bu karakterler, aslında dizinin ta kendisini oluşturuyor. ve bu karakterlerle ister istemez bir bağ kuruyor seyirci.
dizide eksikler, yanlışlıklar vardır ben orasında değilim. ama bu dizide insan psikolojisiyle ilgili o kadar gerçekçi çözümlemeler var ki. walter mesela. sıradan, sakin ve uyumlu bir kimya öğretmeni. kanser olduğunu öğreniyor. ve bir anda onun için her şey değişiyor. uyuşturucu işine ilk girdiğindeki o aşırı tedbirli, aşırı ürkek ve kimi zaman da paranoyak tavırlarıyla, ortağı jesse ile birlikte yaptığı sakarlıklarla o kadar bağlıyor ki seyirciyi. bir yandan yaptığı yanlışı görüyorsunuz, ahlaksızlık ortada. ama diğer yandan bu kadar zeki bir adamın hastalığının tedavisi için bile gerekli parayı ödeyememesi, eşini ve çocuklarını (birisi daha doğmamış bile) geçindirememesi adil gelmiyor. dolayısıyla adaletin olmadığı yerde kişinin ipleri eline alıp bazı şeylere ayar vermesini çok da yadırgamıyorsun. aslında bizim türk dizilerinde çok gördüğümüz bir şey bu. kişinin kendi adaletini tesis etmesi durumu.
ancak bu dizide bizdekilerin aksine her geçen bölümde masumiyetini daha da kaybediyor ana karakterler. sıradan insanlar, kuzu gibi bir karakter (walter) tam bir canavara dönüşüyor. üstelik işler hiç bir zaman rayında gitmiyor. walter en baştan itibaren bunu ailesi için yaptığını iddia ediyor. amaç belli, olabilecek en kısa zamanda en fazla parayı kazanıp ailesine bu parayı bırakmak. fakat walter kendi alanında bir deha olmasına karşın piyasaya olabildiğince uzak ve tecrübesiz. neyse ki alışması çok da uzun sürmüyor ve bu işi de kıvırmaya başlıyor. ancak son ana kadar farkına varamadığı şey şu, hayatta kalmak ve amacına ulaşabilmek için içine girdiği bu yarış, aslında dibe doğru bir yarış. ve bu yarış yüzünden walter, en başta kendine koyduğu hedeflerden bir bir kopuyor ve başladığı noktadan çok daha kötü bir yerde tamamlıyor hayatını. buna rağmen bunun tam anlamıyla bir kayıp olduğunu söyleyemiyoruz çünkü walter'ın ölmeden önce son kez laboratuvarı dolaşması ve suratında bir tebessüm belirmesi bize gösteriyor ki aslında adamımız bu durumdan hoşnut ve yaptıklarından da pişman değil. sadece (kendisinin iddiasına göre) bazı olaylar yaşanmayabilirdi ve eğer daha akıllıca kararlar alsaydı daha iyi bir yol da çizebilirdi.
skyler'ın da walter'daki bu değişime oldukça uygun bir karşılık verdiğini söyleyebiliriz. başta karşı çıkıyor ve kocasına düşman oluveriyor. ted ile yatması da buna uygun düşüyor. ancak zaman geliyor ve kocasının artık o eski pısırık yada uysal adam olmadığını kavrıyor. kocasının yaptığı işleri tvden takip ediyor. ve işte o andan itibaren de önce korkuyor ve daha sonra da kabulleniyor. o kadar alışıyor ki bu duruma, kocasından aileye tehdit olarak gördüğü insanları öldürmesini bile isteyebiliyor sonunda.
jesse ise dizide değişime uğramayan ender baş karakterlerden birisi. duygusal, ailesi tarafından kabullenilmeyen, asi, toplumun dışladığı bir genç insan. kapasitesi sınırlı, özellikle de ortağına kıyasla. ancak yavaş ve olumlu bir gelişim gösteriyor. diğer taraftan da paraya zerre kadar önem vermiyor. onun için en önemli olan şey, bir şeyleri ispat edebilmek. işe yaramazın teki olmadığını ispat edebilmek ve iyi bir aile kurabilmek. ancak benzer bir şekilde o da iş işten geçene kadar içine düştüğü kuyunun farkına varamıyor. tıpkı diğerleri gibi, o da bu işte başarılı oldukça hedeflerinden uzaklaşıyor.
uzun lafın kısası, bu dizide hemen her gün her hafta televizyonda gördüğümüz canavarları nasıl kendi ellerimizle yarattığımız resmediliyor adeta. karakterler hayatlarındaki değişimlere öyle uygun cevaplar veriyorlar ki bir an bile olsa dizi izlediğinizi unutuyor ve kendinizi gerçek bir olayın belgeselini izliyormuş gibi hissediyorsunuz. öyle sahneler izliyorsunuz ki, gerçekte de olsa bunun aynısı olur herhalde diye iç geçiriyorsunuz. hadi canım oradan denilebilecek pek çok sahne gözünüze gözükmüyor bile. walterın ve jesse'nin adaletin elinden kurtuluşlarını keyifle izliyorsunuz. yani dizi adeta pek çoğumuzun aslında potansiyel canavarlar olduğunu, tek meselenin bunu aktifleştirmek için gerekli şartların oluşması gerekliliğini (walter için beş parasız şekilde kanser olduğunu öğrenmek, jesse için ise aile faktörü) bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
--spoiler--
bittiği için üzülüyorum ama bir yandan da tam olarak bu şekilde bitmeliydi demekten kendimi alamıyorum.
bana bu dizi aksiyon dizisi olarak tanıtılmıştı ilk. ben de gereksiz bir dizi olarak kaydetmiştim hafızaya. ama öyle olmadığını anlamam bir bölüm izlememle bile mümkün oldu.
--spoiler--
dizinin ilk sezonlarında kendimi öyle bir kaptırmışım ki ailesine bol sıfırlı bir miras bırakmak isteyen walter'ın hikayesine, onun bölümden bölüme nasıl da değiştiğini, nasıl da bambaşka bir karaktere dönüştüğünü fark edememişim.
konusu bakımından değil ama o konuya bakış açısı bakımından orijinalliğin tepelerinde geziniyor bu dizi. uyuşturucu müptelası gençler, sonradan bu işe girişen ama jet hızıyla yükselen ve bunu yaparken de etrafındaki herkese zarar veren bir psikopat, onun o..spu karısı, bolluğun içinde hırsızlık yapan baldızı, kiralık bir katil... aslında bu karakterlerin hepsi de oldukça tanıdık. içinde uyuşturucu geçen filmlerin/dizilerin çoğunda buna benzer karakterler var zaten. ama bunların neredeyse hiç birinde bu karakterlerin nasıl olup da bu hale geldikleri anlatılmaz. senaryo adeta tüm bu ahlaksızlığa, kokuşmuşluğa bulutların üzerinden bakan masum ve günahsız adamlar tarafından yazılır. yani bu karakterler gökten zembille indirilmiş, dünyaya kötülükten başka bir şey yaymayan, hiç bir şekilde kendinizle ya da herhangi bir insan evladıyla bağdaştıramayacağınız karakterler olur. ama bu dizide tam tersi. tüm bu karakterler, aslında dizinin ta kendisini oluşturuyor. ve bu karakterlerle ister istemez bir bağ kuruyor seyirci.
dizide eksikler, yanlışlıklar vardır ben orasında değilim. ama bu dizide insan psikolojisiyle ilgili o kadar gerçekçi çözümlemeler var ki. walter mesela. sıradan, sakin ve uyumlu bir kimya öğretmeni. kanser olduğunu öğreniyor. ve bir anda onun için her şey değişiyor. uyuşturucu işine ilk girdiğindeki o aşırı tedbirli, aşırı ürkek ve kimi zaman da paranoyak tavırlarıyla, ortağı jesse ile birlikte yaptığı sakarlıklarla o kadar bağlıyor ki seyirciyi. bir yandan yaptığı yanlışı görüyorsunuz, ahlaksızlık ortada. ama diğer yandan bu kadar zeki bir adamın hastalığının tedavisi için bile gerekli parayı ödeyememesi, eşini ve çocuklarını (birisi daha doğmamış bile) geçindirememesi adil gelmiyor. dolayısıyla adaletin olmadığı yerde kişinin ipleri eline alıp bazı şeylere ayar vermesini çok da yadırgamıyorsun. aslında bizim türk dizilerinde çok gördüğümüz bir şey bu. kişinin kendi adaletini tesis etmesi durumu.
ancak bu dizide bizdekilerin aksine her geçen bölümde masumiyetini daha da kaybediyor ana karakterler. sıradan insanlar, kuzu gibi bir karakter (walter) tam bir canavara dönüşüyor. üstelik işler hiç bir zaman rayında gitmiyor. walter en baştan itibaren bunu ailesi için yaptığını iddia ediyor. amaç belli, olabilecek en kısa zamanda en fazla parayı kazanıp ailesine bu parayı bırakmak. fakat walter kendi alanında bir deha olmasına karşın piyasaya olabildiğince uzak ve tecrübesiz. neyse ki alışması çok da uzun sürmüyor ve bu işi de kıvırmaya başlıyor. ancak son ana kadar farkına varamadığı şey şu, hayatta kalmak ve amacına ulaşabilmek için içine girdiği bu yarış, aslında dibe doğru bir yarış. ve bu yarış yüzünden walter, en başta kendine koyduğu hedeflerden bir bir kopuyor ve başladığı noktadan çok daha kötü bir yerde tamamlıyor hayatını. buna rağmen bunun tam anlamıyla bir kayıp olduğunu söyleyemiyoruz çünkü walter'ın ölmeden önce son kez laboratuvarı dolaşması ve suratında bir tebessüm belirmesi bize gösteriyor ki aslında adamımız bu durumdan hoşnut ve yaptıklarından da pişman değil. sadece (kendisinin iddiasına göre) bazı olaylar yaşanmayabilirdi ve eğer daha akıllıca kararlar alsaydı daha iyi bir yol da çizebilirdi.
skyler'ın da walter'daki bu değişime oldukça uygun bir karşılık verdiğini söyleyebiliriz. başta karşı çıkıyor ve kocasına düşman oluveriyor. ted ile yatması da buna uygun düşüyor. ancak zaman geliyor ve kocasının artık o eski pısırık yada uysal adam olmadığını kavrıyor. kocasının yaptığı işleri tvden takip ediyor. ve işte o andan itibaren de önce korkuyor ve daha sonra da kabulleniyor. o kadar alışıyor ki bu duruma, kocasından aileye tehdit olarak gördüğü insanları öldürmesini bile isteyebiliyor sonunda.
jesse ise dizide değişime uğramayan ender baş karakterlerden birisi. duygusal, ailesi tarafından kabullenilmeyen, asi, toplumun dışladığı bir genç insan. kapasitesi sınırlı, özellikle de ortağına kıyasla. ancak yavaş ve olumlu bir gelişim gösteriyor. diğer taraftan da paraya zerre kadar önem vermiyor. onun için en önemli olan şey, bir şeyleri ispat edebilmek. işe yaramazın teki olmadığını ispat edebilmek ve iyi bir aile kurabilmek. ancak benzer bir şekilde o da iş işten geçene kadar içine düştüğü kuyunun farkına varamıyor. tıpkı diğerleri gibi, o da bu işte başarılı oldukça hedeflerinden uzaklaşıyor.
uzun lafın kısası, bu dizide hemen her gün her hafta televizyonda gördüğümüz canavarları nasıl kendi ellerimizle yarattığımız resmediliyor adeta. karakterler hayatlarındaki değişimlere öyle uygun cevaplar veriyorlar ki bir an bile olsa dizi izlediğinizi unutuyor ve kendinizi gerçek bir olayın belgeselini izliyormuş gibi hissediyorsunuz. öyle sahneler izliyorsunuz ki, gerçekte de olsa bunun aynısı olur herhalde diye iç geçiriyorsunuz. hadi canım oradan denilebilecek pek çok sahne gözünüze gözükmüyor bile. walterın ve jesse'nin adaletin elinden kurtuluşlarını keyifle izliyorsunuz. yani dizi adeta pek çoğumuzun aslında potansiyel canavarlar olduğunu, tek meselenin bunu aktifleştirmek için gerekli şartların oluşması gerekliliğini (walter için beş parasız şekilde kanser olduğunu öğrenmek, jesse için ise aile faktörü) bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
--spoiler--
bittiği için üzülüyorum ama bir yandan da tam olarak bu şekilde bitmeliydi demekten kendimi alamıyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com