bugün
- karton toplayan cocuk'un gerçek yüzü18
- 40 yaş üstü erkekleri sözlükten tahliye ediyoruz17
- duş almak yerine sadece kafasını yıkayan insan6
- sözlüğün en güzel kızları sıralı liste4
- belinde don t stop dövmesi olan kız7
- bdsm ci kadın yazar12
- sözlüğü 5 ailenin yönetmesi20
- sözlük yazarlarının salataları15
- sözlüğü amcalardan arındırıyoruz kampanyası6
- dişi bir yazarla karşılıklı çay içmek7
- 16 56 çalışma düzeni3
- irlandalı'nın 27 türk'ü evire çevire dövmesi2
- rüyada bir sözlük yazarını görmek2
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı13
- saraca098
- aöf aşçılık6
- 20 ekim 2026 fenerbahçe slavia prag maçı6
- türkiye nin en büyük sorunu13
- soner çetin3
- kızı için şoför arayan adamın ilanı10
- usualsuspects'in ayağı15
- rasputin in 33 cmlik kesik penisi2
- kolye140
- erkek düşmanlığı yapan kadınlar3
- yazarların hayattaki başarıları9
- laptop anakartı4
- fon vurgunu34
- bir sözlük erkeğini dağa kaldırmak8
- opera tarayıcı7
- salat namaz değildir2
- kütüphanede sevişmek4
- escort kadınla kondomsuz ilişkiye girmek9
- uzaylılar gözlük takıyor mu2
- cam açık ve çıplak uyumak7
- ikinci el kitapların künye sayfasını koparan kişi2
- sözlüğü ergenlerden arındırıyoruz kampanyası3
- 5 bin liranın artık çok küçük para olması7
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı7
- iş çıkışı bir yerlere gidip bir şeyler yapmak3
- ambulansa yol vermeyen sürücüye 46 bin lira ceza2
- birinci viyana kuşatması3
- eskortluk yapan sözlük yazarı34
- azerbaycan'a dost ülke diyen davar2
- çay içerken dinlenecek şarkılar3
- 30 yaşından sonra aşk meşk işlerinin bitmesi8
- sözlükteki 40 yaş üstü prostatlı kitle2
- kim cha eon sözlüğün en iyi yazarıdır6
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası16
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı23
- uzaylılar zamanı bükebilir mi4
Yarım saat olmadı filmden çıkalı. Her Baz Luhrmann filmi gibi bunun da etkisinde kaldım. Şimdi dikkat, spoyler uyarısı. Sonra küfretmeyin. Zaten öyle fazlaca bir spoiler verecek değilim.
--spoiler--
izlediğim üçüncü Baz Luhrmann filmi. Fragmanını ilk izlediğimde Scott Fitzgerald ve Baz Luhrmann'ı görünce "Ben buna gitmezsem götümü keserim!" dedim. Ve tabi ki götümün uğruna gittim. Pişman mıyım? Asla. Sor bana pişman mıyım?
Üç filmin ortak noktası mutsuz sonla bitmesi. Zaten Romeo ve Juliet bildiğimiz tarzda bir şeydi. Shakespeare draması. Ama tabi Radiohead eşliğinde, orası ayrı. 1996 Radiohead'in henüz deneysel zamanlarına geçmediği zamanlar. Saçma bir cümle oldu, ama Radiohead dinleyicileri ne demek istediğimi anlamıştır, umarım. Daha güzeldi sanki o zaman. Neyse.
Leonardo DiCaprio'un performansına diyecek yok. Tobey Maguire'ı Spider Man'den beri sevmiyorum. Keşke gene Ewan McGregor oynasaymış filmde. Sürekli bir yazarlık performansı var filmlerde. Luhrmann, Avusturalya'nın Ah Muhsin Ünlü'sü sanırım. Ya da ben abartıyorum bilmiyorum. Neyse, şimdi filmden dikkat çeken noktalara geçelim:
Florence and the Machine çok yakışmış. Akşamdan kalmalığın ardından dinlenebilecek şarkıyla hem de. Ayrıca Jack White, Beyonce gibi güzellikler de barındırıyor. Hatta bir yerde Lana Del Rey bile çaldı. Onu da beğendim. Ben ki Lana Del Rey'den gıcık kapan bir insanım. Sevmiyorum kadını. O da beni sevmiyordur. Neyse. Partinin bir yerinde fena halde yamulmuyorsam(evet evet eminim bundan) George Gershwin'in Rhapsody in Blue'su çalıyordu. Tabi daha farklı bir versiyonu. Ama gene bildiğimiz Rhapsody in Blue. Gershwin'in olmaması ayıp olurdu orada. Kendisi zaten o dönemlerde etkin bir isimdi. Sevindim. Ayrıca Gershwin'in Summertime adlı eserini en güzel canlandıran isim Ella Fitzgerald'dır bence. Soyad benzerliğinden dolayı, Rhapsody in Blue'yu koymuş olabilirler diye düşünüyorum. (bkz: Scott Fitzgerald)
Carey Mulligan çok zarif bir ablamızmış. Onu anladım. Tanımıyordum kendisini, tanımış oldum.
--spoiler--
Velhasıl-ı kelâm, gidin izleyin efendim. Güzel film, güzel drama.
--spoiler--
izlediğim üçüncü Baz Luhrmann filmi. Fragmanını ilk izlediğimde Scott Fitzgerald ve Baz Luhrmann'ı görünce "Ben buna gitmezsem götümü keserim!" dedim. Ve tabi ki götümün uğruna gittim. Pişman mıyım? Asla. Sor bana pişman mıyım?
Üç filmin ortak noktası mutsuz sonla bitmesi. Zaten Romeo ve Juliet bildiğimiz tarzda bir şeydi. Shakespeare draması. Ama tabi Radiohead eşliğinde, orası ayrı. 1996 Radiohead'in henüz deneysel zamanlarına geçmediği zamanlar. Saçma bir cümle oldu, ama Radiohead dinleyicileri ne demek istediğimi anlamıştır, umarım. Daha güzeldi sanki o zaman. Neyse.
Leonardo DiCaprio'un performansına diyecek yok. Tobey Maguire'ı Spider Man'den beri sevmiyorum. Keşke gene Ewan McGregor oynasaymış filmde. Sürekli bir yazarlık performansı var filmlerde. Luhrmann, Avusturalya'nın Ah Muhsin Ünlü'sü sanırım. Ya da ben abartıyorum bilmiyorum. Neyse, şimdi filmden dikkat çeken noktalara geçelim:
Florence and the Machine çok yakışmış. Akşamdan kalmalığın ardından dinlenebilecek şarkıyla hem de. Ayrıca Jack White, Beyonce gibi güzellikler de barındırıyor. Hatta bir yerde Lana Del Rey bile çaldı. Onu da beğendim. Ben ki Lana Del Rey'den gıcık kapan bir insanım. Sevmiyorum kadını. O da beni sevmiyordur. Neyse. Partinin bir yerinde fena halde yamulmuyorsam(evet evet eminim bundan) George Gershwin'in Rhapsody in Blue'su çalıyordu. Tabi daha farklı bir versiyonu. Ama gene bildiğimiz Rhapsody in Blue. Gershwin'in olmaması ayıp olurdu orada. Kendisi zaten o dönemlerde etkin bir isimdi. Sevindim. Ayrıca Gershwin'in Summertime adlı eserini en güzel canlandıran isim Ella Fitzgerald'dır bence. Soyad benzerliğinden dolayı, Rhapsody in Blue'yu koymuş olabilirler diye düşünüyorum. (bkz: Scott Fitzgerald)
Carey Mulligan çok zarif bir ablamızmış. Onu anladım. Tanımıyordum kendisini, tanımış oldum.
--spoiler--
Velhasıl-ı kelâm, gidin izleyin efendim. Güzel film, güzel drama.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar