bugün
- fırında tavuk10
- gecenin şarkısı9
- gece vakti orman yolunda bisiklet sürmek6
- içten içe üşümek6
- sarı saçın yakıştığı ünlüler8
- yüzüklerin efendisi5
- dolapta iki biram var6
- kedilerle uyumak9
- öyle bir yatmak ki yarınlar olmayacakmışcasına6
- cumhuriyet bayramı8
- escort taş mı yesin3
- acil durumda aranacak kişi5
- nejat işler3
- bir kıza saklama kabı hediye etmek9
- rafine zevkleri olan erkek12
- tuvalet kağıdını renkli alan insan11
- sevişmek hüner değil6
- rüyalarınızı ağzından öptüm4
- nasılsın4
- tr de hangi arabalar lüks sayılır sorunsalı8
- salon erkeği10
- giysi fiyatlarının uçması9
- halk aşksızsa sokaklar banka dükkanlarıyla doludur2
- değerli olduğunu hissettirmek6
- ekşi sözlük9
- lüks araba istemeyen erkek9
- gözlerim dolmuş boşalmış bir kere3
- yazılımcıların flört algoritması2
- belki güneş bir gün ikimiz için doğar3
- ilker başbuğ7
- sözlükte 1 erkeğe düşen kız sayısı7
- nickiniz fransızca olsaydı ne olurdu10
- cumhuriyetten rahatsız olan insan19
- bursa da kayıp emrah gedik için arama çalışmaları2
- kendinden vazgeçmemek4
- ters takılmış tuvalet kağıdı7
- insta da aşırı dekolteli kızları takipten çıkmak4
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı73
- bir kadının bana hükmetmesini istiyorum7
- hasar kaydı olan kıza aşık olan genco3
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak20
- insan aklıyla açıklanamayan konular5
- 2008 ekonomik krizi7
- şiir yazmak2
- beyaz pasta7
- beni anlama2
- ruffles ketçaplı7
- bmw vs mercedes2
- üniversiteli kızlar6
- trabzonspor17
Küçükken evimizin dünyanın en güzel yerinde olduğunu düşünürdüm. Apartmanımızın altında bakkalımız vardı, herkesin anlattığı o bakkala gitmenin ölüm olduğunu ben hiç bilemedim. Sepeti atar çekerdik ekmeğimizi, yoğurdumuzu... Önümüzde çocuk parkı ve hemen yanındada futbol sahası olarak kullandığımız boş bir arsa; Bahar geldiğinde bu arsadan uçurtma uçuruyorduk ve gökyüzü uçurtmalarla doluyordu. Çocuk sesi hiçbir zaman eksik olmayazdı mahallemizde..
Aşağı mahallenin çocukları bile bizim mahalleden çıkmazdı. Ama biz onlarla parkımızı, futbol sahamızı paylaşamazdık. Salıncaklarımıza bindiklerinde bizim canımız sallanmak istemese bile onları indirip kendimiz sallanırdık. Kaykaydan kaydırmaz, tahterevalliye oturtmazdık. Bahçemizdeki çeşmeden balonların içine su doldurup onlara atardık, bazen su veya kola şişelerinin içlerine su doldurup kapağını çiviyle delip onların üstlerine hücum ederdik. Boncuklu tabanca icad edildiğinde bu düşmanlık daha ciddi boyutlara geldi ve savaşlarımız can yakmaya başlamıştı. Pusuya düşürülme tehlikesi olduğundan şortumuzun belinde boncuklu tabancamız hiç eksik olmazdı.
Yıllar geçti şehirdeki tüm çocuk parkları değişmeye başladı. Tek merdivenli, düz demir kaydırakların yerini plastikten yapılmış, iki-üç katlı ve bir çok yerinde merdiven olan, kayacak kısımları dönerli, düz olan kısımları daha yüksek, salıncakları plastik ve rahat, Dönme dolabında oturacak yerleri bile olan görünüşü hoş, resimli ve renkli oyuncaklı modern çocuk parkları yapıldı.
Şehrin elit kesimlerinden yavaş yavaş bize doğru gelmeye başlayan bu oyuncaklardan bizim aşağı mahalleye yaptılar. Artık düşman çocuklar mahallemize gelmiyorlardı ama artık onlarında bir parkının olması, hatta bizden daha güzel parkının olması bizi kıskançlıktan çıldırtıyordu. 1 yıl geçti, 2 yıl geçti ben o demir salıncaklarda kaşımı yardım ama hala yapmamışlardı mahallemize bu parklardan. Aşağı mahalleli çocuklar bizim çok topumuzu kesti, pusuya düşürüp boncuklu tabancalarla kurşun sıktılar, yeri geldi torpil ve kızkaçıran kullandılar hiç canımızı yakmamıştı ama bizim mahallemize gelipte bizim parkımızı aşağılamaları, kendi parklarını övmeleri bizim canımızı çok yakıyordu.
Şimdi bunları düşününce farkına varıyor insan, ne kadarda çok değerliymiş parkımız bizim için. Nasılda tüm dünyamız oluvermiş. Biz o salıncaklarda sallanmasak bile, o kaydıraktan kaymasak bile onların orda durması, mahallemizde parkımızın olması yetiyormuş aslında bize. Orası bizim buluşma noktamız, envai çeşit oyunlar oynadığımız, o oyunların yetmeyip oyunlar uydurduğumuz, banklarında oturup küçücük boyumuzla büyük muhabbetler çevirdiğimiz ev ve okuldan sonra en çok zamanımıze geçirdiğimiz bir yer olmuş.
Parkımız yenilensin diye konuşmuştuk oysaki eşi belediyede çalışan bir teyzeyle. "Söyledi kocam, yeni oyuncaklar gelecek yakında" dediğinde yuppi'ler havada uçuşmuştu. Aylar geçti oyuncaklar gelmedi. Biz sorduk "Ne Zaman Teyze? Yakında". Ne zaman teyze? "Yakında yapıcaklarmış". Yıllar geçti artık parktaki oyuncakların yeni olup olmamasının bizi ilgilendirmediği kadar büyüdüğümüz bir zamanda Parkımızı yenilediler.
Kule gibi yüksek iki kaydırak tepesi vardı, üzerinde ördek resimleri filan onları birbirine bağlayan iki yatay demir, aralarında ince demirler, ellerle tutup karşıya geçmek için. Tahterevalli ve dönme dolap ile 2 salıncak küçükler için, 2 tanesi büyükler için. Büyükler için olana bile popomuz sığmıyrodu ama yenilendiği ilk gün bırakıp futbolu binmiştik salıncağa tahteravalliye... Biz kullanamıcaktık ama kardeşlerimize bıraktık orayı. Kırmak dökmek kolaydı, Kırdırtmadık... Biz sahamızda futbol oynuyorduk genellikle, bazende aynı sahada aşağı mahalleyle mahalle maçı yapıyorduk. Yazında uçurtma uçuruyorduk...
Küçükken evimin dünyanın en güzel yerinde olduğunu düşünüyordum ya hani? Artık herhangi bir yerden farksız bana göre. Önce futbol oynadığımız arsaya binalar diktiler. O günden sonra hiç uçurtma görmedim ben gökyüzünde, Halı sahaya hiç gitmedim bu yüzden, para vermedim, veremedim... Yapılan binaların birinin alt katına bir süpermarket açıldı. Alt katımızdaki yılların bakkalı Ahmet Amca iflas etti ve bakkalı devretti. Devralan da başka birine devretti bakkalı. En son devralan ise bir internet cafe açtı 4 senedir hala burda. Kapısında her serverda gb satılır yazıyor. GB nedir diye sormuştum birgün, bağımlısı oldukları oyundaki oyun parasıymış...
Oysa biz bir milyon lira verip boş yok cipslerinden alamazdık. o cips yerine 2 ekmek alınabiliyordu, ekmeğin fiyatını bilirdik ve babamızın parasını düşünürdük. Sanal karakterlerle değil, hayatın içinde bizim olan gerçek şeyleri korumak için savaşırdık. Sokakta bulduğumuz yavru köpeğe kulübe yaptık, evlerimizden ekmek-süt götürdük ona. Aç kalmamalıydı, soğukta üşümemeliydi. Umurumuzdaydı bunlar, dışarda, sokakta da bir hayat vardı ve biz bunun farkındaydık. Bilgisayarın başında veya ellerimizde cep telefonlarıyla zaman kavramımızı yitirmedik. Bir isim koyduk o döneme ait "çocukluk" diye. Şimdiki çocukların hayatlarında eksik kalacak olan dönemin ismi bu...
Dünyanın en güzel evinin balkonundan bakıyorum yine: sokaklar çok sessiz... çocuk parkı artık çok sessiz ve Kırık salıncakları...
Aşağı mahallenin çocukları bile bizim mahalleden çıkmazdı. Ama biz onlarla parkımızı, futbol sahamızı paylaşamazdık. Salıncaklarımıza bindiklerinde bizim canımız sallanmak istemese bile onları indirip kendimiz sallanırdık. Kaykaydan kaydırmaz, tahterevalliye oturtmazdık. Bahçemizdeki çeşmeden balonların içine su doldurup onlara atardık, bazen su veya kola şişelerinin içlerine su doldurup kapağını çiviyle delip onların üstlerine hücum ederdik. Boncuklu tabanca icad edildiğinde bu düşmanlık daha ciddi boyutlara geldi ve savaşlarımız can yakmaya başlamıştı. Pusuya düşürülme tehlikesi olduğundan şortumuzun belinde boncuklu tabancamız hiç eksik olmazdı.
Yıllar geçti şehirdeki tüm çocuk parkları değişmeye başladı. Tek merdivenli, düz demir kaydırakların yerini plastikten yapılmış, iki-üç katlı ve bir çok yerinde merdiven olan, kayacak kısımları dönerli, düz olan kısımları daha yüksek, salıncakları plastik ve rahat, Dönme dolabında oturacak yerleri bile olan görünüşü hoş, resimli ve renkli oyuncaklı modern çocuk parkları yapıldı.
Şehrin elit kesimlerinden yavaş yavaş bize doğru gelmeye başlayan bu oyuncaklardan bizim aşağı mahalleye yaptılar. Artık düşman çocuklar mahallemize gelmiyorlardı ama artık onlarında bir parkının olması, hatta bizden daha güzel parkının olması bizi kıskançlıktan çıldırtıyordu. 1 yıl geçti, 2 yıl geçti ben o demir salıncaklarda kaşımı yardım ama hala yapmamışlardı mahallemize bu parklardan. Aşağı mahalleli çocuklar bizim çok topumuzu kesti, pusuya düşürüp boncuklu tabancalarla kurşun sıktılar, yeri geldi torpil ve kızkaçıran kullandılar hiç canımızı yakmamıştı ama bizim mahallemize gelipte bizim parkımızı aşağılamaları, kendi parklarını övmeleri bizim canımızı çok yakıyordu.
Şimdi bunları düşününce farkına varıyor insan, ne kadarda çok değerliymiş parkımız bizim için. Nasılda tüm dünyamız oluvermiş. Biz o salıncaklarda sallanmasak bile, o kaydıraktan kaymasak bile onların orda durması, mahallemizde parkımızın olması yetiyormuş aslında bize. Orası bizim buluşma noktamız, envai çeşit oyunlar oynadığımız, o oyunların yetmeyip oyunlar uydurduğumuz, banklarında oturup küçücük boyumuzla büyük muhabbetler çevirdiğimiz ev ve okuldan sonra en çok zamanımıze geçirdiğimiz bir yer olmuş.
Parkımız yenilensin diye konuşmuştuk oysaki eşi belediyede çalışan bir teyzeyle. "Söyledi kocam, yeni oyuncaklar gelecek yakında" dediğinde yuppi'ler havada uçuşmuştu. Aylar geçti oyuncaklar gelmedi. Biz sorduk "Ne Zaman Teyze? Yakında". Ne zaman teyze? "Yakında yapıcaklarmış". Yıllar geçti artık parktaki oyuncakların yeni olup olmamasının bizi ilgilendirmediği kadar büyüdüğümüz bir zamanda Parkımızı yenilediler.
Kule gibi yüksek iki kaydırak tepesi vardı, üzerinde ördek resimleri filan onları birbirine bağlayan iki yatay demir, aralarında ince demirler, ellerle tutup karşıya geçmek için. Tahterevalli ve dönme dolap ile 2 salıncak küçükler için, 2 tanesi büyükler için. Büyükler için olana bile popomuz sığmıyrodu ama yenilendiği ilk gün bırakıp futbolu binmiştik salıncağa tahteravalliye... Biz kullanamıcaktık ama kardeşlerimize bıraktık orayı. Kırmak dökmek kolaydı, Kırdırtmadık... Biz sahamızda futbol oynuyorduk genellikle, bazende aynı sahada aşağı mahalleyle mahalle maçı yapıyorduk. Yazında uçurtma uçuruyorduk...
Küçükken evimin dünyanın en güzel yerinde olduğunu düşünüyordum ya hani? Artık herhangi bir yerden farksız bana göre. Önce futbol oynadığımız arsaya binalar diktiler. O günden sonra hiç uçurtma görmedim ben gökyüzünde, Halı sahaya hiç gitmedim bu yüzden, para vermedim, veremedim... Yapılan binaların birinin alt katına bir süpermarket açıldı. Alt katımızdaki yılların bakkalı Ahmet Amca iflas etti ve bakkalı devretti. Devralan da başka birine devretti bakkalı. En son devralan ise bir internet cafe açtı 4 senedir hala burda. Kapısında her serverda gb satılır yazıyor. GB nedir diye sormuştum birgün, bağımlısı oldukları oyundaki oyun parasıymış...
Oysa biz bir milyon lira verip boş yok cipslerinden alamazdık. o cips yerine 2 ekmek alınabiliyordu, ekmeğin fiyatını bilirdik ve babamızın parasını düşünürdük. Sanal karakterlerle değil, hayatın içinde bizim olan gerçek şeyleri korumak için savaşırdık. Sokakta bulduğumuz yavru köpeğe kulübe yaptık, evlerimizden ekmek-süt götürdük ona. Aç kalmamalıydı, soğukta üşümemeliydi. Umurumuzdaydı bunlar, dışarda, sokakta da bir hayat vardı ve biz bunun farkındaydık. Bilgisayarın başında veya ellerimizde cep telefonlarıyla zaman kavramımızı yitirmedik. Bir isim koyduk o döneme ait "çocukluk" diye. Şimdiki çocukların hayatlarında eksik kalacak olan dönemin ismi bu...
Dünyanın en güzel evinin balkonundan bakıyorum yine: sokaklar çok sessiz... çocuk parkı artık çok sessiz ve Kırık salıncakları...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar