bugün
- evli olduğunu gizleyen yazarlar16
- nickin yanında yaş da yazsın17
- eski yazarlar geri gelsin10
- dörtlü yakınca her yer otopark sanan zihniyet5
- enflasyonun çocukluk arkadaşımız gibi olması11
- engineer2818
- menemen yiyen erkek13
- la loba21
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı24
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz12
- ben geldim naneler4
- nervio'nun ayakları17
- hoşgelmiş inşallah kazdır6
- gina'ya sımsıkı sarılmak6
- recep tayyip erdoğan12
- karabüklü kızlar4
- yazarların stres ve sıkıntı ile başa çıkma yolları12
- yalancı sözlük yazarları7
- eğirdir gölü canavarı4
- domates çorbası8
- kız isteme ayininde tuzlu kahve ikram eden yelloz5
- volkswagen passat7
- günaydın diyen insanın amacı3
- kolonya koleksiyonu5
- alem buysa kral bkono2
- hesabını gizleyen erkek yazar23
- arabanın ön koltuğuna t shirt giydirmek11
- öldüreni öldürmek14
- çeyrek depo kalır kalmaz akaryakıt alan tip11
- ukraynalı kızlar gelecek mi beyler6
- esat oktay yıldıran5
- lütfen beni ciddiye almayın3
- erdal özyağcıların küçük zamparalığı2
- fransa da yağmalanan apple mağazası2
- skechers giyen kız9
- sürekli sözlük içi konularda başlık açılması5
- ak parti tabanının fon soygunu eleştirisi13
- abi lavabo var mı10
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı54
- ayak fetişizmine sapıklık diyen yobazlar4
- ayağını yılan sokan kızın ayağını emip zehri içmek2
- ayağına nutella sürüp bu bitecek diyen kız10
- dışarıda herkesin suratının 5 karış olması3
- dehb2
- sözlükteki tramessi yazarlar9
- deniz kenarı2
- sabah erken kalkmanın erdem sayılması10
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- sıkıldım4
- eski sevgiliden kalan mesajlar2
--spoiler--
ELMA kokusunu sever misiniz?
Ya da şöyle sorayım. Hiç elma yerken aslında boğazınızda bir yanma hissettiniz mi? Hayır mı? O halde size bir olay anlatayım..
Bundan 24 yıl önce, 16 Mart 1988 sabahı, elma kokusuyla uyandı Halepçeliler. Sevinçle mutfağa yöneldiler önce. Kokunun mutfaktan gelmediğini görünce camlarını açtılar. Baktılar ki koku dışarıdan daha çok hissediliyor, hemen dışarı akın ettiler merak ve heyecanla. Çıktıklarında gördüler ki herkes aynı merak ve heyecanla dışarı çıkmış. Hızlı hızlı yürümeye başladılar; kokunun kaynağını aramaya başladılar. Gittikçe şiddetlendi elma kokusu. Ama bir yandan da derilerinde bir yanma hissettiler sanki. Aldırmadılar ve yürümeye devam ettiler. Bu sefer daha hızlı koşmaya başladı bir çoğu. Ancak zamanla o yanma gittikçe şiddetlendi. Koşuyorlardı; ama yanıyorlardı da. Bu sefer de dönüp eve doğru koşmaya başladılar. Yanma iyice artıyordu. Zamanla derilerinin morarmaya ve büzülmeye başladığını gördüler korkuyla. Bir an önce suya ulaşmalılardı. Kendilerini can havliyle suya attıklarında ise bedenleri kavruldu bu sefer, asit dolu bir havuza girmişler gibi. Artık ölmüşlerdi, ölümün nereden geldiğini anlayamadan. Yanarak ölmüşlerdi, üstelik ateşsiz ve dumansızdı buyanma çığlıklarla bağırışlarla çağırışlarla. Bir avuç kül oluvermişlerdi aniden, ne olduğunu anlayamadan
"Saçlarım tutuştu önce
Gözlerim yandı, kavruldu
Bir avuç kül oluverdim
Külüm havaya savruldu.
Kimyasal zehir öyle bir şeydir ki; vücudunuza temas ettiği anda yakar sizi, nefes almak için çırpınırsınız; alamazsınız. Deriniz büzülüp çürür. Yavaş yavaş, acı çeke çeke ölürsünüz. Öyle ki başınıza silah vurularak öldürülmeyi buna tercih edebilirsiniz.
Bu zehir de elma kokuluydu. Güzel kokulu zehir, Zekice planlanmış bir katliamdı. Hedeflerinde çocuklar vardı, geleceği hedeflemişlerdi..
En çok da çocuklar öldü Halepçede. Tıpkı diğer katliamlardaki gibi. yıllar sonra ülkelerine demokrasi getirecek olan o uzak memleketteki adamlar, kendi memleketlerindeki o diktatöre hediye etmişlerdi bu elma kokulu zehri. Ölmeden önce, ölürken, yanarken Halepçelilerin attıkları çığlıkları duyamadılar o özgürlükçü ve demokrat adamlar. Çünkü o sırada başka ülkelerde başka hayatları mahvetmekle meşgullerdi. Başka soykırım planları vardı.
Onlardı zaten, Hiroşimada küçük gözlü onlarca küçük çocukları yakan. Onlardı Vietnamda yüzlercesini, binlercesini katleden. Onlardı Ruandada 100 gün içinde 800 bin kişinin katledilmesini sessizce destekleyen. Duyamadılar o çığlıkları
Şimdi Halepçeli çocuklar el ele tutuşmuş Hiroşimalı, Ruandalı, Vietnamlı kardeşleriyle dünyaya barış mesajı veriyorlar, insanlığa sesleniyorlar:
Halepçede 16 mart 1988de insanlık nefessiz bırakıldı, yakıldı. Hatırlamak, anmak, onurumuzdur. insanlık için onurdur.
--spoiler--
ELMA kokusunu sever misiniz?
Ya da şöyle sorayım. Hiç elma yerken aslında boğazınızda bir yanma hissettiniz mi? Hayır mı? O halde size bir olay anlatayım..
Bundan 24 yıl önce, 16 Mart 1988 sabahı, elma kokusuyla uyandı Halepçeliler. Sevinçle mutfağa yöneldiler önce. Kokunun mutfaktan gelmediğini görünce camlarını açtılar. Baktılar ki koku dışarıdan daha çok hissediliyor, hemen dışarı akın ettiler merak ve heyecanla. Çıktıklarında gördüler ki herkes aynı merak ve heyecanla dışarı çıkmış. Hızlı hızlı yürümeye başladılar; kokunun kaynağını aramaya başladılar. Gittikçe şiddetlendi elma kokusu. Ama bir yandan da derilerinde bir yanma hissettiler sanki. Aldırmadılar ve yürümeye devam ettiler. Bu sefer daha hızlı koşmaya başladı bir çoğu. Ancak zamanla o yanma gittikçe şiddetlendi. Koşuyorlardı; ama yanıyorlardı da. Bu sefer de dönüp eve doğru koşmaya başladılar. Yanma iyice artıyordu. Zamanla derilerinin morarmaya ve büzülmeye başladığını gördüler korkuyla. Bir an önce suya ulaşmalılardı. Kendilerini can havliyle suya attıklarında ise bedenleri kavruldu bu sefer, asit dolu bir havuza girmişler gibi. Artık ölmüşlerdi, ölümün nereden geldiğini anlayamadan. Yanarak ölmüşlerdi, üstelik ateşsiz ve dumansızdı buyanma çığlıklarla bağırışlarla çağırışlarla. Bir avuç kül oluvermişlerdi aniden, ne olduğunu anlayamadan
"Saçlarım tutuştu önce
Gözlerim yandı, kavruldu
Bir avuç kül oluverdim
Külüm havaya savruldu.
Kimyasal zehir öyle bir şeydir ki; vücudunuza temas ettiği anda yakar sizi, nefes almak için çırpınırsınız; alamazsınız. Deriniz büzülüp çürür. Yavaş yavaş, acı çeke çeke ölürsünüz. Öyle ki başınıza silah vurularak öldürülmeyi buna tercih edebilirsiniz.
Bu zehir de elma kokuluydu. Güzel kokulu zehir, Zekice planlanmış bir katliamdı. Hedeflerinde çocuklar vardı, geleceği hedeflemişlerdi..
En çok da çocuklar öldü Halepçede. Tıpkı diğer katliamlardaki gibi. yıllar sonra ülkelerine demokrasi getirecek olan o uzak memleketteki adamlar, kendi memleketlerindeki o diktatöre hediye etmişlerdi bu elma kokulu zehri. Ölmeden önce, ölürken, yanarken Halepçelilerin attıkları çığlıkları duyamadılar o özgürlükçü ve demokrat adamlar. Çünkü o sırada başka ülkelerde başka hayatları mahvetmekle meşgullerdi. Başka soykırım planları vardı.
Onlardı zaten, Hiroşimada küçük gözlü onlarca küçük çocukları yakan. Onlardı Vietnamda yüzlercesini, binlercesini katleden. Onlardı Ruandada 100 gün içinde 800 bin kişinin katledilmesini sessizce destekleyen. Duyamadılar o çığlıkları
Şimdi Halepçeli çocuklar el ele tutuşmuş Hiroşimalı, Ruandalı, Vietnamlı kardeşleriyle dünyaya barış mesajı veriyorlar, insanlığa sesleniyorlar:
Halepçede 16 mart 1988de insanlık nefessiz bırakıldı, yakıldı. Hatırlamak, anmak, onurumuzdur. insanlık için onurdur.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar