bugün
- 16 haziran 2026 iran yeni zelanda maçı10
- amerika birleşik devletleri4
- forma3
- puma2
- kız arkadaşının giyimine karışmayan erkek13
- avusturya2
- dünya2
- kadın olsaydım çok açık giyerdim22
- iran3
- true'ya arkadan sahip olmak12
- senegal3
- kemal kılıçdaroğlu14
- gömlek giymek2
- tanga neden giyilir11
- arkadaşlar uyudunuz mu5
- 15 haziran 2026 belçika mısır maçı8
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı58
- maxi araujo2
- 16 haziran 2026 fransa senegal maçı3
- 15 haziran 2026 ispanya yeşil burun adaları maçı10
- bir erkekte kabul edilemez 250 özellik8
- aleyna tilki'nin konserde verdiği efsane frikik6
- açık giyinebilmek özgürlüktür9
- namus takıntısı olan erkek17
- kimsesizlerin kimsesi zall'a açık mektuptur15
- dinlerin geldiği günden beri kan dökmesi20
- nesrin cavadzade9
- ankaralıların melih gökçeği arıyoruz demesi8
- kullanmak zorunda kalınan en kötü tuvalet5
- ankaradaki çıkılamayan yokuş6
- ona bir şey söyle14
- futbol10
- hayatın renginin kalmaması7
- kısa saçlı hatun çekiciliği4
- sohbet edilen kişinin sürekli telefonla uğraşması7
- yeni zelanda2
- yükseleni aslan olan aslan burcu kadını4
- kızımın ismini teresa koymak istiyorum10
- pornoda hoşlanılan kıza benzer kız aramak9
- evlenmemeyi başarı olarak görmek8
- 16 haziran 2026 avusturya ürdün maçı2
- sürekli kendine hatırlatmak zorunda olduğun o söz9
- son gün aslan burcu olmak4
- cumhuriyet halk partisi2
- yalnız yaşamak6
- ece irtem8
- regl dönemi çirkinliği8
- yazarların pahalı zevkleri3
- badelenmiş sözlük yazarları7
- haksızlığa uğrayanın hakkını alması2
2012'nin son dakikalarıyla, 2013'ün ilk dakikaları arasında bastıran depresif uykuya rağmen ayakta kalmayı başardım. farkında olmak istiyordum yalnızlığın. toplumsal bir gerçek var ki; o da toplumun ortak davranışlarının, bireysel duygular üzerinde arttırıcı veya azaltıcı etkisinin yüksek olması. yani insanların o an deliler gibi eğleniyor olmasının yalnızlık seviyenizdeki artışta ister istemez etkisi var. uyuyabilirdim. ertesi sabah kalktığımda ise kutlama ertesi yığın enerjiyle karşılaşır, katılmadığım katılamadığım için mutlu olur, kendimi teselli edebilirdim.
2013'ün etkileri yok değil. insanlar her ne kadar '' 2012'nin 2013'e bağlanması durumunun önemsiz olduğunu '' söyleseler de, ortak toplumun bu etkiyi oluşturduğu yadsınamayacak bir gerçektir. her bireyin gerçekliği farklıdır. ama toplum, bir bütün olarak ortak etkiyi, en istikrarlı biçimde sürdürmesiyle toplum olmuştur zaten.
insanların sürekli depresyonda olduklarını söylemeleri, şizofrenik belirtiler gösterdiklerini iddaa etmeleri veya asosyal mağdur sıfatları taşıdıklarını ifade etmeleri benim de hoşuma gitmiyor. ama anlasanıza; bu insanların yüzde 90'lık bilinçli kısmı kendilerine subliminal mesaj veriyorlar. telkin ediyorlar sürekli kendilerini. bilinç üstü veya bilinç altı seviyelerde frekanslar gönderiyorlar karşılarındakilere ve kendilerine. hayatta kalma mücadelesi bu. istiyorlar ki biraz ilgilenilsin. kendilerini ifade ediş biçimlerinin tartışılmasını istiyorlar. insanlık ediyorlar. ayıp etmiyorlar.
herkesin bu tarz platformlarda kendilerine has tarzları var. şu ana kadar okuduklarından etkilenenler var, konuşma tarzını yazıya dökebilenler var, küfredenler var, ayar verenler var, ayar alanlar var, ayarlar var, saygı gösterenler var, karşılık verenler var, ilgi göstermeyenler var, sadece duranlar var, insan gözlemcileri var, değerlendirme yapmak için yaşayanlar var...
kuğul olmak, kuğul davranmak güzeldir elbette. ama buna gerek duymayanlar var, duyanlar var. belirli kurallara takılmış olanlar var. obsesif yanlarını karizma zannedenler var, obsesif yanlarından nefret edenler var. bütün bu varların içerisinde hoşgörünün olmaması kadar ilginç bir şey de yoktur. bir olgu varsa, tezatı da vardır. doğru göreceli bir kavramdır. taraf olan kişi, bir olguya sahip olan kişi, hoşgörüsüz davranabiliyorsa bu, davrandığı platformun çoğunluğunun gücünü kendinde hissedebilmesinden kaynaklanır. yoksa bu şartların oluşmaması durumunda, eğer bir olgu hoşgörüsüzlüğünün arkasında güce sahip değilse, hoşgörüsüzlüğün kendisine dönebileceğinin farkında değildir. nitekim tezatın olduğu yerde dengeler sabit kalmaz. hoşgörü istememe durumunu da alkışlarla karşılanabilir hale getiren yegane şey, hoşgörü konusunda nötr davranabilmektir.
insanlığın, acılarından kurtulmak için beyinlerini uyuşturduğu altın dönemlerin ortasında değiliz. gönül ister ki 28 yaşına gelmeden hayatı bırakmayı seçsin, hiçlikte devam etsin kariyerine. woodstock'ta varolmuş bütün asit zihniyetinin yanında, bunlara hiç gereksinimi olmayacak kadar potansiyel ruhun doruklarda olması belki de insanoğlunun en bilinçli, en harikulade çağı olduğunun da göstergesiydi. ne yapalım yani şimdi? savaşın ortasında sanat yapıp hoşgörüyle barışı getiren insanların ruhlarına müteakiben barışın orta yerinde soğuk savaş mı yaşayalım? haklısınız, çok güzel hoşuma gitti.
2013'ün etkileri yok değil. insanlar her ne kadar '' 2012'nin 2013'e bağlanması durumunun önemsiz olduğunu '' söyleseler de, ortak toplumun bu etkiyi oluşturduğu yadsınamayacak bir gerçektir. her bireyin gerçekliği farklıdır. ama toplum, bir bütün olarak ortak etkiyi, en istikrarlı biçimde sürdürmesiyle toplum olmuştur zaten.
insanların sürekli depresyonda olduklarını söylemeleri, şizofrenik belirtiler gösterdiklerini iddaa etmeleri veya asosyal mağdur sıfatları taşıdıklarını ifade etmeleri benim de hoşuma gitmiyor. ama anlasanıza; bu insanların yüzde 90'lık bilinçli kısmı kendilerine subliminal mesaj veriyorlar. telkin ediyorlar sürekli kendilerini. bilinç üstü veya bilinç altı seviyelerde frekanslar gönderiyorlar karşılarındakilere ve kendilerine. hayatta kalma mücadelesi bu. istiyorlar ki biraz ilgilenilsin. kendilerini ifade ediş biçimlerinin tartışılmasını istiyorlar. insanlık ediyorlar. ayıp etmiyorlar.
herkesin bu tarz platformlarda kendilerine has tarzları var. şu ana kadar okuduklarından etkilenenler var, konuşma tarzını yazıya dökebilenler var, küfredenler var, ayar verenler var, ayar alanlar var, ayarlar var, saygı gösterenler var, karşılık verenler var, ilgi göstermeyenler var, sadece duranlar var, insan gözlemcileri var, değerlendirme yapmak için yaşayanlar var...
kuğul olmak, kuğul davranmak güzeldir elbette. ama buna gerek duymayanlar var, duyanlar var. belirli kurallara takılmış olanlar var. obsesif yanlarını karizma zannedenler var, obsesif yanlarından nefret edenler var. bütün bu varların içerisinde hoşgörünün olmaması kadar ilginç bir şey de yoktur. bir olgu varsa, tezatı da vardır. doğru göreceli bir kavramdır. taraf olan kişi, bir olguya sahip olan kişi, hoşgörüsüz davranabiliyorsa bu, davrandığı platformun çoğunluğunun gücünü kendinde hissedebilmesinden kaynaklanır. yoksa bu şartların oluşmaması durumunda, eğer bir olgu hoşgörüsüzlüğünün arkasında güce sahip değilse, hoşgörüsüzlüğün kendisine dönebileceğinin farkında değildir. nitekim tezatın olduğu yerde dengeler sabit kalmaz. hoşgörü istememe durumunu da alkışlarla karşılanabilir hale getiren yegane şey, hoşgörü konusunda nötr davranabilmektir.
insanlığın, acılarından kurtulmak için beyinlerini uyuşturduğu altın dönemlerin ortasında değiliz. gönül ister ki 28 yaşına gelmeden hayatı bırakmayı seçsin, hiçlikte devam etsin kariyerine. woodstock'ta varolmuş bütün asit zihniyetinin yanında, bunlara hiç gereksinimi olmayacak kadar potansiyel ruhun doruklarda olması belki de insanoğlunun en bilinçli, en harikulade çağı olduğunun da göstergesiydi. ne yapalım yani şimdi? savaşın ortasında sanat yapıp hoşgörüyle barışı getiren insanların ruhlarına müteakiben barışın orta yerinde soğuk savaş mı yaşayalım? haklısınız, çok güzel hoşuma gitti.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar