bugün
- yazarların on üzerinden komiklikleri47
- birine geç kalmak7
- seni ne mutlu eder sorusu6
- üstteki yazar gözünde nasıl canlanıyor7
- cayır cayır yanan kız13
- insanlardan nefret etmek8
- güvenli bir omuz arar bazen insan4
- larisalisa10
- eşime sormam lazım kadınları2
- m r e r e c t o12
- uludağ sözlük discord grubu7
- yer sofrası5
- eve atılan kızın ekşici çıkması4
- god of war serisi2
- zall in yaptigi gammaz anketi15
- bruce lee4
- satranç haram yasaklansın17
- sinir krizi geçirmek3
- yalnızlık güç değildir4
- beyazsemsiyeliyabanci48
- çocuğum olmuyor ne yapmalıyım4
- afganistan islam emirliği4
- güzel bir kadını terk etmek5
- gir içime hünharca12
- neden bu kadar sevildiği anlaşılamayan şeyler7
- escort2
- filmlerde dövülen adamın güçlenip geri dönmesi3
- arkadaşlar bakar mısınız8
- ezandan rahatsız olan kadın sanatçı12
- şişman kezoyu eskrim hamleleri ile zayıflatmak4
- tarihte kürşad diye birinin hiç yaşamaması2
- park sorunu6
- gitara rastgele vurunca caz olması2
- 1 milyar tl loto ikramiyesi çıkan şanslı vatandaş3
- sözlükte erkekleri istemiyoruz18
- timsah4
- aylık 338 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- anayasa değişiklik paketi3
- 2014 öncesinde feto'ya küfretmek8
- 7 haziran 2026 büyük sözlük ifşası32
- aşkım daha önce hiç patlıcan yemedim diyen kız2
- çocukken alınamayan şeyleri büyüyünce almak10
- dul kalmak4
- kaslı erkek isteyen şişman kız4
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle63
- kürt mutfağı7
- gocu43
- gelişin yaşamak kadar güzel bana5
- dönere asgari 200 gr porsiyon sınırı gerekliliği4
- suca suruklenen cocuk6
Küçükken evimizin dünyanın en güzel yerinde olduğunu düşünürdüm. Apartmanımızın altında bakkalımız vardı, herkesin anlattığı o bakkala gitmenin ölüm olduğunu ben hiç bilemedim. Sepeti atar çekerdik ekmeğimizi, yoğurdumuzu... Önümüzde çocuk parkı ve hemen yanındada futbol sahası olarak kullandığımız boş bir arsa; Bahar geldiğinde bu arsadan uçurtma uçuruyorduk ve gökyüzü uçurtmalarla doluyordu. Çocuk sesi hiçbir zaman eksik olmayazdı mahallemizde..
Aşağı mahallenin çocukları bile bizim mahalleden çıkmazdı. Ama biz onlarla parkımızı, futbol sahamızı paylaşamazdık. Salıncaklarımıza bindiklerinde bizim canımız sallanmak istemese bile onları indirip kendimiz sallanırdık. Kaykaydan kaydırmaz, tahterevalliye oturtmazdık. Bahçemizdeki çeşmeden balonların içine su doldurup onlara atardık, bazen su veya kola şişelerinin içlerine su doldurup kapağını çiviyle delip onların üstlerine hücum ederdik. Boncuklu tabanca icad edildiğinde bu düşmanlık daha ciddi boyutlara geldi ve savaşlarımız can yakmaya başlamıştı. Pusuya düşürülme tehlikesi olduğundan şortumuzun belinde boncuklu tabancamız hiç eksik olmazdı.
Yıllar geçti şehirdeki tüm çocuk parkları değişmeye başladı. Tek merdivenli, düz demir kaydırakların yerini plastikten yapılmış, iki-üç katlı ve bir çok yerinde merdiven olan, kayacak kısımları dönerli, düz olan kısımları daha yüksek, salıncakları plastik ve rahat, Dönme dolabında oturacak yerleri bile olan görünüşü hoş, resimli ve renkli oyuncaklı modern çocuk parkları yapıldı.
Şehrin elit kesimlerinden yavaş yavaş bize doğru gelmeye başlayan bu oyuncaklardan bizim aşağı mahalleye yaptılar. Artık düşman çocuklar mahallemize gelmiyorlardı ama artık onlarında bir parkının olması, hatta bizden daha güzel parkının olması bizi kıskançlıktan çıldırtıyordu. 1 yıl geçti, 2 yıl geçti ben o demir salıncaklarda kaşımı yardım ama hala yapmamışlardı mahallemize bu parklardan. Aşağı mahalleli çocuklar bizim çok topumuzu kesti, pusuya düşürüp boncuklu tabancalarla kurşun sıktılar, yeri geldi torpil ve kızkaçıran kullandılar hiç canımızı yakmamıştı ama bizim mahallemize gelipte bizim parkımızı aşağılamaları, kendi parklarını övmeleri bizim canımızı çok yakıyordu.
Şimdi bunları düşününce farkına varıyor insan, ne kadarda çok değerliymiş parkımız bizim için. Nasılda tüm dünyamız oluvermiş. Biz o salıncaklarda sallanmasak bile, o kaydıraktan kaymasak bile onların orda durması, mahallemizde parkımızın olması yetiyormuş aslında bize. Orası bizim buluşma noktamız, envai çeşit oyunlar oynadığımız, o oyunların yetmeyip oyunlar uydurduğumuz, banklarında oturup küçücük boyumuzla büyük muhabbetler çevirdiğimiz ev ve okuldan sonra en çok zamanımıze geçirdiğimiz bir yer olmuş.
Parkımız yenilensin diye konuşmuştuk oysaki eşi belediyede çalışan bir teyzeyle. "Söyledi kocam, yeni oyuncaklar gelecek yakında" dediğinde yuppi'ler havada uçuşmuştu. Aylar geçti oyuncaklar gelmedi. Biz sorduk "Ne Zaman Teyze? Yakında". Ne zaman teyze? "Yakında yapıcaklarmış". Yıllar geçti artık parktaki oyuncakların yeni olup olmamasının bizi ilgilendirmediği kadar büyüdüğümüz bir zamanda Parkımızı yenilediler.
Kule gibi yüksek iki kaydırak tepesi vardı, üzerinde ördek resimleri filan onları birbirine bağlayan iki yatay demir, aralarında ince demirler, ellerle tutup karşıya geçmek için. Tahterevalli ve dönme dolap ile 2 salıncak küçükler için, 2 tanesi büyükler için. Büyükler için olana bile popomuz sığmıyrodu ama yenilendiği ilk gün bırakıp futbolu binmiştik salıncağa tahteravalliye... Biz kullanamıcaktık ama kardeşlerimize bıraktık orayı. Kırmak dökmek kolaydı, Kırdırtmadık... Biz sahamızda futbol oynuyorduk genellikle, bazende aynı sahada aşağı mahalleyle mahalle maçı yapıyorduk. Yazında uçurtma uçuruyorduk...
Küçükken evimin dünyanın en güzel yerinde olduğunu düşünüyordum ya hani? Artık herhangi bir yerden farksız bana göre. Önce futbol oynadığımız arsaya binalar diktiler. O günden sonra hiç uçurtma görmedim ben gökyüzünde, Halı sahaya hiç gitmedim bu yüzden, para vermedim, veremedim... Yapılan binaların birinin alt katına bir süpermarket açıldı. Alt katımızdaki yılların bakkalı Ahmet Amca iflas etti ve bakkalı devretti. Devralan da başka birine devretti bakkalı. En son devralan ise bir internet cafe açtı 4 senedir hala burda. Kapısında her serverda gb satılır yazıyor. GB nedir diye sormuştum birgün, bağımlısı oldukları oyundaki oyun parasıymış...
Oysa biz bir milyon lira verip boş yok cipslerinden alamazdık. o cips yerine 2 ekmek alınabiliyordu, ekmeğin fiyatını bilirdik ve babamızın parasını düşünürdük. Sanal karakterlerle değil, hayatın içinde bizim olan gerçek şeyleri korumak için savaşırdık. Sokakta bulduğumuz yavru köpeğe kulübe yaptık, evlerimizden ekmek-süt götürdük ona. Aç kalmamalıydı, soğukta üşümemeliydi. Umurumuzdaydı bunlar, dışarda, sokakta da bir hayat vardı ve biz bunun farkındaydık. Bilgisayarın başında veya ellerimizde cep telefonlarıyla zaman kavramımızı yitirmedik. Bir isim koyduk o döneme ait "çocukluk" diye. Şimdiki çocukların hayatlarında eksik kalacak olan dönemin ismi bu...
Dünyanın en güzel evinin balkonundan bakıyorum yine: sokaklar çok sessiz... çocuk parkı artık çok sessiz ve Kırık salıncakları...
Aşağı mahallenin çocukları bile bizim mahalleden çıkmazdı. Ama biz onlarla parkımızı, futbol sahamızı paylaşamazdık. Salıncaklarımıza bindiklerinde bizim canımız sallanmak istemese bile onları indirip kendimiz sallanırdık. Kaykaydan kaydırmaz, tahterevalliye oturtmazdık. Bahçemizdeki çeşmeden balonların içine su doldurup onlara atardık, bazen su veya kola şişelerinin içlerine su doldurup kapağını çiviyle delip onların üstlerine hücum ederdik. Boncuklu tabanca icad edildiğinde bu düşmanlık daha ciddi boyutlara geldi ve savaşlarımız can yakmaya başlamıştı. Pusuya düşürülme tehlikesi olduğundan şortumuzun belinde boncuklu tabancamız hiç eksik olmazdı.
Yıllar geçti şehirdeki tüm çocuk parkları değişmeye başladı. Tek merdivenli, düz demir kaydırakların yerini plastikten yapılmış, iki-üç katlı ve bir çok yerinde merdiven olan, kayacak kısımları dönerli, düz olan kısımları daha yüksek, salıncakları plastik ve rahat, Dönme dolabında oturacak yerleri bile olan görünüşü hoş, resimli ve renkli oyuncaklı modern çocuk parkları yapıldı.
Şehrin elit kesimlerinden yavaş yavaş bize doğru gelmeye başlayan bu oyuncaklardan bizim aşağı mahalleye yaptılar. Artık düşman çocuklar mahallemize gelmiyorlardı ama artık onlarında bir parkının olması, hatta bizden daha güzel parkının olması bizi kıskançlıktan çıldırtıyordu. 1 yıl geçti, 2 yıl geçti ben o demir salıncaklarda kaşımı yardım ama hala yapmamışlardı mahallemize bu parklardan. Aşağı mahalleli çocuklar bizim çok topumuzu kesti, pusuya düşürüp boncuklu tabancalarla kurşun sıktılar, yeri geldi torpil ve kızkaçıran kullandılar hiç canımızı yakmamıştı ama bizim mahallemize gelipte bizim parkımızı aşağılamaları, kendi parklarını övmeleri bizim canımızı çok yakıyordu.
Şimdi bunları düşününce farkına varıyor insan, ne kadarda çok değerliymiş parkımız bizim için. Nasılda tüm dünyamız oluvermiş. Biz o salıncaklarda sallanmasak bile, o kaydıraktan kaymasak bile onların orda durması, mahallemizde parkımızın olması yetiyormuş aslında bize. Orası bizim buluşma noktamız, envai çeşit oyunlar oynadığımız, o oyunların yetmeyip oyunlar uydurduğumuz, banklarında oturup küçücük boyumuzla büyük muhabbetler çevirdiğimiz ev ve okuldan sonra en çok zamanımıze geçirdiğimiz bir yer olmuş.
Parkımız yenilensin diye konuşmuştuk oysaki eşi belediyede çalışan bir teyzeyle. "Söyledi kocam, yeni oyuncaklar gelecek yakında" dediğinde yuppi'ler havada uçuşmuştu. Aylar geçti oyuncaklar gelmedi. Biz sorduk "Ne Zaman Teyze? Yakında". Ne zaman teyze? "Yakında yapıcaklarmış". Yıllar geçti artık parktaki oyuncakların yeni olup olmamasının bizi ilgilendirmediği kadar büyüdüğümüz bir zamanda Parkımızı yenilediler.
Kule gibi yüksek iki kaydırak tepesi vardı, üzerinde ördek resimleri filan onları birbirine bağlayan iki yatay demir, aralarında ince demirler, ellerle tutup karşıya geçmek için. Tahterevalli ve dönme dolap ile 2 salıncak küçükler için, 2 tanesi büyükler için. Büyükler için olana bile popomuz sığmıyrodu ama yenilendiği ilk gün bırakıp futbolu binmiştik salıncağa tahteravalliye... Biz kullanamıcaktık ama kardeşlerimize bıraktık orayı. Kırmak dökmek kolaydı, Kırdırtmadık... Biz sahamızda futbol oynuyorduk genellikle, bazende aynı sahada aşağı mahalleyle mahalle maçı yapıyorduk. Yazında uçurtma uçuruyorduk...
Küçükken evimin dünyanın en güzel yerinde olduğunu düşünüyordum ya hani? Artık herhangi bir yerden farksız bana göre. Önce futbol oynadığımız arsaya binalar diktiler. O günden sonra hiç uçurtma görmedim ben gökyüzünde, Halı sahaya hiç gitmedim bu yüzden, para vermedim, veremedim... Yapılan binaların birinin alt katına bir süpermarket açıldı. Alt katımızdaki yılların bakkalı Ahmet Amca iflas etti ve bakkalı devretti. Devralan da başka birine devretti bakkalı. En son devralan ise bir internet cafe açtı 4 senedir hala burda. Kapısında her serverda gb satılır yazıyor. GB nedir diye sormuştum birgün, bağımlısı oldukları oyundaki oyun parasıymış...
Oysa biz bir milyon lira verip boş yok cipslerinden alamazdık. o cips yerine 2 ekmek alınabiliyordu, ekmeğin fiyatını bilirdik ve babamızın parasını düşünürdük. Sanal karakterlerle değil, hayatın içinde bizim olan gerçek şeyleri korumak için savaşırdık. Sokakta bulduğumuz yavru köpeğe kulübe yaptık, evlerimizden ekmek-süt götürdük ona. Aç kalmamalıydı, soğukta üşümemeliydi. Umurumuzdaydı bunlar, dışarda, sokakta da bir hayat vardı ve biz bunun farkındaydık. Bilgisayarın başında veya ellerimizde cep telefonlarıyla zaman kavramımızı yitirmedik. Bir isim koyduk o döneme ait "çocukluk" diye. Şimdiki çocukların hayatlarında eksik kalacak olan dönemin ismi bu...
Dünyanın en güzel evinin balkonundan bakıyorum yine: sokaklar çok sessiz... çocuk parkı artık çok sessiz ve Kırık salıncakları...
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
