bugün
- sözlüğün en yakışıklı erkek yazarı29
- diamond bosphorus denince akla gelenler39
- en iyi kadir inanır filmi6
- sözlüğün ne güzel kız yazarı11
- bana onu sormayin32
- joseph shomolo kuschca8
- hımm ok4
- brownie kola ikilisi4
- yazarların ilk arabası11
- al yazmalım filmindeki asya'nın köylü annesi4
- blackberry3
- en sevdiğiniz seks pozisyonu nedir anketi7
- sözlüğün en zengin yazarları4
- pazar akşamı gelen iç daralmasının başlaması5
- sophie dee'nin memeleri5
- magnolia tatlısını türkiye'ye ben getirdim3
- koyun eti3
- ne kadar yaşlısın22
- gecenin 1 inde aranan sevgilinin meşgul çalması2
- sebepsiz ayrılık3
- uludağ sözlük yönetimini protesto ediyoruz7
- her şeye neden diye sormak3
- şu antipanik'in ilgisini verin artık lütfen29
- instagramda 100 üzeri like alan kız2
- filistin54
- dünyayı kadınlar yönetiyor diyen erkek2
- gammazlık3
- şükretmeyen insan10
- kedi2
- fait bey saik bey asabiyanik biraderdir8
- erdal güney den ölmedi aşkları dinlemek2
- macron adamdır14
- mardin den görükle'ye otobüsle gelmek2
- o değil de kafa koparan dede vardı ne oldu ona6
- uludede3
- arabesk rock2
- sevgilim dediğin kisiyi satar mısın7
- bu yazar sadece arkadaşlarından mesaj alıyor8
- üflüyo muyuz içimize mi çekiyoz memeleri7
- aleyna tilki2
- uludede'ye sarılıp uyumak3
- pazar günü avm leri dolduran salak insanlar3
- ismet gürbüz'ün idam edilmesi4
- sözlüğün en güzel kızıyla erkeğinin kürt olması3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı16
- usual bey başka bir biraderdir4
- yapay zeka moderatörü3
- anasına sövdürmek için doğmuş insanlar7
- karton toplayan meric'in tekerlek fantezisi5
- türklere karınız nasıl diye sormak8
---olası spoiler ibaresi---
sinefillerin bildiği üzere klasik dönem film noir ın ilk filmi kabul edilen bu klasiğin, bugün baktığımızda tüm kara film öğelerini içermese de, konturları kalınca çizerek türün rölyefini oturttuğunu rahatça söyleyebiliriz. 1941 deki gösteriminden sonra dönem gangster ve polisiye filmlerini etkileyen bu harika atmosfer orson welles ın 1958 de çektiği touch of evil a kadar dönemin en popüler janrı olmuş ve en azından klasik döneminde neredeyse 20 yıl hollywood sinemasını avucunda tutmuştur. bunları söylemenin amacı elbette genel bir kara film tarihsel tablosu oluşturmak değil the maltese falcon un başarısını ve sinema dünyasında (ağırlıklı olarak hollywood sineması tabi) tuttuğu önemi belirtmek içindir
daha sonraları klasik sayılabilecek eski usul gölgelendirmeler, karakter odaklı ve çizgi roman biçemli diyalog stili, tam şeytani sayılamasa da (marlene dietrich in önünde saygı ile eğilirim!) belirgin bir femme fatale profili, ve tabi tüm filmi bir maestro edasıyla yöneten taş surat humphrey bogart
filmin getirdiği temel yenilik olan üslup ve mekan karakteristiğinin dışında, the public enemy ya da scarface gibi filmlerle yumuşatılmaya uğraşılan izleyicinin kendisini ahlaki olarak ayıplanabilecek niteliklere sahip karakterle özdeşleştirebilmesi uğraşı burada evrimini tamamlayıp yaratılan anti-kahraman ile katharsis e dönüşüm sağlanıyor. filmin sonlarındaki ahlaki birkaç mesaj ile bunu yumuşatma çabasının sektörel kaygıları gidermek için olduğu kabul edilirse natural born killers a kadar varan çizginin sıfır noktasında durduğumuzu söyleyebiliriz.
konu olarak bakıldığında hitchcock un ingiltere döneminde çektiği polisiye-gerilim filmlerinden çok farklı görünmese de anlatım, ışık-gölge oyunlarının tüm filmi kaplaması ve kahramanın odaklanışı açısından yenilikler görülüyor.
tüm film dedektif samuel spade in doğru olmayan bir sebeple bir davaya karışması, ortağının ölümü ve bir şahinin peşinden koşan, birbirinden korkan ama kopamayan suç adamlarının üzerine kurulu. başlangıçta verilen sorunun yanında filmin ortalarında şahin ile ilgili ikinci bir problem verilip olayların girift bir hal alması sağlanıyor. iki ayrık konunun birleşmesi tabi şaşırtıcı değil ama çizgisel kurguyu zorlayan bu senaryo yapısı filmi ortasında tekrar ateşleyerek dinamizm katıyor. her durum karşısında sakin duruşu ve konuya hakimiyetinden zerre fire vermeyen bogart, sonrasında 20 yıl sürecek kolektif id in alter egosu olacak taş suratı kullanarak tam da dönemin yıldızı olduğunu kanıtlıyor. fakat mary astor un oyunculuğunun filme çok katkısı olduğunu söyleyemeyeceğim açıkçası.
ha, tabi bir de peter lorre var. şahsen benim favori oyuncularımdan biri olduğu için objektif yaklaşamıyor olabilirim. ama bu filmdeki oyunculuğu o kadar doğal ve kırılgan ki bana kalırsa filmin oyunculuk anlamındaki başarısı bogart dan çok onun gibi sanki. ilk göründüğü sahnedeki beyefendi tavırları ile burjuvatik-illegal adamı çizerken, bir anda yediği tokat ve yumruklarla çocuklaşıp her şeyi unutması, çocukça kin gütmesi ve en güzeli, şahinin gerçek olmadığını anladığında şişko adam gutman a nevrotik tepkisi, koltuğa çöküp çocuk gibi ağlaması, tüm film boyunca yarattığı sahte beyefendi karakteri bir anda parçalaması ile mükemmel oyunculuk! günümüzde lorre nin yarattığına benzer oyunculuk görülemiyor maalesef. hatta taklidi bile yok
sam in sahnelerinin çoğunlukla kameranın bel altı civarında odaklanıp çekildiğini ve çoğunlukla yukarıya doğru hafif eğimli tutularak (bu karakterlerin psikolojik olarak yüceltilmesi için wilmer ın uyandığı sahnede daha da abartılı kullanılıyor) ve yer yer daha da aşağıdan çekilerek hem boy(!) ve dahi anti-kahramanın izleyici gözünde yücelmesi amaçları içerdiğini de söylemek yerinde olur.
---olası spoiler ibaresi bitti---
söylenecek çok şey olsa da kısa keselim. ilk fitili yakıp sonradan double indemnity, lady from sahnghai, sunset blvd., the big sleep ve hatta chinatown dan coppola ya, david lynch in sürreel gerilimle sosladığı işlerine dek her yerde etkisini gösterecek etki yaratan the maltese falcon un nihilist yapıda çekilen ilk filmlerden olduğunu, 2 eski versiyonu bulunduğunu, john huston un ilk yönettiği film olduğunu (wilmer ı feda etmeyi kabul edip birlikte sabahlamaları gerektiği konusunda anlaştıktan sonra, sam in koltuğa oturduğu sahnede devamlılık hatası olduğunu da belirtip uyuzluğumu yaparım.)ve harika olduğunu tekrar belirtel
sinefillerin bildiği üzere klasik dönem film noir ın ilk filmi kabul edilen bu klasiğin, bugün baktığımızda tüm kara film öğelerini içermese de, konturları kalınca çizerek türün rölyefini oturttuğunu rahatça söyleyebiliriz. 1941 deki gösteriminden sonra dönem gangster ve polisiye filmlerini etkileyen bu harika atmosfer orson welles ın 1958 de çektiği touch of evil a kadar dönemin en popüler janrı olmuş ve en azından klasik döneminde neredeyse 20 yıl hollywood sinemasını avucunda tutmuştur. bunları söylemenin amacı elbette genel bir kara film tarihsel tablosu oluşturmak değil the maltese falcon un başarısını ve sinema dünyasında (ağırlıklı olarak hollywood sineması tabi) tuttuğu önemi belirtmek içindir
daha sonraları klasik sayılabilecek eski usul gölgelendirmeler, karakter odaklı ve çizgi roman biçemli diyalog stili, tam şeytani sayılamasa da (marlene dietrich in önünde saygı ile eğilirim!) belirgin bir femme fatale profili, ve tabi tüm filmi bir maestro edasıyla yöneten taş surat humphrey bogart
filmin getirdiği temel yenilik olan üslup ve mekan karakteristiğinin dışında, the public enemy ya da scarface gibi filmlerle yumuşatılmaya uğraşılan izleyicinin kendisini ahlaki olarak ayıplanabilecek niteliklere sahip karakterle özdeşleştirebilmesi uğraşı burada evrimini tamamlayıp yaratılan anti-kahraman ile katharsis e dönüşüm sağlanıyor. filmin sonlarındaki ahlaki birkaç mesaj ile bunu yumuşatma çabasının sektörel kaygıları gidermek için olduğu kabul edilirse natural born killers a kadar varan çizginin sıfır noktasında durduğumuzu söyleyebiliriz.
konu olarak bakıldığında hitchcock un ingiltere döneminde çektiği polisiye-gerilim filmlerinden çok farklı görünmese de anlatım, ışık-gölge oyunlarının tüm filmi kaplaması ve kahramanın odaklanışı açısından yenilikler görülüyor.
tüm film dedektif samuel spade in doğru olmayan bir sebeple bir davaya karışması, ortağının ölümü ve bir şahinin peşinden koşan, birbirinden korkan ama kopamayan suç adamlarının üzerine kurulu. başlangıçta verilen sorunun yanında filmin ortalarında şahin ile ilgili ikinci bir problem verilip olayların girift bir hal alması sağlanıyor. iki ayrık konunun birleşmesi tabi şaşırtıcı değil ama çizgisel kurguyu zorlayan bu senaryo yapısı filmi ortasında tekrar ateşleyerek dinamizm katıyor. her durum karşısında sakin duruşu ve konuya hakimiyetinden zerre fire vermeyen bogart, sonrasında 20 yıl sürecek kolektif id in alter egosu olacak taş suratı kullanarak tam da dönemin yıldızı olduğunu kanıtlıyor. fakat mary astor un oyunculuğunun filme çok katkısı olduğunu söyleyemeyeceğim açıkçası.
ha, tabi bir de peter lorre var. şahsen benim favori oyuncularımdan biri olduğu için objektif yaklaşamıyor olabilirim. ama bu filmdeki oyunculuğu o kadar doğal ve kırılgan ki bana kalırsa filmin oyunculuk anlamındaki başarısı bogart dan çok onun gibi sanki. ilk göründüğü sahnedeki beyefendi tavırları ile burjuvatik-illegal adamı çizerken, bir anda yediği tokat ve yumruklarla çocuklaşıp her şeyi unutması, çocukça kin gütmesi ve en güzeli, şahinin gerçek olmadığını anladığında şişko adam gutman a nevrotik tepkisi, koltuğa çöküp çocuk gibi ağlaması, tüm film boyunca yarattığı sahte beyefendi karakteri bir anda parçalaması ile mükemmel oyunculuk! günümüzde lorre nin yarattığına benzer oyunculuk görülemiyor maalesef. hatta taklidi bile yok
sam in sahnelerinin çoğunlukla kameranın bel altı civarında odaklanıp çekildiğini ve çoğunlukla yukarıya doğru hafif eğimli tutularak (bu karakterlerin psikolojik olarak yüceltilmesi için wilmer ın uyandığı sahnede daha da abartılı kullanılıyor) ve yer yer daha da aşağıdan çekilerek hem boy(!) ve dahi anti-kahramanın izleyici gözünde yücelmesi amaçları içerdiğini de söylemek yerinde olur.
---olası spoiler ibaresi bitti---
söylenecek çok şey olsa da kısa keselim. ilk fitili yakıp sonradan double indemnity, lady from sahnghai, sunset blvd., the big sleep ve hatta chinatown dan coppola ya, david lynch in sürreel gerilimle sosladığı işlerine dek her yerde etkisini gösterecek etki yaratan the maltese falcon un nihilist yapıda çekilen ilk filmlerden olduğunu, 2 eski versiyonu bulunduğunu, john huston un ilk yönettiği film olduğunu (wilmer ı feda etmeyi kabul edip birlikte sabahlamaları gerektiği konusunda anlaştıktan sonra, sam in koltuğa oturduğu sahnede devamlılık hatası olduğunu da belirtip uyuzluğumu yaparım.)ve harika olduğunu tekrar belirtel
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar