bugün
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları28
- uzun yol araba yolculuğunu çekilir yapacak şey7
- çocukken içine kapanık olmak5
- arkadaşlar derin şeyler düşünüyorum6
- ragnar rockefeller38
- bacakları traş edip canlı show yapan erkek3
- aylık 336 bin lira iyi para mıdır sorunsalı4
- ilk buluşmada evden kek getiren kız19
- cd devrinin bitmesi8
- viski içen erkek seksiliği3
- sözlük yazarlarının trileçeleri19
- oberyn martell vs ramsay bolton3
- erkeklerin mental olarak daha güçlü olması12
- haçlı seferleri2
- modası geçmeyen şarkılar2
- ahmet sezar bey'e mesaj gitmemesi2
- pipiyi tatile çıkarmak2
- kemalistleri yunanistana gönderelim kampanyası2
- bir amaca hizmet etmek3
- sözlüğe fotoğrafımı atacağım4
- gocu'ya yazdığım şiir3
- gocu meme ucu5
- lahmacunun yanında ne içilir10
- sevgiliye alınabilecek 200 tl altı hediyeler5
- babamın hiç 31 çekmemesi5
- queen feristah8
- ilk buluşmaya giderken alınacak çiçek3
- tuzlu fıstık3
- istanbul3
- gay sevgiliye lezbiyen bir kızın musallat olması7
- deniz göktaş37
- ilk buluşmada masa altından aleti yoklayan kız13
- türklerin tembel bir millet olması8
- ahtapot yemek10
- millete gay guy diyenler2
- evli olduğunu saklayan kişi9
- evde kalmış 30 yaş üstü kadın yazarlar18
- evagreen6
- gürültüsü en rahatsız edici şey5
- fsm köprüsü ndeki abd bayrağı ışıklandırması5
- babalarımız gibi erkeklerin yetişmemesi13
- hava soğuk mu ılık mı anlamadım4
- spinoza nın derdi ontolojik değil miydi sorunsalı2
- 2026 dünya kupası20
- yazarlardan aforizmalar2
- günün şiiri12
- dünya16
- futbol16
- ertelemenin gelecekteki kendine iş kitlemek olması2
- üstad dostoyedisiki2
Kemalizmin yetersizliğini ve bazı alanlardaki başarısızlığını ima eden yaklaşımlar, bir anda yerini Mustafa Kemal övgüsüne ve modernlik kanıtlamasına bıraktı. Ne yazık ki bu 'yeniden sahiplenme' psikolojisi annesinden fazla zaman uzak kalmış bir çocuğun güven ihtiyacını akla getiriyor. Bayram demeçlerinden aşina olduğumuz kalıp cümlelerle kemalizmin katkıları sıralanırken, herhalde ortak bir ayinin güven tazeleyen birlikteliği yaşanmakta.
Gerçeklik tabii ki öteki uçta değil... Kemalizmin bu topluma mutlak anlamda bir gerileme yaşattığını söyleyen zaten kimse de yok... Ama bu ideolojinin topluma mutlak anlamda ilerleme yaşatmış olduğunu söylemenin de dindarca bir önerme olduğunu artık görmekte yarar var. Birçok 'modern' uygulamaya paralel olarak tek parti döneminde bütün milletvekillerinin 'önder' tarafından seçilmesi, iktidar partisinin il başkanlarının aynı zamanda vali olarak atanmaları, iktidarı tedirgin eden fikirlerin hiçbirine ve özellikle laik kesimden gelenlere müsamahanın olmaması eğer bir 'ilerleme' belirtisi ise diyecek yok...
Kemalizmin modernliğine sığınanlar modernliğin ne olduğunu bile bilmiyor. Onu günlük hayatın ve kurumsal yapının 'ileri' bir görünümü, uygulayanın kimliğini 'ileri' taşıyan bir medeniyet koşulu sanıyorlar. Bu yüzeyselliğin ardında modernliğin zihni yapısına ilişkin derin bir cehalet var ve kendilerine 'kemalist' diyenlerin en belirgin ortak noktası da bu cehaleti paylaşmaları... Çünkü modernlik zihniyet açısından monolitik ve tutarlı bir bütünsellik arzetmez. Dayandığı iki ayaktan biri göreceliliği ön plana alarak bireyi meşrulaştıran bir felsefi geleneğe dayanır. Buna göre doğruların kimsenin tekelinde olmamasına karşın, her birey kendince ve kendisi için doğruya vakıf, rasyonel bir kişidir. Dolayısıyla düşünce özgürlüğünün önünde hiçbir meşru engel yoktur ve toplumsal özgürlükleri baskı altına alan yönetimler de son kertede topluma zararlıdır...
Açıktır ki kemalizmin Batı Aydınlanmasının özü olan bu bakıştan nasibini aldığı pek söylenemez. Ancak diğer taraftan modernlik de sadece bu zihni temele dayanmıyor. Hatta ikinci felsefi ayağın tam tersi yönde olduğunu söylemek bile mümkün... Çünkü modernlik aynı zamanda otoriter zihniyetten de beslenir ve ulus-devlet fikrinin, milliyetçi ideolojinin, devleti koruyan laiklik anlayışının ardında devlet ile toplum arasında kategorik bir hiyararşi arayışı vardır. Böylece doğruya sahip olan liderlerin yüceltildiği, toplum için neyin iyi olduğunun devlet tarafından saptandığı, meşruiyetin ancak resmi ideoloji içinde mümkün olduğu otoriter bir bakış ulusal kimliğe yedirilir... Kemalizm modernliğin bu karanlık yüzünü tarz olarak benimserken, aydınlık yüzünün ima ettiği değişiklikleri de epeyce yüzeysel bir biçimde hayata geçirdi. Modernliğin özgürlükle olan bağının kamufle edilmesi ise 'bağımsızlık' söylemi sayesinde oldu ve özgürlük bağımsızlık için verilen bir tavize indirgendi. Ne var ki söz konusu bağımsızlık için gerçekte yaşanmış olanların yetersizliği yüzünden tarih de abartılarak, mesele 'emperyalizmle savaşa' kadar gitti...
Bugün elde kalan, içi boşalmış bir devletçiliğin ötesinde maalesef fiktif bir tarih anlayışıdır da... Oysa dünü ve bugünü otoriteye teslim eden toplumların iradi bir geleceği de olamaz. Gelecek korkusu ise gerçekte kendinle karşılaşma, kendi üzerinde düşünme korkusudur. Buna karşılık söz konusu korkuyu aşmak olgunlaşma, reşit olma sürecinin önünü açar. Sizce bu toplumun da artık büyüme zamanı gelmedi mi? *
Gerçeklik tabii ki öteki uçta değil... Kemalizmin bu topluma mutlak anlamda bir gerileme yaşattığını söyleyen zaten kimse de yok... Ama bu ideolojinin topluma mutlak anlamda ilerleme yaşatmış olduğunu söylemenin de dindarca bir önerme olduğunu artık görmekte yarar var. Birçok 'modern' uygulamaya paralel olarak tek parti döneminde bütün milletvekillerinin 'önder' tarafından seçilmesi, iktidar partisinin il başkanlarının aynı zamanda vali olarak atanmaları, iktidarı tedirgin eden fikirlerin hiçbirine ve özellikle laik kesimden gelenlere müsamahanın olmaması eğer bir 'ilerleme' belirtisi ise diyecek yok...
Kemalizmin modernliğine sığınanlar modernliğin ne olduğunu bile bilmiyor. Onu günlük hayatın ve kurumsal yapının 'ileri' bir görünümü, uygulayanın kimliğini 'ileri' taşıyan bir medeniyet koşulu sanıyorlar. Bu yüzeyselliğin ardında modernliğin zihni yapısına ilişkin derin bir cehalet var ve kendilerine 'kemalist' diyenlerin en belirgin ortak noktası da bu cehaleti paylaşmaları... Çünkü modernlik zihniyet açısından monolitik ve tutarlı bir bütünsellik arzetmez. Dayandığı iki ayaktan biri göreceliliği ön plana alarak bireyi meşrulaştıran bir felsefi geleneğe dayanır. Buna göre doğruların kimsenin tekelinde olmamasına karşın, her birey kendince ve kendisi için doğruya vakıf, rasyonel bir kişidir. Dolayısıyla düşünce özgürlüğünün önünde hiçbir meşru engel yoktur ve toplumsal özgürlükleri baskı altına alan yönetimler de son kertede topluma zararlıdır...
Açıktır ki kemalizmin Batı Aydınlanmasının özü olan bu bakıştan nasibini aldığı pek söylenemez. Ancak diğer taraftan modernlik de sadece bu zihni temele dayanmıyor. Hatta ikinci felsefi ayağın tam tersi yönde olduğunu söylemek bile mümkün... Çünkü modernlik aynı zamanda otoriter zihniyetten de beslenir ve ulus-devlet fikrinin, milliyetçi ideolojinin, devleti koruyan laiklik anlayışının ardında devlet ile toplum arasında kategorik bir hiyararşi arayışı vardır. Böylece doğruya sahip olan liderlerin yüceltildiği, toplum için neyin iyi olduğunun devlet tarafından saptandığı, meşruiyetin ancak resmi ideoloji içinde mümkün olduğu otoriter bir bakış ulusal kimliğe yedirilir... Kemalizm modernliğin bu karanlık yüzünü tarz olarak benimserken, aydınlık yüzünün ima ettiği değişiklikleri de epeyce yüzeysel bir biçimde hayata geçirdi. Modernliğin özgürlükle olan bağının kamufle edilmesi ise 'bağımsızlık' söylemi sayesinde oldu ve özgürlük bağımsızlık için verilen bir tavize indirgendi. Ne var ki söz konusu bağımsızlık için gerçekte yaşanmış olanların yetersizliği yüzünden tarih de abartılarak, mesele 'emperyalizmle savaşa' kadar gitti...
Bugün elde kalan, içi boşalmış bir devletçiliğin ötesinde maalesef fiktif bir tarih anlayışıdır da... Oysa dünü ve bugünü otoriteye teslim eden toplumların iradi bir geleceği de olamaz. Gelecek korkusu ise gerçekte kendinle karşılaşma, kendi üzerinde düşünme korkusudur. Buna karşılık söz konusu korkuyu aşmak olgunlaşma, reşit olma sürecinin önünü açar. Sizce bu toplumun da artık büyüme zamanı gelmedi mi? *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar