bugün
- nervio'ya evlenme teklif etmek21
- nervio abla13
- birbiriyle çiftleşecek uludağ sözlük yazarları12
- kuru amlı9
- nişanlının annesine anne diyememe sorunsalı4
- galatasaray'ın fenere koyması normalleşmesi4
- yazarların sözlükten kaçması7
- sözlükteki gizli geyi ifşalıyorum12
- sinemada yiyişen sevgililer4
- nervio tarzı entry girmek24
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır7
- ümit kocasakal20
- ayağa boşmalmak9
- dudaktan öpüşmek neden seksle bağlantılı6
- instagram da artan erotizm sebebi5
- son buluşmada hesabı kim öder5
- french kiss yapamayan erkek5
- at suratlı kadın4
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı73
- ayakçı ve patici yazarlar derneği6
- kamos4
- ayak sevecek kadar abaza olmak6
- çetik örebilen sözlük kızı3
- kate nash2
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması18
- medeniyeti yabancı dil sanmak2
- seri oylayınca hoşlanıyor sanan tipler6
- çiftleşen yazarlar bana mesaj atsın3
- ilk buluşmada hesabı kim öder7
- iyi ingilizce konuşamayan yazar sözlükten atılmalı2
- vazallı sözlük yazarları2
- mersin7
- kızıl kmerler4
- baş ayakçı4
- fabrikator saim bey3
- öksürmekten uyuyamamak5
- 21 ekim 2026 sporting lizbon lask linz maçı2
- avlusu olan ev2
- yanında lipstick taşımayan yollu erkek6
- kadın dediğin şakk diye masaya ayağını vuracak4
- yağmur yağarken 1 60 lık kucaklayıp koşmak4
- güney kore34
- sarı gelinin nenesi neden ölüyor sorunsalı3
- from gold from dust35
- neden sürekli gülümsüyorum4
- ayak seven dayak da sever3
- izmir2
- bu sözlükte ayak konuşmak yasak15
- gocu6
- ayak fetişleri için ayak fotoğrafını paylaşan kız3
dokunaklı bir yojiro takita başyapıtı.
japon sinemasıyla haşır neşirliğim; akira kurosawa 'nın felsefesini etüt etmiş olmam, birkaç filmini hatmetmiş olmam, gene takeshi kitano (bir filmini bilirim, bebekler ) ismini sinema dergilerinde falan habire duymam (hakkında yazılmış birkaç yazısını okumam) ve yasujiro ozu 'nun yeni türk sinemacılarını fazlasıyla etkilemiş olmasıyla (bir örnek verelim semih kaplanoğlu) sınırlı aslında. tabii bu sinemayla akraba sayılabilecek çin ve tayvan sinemasından birkaç çalışma izlemişliğimle (özellikle yang zhang, ang lee ve Hsiao-hsien Hou filmleri) ve kore sinemasının harikulade yükselişini takip edişimle (herkesin bildiği bir isim kim ki duk ) uzak doğu sinemasının kendime göre minimal ölçekli bir resmini çizdim.
bu yojito takita çalışması da son derece hisli ve duyarlı bir o kadar da başarılı bir yapıt. gene uzak doğu'nun karakteristik özelliklerine dair birçok taraf bulabiliyoruz.
1)ilk aklıma gelen ölen kişiye fazlaca değer vermek. hani ülkemizde bu yaşayana dair bile değer vermemek olarak cereyan etse de bu adamlar bu konuda fazlasıyla takıntılı. ve bu filmin omurgası bence. yani ölen kişinin işlemleri için 5 dakika geç gelmek dahi büyük saygısızlık. ki bu olgu anımsadığım kadarıyla kim ki duk'un birçok filminde de ölen kişinin sarıp sarmalanmasındaki titizlikle aklımda yer tutmuştu.
2)işsiz kalan çellistin cenaze levazımatçısı oluvermesi. ve ölülerden para kazanmak. kağıt üzerinde eşe-dosta bile söylenebilirliği mümkün olmayan bir iş. başta eleştiren 2 kişi (annesini kaybeden bir arkadaş ve güler yüzlü eş) daha sonra durumun hassaslığı ve kritikliğiyle hatta -birisi için söyleyebileceğimiz- mevzunun kendisini buluvermesiyle çark ediyor ve haksızca/ acımasızca eleştirdiği işin aslında son derece zor, çetrefilli bir o kadar da duygusal tarafı yoğun oluverdiğini algılıyor. eşteki değişimse daha ziyade duygusal çetrefilden besleniyor.
3)uzak doğu sinemasından bahsedip ahlaktan, değer yargılarından ve kendilerine özgü inanç yapılarından bahsetmemek olmaz. şu ahlaki olguları ben özellikle yüksek duyarlılıkla değerledim kendimce. ölenin en güzel kılık kıyafetleriyle, makyajıyla ölümsüzleştirilmesi ne denli hassas duyguların izini sürdüklerini bize gösteriyor. en çok istedikleri şekilde ölümsüzleştiriliyorlar. oğlundan şikayet eden anne, o çok sevdiği fularıyla ölümsüzlüğe uzanıyor.
4) aslında film bas bas bağırıyor, sevdiği işi yapmanın ve özellikle onun kutsal bir olgu olmasının bünyeye verdiği rahatlama hissinin büyüklüğünü... bu kısımlarda film çok başarılı. (hatta patronun huzuru ve öğretileri de işin içine katılabilir)
5) film sadece bir çellistten levazımatçı yaratmasıyla değil ruhuyla fazlasıyla sanat kokuyor efendim.
6)babanın elinden taşın düştüğü sahnenin çok estetik olduğunu düşündüm izlerken. estetik ve minimal sahneyle boğaza bir şeyler düğümleniyor. insan bu küçük sahnenin üzerine sayfalarca yazmak istiyor. sadece, yazmak. pürüzsüz taş ve iyilik, pürüzlü taş ve kötülük ...
hassas bünyelere zarar bir çalışma.
10 üzerinden 8,5!
japon sinemasıyla haşır neşirliğim; akira kurosawa 'nın felsefesini etüt etmiş olmam, birkaç filmini hatmetmiş olmam, gene takeshi kitano (bir filmini bilirim, bebekler ) ismini sinema dergilerinde falan habire duymam (hakkında yazılmış birkaç yazısını okumam) ve yasujiro ozu 'nun yeni türk sinemacılarını fazlasıyla etkilemiş olmasıyla (bir örnek verelim semih kaplanoğlu) sınırlı aslında. tabii bu sinemayla akraba sayılabilecek çin ve tayvan sinemasından birkaç çalışma izlemişliğimle (özellikle yang zhang, ang lee ve Hsiao-hsien Hou filmleri) ve kore sinemasının harikulade yükselişini takip edişimle (herkesin bildiği bir isim kim ki duk ) uzak doğu sinemasının kendime göre minimal ölçekli bir resmini çizdim.
bu yojito takita çalışması da son derece hisli ve duyarlı bir o kadar da başarılı bir yapıt. gene uzak doğu'nun karakteristik özelliklerine dair birçok taraf bulabiliyoruz.
1)ilk aklıma gelen ölen kişiye fazlaca değer vermek. hani ülkemizde bu yaşayana dair bile değer vermemek olarak cereyan etse de bu adamlar bu konuda fazlasıyla takıntılı. ve bu filmin omurgası bence. yani ölen kişinin işlemleri için 5 dakika geç gelmek dahi büyük saygısızlık. ki bu olgu anımsadığım kadarıyla kim ki duk'un birçok filminde de ölen kişinin sarıp sarmalanmasındaki titizlikle aklımda yer tutmuştu.
2)işsiz kalan çellistin cenaze levazımatçısı oluvermesi. ve ölülerden para kazanmak. kağıt üzerinde eşe-dosta bile söylenebilirliği mümkün olmayan bir iş. başta eleştiren 2 kişi (annesini kaybeden bir arkadaş ve güler yüzlü eş) daha sonra durumun hassaslığı ve kritikliğiyle hatta -birisi için söyleyebileceğimiz- mevzunun kendisini buluvermesiyle çark ediyor ve haksızca/ acımasızca eleştirdiği işin aslında son derece zor, çetrefilli bir o kadar da duygusal tarafı yoğun oluverdiğini algılıyor. eşteki değişimse daha ziyade duygusal çetrefilden besleniyor.
3)uzak doğu sinemasından bahsedip ahlaktan, değer yargılarından ve kendilerine özgü inanç yapılarından bahsetmemek olmaz. şu ahlaki olguları ben özellikle yüksek duyarlılıkla değerledim kendimce. ölenin en güzel kılık kıyafetleriyle, makyajıyla ölümsüzleştirilmesi ne denli hassas duyguların izini sürdüklerini bize gösteriyor. en çok istedikleri şekilde ölümsüzleştiriliyorlar. oğlundan şikayet eden anne, o çok sevdiği fularıyla ölümsüzlüğe uzanıyor.
4) aslında film bas bas bağırıyor, sevdiği işi yapmanın ve özellikle onun kutsal bir olgu olmasının bünyeye verdiği rahatlama hissinin büyüklüğünü... bu kısımlarda film çok başarılı. (hatta patronun huzuru ve öğretileri de işin içine katılabilir)
5) film sadece bir çellistten levazımatçı yaratmasıyla değil ruhuyla fazlasıyla sanat kokuyor efendim.
6)babanın elinden taşın düştüğü sahnenin çok estetik olduğunu düşündüm izlerken. estetik ve minimal sahneyle boğaza bir şeyler düğümleniyor. insan bu küçük sahnenin üzerine sayfalarca yazmak istiyor. sadece, yazmak. pürüzsüz taş ve iyilik, pürüzlü taş ve kötülük ...
hassas bünyelere zarar bir çalışma.
10 üzerinden 8,5!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar