bugün
- habire1275
- habire12 adamdır28
- izmirli kızların verici olması34
- sssilvermist18
- cilgincapkin13
- selam arkadaşlar beni hatırladınız mı4
- suca suruklenen cocuk6
- adanalı3
- gaz fren debriyaja aynı anda basarsak ne olur16
- yazarların iyi ki almışım dediği şeyler3
- erkeklerin artık adım atmaktan korkması20
- temmuz6
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları14
- burhaniye6
- sözlükte kavga eden iki yazarda artı oy alması3
- sözlük kızları bizim neyimizdir sorunsalı11
- vincent van gogh5
- ülkedeki en büyük orospu çocuğu3
- yorgun mermi13
- türklerin en başarılı olduğu spor3
- gammazların tarafsız olması gerekliliği27
- kendine 10 üzerinden kaç verirsin4
- mangal yakabilen kız3
- fetöyü doğuran katı laikliktir5
- kemoşların genel özellikleri4
- arkadaşlar sizce bu takım elbise güzel mi15
- dji mini 5 pro2
- true'nun çaylak olması2
- fakirler cep telefonu kullanmasın3
- çılgın ve çapkın bir erkeği kucağa almak2
- sözlük erkeklerinin 1 90 dan kısa olmaması10
- verici olmanın dayanılmaz hafifliği2
- bodrum2
- faşistlerin biraz saldırgan olmaları2
- ulaş karasu2
- karton toplayan piç3
- fotoğrafçılıkla nasıl para kazanılır2
- sözlük teyzesine çakmak3
- trollüğün ayağa düşmesi3
- hakkımda bilmeniz gerekenler34
- bir kıza sevgilin var mı diye sormak10
- verici kız2
- ağzına almayan kız3
- 26 temmuz 2026 türkiye brezilya voleybol maçı7
- ay yuvarlak olduğuna göre dünya nasıl düz olabilir2
- çilek reçeli vs vişne reçeli9
- gürsel tekin6
- eh madem benle kavga etmiyorsunuz4
- nazar değdi sözlük4
- kadın yazarların boş konulara ilgi göstermesi5
Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı bir köydür. Ama tatil köyü değildir. Anlamadım zaten, başlıkta Lapseki'ye bağlı diyen var, tatil köyüdür diyen var. Herhal Çanakkale'de birden fazla Dalyan köyü var. Çünkü benim bildiğim Dalyan ne Lapseki'ye bağlıdır, ne de tatil köyüdür. Kelime anlamıyla ele alırsak, evet Dalyan bir köydür, pekala tatil de yapılabilir, deniz var, koy var, kum var, güneş var. Ancak tatil köyü denilince insanın aklına başka başka şeyler geliyor, neyse anlayan anlamıştır, detaya girmiyim.
Benim bildiğim Dalyan köyü, Ezine ilçesinin Geyikli beldesine bağlı köylerden biridir. Düşün, Ezine'ye bile bağlı değil, ona bağlı olan bir kasabaya bağlı. O kadar köy yani. Benim bulunduğum yıllarda (2008 öncesi) iki tane çay bahçesi, bir tane Truva acentesi ve birkaç esnaf vardı. Herkesin denize girdiği bir koy vardı. Denizi temiz, plajın kumu incecikti. O koya menderek diyorlardı, biz de öyle diyorduk.. (belki de mendirek demek istiyorlardı) Plaja yakın olan çay bahçesinden oturduğunuz havluya karışık tost, çay, kola, bira, mojito falan getiriyorlardı. (mojito hariç doğru) Hem denize girip, hem yiyip içip, hem de çay bahçesinin tuvaletine sıçabiliyordunuz. Bunlardan sıkılınca (ki sıkılmıyordunuz) voleybol oynayanlara izinsiz olarak katılabilirdiniz. Zira takımların biri beş kişiyken, diğerinin on beş kişi olması orası için çok normal bir durumdu. Ama buranın havası başka, çok ilkel, masum bir yanı vardı bu köyün. Böyle anlattığıma bakmayın, plaja bira servisi, plaj voleybolu falan bunların hepsi ilkeldi. Çay bahçesi diyorum, bildiğin eski çay bahçesi, birayı getiren kırmızı yanaklı para üstü sayamayan saf bir oğlan. Voleybol oynayanlar şimdi apaçi dediklerimizden. O zamanlar apaçi diye birşey yoktu. Olsaydı onlara kesin apaçi derdik. Bu apaçiler ve onların ebeveynleri akşam olunca çay bahçesinde toplanır, genelde okey oynardı. Köyün tek akşam eğlencesi buydu. Bi de lailam (istanbul'daki eski sosyetik mekanının dalyan şubesi) diye bir disko vardı ki disko demeye bin şahit ister. Bir de utanmadan damsız almıyorlardı. Zaten diskoya giden yol çok karanlık ve ıssızdı, yürüyerek gitmeye kimsenin götü yemezdi. Arabası olan da azdı zaten.
Menderek koyundan bahsettim ama köyün tamamı adeta bir koy zaten, kıyıdan kıyıdan yürüyerek herhangi bir yerden de denize girilir. Bu mendereği yürüyerek geçince, ufak çaplı bir burunla karşılaşırsınız. Ordakiler buraya istanbul burnu diyorlardı, biz de öyle diyorduk.. burnu yürüyerek geçtikten sonra garip kayalar, beyaz mermerler falan görürsünüz kuma çakılı vaziyette duran. anlam veremezsiniz, bu ne lan dersiniz, hatıra olarak istanbula getirmek istersiniz, çünkü güzel şeylerdir bu kalıntılar. Ancak anlatılan hikayeyle birlikte orada kalmaları gerektiğine kanaat getirir, aksamları istanbul burnunda onları izleyerek dalyanın size verdiği garip ama daha üstünü şu güne dek yaşamadığım o masum huzuru yaşamakla yetinirsiniz.
Şöyle ki, Büyük iskender zamanından bugüne Dalyan'da bulunan bir çok tarihi kalıntı mevcuttur. O dediğim garip kayalar, beyaz mermerler bir yapının kalıntılarıymış. Dalyanlılar o beyaz mermerin Alexander'ın küveti olduğunu söylemişlerdi. iskender, Dalyan'da banyo yapıyormuş. Bildiğin kuma küvet koymuş, yıkanıyormuş, öyle diyorlardı.. Unutmadan, bu kalıntıların az ilerisinde bir tuz gölü var. Ufak bir tuz gölü, kalp şeklinde ve kırmızı... Fantastik ama gözlerimle gördüm. Anlattıklarında şey düşünmüştüm, kesin yamuk yumuk birşeydir, gökteki yıldızı bile ufoya benzeten, dağlarda arapça yazılar gören bir milletiz ne de olsa. Ama muntazam bir kalp o göl. Kırmızı ve kalp şeklinde göl, beyaz mermer küvet, kayalar ve Büyük iskender ögelerini barındıran bir de aşk hikayesi anlatmışlardı ancak hatırlamıyorum. Uydurarak yazmak istemediğimden, aslını bilen beri gelsin diyorum. Ama bence küvet, aşk hikayesi falan sadece köylerini önemli görmek istedikleri için anlattıkları ve inandıkları şeylerdi.
Evet, -içinde büyük de bir tarih barındıran- ufak bir köy dalyan ama hangi sebepten bilmiyorum, buranın verdiği huzuru başka bir yer veremedi bana bugüne dek. küvet, göl, istanbul burnunda kıyıdan dahi çıkarabildiğimiz deniz yıldızları, çay bahçesindeki çocuk, kıyıdaki kimsenin sahiplenmediği kırık bambu sandalye, hepsi bir anlam taşıyor ama o anlamı onlara ben vermedim. O yüzden sebepsiz yere, anlatılacak çok da birşey yokken sadece hissettirdiklerinin kalıcılığıyla burda gelmiş uzun uzun entry kasıyorum.
Yoksa dalyan'a gidip bana, öyle bir küvet yok, çay bahçesinde bıyıklı amcalar çalışıyor falan demeyin.
Benim bildiğim Dalyan köyü, Ezine ilçesinin Geyikli beldesine bağlı köylerden biridir. Düşün, Ezine'ye bile bağlı değil, ona bağlı olan bir kasabaya bağlı. O kadar köy yani. Benim bulunduğum yıllarda (2008 öncesi) iki tane çay bahçesi, bir tane Truva acentesi ve birkaç esnaf vardı. Herkesin denize girdiği bir koy vardı. Denizi temiz, plajın kumu incecikti. O koya menderek diyorlardı, biz de öyle diyorduk.. (belki de mendirek demek istiyorlardı) Plaja yakın olan çay bahçesinden oturduğunuz havluya karışık tost, çay, kola, bira, mojito falan getiriyorlardı. (mojito hariç doğru) Hem denize girip, hem yiyip içip, hem de çay bahçesinin tuvaletine sıçabiliyordunuz. Bunlardan sıkılınca (ki sıkılmıyordunuz) voleybol oynayanlara izinsiz olarak katılabilirdiniz. Zira takımların biri beş kişiyken, diğerinin on beş kişi olması orası için çok normal bir durumdu. Ama buranın havası başka, çok ilkel, masum bir yanı vardı bu köyün. Böyle anlattığıma bakmayın, plaja bira servisi, plaj voleybolu falan bunların hepsi ilkeldi. Çay bahçesi diyorum, bildiğin eski çay bahçesi, birayı getiren kırmızı yanaklı para üstü sayamayan saf bir oğlan. Voleybol oynayanlar şimdi apaçi dediklerimizden. O zamanlar apaçi diye birşey yoktu. Olsaydı onlara kesin apaçi derdik. Bu apaçiler ve onların ebeveynleri akşam olunca çay bahçesinde toplanır, genelde okey oynardı. Köyün tek akşam eğlencesi buydu. Bi de lailam (istanbul'daki eski sosyetik mekanının dalyan şubesi) diye bir disko vardı ki disko demeye bin şahit ister. Bir de utanmadan damsız almıyorlardı. Zaten diskoya giden yol çok karanlık ve ıssızdı, yürüyerek gitmeye kimsenin götü yemezdi. Arabası olan da azdı zaten.
Menderek koyundan bahsettim ama köyün tamamı adeta bir koy zaten, kıyıdan kıyıdan yürüyerek herhangi bir yerden de denize girilir. Bu mendereği yürüyerek geçince, ufak çaplı bir burunla karşılaşırsınız. Ordakiler buraya istanbul burnu diyorlardı, biz de öyle diyorduk.. burnu yürüyerek geçtikten sonra garip kayalar, beyaz mermerler falan görürsünüz kuma çakılı vaziyette duran. anlam veremezsiniz, bu ne lan dersiniz, hatıra olarak istanbula getirmek istersiniz, çünkü güzel şeylerdir bu kalıntılar. Ancak anlatılan hikayeyle birlikte orada kalmaları gerektiğine kanaat getirir, aksamları istanbul burnunda onları izleyerek dalyanın size verdiği garip ama daha üstünü şu güne dek yaşamadığım o masum huzuru yaşamakla yetinirsiniz.
Şöyle ki, Büyük iskender zamanından bugüne Dalyan'da bulunan bir çok tarihi kalıntı mevcuttur. O dediğim garip kayalar, beyaz mermerler bir yapının kalıntılarıymış. Dalyanlılar o beyaz mermerin Alexander'ın küveti olduğunu söylemişlerdi. iskender, Dalyan'da banyo yapıyormuş. Bildiğin kuma küvet koymuş, yıkanıyormuş, öyle diyorlardı.. Unutmadan, bu kalıntıların az ilerisinde bir tuz gölü var. Ufak bir tuz gölü, kalp şeklinde ve kırmızı... Fantastik ama gözlerimle gördüm. Anlattıklarında şey düşünmüştüm, kesin yamuk yumuk birşeydir, gökteki yıldızı bile ufoya benzeten, dağlarda arapça yazılar gören bir milletiz ne de olsa. Ama muntazam bir kalp o göl. Kırmızı ve kalp şeklinde göl, beyaz mermer küvet, kayalar ve Büyük iskender ögelerini barındıran bir de aşk hikayesi anlatmışlardı ancak hatırlamıyorum. Uydurarak yazmak istemediğimden, aslını bilen beri gelsin diyorum. Ama bence küvet, aşk hikayesi falan sadece köylerini önemli görmek istedikleri için anlattıkları ve inandıkları şeylerdi.
Evet, -içinde büyük de bir tarih barındıran- ufak bir köy dalyan ama hangi sebepten bilmiyorum, buranın verdiği huzuru başka bir yer veremedi bana bugüne dek. küvet, göl, istanbul burnunda kıyıdan dahi çıkarabildiğimiz deniz yıldızları, çay bahçesindeki çocuk, kıyıdaki kimsenin sahiplenmediği kırık bambu sandalye, hepsi bir anlam taşıyor ama o anlamı onlara ben vermedim. O yüzden sebepsiz yere, anlatılacak çok da birşey yokken sadece hissettirdiklerinin kalıcılığıyla burda gelmiş uzun uzun entry kasıyorum.
Yoksa dalyan'a gidip bana, öyle bir küvet yok, çay bahçesinde bıyıklı amcalar çalışıyor falan demeyin.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar