bugün
- türk milletine kurulan pusu10
- profilini gizli tutma nedeni8
- apo piçtir piç kalacak8
- mel melin palavra sıkması9
- büyük oyunu görmek4
- milliyetçi faşistlerin pkk biter korkusu13
- akp iktidarının yaptığı en önemli hizmet7
- sözlüğe taze kan ihtiyacı5
- hiçbir servet zamanı satın alamaz2
- bugün çok felsefik ve derin şeyler söylemem2
- suudi arabistan'a saldırılırsa türkiye de savaşta3
- ismet'in domuz çukulatası getirmesi8
- intihar edenler hiç korkmuyor mu5
- en namuslu kadın bile dudaktan öpüşmüştür3
- güzel kızlara kötü davranmak3
- tai lung14
- nihavent kardeşimizin sözlüğe teşrif etmesi3
- ihtiyar yazar6
- ifşalanmak2
- israil den lübnan'a yoğun saldırılar2
- mantıklı mantıklı konuşup can sıkmak5
- kapak yapmak2
- türkiyeye gelmiş en iyi yabancı kaleci6
- çerçeve yasa17
- poğaca ile kahvaltı yapmak8
- en güzel reçel6
- abdullah öcalan'ı paşa yapmak6
- kaynak götüm2
- seri gizli artı oy veren melek5
- nihavent gerizekalısı3
- g o k u6
- paşinyan'ın önündeki kritik dosya2
- abdullah öcalan'ın paşa olmasını isteyen akp li4
- mod geldi mod geldi2
- türkiyeye gelmiş en büyük yıldız5
- herkesle iyi geçinmek6
- nihoş4
- memduh bashgan12
- bir oturuşta taxi serisini izlemek2
- hewal ebo10
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı3
- yazilimcilarin flort sorunu3
- game of thrones taki kerhaneci4
- gelecekten entry3
- mustafa kemal atatürk2
- ingilisçe konuşan kezo2
- özgür özel11
- ameliyattan önce imzalatılan kağıt2
- deprem3
- evleneceği kadının geçmişini merak etmeyen erkek2
--spoiler--
Öyle bir zamanı yaşıyoruz ki, cedelleşmeler hayatın bir parçası haline geldi. Birileri hep yenmek, diğerleri ise yenilmek zorunda sanki. Büyük balık küçük balığı yutup semirmezse eğer, en büyük balık onu ham yapıveriyor. Her şey matematiksel gibi görünüyor aslında: Kaybın tersi, kazanç; kazancın tersi, kayıp.
Lâkin; bir savaştır, alıp başını gidiyorsa, kardeş kardeşin kuyusunu kazıyorsa, analar çocuklarına karşı dürüst değilse ya da kadınlar kocalarına karşı... Peki hâl böyleyken biz, neden hâlâ iki kere ikinin kaç ettiğini hesaplayıp duruyoruz. iki ile ikiyi alt alta koysak da, yan yana koysak da, çarpsak da, toplasak da işlemin sonucunu bulamayız. Çünkü bu işlemin sonucu, hiçbir zaman dört çıkmaz bizim için. Beş eder mi? O da tabiata aykırı...
Görünen o ki matematiksel hesaplarla toplumsal problemlerimizin çözümünü bulamıyoruz.
O halde, "BEN" doyuyorsam, "SEN" doymasan da olur; "BEN" zenginsem, "SEN" açlıktan kıvransan da olur ya da "BEN" yaşıyorsam, "SEN" ölsen de olur. Bu günden ne koparırsam, felekten ne koparırsam kâr bana.
Ya "SEN"! "SEN"i kim düşünecek? işte yitirdiğimiz en büyük değer, yenilgilerimizin en büyüğü bu galiba. Fedakârlık ise, zaten içinden çıkamadığımız bir muamma. Kelime anlamı rölatif, fiiliyatı hepten kayıp. Saymakla bitecek gibi değil. Güzellik ve sevgi adına ne varsa hepsi tükendi. Öyle ki, kayıplarımızın çetelesini tutamaz hale geldik. Hep bir savaşımı yaşar dururuz da yanı başımızdaki felaketlerin farkında dahi olmayız. Çünkü, günü birlik ve fert fert yaşıyoruzdur artık.
Çözümsüz değiliz muhakkak. Yenilenlerin kelepçelerini kırması gerekiyor ya da ağlaması gerekiyor birilerinin; tâ ki, "BEN"in nasır tutmuş, kurumuş yüreği ıslanıncaya kadar, fedakârlık nerede yitirildiyse bulununcaya kadar.
Cezayı defterlerimizden silmeliyiz ki, korkmasın suçlular kucaklaşmaya. Şefkati yürek sayfalarına yazmalı ki, melekler bizi kıskansın. Süslenmeliyiz gelinler gibi, gönlünü bize açan her misafiri kapıda karşılamak için.
Fazla söze ne hacet, muştular madde değil sevda; sevgiler gölge değil Leylâ olmalı. Önceliklerimiz "BEN" değil, "SEN ve BEN" olmalı...
--spoiler--
Öyle bir zamanı yaşıyoruz ki, cedelleşmeler hayatın bir parçası haline geldi. Birileri hep yenmek, diğerleri ise yenilmek zorunda sanki. Büyük balık küçük balığı yutup semirmezse eğer, en büyük balık onu ham yapıveriyor. Her şey matematiksel gibi görünüyor aslında: Kaybın tersi, kazanç; kazancın tersi, kayıp.
Lâkin; bir savaştır, alıp başını gidiyorsa, kardeş kardeşin kuyusunu kazıyorsa, analar çocuklarına karşı dürüst değilse ya da kadınlar kocalarına karşı... Peki hâl böyleyken biz, neden hâlâ iki kere ikinin kaç ettiğini hesaplayıp duruyoruz. iki ile ikiyi alt alta koysak da, yan yana koysak da, çarpsak da, toplasak da işlemin sonucunu bulamayız. Çünkü bu işlemin sonucu, hiçbir zaman dört çıkmaz bizim için. Beş eder mi? O da tabiata aykırı...
Görünen o ki matematiksel hesaplarla toplumsal problemlerimizin çözümünü bulamıyoruz.
O halde, "BEN" doyuyorsam, "SEN" doymasan da olur; "BEN" zenginsem, "SEN" açlıktan kıvransan da olur ya da "BEN" yaşıyorsam, "SEN" ölsen de olur. Bu günden ne koparırsam, felekten ne koparırsam kâr bana.
Ya "SEN"! "SEN"i kim düşünecek? işte yitirdiğimiz en büyük değer, yenilgilerimizin en büyüğü bu galiba. Fedakârlık ise, zaten içinden çıkamadığımız bir muamma. Kelime anlamı rölatif, fiiliyatı hepten kayıp. Saymakla bitecek gibi değil. Güzellik ve sevgi adına ne varsa hepsi tükendi. Öyle ki, kayıplarımızın çetelesini tutamaz hale geldik. Hep bir savaşımı yaşar dururuz da yanı başımızdaki felaketlerin farkında dahi olmayız. Çünkü, günü birlik ve fert fert yaşıyoruzdur artık.
Çözümsüz değiliz muhakkak. Yenilenlerin kelepçelerini kırması gerekiyor ya da ağlaması gerekiyor birilerinin; tâ ki, "BEN"in nasır tutmuş, kurumuş yüreği ıslanıncaya kadar, fedakârlık nerede yitirildiyse bulununcaya kadar.
Cezayı defterlerimizden silmeliyiz ki, korkmasın suçlular kucaklaşmaya. Şefkati yürek sayfalarına yazmalı ki, melekler bizi kıskansın. Süslenmeliyiz gelinler gibi, gönlünü bize açan her misafiri kapıda karşılamak için.
Fazla söze ne hacet, muştular madde değil sevda; sevgiler gölge değil Leylâ olmalı. Önceliklerimiz "BEN" değil, "SEN ve BEN" olmalı...
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar