bugün
- terhis oluyorum sözlük13
- chatgpt'nin bir erkeği mutlu etmesini bilmesi10
- 22 yıllık kocam gözüme çirkin geldi kaçtım6
- masklavi'yi ehonomi çoh eyi derken görmek20
- aşk15
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu21
- grup vitamin4
- akşama kadar entry giren torpilli memur12
- bu başlıkta almanca entry giriyoruz7
- kezo etc2
- fatma betül sayan kaya28
- cumhurbaşkanı olmak istiyorum4
- kaç gammaz var9
- markaların whatsapptan mesaj atması2
- yolsuzluğun cevabını halk sandıkta verecek6
- isparta'ya gidip nervio ile kahve içmek11
- duş yağı5
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- sözlük yazarlarının olası meslekleri3
- fransa daki krizin ab'ye yayılma ihtimali2
- ne olursa masklavi akp'yi bırakır6
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı92
- bir şeyler söyle5
- sözlük açacak olsanız8
- carlsberg2
- 6 kasım 20183
- kale3112 kardeştir4
- istanbul9
- münafık7
- 6 kasım 20024
- hiçbir şeyden haberi olmayan tek adam8
- asansörde yukarı bakma refleksi5
- 7 kasım 20263
- batan gün kana benziyor2
- wundebar2
- mazide kalmış sözlük yazarları4
- yapay zekanın çok yapay olması8
- güne bir kitap alıntısı bırak5
- birbirini kollayan torba götlü yazarlar3
- edirne'ye gidip muslettin amca'nın elini öpmek11
- kağıt çöpü ve plastik çöpü ayrılmalı2
- evlenmek istemek ama evlenecek birini bulamamak4
- senin manita evleniyormuş diye mesaj atan arkadaş11
- alexander nübel14
- camilerdeki ayak kokusu7
- son 3 ayın en başarılı gammazları8
- 6 kasım dünya galatasaraylılar günü9
- iyi menemenin sırrı22
- frene basınca arabanın durması3
- dışarıdaki deli dalgaların gelip duvarı yalaması3
Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı bir köydür. Ama tatil köyü değildir. Anlamadım zaten, başlıkta Lapseki'ye bağlı diyen var, tatil köyüdür diyen var. Herhal Çanakkale'de birden fazla Dalyan köyü var. Çünkü benim bildiğim Dalyan ne Lapseki'ye bağlıdır, ne de tatil köyüdür. Kelime anlamıyla ele alırsak, evet Dalyan bir köydür, pekala tatil de yapılabilir, deniz var, koy var, kum var, güneş var. Ancak tatil köyü denilince insanın aklına başka başka şeyler geliyor, neyse anlayan anlamıştır, detaya girmiyim.
Benim bildiğim Dalyan köyü, Ezine ilçesinin Geyikli beldesine bağlı köylerden biridir. Düşün, Ezine'ye bile bağlı değil, ona bağlı olan bir kasabaya bağlı. O kadar köy yani. Benim bulunduğum yıllarda (2008 öncesi) iki tane çay bahçesi, bir tane Truva acentesi ve birkaç esnaf vardı. Herkesin denize girdiği bir koy vardı. Denizi temiz, plajın kumu incecikti. O koya menderek diyorlardı, biz de öyle diyorduk.. (belki de mendirek demek istiyorlardı) Plaja yakın olan çay bahçesinden oturduğunuz havluya karışık tost, çay, kola, bira, mojito falan getiriyorlardı. (mojito hariç doğru) Hem denize girip, hem yiyip içip, hem de çay bahçesinin tuvaletine sıçabiliyordunuz. Bunlardan sıkılınca (ki sıkılmıyordunuz) voleybol oynayanlara izinsiz olarak katılabilirdiniz. Zira takımların biri beş kişiyken, diğerinin on beş kişi olması orası için çok normal bir durumdu. Ama buranın havası başka, çok ilkel, masum bir yanı vardı bu köyün. Böyle anlattığıma bakmayın, plaja bira servisi, plaj voleybolu falan bunların hepsi ilkeldi. Çay bahçesi diyorum, bildiğin eski çay bahçesi, birayı getiren kırmızı yanaklı para üstü sayamayan saf bir oğlan. Voleybol oynayanlar şimdi apaçi dediklerimizden. O zamanlar apaçi diye birşey yoktu. Olsaydı onlara kesin apaçi derdik. Bu apaçiler ve onların ebeveynleri akşam olunca çay bahçesinde toplanır, genelde okey oynardı. Köyün tek akşam eğlencesi buydu. Bi de lailam (istanbul'daki eski sosyetik mekanının dalyan şubesi) diye bir disko vardı ki disko demeye bin şahit ister. Bir de utanmadan damsız almıyorlardı. Zaten diskoya giden yol çok karanlık ve ıssızdı, yürüyerek gitmeye kimsenin götü yemezdi. Arabası olan da azdı zaten.
Menderek koyundan bahsettim ama köyün tamamı adeta bir koy zaten, kıyıdan kıyıdan yürüyerek herhangi bir yerden de denize girilir. Bu mendereği yürüyerek geçince, ufak çaplı bir burunla karşılaşırsınız. Ordakiler buraya istanbul burnu diyorlardı, biz de öyle diyorduk.. burnu yürüyerek geçtikten sonra garip kayalar, beyaz mermerler falan görürsünüz kuma çakılı vaziyette duran. anlam veremezsiniz, bu ne lan dersiniz, hatıra olarak istanbula getirmek istersiniz, çünkü güzel şeylerdir bu kalıntılar. Ancak anlatılan hikayeyle birlikte orada kalmaları gerektiğine kanaat getirir, aksamları istanbul burnunda onları izleyerek dalyanın size verdiği garip ama daha üstünü şu güne dek yaşamadığım o masum huzuru yaşamakla yetinirsiniz.
Şöyle ki, Büyük iskender zamanından bugüne Dalyan'da bulunan bir çok tarihi kalıntı mevcuttur. O dediğim garip kayalar, beyaz mermerler bir yapının kalıntılarıymış. Dalyanlılar o beyaz mermerin Alexander'ın küveti olduğunu söylemişlerdi. iskender, Dalyan'da banyo yapıyormuş. Bildiğin kuma küvet koymuş, yıkanıyormuş, öyle diyorlardı.. Unutmadan, bu kalıntıların az ilerisinde bir tuz gölü var. Ufak bir tuz gölü, kalp şeklinde ve kırmızı... Fantastik ama gözlerimle gördüm. Anlattıklarında şey düşünmüştüm, kesin yamuk yumuk birşeydir, gökteki yıldızı bile ufoya benzeten, dağlarda arapça yazılar gören bir milletiz ne de olsa. Ama muntazam bir kalp o göl. Kırmızı ve kalp şeklinde göl, beyaz mermer küvet, kayalar ve Büyük iskender ögelerini barındıran bir de aşk hikayesi anlatmışlardı ancak hatırlamıyorum. Uydurarak yazmak istemediğimden, aslını bilen beri gelsin diyorum. Ama bence küvet, aşk hikayesi falan sadece köylerini önemli görmek istedikleri için anlattıkları ve inandıkları şeylerdi.
Evet, -içinde büyük de bir tarih barındıran- ufak bir köy dalyan ama hangi sebepten bilmiyorum, buranın verdiği huzuru başka bir yer veremedi bana bugüne dek. küvet, göl, istanbul burnunda kıyıdan dahi çıkarabildiğimiz deniz yıldızları, çay bahçesindeki çocuk, kıyıdaki kimsenin sahiplenmediği kırık bambu sandalye, hepsi bir anlam taşıyor ama o anlamı onlara ben vermedim. O yüzden sebepsiz yere, anlatılacak çok da birşey yokken sadece hissettirdiklerinin kalıcılığıyla burda gelmiş uzun uzun entry kasıyorum.
Yoksa dalyan'a gidip bana, öyle bir küvet yok, çay bahçesinde bıyıklı amcalar çalışıyor falan demeyin.
Benim bildiğim Dalyan köyü, Ezine ilçesinin Geyikli beldesine bağlı köylerden biridir. Düşün, Ezine'ye bile bağlı değil, ona bağlı olan bir kasabaya bağlı. O kadar köy yani. Benim bulunduğum yıllarda (2008 öncesi) iki tane çay bahçesi, bir tane Truva acentesi ve birkaç esnaf vardı. Herkesin denize girdiği bir koy vardı. Denizi temiz, plajın kumu incecikti. O koya menderek diyorlardı, biz de öyle diyorduk.. (belki de mendirek demek istiyorlardı) Plaja yakın olan çay bahçesinden oturduğunuz havluya karışık tost, çay, kola, bira, mojito falan getiriyorlardı. (mojito hariç doğru) Hem denize girip, hem yiyip içip, hem de çay bahçesinin tuvaletine sıçabiliyordunuz. Bunlardan sıkılınca (ki sıkılmıyordunuz) voleybol oynayanlara izinsiz olarak katılabilirdiniz. Zira takımların biri beş kişiyken, diğerinin on beş kişi olması orası için çok normal bir durumdu. Ama buranın havası başka, çok ilkel, masum bir yanı vardı bu köyün. Böyle anlattığıma bakmayın, plaja bira servisi, plaj voleybolu falan bunların hepsi ilkeldi. Çay bahçesi diyorum, bildiğin eski çay bahçesi, birayı getiren kırmızı yanaklı para üstü sayamayan saf bir oğlan. Voleybol oynayanlar şimdi apaçi dediklerimizden. O zamanlar apaçi diye birşey yoktu. Olsaydı onlara kesin apaçi derdik. Bu apaçiler ve onların ebeveynleri akşam olunca çay bahçesinde toplanır, genelde okey oynardı. Köyün tek akşam eğlencesi buydu. Bi de lailam (istanbul'daki eski sosyetik mekanının dalyan şubesi) diye bir disko vardı ki disko demeye bin şahit ister. Bir de utanmadan damsız almıyorlardı. Zaten diskoya giden yol çok karanlık ve ıssızdı, yürüyerek gitmeye kimsenin götü yemezdi. Arabası olan da azdı zaten.
Menderek koyundan bahsettim ama köyün tamamı adeta bir koy zaten, kıyıdan kıyıdan yürüyerek herhangi bir yerden de denize girilir. Bu mendereği yürüyerek geçince, ufak çaplı bir burunla karşılaşırsınız. Ordakiler buraya istanbul burnu diyorlardı, biz de öyle diyorduk.. burnu yürüyerek geçtikten sonra garip kayalar, beyaz mermerler falan görürsünüz kuma çakılı vaziyette duran. anlam veremezsiniz, bu ne lan dersiniz, hatıra olarak istanbula getirmek istersiniz, çünkü güzel şeylerdir bu kalıntılar. Ancak anlatılan hikayeyle birlikte orada kalmaları gerektiğine kanaat getirir, aksamları istanbul burnunda onları izleyerek dalyanın size verdiği garip ama daha üstünü şu güne dek yaşamadığım o masum huzuru yaşamakla yetinirsiniz.
Şöyle ki, Büyük iskender zamanından bugüne Dalyan'da bulunan bir çok tarihi kalıntı mevcuttur. O dediğim garip kayalar, beyaz mermerler bir yapının kalıntılarıymış. Dalyanlılar o beyaz mermerin Alexander'ın küveti olduğunu söylemişlerdi. iskender, Dalyan'da banyo yapıyormuş. Bildiğin kuma küvet koymuş, yıkanıyormuş, öyle diyorlardı.. Unutmadan, bu kalıntıların az ilerisinde bir tuz gölü var. Ufak bir tuz gölü, kalp şeklinde ve kırmızı... Fantastik ama gözlerimle gördüm. Anlattıklarında şey düşünmüştüm, kesin yamuk yumuk birşeydir, gökteki yıldızı bile ufoya benzeten, dağlarda arapça yazılar gören bir milletiz ne de olsa. Ama muntazam bir kalp o göl. Kırmızı ve kalp şeklinde göl, beyaz mermer küvet, kayalar ve Büyük iskender ögelerini barındıran bir de aşk hikayesi anlatmışlardı ancak hatırlamıyorum. Uydurarak yazmak istemediğimden, aslını bilen beri gelsin diyorum. Ama bence küvet, aşk hikayesi falan sadece köylerini önemli görmek istedikleri için anlattıkları ve inandıkları şeylerdi.
Evet, -içinde büyük de bir tarih barındıran- ufak bir köy dalyan ama hangi sebepten bilmiyorum, buranın verdiği huzuru başka bir yer veremedi bana bugüne dek. küvet, göl, istanbul burnunda kıyıdan dahi çıkarabildiğimiz deniz yıldızları, çay bahçesindeki çocuk, kıyıdaki kimsenin sahiplenmediği kırık bambu sandalye, hepsi bir anlam taşıyor ama o anlamı onlara ben vermedim. O yüzden sebepsiz yere, anlatılacak çok da birşey yokken sadece hissettirdiklerinin kalıcılığıyla burda gelmiş uzun uzun entry kasıyorum.
Yoksa dalyan'a gidip bana, öyle bir küvet yok, çay bahçesinde bıyıklı amcalar çalışıyor falan demeyin.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com