bugün
- hangi yazarı on üzerinden kaç seviyorsunuz20
- erkekler için mutlu evliliğin sırları7
- s'i l v'e r m'i s t12
- fenerbahçe25
- sırrı süreyya önder3
- nasıl yakışıklı olunur5
- türk'ün olduğu her yerde kürt olması16
- hem bipolar hem ikizler olmak3
- mehmet okuyan4
- kürtler olmasa türkler anadoluya giremezdi yalanı33
- kürtler8
- enayi burcu yazarlar2
- mustafa kemal atatürk9
- türk seküler devrimi11
- sarapci koala76
- burçlara inanan erkek2
- telefonun şarj bölgesi temassızlığı5
- aktrollerin akp'yi hiç eleştirmemesi13
- şiveli konuşandan nefret etmek4
- bir oturuşta 7 tane leyla yemek2
- gocu31
- yokuş yukarı arabayı geri kaçıran erkek10
- mesajlaşırken sırıtan erkek2
- karım ayaklarımı yıkamaya mecburdur2
- arkadaşlar ben artık ayıyım4
- adil ve eşit bir ekonomik düzen nasıl kurulur3
- nasıl zengin olunur3
- fiat ın en iyi arabası8
- salih mirzabeyoğlu6
- yaşlı insanlar neden huysuz olur9
- dokuzuncu nesil yazar karizması8
- erkekler evleneceği kadını nasıl seçer2
- simko32
- sokakta hiç tanımadığı adamın kulağını çekmek3
- sözlükte artı eksi dengesinin normal olmaması5
- tomris uyar'a ikinci yeninin yengesi diyen tip4
- helal olsa faize para koyar mısınız3
- canımın yengen çekmesi3
- insanların zombileştiği bi gelecekte yaşamak3
- arkadaşlar sözlük kapanıyor3
- paraya onem vermemek6
- azerbaycan a yerleşmek6
- gocu abiyi akşamki boks maçına hazırlamak8
- bir sözlük yazarıyla evlenir misiniz7
- gömü bulmak8
- bu koyden olsam ne olacak20
- maltepe içen kadın5
- 31 ağustos 2026 amedspor trabzonspor maçı7
- am lazerinin içine kamera koyan güzellik merkezi7
- melih gökçek'e soruşturma açılması8
dokunaklı bir yojiro takita başyapıtı.
japon sinemasıyla haşır neşirliğim; akira kurosawa 'nın felsefesini etüt etmiş olmam, birkaç filmini hatmetmiş olmam, gene takeshi kitano (bir filmini bilirim, bebekler ) ismini sinema dergilerinde falan habire duymam (hakkında yazılmış birkaç yazısını okumam) ve yasujiro ozu 'nun yeni türk sinemacılarını fazlasıyla etkilemiş olmasıyla (bir örnek verelim semih kaplanoğlu) sınırlı aslında. tabii bu sinemayla akraba sayılabilecek çin ve tayvan sinemasından birkaç çalışma izlemişliğimle (özellikle yang zhang, ang lee ve Hsiao-hsien Hou filmleri) ve kore sinemasının harikulade yükselişini takip edişimle (herkesin bildiği bir isim kim ki duk ) uzak doğu sinemasının kendime göre minimal ölçekli bir resmini çizdim.
bu yojito takita çalışması da son derece hisli ve duyarlı bir o kadar da başarılı bir yapıt. gene uzak doğu'nun karakteristik özelliklerine dair birçok taraf bulabiliyoruz.
1)ilk aklıma gelen ölen kişiye fazlaca değer vermek. hani ülkemizde bu yaşayana dair bile değer vermemek olarak cereyan etse de bu adamlar bu konuda fazlasıyla takıntılı. ve bu filmin omurgası bence. yani ölen kişinin işlemleri için 5 dakika geç gelmek dahi büyük saygısızlık. ki bu olgu anımsadığım kadarıyla kim ki duk'un birçok filminde de ölen kişinin sarıp sarmalanmasındaki titizlikle aklımda yer tutmuştu.
2)işsiz kalan çellistin cenaze levazımatçısı oluvermesi. ve ölülerden para kazanmak. kağıt üzerinde eşe-dosta bile söylenebilirliği mümkün olmayan bir iş. başta eleştiren 2 kişi (annesini kaybeden bir arkadaş ve güler yüzlü eş) daha sonra durumun hassaslığı ve kritikliğiyle hatta -birisi için söyleyebileceğimiz- mevzunun kendisini buluvermesiyle çark ediyor ve haksızca/ acımasızca eleştirdiği işin aslında son derece zor, çetrefilli bir o kadar da duygusal tarafı yoğun oluverdiğini algılıyor. eşteki değişimse daha ziyade duygusal çetrefilden besleniyor.
3)uzak doğu sinemasından bahsedip ahlaktan, değer yargılarından ve kendilerine özgü inanç yapılarından bahsetmemek olmaz. şu ahlaki olguları ben özellikle yüksek duyarlılıkla değerledim kendimce. ölenin en güzel kılık kıyafetleriyle, makyajıyla ölümsüzleştirilmesi ne denli hassas duyguların izini sürdüklerini bize gösteriyor. en çok istedikleri şekilde ölümsüzleştiriliyorlar. oğlundan şikayet eden anne, o çok sevdiği fularıyla ölümsüzlüğe uzanıyor.
4) aslında film bas bas bağırıyor, sevdiği işi yapmanın ve özellikle onun kutsal bir olgu olmasının bünyeye verdiği rahatlama hissinin büyüklüğünü... bu kısımlarda film çok başarılı. (hatta patronun huzuru ve öğretileri de işin içine katılabilir)
5) film sadece bir çellistten levazımatçı yaratmasıyla değil ruhuyla fazlasıyla sanat kokuyor efendim.
6)babanın elinden taşın düştüğü sahnenin çok estetik olduğunu düşündüm izlerken. estetik ve minimal sahneyle boğaza bir şeyler düğümleniyor. insan bu küçük sahnenin üzerine sayfalarca yazmak istiyor. sadece, yazmak. pürüzsüz taş ve iyilik, pürüzlü taş ve kötülük ...
hassas bünyelere zarar bir çalışma.
10 üzerinden 8,5!
japon sinemasıyla haşır neşirliğim; akira kurosawa 'nın felsefesini etüt etmiş olmam, birkaç filmini hatmetmiş olmam, gene takeshi kitano (bir filmini bilirim, bebekler ) ismini sinema dergilerinde falan habire duymam (hakkında yazılmış birkaç yazısını okumam) ve yasujiro ozu 'nun yeni türk sinemacılarını fazlasıyla etkilemiş olmasıyla (bir örnek verelim semih kaplanoğlu) sınırlı aslında. tabii bu sinemayla akraba sayılabilecek çin ve tayvan sinemasından birkaç çalışma izlemişliğimle (özellikle yang zhang, ang lee ve Hsiao-hsien Hou filmleri) ve kore sinemasının harikulade yükselişini takip edişimle (herkesin bildiği bir isim kim ki duk ) uzak doğu sinemasının kendime göre minimal ölçekli bir resmini çizdim.
bu yojito takita çalışması da son derece hisli ve duyarlı bir o kadar da başarılı bir yapıt. gene uzak doğu'nun karakteristik özelliklerine dair birçok taraf bulabiliyoruz.
1)ilk aklıma gelen ölen kişiye fazlaca değer vermek. hani ülkemizde bu yaşayana dair bile değer vermemek olarak cereyan etse de bu adamlar bu konuda fazlasıyla takıntılı. ve bu filmin omurgası bence. yani ölen kişinin işlemleri için 5 dakika geç gelmek dahi büyük saygısızlık. ki bu olgu anımsadığım kadarıyla kim ki duk'un birçok filminde de ölen kişinin sarıp sarmalanmasındaki titizlikle aklımda yer tutmuştu.
2)işsiz kalan çellistin cenaze levazımatçısı oluvermesi. ve ölülerden para kazanmak. kağıt üzerinde eşe-dosta bile söylenebilirliği mümkün olmayan bir iş. başta eleştiren 2 kişi (annesini kaybeden bir arkadaş ve güler yüzlü eş) daha sonra durumun hassaslığı ve kritikliğiyle hatta -birisi için söyleyebileceğimiz- mevzunun kendisini buluvermesiyle çark ediyor ve haksızca/ acımasızca eleştirdiği işin aslında son derece zor, çetrefilli bir o kadar da duygusal tarafı yoğun oluverdiğini algılıyor. eşteki değişimse daha ziyade duygusal çetrefilden besleniyor.
3)uzak doğu sinemasından bahsedip ahlaktan, değer yargılarından ve kendilerine özgü inanç yapılarından bahsetmemek olmaz. şu ahlaki olguları ben özellikle yüksek duyarlılıkla değerledim kendimce. ölenin en güzel kılık kıyafetleriyle, makyajıyla ölümsüzleştirilmesi ne denli hassas duyguların izini sürdüklerini bize gösteriyor. en çok istedikleri şekilde ölümsüzleştiriliyorlar. oğlundan şikayet eden anne, o çok sevdiği fularıyla ölümsüzlüğe uzanıyor.
4) aslında film bas bas bağırıyor, sevdiği işi yapmanın ve özellikle onun kutsal bir olgu olmasının bünyeye verdiği rahatlama hissinin büyüklüğünü... bu kısımlarda film çok başarılı. (hatta patronun huzuru ve öğretileri de işin içine katılabilir)
5) film sadece bir çellistten levazımatçı yaratmasıyla değil ruhuyla fazlasıyla sanat kokuyor efendim.
6)babanın elinden taşın düştüğü sahnenin çok estetik olduğunu düşündüm izlerken. estetik ve minimal sahneyle boğaza bir şeyler düğümleniyor. insan bu küçük sahnenin üzerine sayfalarca yazmak istiyor. sadece, yazmak. pürüzsüz taş ve iyilik, pürüzlü taş ve kötülük ...
hassas bünyelere zarar bir çalışma.
10 üzerinden 8,5!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar