bugün

galatasaray

mancini ayrılalı bu kadar zaman geçmiş ve hala yerine teknik direktör bulamamış takımım. fatih terim gönderildiğinde yönetimi eleştirdik diye bize demediğini bırakmamıştı bir grup taraftar. hala buradalar mı onlar acaba?

vallaa bir kehanette daha bulunalım o zaman. bu takım eğer bu kafayla yönetilmeye devam ederse ikinci bir adnan polat vakasına doğru gidecek. üstelik adnan polat döneminde en azından stat tamamlanmış ve gelirler artmaya başlamıştı. çok bilmiyorum ama şu anda takımın ekonomik durumunun da oldukça kötüye gittiği söyleniyor.

dünya kupası, bizim açımızdan şanslı oldu. mancini gitti. yerine kupa bitmeden lucescu getirilecek herhalde dedik. adam bize zamanında futbol dersi verdiği yetmezmiş gibi tuttu bir de ahlak dersi verdi. ülkesi işgal altında olan takımı bırakmadı, biz de avucumuzu yaladık. olabilir dedik. hayal kırıklığımızı sineye çektik. tek teknik direktör o mu sanki, dedik. tuchel dediler, ona gözümüzü diktik. bizim kloppumuz olur mu acaba dedik. bugün öğrendim ki, o da bizimkilerin teklifini reddetmiş. inşallah yalan haberdir ama ünal aysalın açıklaması diyorlar. doğru galiba.

şimdiki rota neresi olacak bilmiyorum. ama bildiğim bir şey var, bu ülkeye gelen kariyerli yabancı teknik direktörlerin çok çok azı tutar. zico mesela. onu da kovdular gerçi. kariyeri düşük teknik direktörlerin de yine sadece ufak bir kısmı başarılı olur. ama bir şey hiç değişmez, bu ülkede başarılı olsun ya da olmasın; bir teknik direktörün ortalama ömrü bir buçuk seneyi geçmiyor maalesef. uzun bir süredir bu böyle.

aysal geldiğinde ne dedi? "ben futboldan anlamam ama futboldan anlayan adamlardan anlarım, onları getiricem" demedi mi? profesyonelliği getireceğim demedi mi? lan akıl var mantık var, hangi profesyonel şirket, çok verim aldığı, kritik bir pozisyondaki elemanını kovar ya da küstürür? bu takıma avrupada kupa kazandırmış iki tane hoca var. birisi terim, diğeri lucescu. buna rağmen luce, hiç bir zaman uefayı kazandıran terim kadar sevilmedi bu camiada. madem profesyonel olacaktık, madem uzun soluklu projeler yapacaktık, o zaman olabilecek en doğru isim terimdi. kimse kusura bakmasın. tamam, terimin hataları var. egosu var. bazen barut gibi olabiliyor. ama bu takımda onun yerini doldurmak her zaman zor olmuştur. mancini geldiğinde de bunun böyle olacağı belliydi.

mancini çok mu başarısız oldu? eldeki sonuçlara baktığınızda hayır. ama ne oynanan futbol, ne kurduğu sistem (varsa öyle bir şey) taraftarın güvenini kazanmadı. bu yüzden gidişi teriminki gibi tepki toplamadı.

şimdi bu takımın çok kariyerli değil, isim yapmış değil, kulübü başarıya taşıyabilecek, bunun için de yerlilerden maksimum verim alabilecek bir teknik direktöre ihtiyacı var. daha bu cümleleri kurarken bile aklınıza fatih terim gelmiyor mu sizin de? ama şansa bakın ki o adam kovuldu işte. şenol güneş deseniz, daha yeni sözleşme imzalamış.

şimdi diyeceksiniz ki, bu takımı başarıya taşıyabilecek teknik direktör sayısı üç ile beş ile mi sınırlı, bize teknik direktör mü yok? eğer bu kadar sikko kurallarla yönetilen, sikko bir ligde olmasaydık kesinlikle haklısınız derdim. ama şu şartlarda, evet. bize teknik direktör yok kardeşim. bu takımı bu ligde şampiyon yapıp avrupada da en azından mücadele ettirecek teknik direktör sayısı oldukça sınırlı.

ve üstelik takımın durumu çok kritik bu sezon. elde iyi oyuncular var, ama iyi bir kadro yok. iyi bir 11 de yok. muslera-semih-telles-selçuk-melo-sneijder-burak diyelim. 4 tane yabancılı, toplam 7 tane gözü kapalı yazabileceğin 11in var. burak ve selçuktan maksimum verim aldığımızı varsayarak yazdım bunu da. geriye kalıyor 4 oyuncu. ve bunların en az 3ü yerli olmak zorunda. yabancı almadın, onun yerine bruma, amrabat ve chedjou gibi oyuncuları değerlendirmeyi seçtin diyelim. sağ beke de sabri, veysel en olmadı hamit falan bir şeyler yaptık diyelim. yine bile 2 tane iyi yerli oyuncuya ihtiyacın var. kaç tane iyi yerli kanat oyuncusu var bildiğiniz? olcay, gökhan töre... başka? stoperde koray tıpkı üç sene önce semihin yaptığı gibi imdada yetişti diyelim. yedekte de chedjou dursun. kanatlara bruma veya amrabatı koyma şansı elde ettik. peki ya diğer kanat? bir de bilmiyorum dikkat ettiniz mi ama tüm bu varsayımlarım hep optimist. yani takımdan maksimum verim alındığını varsayıyorum. sakatlıklara falan hiç değinmiyorum. bazı oyuncuların olağan dışı bir gelişim kaydettiğini varsayıyorum. bir de kötü senaryoları düşünün. sneijderin performansı düşemez mi? sakatlanamaz mı? selçuk ve burak kaptıkları sözleşmenin ve alternatifsiz olmanın da verdiği rahatlıkla geçen seneden de kötü oynayamaz mı?

gayet iyi biliyorsunuz ki bu senaryo da gayet mümkün. ve daha da kötüsü, bu kadar kritik bir süreçte yöneticilerin gayet rahat takılıyor olmaları, kendi şahsi zevkleri uğruna koskoca takımı böyle bir yük altına sokmaları çok sinirimi bozuyor. bazen bakıyorum da bu hissiyatımda yalnızmışım gibi geliyor. çünkü bakıyorum, bizim taraftar fenerlilerle, beşiktaşlılarla ağız dalaşına girmiş. birisi malatya diyor, öteki basketbol finalini söylüyor (evet basketten hiç anlamıyorum), şike dalaşları, fransız muhabbeti... yahu biz 10 sene önce real madride, milana falan marşlar yazıp onlara dalaşıyorduk. yemin ediyorum lig maçlarını angarya gibi görüyorduk. çoğu taraftar, "bize şampiyonlar ligi vizesini verseler de diğer kulüpler kendi aralarında takılsa" havasındaydı. nereden nereye geldik anasını satayım. hani tüm bunlar maddi sıkıntılardan da kaynaklanmadı üstelik. yöneticilerin beceriksizliği tamamen. terim gibi şapkadan tavşan çıkaran bir hocan seni satıp gidiyor, sen tutup şapkadan dinozor çıkartan luceyi getiriyorsun şans eseri. sonra onu kovup tekrar terimi getiriyorsun, seni kritik bir dönemde bırakan adamı. ve üstelik bu dönemde transfer ettiğin oyuncular bugün kasımpaşanın, konyanın falan yüzüne bakmayacağı oyuncular. ona göre kıyasla. sonra ekonomik sıkıntılardan arınıyoruz derken adnan polat geliyor, rijkaard getiriliyor, büyük paralara büyük transferler yapılıyor ilk defa. bu sefer de orta sahada bam üçlüsü yüzünden hem rijkaard küstürülüyor, hem takımın altına dinamit konuluyor. sonra terim tekrar geliyor. bir bakıyoruz, bir sene önce rakiplerinin "kümede kal cimbom" diye dalga geçtiği takım, takır takır futbol oynuyor, rakip tanımıyor ligde. açık konuşayım, uefayı kazandığımızdan beri ilk defa ne yapacağını çok iyi bilen, sistemli ve rakibi bu kadar kontrollü şekilde sıkıştıran bir takım izledim o sezon. ve üstelik o kadroda yıldız diyebileceğiniz kimse yok aslında. selçuk, melo, elmander, ujfalusi, muslera... bunlar hep takım oyuncusu. sonra yine saçma sapan transfer hamleleri, gereksiz yere harcanan onca para. üstelik bunu söylediğimizde bize söyledikleri de şuydu: "size ne amk, sizin cebinizden mi çıkıyor o paralar?" e be amk, bu takım benim takımım değil mi? tuttuğum takımın ekonomik krize girmesini, sevdiğim topçuların parasının ödenememesini niye isteyeyim ben? bunun olmamasını istemek suç mu? takımın tek bir kuruşunun bile boşa harcanmamasını istemek suç mu? ama maalesef, günümüz taraftarı için iki tane yıldız oyuncu alınsın, takım kimsenin umurunda olmaz. öyle de oldu. amrabata, chedjouya, brumaya falan verilen bonservislere bir tek biz yandık. sonra dalga geçer gibi, hajroviclere, ontiverolara falan savruldu paralar. yine bile bu süreçte terimle şampiyonlar liginde çeyrek final, mancini ile de ikinci tur gördük.

şimdi yine yönetim devreye girdi. iyi giden takımın tekerine başarıyla çomağı soktu! takımın efsanesi olmuş bir hocayı sezon başında göndermezsin. yok efendim milli takımı istiyormuş, şuymuş buymuş masal onlar. bu süreçte terimin hatası hiç yok demiyorum. ama terim her zaman buydu. hiç bir zaman farklı birisi olmadı. madem anlaşamayacaktın, ilk başta getirmeyecektin takımın başına. madem getirdin, başarılı olduğu müddetçe ve kendisi "ben artık yapamıyorum" diyene kadar onun gönlünü hoş etmek, onu takımın başında tutmak yönetim olarak senin görevindi. bunu yapamadıysan bu senin başarısızlığındır. hadi gönderdin, o zaman yerine getirdiğin adam senin galatasaray projen olmalıydı. bu takıma attığın imza olmalıydı. mancini isminin önceden planlanmış olduğu çok belliydi zaten. ama nasıl bir plansa bu, adam sana "istediğim transferler olmayacaksa ben kalamam" dedi ve gitti. bir senede sadece iki teknik adam değiştirmekle kalmadık. iki büyük ayıp yaptık. birisi terime, diğeri manciniye. ve üstelik mancini bize öyle bir ders verdi ki luce gibi, ben kendi adıma utandım. istese çatır çatır alırdı sözleşmesinde yazan parayı. hatta istese bir sezon boyunca bizi fıtık edebilirdi her mağlubiyet sonrası "istediğim transferler yapılmadı, kadro kalitemiz bu kadar, oynadığımız oyundan memnunum" tarzı açıklamalarla. ama öyle yapmadı ve delikanlı gibi çekti gitti. helal olsun.

ben böyle bir takım istemiyorum ki kardeşim. ben değilim sizden sneijderleri, drogbaları isteyen. haa, geldiler çok sevindik, çok sevdik orası ayrı. isteyen bakabilir, shaqiriyi getiremeyip necati ile anlaştığımızda da çok sevinen taraftarlardan birisiydim. necati bu takımın bir çocuğuydu çünkü ve elinde ne varsa sahaya koyacağını da, takıma katkı sağlayacağını da biliyordum. ben perezli, fleurquinli senelerde de destekledim bu takımı. öyle zamanlar oldu ki prates diye hayatımızda ismini ilk defa duyduğumuz oyunculardan büyük şeyler bekledik. özhan canaydın döneminde dünya yıldızları vaat edilip 3. sınıf topçularla takım kurulduğunda da gidip ali lukunku diye şimdikilerin bazılarının ismini bile hatırlamayacağı oyuncuların formalarını aldık. bizim çok bir beklentimiz yok.

sadece şunlar var, iki tane ergen taraftarı mutlu edicez diye kulübün kasasını boşaltmayın. o ergenler iki sene sonra takım tepetaklak olduğunda maçları izlemeyecekler ama biz izleyeceğiz. yine her ortamda galatasaraylıyız diyeceğiz. fenerbahçe ile, tff ile it dalaşı yaparak galatasarayın gündemini boşuna meşgul etmeyin. fenerliler ben kendimi bildim bileli galatasarayı konuşur. ama bizim önceliğimiz ben kendimi bildim bileli avrupa olmuştur. en sikko kadrolarla bile avrupada başarı kovaladık biz, kimi zaman başardık da. iyi bir yönetim olursa, takımın başında iyi bir hoca olursa yine başarırız. yeter ki artık akıllanın. kendi egolarınızın kurbanı etmeyin şu takımı. aziz yıldırım dediğiniz, fenerbahçenin şikeci diktatörüdür. fenerliler seviyorsa kendisini, amenna. beni ilgilendirmez. ama benim yöneticim bu adamı mecbur kalmadığı müddetçe muhatap almaz. benim yöneticim bu adamla dalaşarak kulübün zamanını israf etmez. benim takımım, çıkar sahaya, herkese hak ettiğini sahada verir. sözünü sahada söyler. kazanamadığı zaman da suçu önce kendinde arar. hakemler satılmışsa, hakemi de yener. bizim uefa şampiyonu olduğumuz sene hiç mi haksızlık yapılmadı bize karşı? şl'de çeyrek final maçında golümüz yendi, belki koskoca real madridi eleyecektik az kalsın. ama yine de o seneleri anarken hakemleri siklemiyoruz, sadece başarılarımızdan bahsediyoruz. işte ben öyle bir takım istiyorum. bütçemiz neyse ona göre kurulsun takım. gerekirse büyük oyuncular alınmasın. kimseye büyük paralar verilmesin. ama takımın kimyasına uygun, bu takımı başarıya götürecek kabiliyette ve buna istekli teknik direktörler getirilsin. ve bu adamlar başarılı olduktan sonra da paçavra gibi atılmasın. aziz yıldırım gibi, yıldırım demirören gibi türk sporunun katilleri şu takımın gündemine oturmasın. hele de daha futbol takımının teknik direktörü belli değilken.

çok uzun oldu, yazarken bile imanım gevredi. okuyan olur mu bilmiyorum ama okuyup da gözü bozulanlar ameliyat parası istemesin, fakirim amk.
© copyright 2005 - 2026