bugün
- foşik törklörön liginde birinci amedspor12
- türkiye medeni bi ülkeyse neden hristiyan yok14
- s'i l v'e r m'i s t'in kullandığı ucuz parfüm12
- parcalandim toparlanamiyorum313
- anın görüntüsü28
- türkler ile moğollar kardeştir11
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı30
- emeviler5
- 29 yaşında erkek 40 yaşında kadın evliliği2
- göçmen karşıtı din düşmanı sosyal demokratlar18
- vercenmi3
- istanbul da para harcanacak çok yer olması3
- beşiktaş7
- amedspor2
- taksicinin iltifatına maruz kalmak5
- claudian clouds43
- game of thrones taki kerhaneci17
- şarapçı'nın taksici fantezileri4
- salah yaylası2
- başlık açma3
- ölümden korkuyor musunuz34
- çok güzel bir kız havla deyince havlamayan erkek5
- erkeklerin kadınlardan daha çok dedikodu yapması2
- atm de evladım yardımcı olur musun diyen yaşlı2
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj5
- sözlüğün bitmesine seyirci kalmak3
- 20274
- ortaçağda kadına yüklenen değer4
- sözlük kızları dertleşiyor14
- şeriat ile yönetilmek isteyen kadın4
- istanbul u özlemek5
- türkiye selefilere kalsa harabeye dönüşmüştü5
- okan buruk13
- ups boobs'un 67 gündür entry girmemesi4
- mekkeli müşrikler5
- ittihat terakki döneminde gerçekleşen soykırımlar5
- şabos goy3
- gençlik ve güzellik bitince kızlar ne yapıyor9
- türkiye'deki gündemin yarısı israil hakkında6
- güne bir alıntı bırak3
- kadınların çok konuşmasının nedenleri2
- akşam trafiği3
- en son ne yediniz3
- zorunlu eğitim6
- dyson5
- yazarların vasiyetleri3
- genel ev sloganları5
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı16
- arkadaşlar kova erkeğinden olur mu8
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri51
Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı bir köydür. Ama tatil köyü değildir. Anlamadım zaten, başlıkta Lapseki'ye bağlı diyen var, tatil köyüdür diyen var. Herhal Çanakkale'de birden fazla Dalyan köyü var. Çünkü benim bildiğim Dalyan ne Lapseki'ye bağlıdır, ne de tatil köyüdür. Kelime anlamıyla ele alırsak, evet Dalyan bir köydür, pekala tatil de yapılabilir, deniz var, koy var, kum var, güneş var. Ancak tatil köyü denilince insanın aklına başka başka şeyler geliyor, neyse anlayan anlamıştır, detaya girmiyim.
Benim bildiğim Dalyan köyü, Ezine ilçesinin Geyikli beldesine bağlı köylerden biridir. Düşün, Ezine'ye bile bağlı değil, ona bağlı olan bir kasabaya bağlı. O kadar köy yani. Benim bulunduğum yıllarda (2008 öncesi) iki tane çay bahçesi, bir tane Truva acentesi ve birkaç esnaf vardı. Herkesin denize girdiği bir koy vardı. Denizi temiz, plajın kumu incecikti. O koya menderek diyorlardı, biz de öyle diyorduk.. (belki de mendirek demek istiyorlardı) Plaja yakın olan çay bahçesinden oturduğunuz havluya karışık tost, çay, kola, bira, mojito falan getiriyorlardı. (mojito hariç doğru) Hem denize girip, hem yiyip içip, hem de çay bahçesinin tuvaletine sıçabiliyordunuz. Bunlardan sıkılınca (ki sıkılmıyordunuz) voleybol oynayanlara izinsiz olarak katılabilirdiniz. Zira takımların biri beş kişiyken, diğerinin on beş kişi olması orası için çok normal bir durumdu. Ama buranın havası başka, çok ilkel, masum bir yanı vardı bu köyün. Böyle anlattığıma bakmayın, plaja bira servisi, plaj voleybolu falan bunların hepsi ilkeldi. Çay bahçesi diyorum, bildiğin eski çay bahçesi, birayı getiren kırmızı yanaklı para üstü sayamayan saf bir oğlan. Voleybol oynayanlar şimdi apaçi dediklerimizden. O zamanlar apaçi diye birşey yoktu. Olsaydı onlara kesin apaçi derdik. Bu apaçiler ve onların ebeveynleri akşam olunca çay bahçesinde toplanır, genelde okey oynardı. Köyün tek akşam eğlencesi buydu. Bi de lailam (istanbul'daki eski sosyetik mekanının dalyan şubesi) diye bir disko vardı ki disko demeye bin şahit ister. Bir de utanmadan damsız almıyorlardı. Zaten diskoya giden yol çok karanlık ve ıssızdı, yürüyerek gitmeye kimsenin götü yemezdi. Arabası olan da azdı zaten.
Menderek koyundan bahsettim ama köyün tamamı adeta bir koy zaten, kıyıdan kıyıdan yürüyerek herhangi bir yerden de denize girilir. Bu mendereği yürüyerek geçince, ufak çaplı bir burunla karşılaşırsınız. Ordakiler buraya istanbul burnu diyorlardı, biz de öyle diyorduk.. burnu yürüyerek geçtikten sonra garip kayalar, beyaz mermerler falan görürsünüz kuma çakılı vaziyette duran. anlam veremezsiniz, bu ne lan dersiniz, hatıra olarak istanbula getirmek istersiniz, çünkü güzel şeylerdir bu kalıntılar. Ancak anlatılan hikayeyle birlikte orada kalmaları gerektiğine kanaat getirir, aksamları istanbul burnunda onları izleyerek dalyanın size verdiği garip ama daha üstünü şu güne dek yaşamadığım o masum huzuru yaşamakla yetinirsiniz.
Şöyle ki, Büyük iskender zamanından bugüne Dalyan'da bulunan bir çok tarihi kalıntı mevcuttur. O dediğim garip kayalar, beyaz mermerler bir yapının kalıntılarıymış. Dalyanlılar o beyaz mermerin Alexander'ın küveti olduğunu söylemişlerdi. iskender, Dalyan'da banyo yapıyormuş. Bildiğin kuma küvet koymuş, yıkanıyormuş, öyle diyorlardı.. Unutmadan, bu kalıntıların az ilerisinde bir tuz gölü var. Ufak bir tuz gölü, kalp şeklinde ve kırmızı... Fantastik ama gözlerimle gördüm. Anlattıklarında şey düşünmüştüm, kesin yamuk yumuk birşeydir, gökteki yıldızı bile ufoya benzeten, dağlarda arapça yazılar gören bir milletiz ne de olsa. Ama muntazam bir kalp o göl. Kırmızı ve kalp şeklinde göl, beyaz mermer küvet, kayalar ve Büyük iskender ögelerini barındıran bir de aşk hikayesi anlatmışlardı ancak hatırlamıyorum. Uydurarak yazmak istemediğimden, aslını bilen beri gelsin diyorum. Ama bence küvet, aşk hikayesi falan sadece köylerini önemli görmek istedikleri için anlattıkları ve inandıkları şeylerdi.
Evet, -içinde büyük de bir tarih barındıran- ufak bir köy dalyan ama hangi sebepten bilmiyorum, buranın verdiği huzuru başka bir yer veremedi bana bugüne dek. küvet, göl, istanbul burnunda kıyıdan dahi çıkarabildiğimiz deniz yıldızları, çay bahçesindeki çocuk, kıyıdaki kimsenin sahiplenmediği kırık bambu sandalye, hepsi bir anlam taşıyor ama o anlamı onlara ben vermedim. O yüzden sebepsiz yere, anlatılacak çok da birşey yokken sadece hissettirdiklerinin kalıcılığıyla burda gelmiş uzun uzun entry kasıyorum.
Yoksa dalyan'a gidip bana, öyle bir küvet yok, çay bahçesinde bıyıklı amcalar çalışıyor falan demeyin.
Benim bildiğim Dalyan köyü, Ezine ilçesinin Geyikli beldesine bağlı köylerden biridir. Düşün, Ezine'ye bile bağlı değil, ona bağlı olan bir kasabaya bağlı. O kadar köy yani. Benim bulunduğum yıllarda (2008 öncesi) iki tane çay bahçesi, bir tane Truva acentesi ve birkaç esnaf vardı. Herkesin denize girdiği bir koy vardı. Denizi temiz, plajın kumu incecikti. O koya menderek diyorlardı, biz de öyle diyorduk.. (belki de mendirek demek istiyorlardı) Plaja yakın olan çay bahçesinden oturduğunuz havluya karışık tost, çay, kola, bira, mojito falan getiriyorlardı. (mojito hariç doğru) Hem denize girip, hem yiyip içip, hem de çay bahçesinin tuvaletine sıçabiliyordunuz. Bunlardan sıkılınca (ki sıkılmıyordunuz) voleybol oynayanlara izinsiz olarak katılabilirdiniz. Zira takımların biri beş kişiyken, diğerinin on beş kişi olması orası için çok normal bir durumdu. Ama buranın havası başka, çok ilkel, masum bir yanı vardı bu köyün. Böyle anlattığıma bakmayın, plaja bira servisi, plaj voleybolu falan bunların hepsi ilkeldi. Çay bahçesi diyorum, bildiğin eski çay bahçesi, birayı getiren kırmızı yanaklı para üstü sayamayan saf bir oğlan. Voleybol oynayanlar şimdi apaçi dediklerimizden. O zamanlar apaçi diye birşey yoktu. Olsaydı onlara kesin apaçi derdik. Bu apaçiler ve onların ebeveynleri akşam olunca çay bahçesinde toplanır, genelde okey oynardı. Köyün tek akşam eğlencesi buydu. Bi de lailam (istanbul'daki eski sosyetik mekanının dalyan şubesi) diye bir disko vardı ki disko demeye bin şahit ister. Bir de utanmadan damsız almıyorlardı. Zaten diskoya giden yol çok karanlık ve ıssızdı, yürüyerek gitmeye kimsenin götü yemezdi. Arabası olan da azdı zaten.
Menderek koyundan bahsettim ama köyün tamamı adeta bir koy zaten, kıyıdan kıyıdan yürüyerek herhangi bir yerden de denize girilir. Bu mendereği yürüyerek geçince, ufak çaplı bir burunla karşılaşırsınız. Ordakiler buraya istanbul burnu diyorlardı, biz de öyle diyorduk.. burnu yürüyerek geçtikten sonra garip kayalar, beyaz mermerler falan görürsünüz kuma çakılı vaziyette duran. anlam veremezsiniz, bu ne lan dersiniz, hatıra olarak istanbula getirmek istersiniz, çünkü güzel şeylerdir bu kalıntılar. Ancak anlatılan hikayeyle birlikte orada kalmaları gerektiğine kanaat getirir, aksamları istanbul burnunda onları izleyerek dalyanın size verdiği garip ama daha üstünü şu güne dek yaşamadığım o masum huzuru yaşamakla yetinirsiniz.
Şöyle ki, Büyük iskender zamanından bugüne Dalyan'da bulunan bir çok tarihi kalıntı mevcuttur. O dediğim garip kayalar, beyaz mermerler bir yapının kalıntılarıymış. Dalyanlılar o beyaz mermerin Alexander'ın küveti olduğunu söylemişlerdi. iskender, Dalyan'da banyo yapıyormuş. Bildiğin kuma küvet koymuş, yıkanıyormuş, öyle diyorlardı.. Unutmadan, bu kalıntıların az ilerisinde bir tuz gölü var. Ufak bir tuz gölü, kalp şeklinde ve kırmızı... Fantastik ama gözlerimle gördüm. Anlattıklarında şey düşünmüştüm, kesin yamuk yumuk birşeydir, gökteki yıldızı bile ufoya benzeten, dağlarda arapça yazılar gören bir milletiz ne de olsa. Ama muntazam bir kalp o göl. Kırmızı ve kalp şeklinde göl, beyaz mermer küvet, kayalar ve Büyük iskender ögelerini barındıran bir de aşk hikayesi anlatmışlardı ancak hatırlamıyorum. Uydurarak yazmak istemediğimden, aslını bilen beri gelsin diyorum. Ama bence küvet, aşk hikayesi falan sadece köylerini önemli görmek istedikleri için anlattıkları ve inandıkları şeylerdi.
Evet, -içinde büyük de bir tarih barındıran- ufak bir köy dalyan ama hangi sebepten bilmiyorum, buranın verdiği huzuru başka bir yer veremedi bana bugüne dek. küvet, göl, istanbul burnunda kıyıdan dahi çıkarabildiğimiz deniz yıldızları, çay bahçesindeki çocuk, kıyıdaki kimsenin sahiplenmediği kırık bambu sandalye, hepsi bir anlam taşıyor ama o anlamı onlara ben vermedim. O yüzden sebepsiz yere, anlatılacak çok da birşey yokken sadece hissettirdiklerinin kalıcılığıyla burda gelmiş uzun uzun entry kasıyorum.
Yoksa dalyan'a gidip bana, öyle bir küvet yok, çay bahçesinde bıyıklı amcalar çalışıyor falan demeyin.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar