bugün
- sözlüğün yeni tasarımı11
- yeraltı varlıkları7
- mehmet şimşek5
- beyaz ekmek yemenin varoşluk olması11
- iran'ın tdt ne katılmak istemesi4
- iyi menemenin sırrı13
- ucanpembekoala7
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı88
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu35
- fatma betül sayan kaya6
- muslettin amca19
- pankek8
- bitlis'te oğluna filistin ismini koyan adam28
- sözlüğe ne oldu3
- iyi saksafon çalarım diyen kız7
- üşüyerek yatağa girip yavaşça ısınmak6
- aşk karın doyurmuyor diyen kız9
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye4
- yemek yapmayı bilmeyen kızı istemem diyen erkek9
- aşk bir yemek olsaydı8
- michael myers2
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı14
- kendimi intihar edeceğim2
- üniversite yıllarını özlemek4
- hangi yemek nerede yenir4
- karpuzcu libos panda2
- mısır ekmeği2
- recep tayyip erdoğan2
- chp'nin türkiye'yi sosyal devlet yapmak istemesi2
- gece yolculuğu2
- dingiringi ringi ringi dingiringi ringi ringi3
- şaka maka 7 yıllık yazar olmak3
- hayatın anlamı ne3
- caligula'nın korkusu5
- kum dökmek4
- bira ile aspirin icmek2
- paraya önem verip tutumluluk yapan kız4
- 5 kasım 2026 celtic beşiktaş maçı8
- kırkayakların ayaklanması2
- yahudiye3
- ataşehir de rastgele ateş açılması4
- 5 kasım 2026 trabzonspor freiburg maçı4
- olmayınca olmaması4
- gülşen in memeleri14
- afyonkarahisar da iki araçta 5 kişinin öldürülmesi6
- caaahill diyerek tokadı yapıştırmak5
- futbol15
- saatin daha on olması3
- geceye bir şiir bırak3
- yeni parti6
aşağıda, dört bölümden oluşan bu nehir şiirin ilk haykırışını bulacaksınız. daha önce mayakovski okumamış biri için bu, şiir ve şair anlayışı adına milat oluşturacak emsalsiz bir deneyimdir. aşağıdaki ilk bölümü okuyan, ruhu kanatlanan bünye için ise eserin devamını okumak elzemdir. ve sonrasında nazım hikmet ran'ın jokond ile si ya u harikasını da okuyunca bambaşka bir şiir evrenine ayak basmışsınız demektir...
1**
bu, bir sıtma nöbeti mi sizce güya?
bu başımdan geçti,
odesa'da gerçekten.
''saat dörtte geleceğim,''-- demişti mariya *
sekiz
dokuz
on.
ve işte korkunç
gecenin derinine
uzaklaştı camlardan
somurtkan
aralık akşamı.
dermansız omuzları ardından kahkaha atıyor ve kişniyor şamdanlar.
şimdi beni artık tanıyamazsınız:
damarlı bir kütle devasa inliyor,
kıvranıyor.
ne dileyebilir böyle bir yığın?
bu yığın ama çok şey diliyor!
zaten kendim için önemli değil
ne benim bronzdan olduğum,
ne de olduğu kalbimin soğuk demir parçası.
geceleyin çınıltımı istiyorum
gizlemek yumuşacık
kadınca bir şeye.
ve işte,
muazzam,
kamburlanıyorum pencerede,
alnımda eritiyorum pencere camını.
bir aşk olacak mı olmayacak mı yoksa?
nasıl--
büyük bir aşk mı yoksa ufacık mı?
ne gezer büyük aşk böyle vücutta:
olsa da, ufacıktır,
uysal bir tanesidir küçük aşkların.
o ürker otomobil klaksonlarından.
sever çıngıraklarını küçük atların.
sizin,
kirden muşambalaşmış sedirde bir uşak gibi semiren
pelte beyniniz üstünde dalmış düşlere düşüncenizi,
taciz edeceğim yüreğimin kanlı limeleriyle;
doyuncaya dek gülünçleyeceğim sizi küstah ve yakıcı.
ruhumda benim yok tek ağarmış tel,
ve ihtiyarca bir sevecenlik yok ruhumda!
dünyayı sarsa sarsa sesimin kudretiyle,
yürüyorum - - yakışıklı
yirmi iki yaşımda.
kibarlar!
siz aşkı kemanlara yatırırsınız.
bir kaba yatırır aşkı timballere.
ama kendinizi benim gibi tersyüz edemezsiniz,
tüm dudaklardan ibaret kalıncaya dek!
gelin ders alın--
çıkın konuk salonundan,
patiskadan memur karısı melekler topluluğundan.
dingince çeviren dudaklarının sayfalarını,
yemek kitabını devreden bir aşçı kadın gibi.
ister misiniz --
besiden kudurmuş olacağım
--ve, gökyüzü gibi yeni bir renge bürünüşümü
ister misiniz--
kusursuz kibar olacağım,
erkek değil -- pantolonlu bir bulut!
inanmıyorum nice diye bir kentin varlığına çiçekler içre!
benimle yine övünmeye başlar öz övgüleri gibi
sayrılarevi gibi bayatlamış erkekler,
ve kadınlar, hırpalanmış
atasözleri gibi.
aşağı katta bir sıva düştü.
sinirler --
irili,
ufaklı,
anlatmaz sayı! --
atıyorlar kudurmuş,
sinirlerin çözülüyor dizlerinin bağı!
batak gece odanın yüzeyinde yosunlanıyor yosunlanıyor,
yosundan doğrulamıyor ağırlaşan göz.
birdenbire kapılar çarpmaya başladı,
sanılır otelin
takırdıyor dişleri.
içeriye girdin sen,
''alın!'' der gibi, amansız,
eldivenin güderisini işkenceyle burup,
dedin:
''biliyor musunuz --
ben evleniyorum.''
ne yapalım, evlenirsiniz.
dayanırım
buna. peki.
dinginim nasıl, görün!
nabzı gibi
bir ölünün.
anımsıyor musunuz?
siz
''jack london,
para,
aşk,
tutku,'' -- diyordunuz *
bense yalnızca tek şeyi görüyordum:
siz -- çalınması gereken bir
mona lisa tablosuydunuz!
ve çaldılar sizi.
yeniden ve yeniden
yüzümle bürünerek yağmura,
bürünerek yağmurun çilli yüzüne,
bekliyorum burada,
uğultusu kentsel bir dalganın sıçramış üstüme.
yarıgece bir bıçakla koştu,
yakaladı,
boğazladı, --
susturdu uğultuyu tümden!
saatin düştü onikinci vuruşu,
idam edilenin başı gibi cellat kütüğünden.
camlar yağmur damlacıkları gri
inlediler,
yüzde acının büyüttüler çizgisini,
sanılır ulumakta kimerleri
paris notre-dame külliyesinin. *
lanet!
yani bu da mı yetmedi?
şimdi haykırmaktan yırtılacak ağzım.
duyuyorum:
usulca,
bir sayrı gibi karyoladan
atladı aşağıya bir sinir.
ve işte, --
önce biraz gezindi
zar zor,
sonra koşarak fırladı,
heyecana gelmiş,
daha belirgin.
şimdi hem o ve yeni ikisi
koşuyorlar bir dansta deliler gibi.
alo!
kimsiniz?
anne?
anne!
oğlunuz harikulade hasta!
anne!
oğlunuzda yürek yangını var.
söyleyin kız kardeşlerim lyuda'ya ve olga'ya
artık kardeşleri hiçbir şeyle onmaz.
her sözcük,
bir şaka bile,
savrulan onun tutuşan ağzından,
atıyor dışarı kendini çıplak bir orospu gibi
yanmakta olan bir genelev binasından.
insanlar kokluyor --
kızarmış et kokusu yayıldı!
birilerine koştular.
parıltılı!
donanmışlar miğferlerle!
çizmeyle basılmaz!
itfaiyecilere deyin:
okşayışlarla tırmanılır yanan bir yüreğe.
kendi başımayım.
yaşla dolu gözlerimi fıçılarla boşaltacağım.
yeter ki dayanayım kaburgalarıma.
sıçrayacağım! sıçrayacağım! sıçrayacağım! sıçrayacağım!
kaburgalarım çöktü.
yüreğinizden sıçrayamazsınız dışarıya!
yanmakta olan yüzümde
yarığından iki dudağın
kömürleşmiş bir öpücük atılmaya durmuş.
yeniden aşık olmuş gireceğim oyuna,
kaşlarımın eğrisini aydınlatırken alazım.
olsun!
yanıp kül olmuş bir yapıda da
evsiz serseriler yaşar bazı!
beni öfkelendiriyor musunuz?
''bir dilencideki bozukluklardan
bile daha az sizin çılgınlık zümrütünüz.''
unutmayın!
yok olmuştu pompey
vezüv'ü öfkelendirdikleri gün!
hey!
baylar!
kutsala
küfür atanlar,
öldürüme tapanlar,
kırıma tapanlar, --
peki gördünüz mü
en korkunç olanı --
çehremi benim
ben
mutlak
dingin olduğum zaman?
duyumsuyorum --
''ben''
bana az geliyorum.
benden birisi fışkırıyor ısrarla.
anne!
şarkı söyleyemiyorum.
yüreğimin küçük kilisesindeki sahne tutuşmuş!
yanmış küçük biçimleri sözcüklerin ve sayıların
dökülüyor kafatasımdan dışarıya,
çocuklar gibi dışarıya yanan bir yapıdan.
korku tıpkı böyle
gökyüzüne tutunmak için
yalımlanan
ellerini yükseltmişti ''luzitanya''nın.*
sarsılan insanlara
evlerin sessizliğinde
yüz gözlü gök kızıltısı atılıyor iskeleden.
sonuncu çığlık, --
bari sen
yandığımı benim yüzyıllara inle!
özel not: her ne kadar ardında bir mektup bıraksa da, mayakovski'nin intiharı üstündeki şüpheler devam etmektedir...
1**
bu, bir sıtma nöbeti mi sizce güya?
bu başımdan geçti,
odesa'da gerçekten.
''saat dörtte geleceğim,''-- demişti mariya *
sekiz
dokuz
on.
ve işte korkunç
gecenin derinine
uzaklaştı camlardan
somurtkan
aralık akşamı.
dermansız omuzları ardından kahkaha atıyor ve kişniyor şamdanlar.
şimdi beni artık tanıyamazsınız:
damarlı bir kütle devasa inliyor,
kıvranıyor.
ne dileyebilir böyle bir yığın?
bu yığın ama çok şey diliyor!
zaten kendim için önemli değil
ne benim bronzdan olduğum,
ne de olduğu kalbimin soğuk demir parçası.
geceleyin çınıltımı istiyorum
gizlemek yumuşacık
kadınca bir şeye.
ve işte,
muazzam,
kamburlanıyorum pencerede,
alnımda eritiyorum pencere camını.
bir aşk olacak mı olmayacak mı yoksa?
nasıl--
büyük bir aşk mı yoksa ufacık mı?
ne gezer büyük aşk böyle vücutta:
olsa da, ufacıktır,
uysal bir tanesidir küçük aşkların.
o ürker otomobil klaksonlarından.
sever çıngıraklarını küçük atların.
sizin,
kirden muşambalaşmış sedirde bir uşak gibi semiren
pelte beyniniz üstünde dalmış düşlere düşüncenizi,
taciz edeceğim yüreğimin kanlı limeleriyle;
doyuncaya dek gülünçleyeceğim sizi küstah ve yakıcı.
ruhumda benim yok tek ağarmış tel,
ve ihtiyarca bir sevecenlik yok ruhumda!
dünyayı sarsa sarsa sesimin kudretiyle,
yürüyorum - - yakışıklı
yirmi iki yaşımda.
kibarlar!
siz aşkı kemanlara yatırırsınız.
bir kaba yatırır aşkı timballere.
ama kendinizi benim gibi tersyüz edemezsiniz,
tüm dudaklardan ibaret kalıncaya dek!
gelin ders alın--
çıkın konuk salonundan,
patiskadan memur karısı melekler topluluğundan.
dingince çeviren dudaklarının sayfalarını,
yemek kitabını devreden bir aşçı kadın gibi.
ister misiniz --
besiden kudurmuş olacağım
--ve, gökyüzü gibi yeni bir renge bürünüşümü
ister misiniz--
kusursuz kibar olacağım,
erkek değil -- pantolonlu bir bulut!
inanmıyorum nice diye bir kentin varlığına çiçekler içre!
benimle yine övünmeye başlar öz övgüleri gibi
sayrılarevi gibi bayatlamış erkekler,
ve kadınlar, hırpalanmış
atasözleri gibi.
aşağı katta bir sıva düştü.
sinirler --
irili,
ufaklı,
anlatmaz sayı! --
atıyorlar kudurmuş,
sinirlerin çözülüyor dizlerinin bağı!
batak gece odanın yüzeyinde yosunlanıyor yosunlanıyor,
yosundan doğrulamıyor ağırlaşan göz.
birdenbire kapılar çarpmaya başladı,
sanılır otelin
takırdıyor dişleri.
içeriye girdin sen,
''alın!'' der gibi, amansız,
eldivenin güderisini işkenceyle burup,
dedin:
''biliyor musunuz --
ben evleniyorum.''
ne yapalım, evlenirsiniz.
dayanırım
buna. peki.
dinginim nasıl, görün!
nabzı gibi
bir ölünün.
anımsıyor musunuz?
siz
''jack london,
para,
aşk,
tutku,'' -- diyordunuz *
bense yalnızca tek şeyi görüyordum:
siz -- çalınması gereken bir
mona lisa tablosuydunuz!
ve çaldılar sizi.
yeniden ve yeniden
yüzümle bürünerek yağmura,
bürünerek yağmurun çilli yüzüne,
bekliyorum burada,
uğultusu kentsel bir dalganın sıçramış üstüme.
yarıgece bir bıçakla koştu,
yakaladı,
boğazladı, --
susturdu uğultuyu tümden!
saatin düştü onikinci vuruşu,
idam edilenin başı gibi cellat kütüğünden.
camlar yağmur damlacıkları gri
inlediler,
yüzde acının büyüttüler çizgisini,
sanılır ulumakta kimerleri
paris notre-dame külliyesinin. *
lanet!
yani bu da mı yetmedi?
şimdi haykırmaktan yırtılacak ağzım.
duyuyorum:
usulca,
bir sayrı gibi karyoladan
atladı aşağıya bir sinir.
ve işte, --
önce biraz gezindi
zar zor,
sonra koşarak fırladı,
heyecana gelmiş,
daha belirgin.
şimdi hem o ve yeni ikisi
koşuyorlar bir dansta deliler gibi.
alo!
kimsiniz?
anne?
anne!
oğlunuz harikulade hasta!
anne!
oğlunuzda yürek yangını var.
söyleyin kız kardeşlerim lyuda'ya ve olga'ya
artık kardeşleri hiçbir şeyle onmaz.
her sözcük,
bir şaka bile,
savrulan onun tutuşan ağzından,
atıyor dışarı kendini çıplak bir orospu gibi
yanmakta olan bir genelev binasından.
insanlar kokluyor --
kızarmış et kokusu yayıldı!
birilerine koştular.
parıltılı!
donanmışlar miğferlerle!
çizmeyle basılmaz!
itfaiyecilere deyin:
okşayışlarla tırmanılır yanan bir yüreğe.
kendi başımayım.
yaşla dolu gözlerimi fıçılarla boşaltacağım.
yeter ki dayanayım kaburgalarıma.
sıçrayacağım! sıçrayacağım! sıçrayacağım! sıçrayacağım!
kaburgalarım çöktü.
yüreğinizden sıçrayamazsınız dışarıya!
yanmakta olan yüzümde
yarığından iki dudağın
kömürleşmiş bir öpücük atılmaya durmuş.
yeniden aşık olmuş gireceğim oyuna,
kaşlarımın eğrisini aydınlatırken alazım.
olsun!
yanıp kül olmuş bir yapıda da
evsiz serseriler yaşar bazı!
beni öfkelendiriyor musunuz?
''bir dilencideki bozukluklardan
bile daha az sizin çılgınlık zümrütünüz.''
unutmayın!
yok olmuştu pompey
vezüv'ü öfkelendirdikleri gün!
hey!
baylar!
kutsala
küfür atanlar,
öldürüme tapanlar,
kırıma tapanlar, --
peki gördünüz mü
en korkunç olanı --
çehremi benim
ben
mutlak
dingin olduğum zaman?
duyumsuyorum --
''ben''
bana az geliyorum.
benden birisi fışkırıyor ısrarla.
anne!
şarkı söyleyemiyorum.
yüreğimin küçük kilisesindeki sahne tutuşmuş!
yanmış küçük biçimleri sözcüklerin ve sayıların
dökülüyor kafatasımdan dışarıya,
çocuklar gibi dışarıya yanan bir yapıdan.
korku tıpkı böyle
gökyüzüne tutunmak için
yalımlanan
ellerini yükseltmişti ''luzitanya''nın.*
sarsılan insanlara
evlerin sessizliğinde
yüz gözlü gök kızıltısı atılıyor iskeleden.
sonuncu çığlık, --
bari sen
yandığımı benim yüzyıllara inle!
özel not: her ne kadar ardında bir mektup bıraksa da, mayakovski'nin intiharı üstündeki şüpheler devam etmektedir...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar