bugün
- türk müsün türkiyeli misin10
- araba sürerken olmasından en çok korkulan şey3
- ayrılık6
- türkiyeliyim doğruyum çalışkanım5
- izmirli kızların met çukuruna düşmesi3
- sırtımı kaşıyan kızlardan hoşlanmam3
- ölüm5
- rüyada nervio yu görmek8
- aylık 513 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- sırt kaşınması2
- yazarların en son bitirdiği kitap6
- favori coldplay şarkınız4
- bu ülkeye başka erdoğan gelmez3
- türkiyeliyim var mı bir sorun3
- oyum ak partiye3
- rte'nin yürüme problemi yaşaması3
- sözlüğün canlanması için gerekenler3
- korku filmi izlerken sarılacak birisinin olmaması6
- protein ağırlıklı beslenince yaşanan kabızlık14
- beyaz keten iç çamaşırı belli ediyor14
- ispanya daki göçmen krizi8
- aylık 511 bin tl iyi para mıdır sorunsalı4
- hırvatistan12
- recep tayyip erdoğana sahip çıkalım3
- beni özleyenler elime mum diksin15
- puantiye modasının bokunun çıkması4
- gecenin güzel olması2
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri8
- cırcır böceklerinin hala ötmesi2
- ne mutlu türküm diyene3
- her gün alkol almak4
- akp ve mhp sol partilerdir3
- yeni dünya düzeni4
- arkadaşlar hangi diziye başlasam4
- mutlu kalmak için öneriler6
- kadir mısıroğlu rum mu ermeni mi sorunsalı9
- kele şaplak atmanın hazzı ve dayanılmaz istek3
- insan olmaya yarim kala2
- arkadaşlar sanki sözlükte birileri kavga ediyor2
- bu haftaki gammaz listesi2
- can kolukısa2
- aylık 508 bin tl iyi para mıdır sorunsalı3
- donuzlamak2
- sözlükteki derin yapılanma4
- gotik erkek2
- ne mutlu türkiyeliyim diyene2
- özgür özel3
- noel gallagher vs liam gallagher2
- yunanistan29
- yapay zekaya entry yazdırmak5
kendine ait bir tarzı vardır. ilk gördüğümde 2003 yılıydı. görür görmez ondaki ışığı farketmiştim. son grup patenciler çıkmış pistte fink atıyorlardı. aralarından bir tanesi gözüme çarptı. dedim "ben bunu tutuyorum ulen". o sıralar da ortaokula gidiyorum he. neyse bunlar tek tek çıkmaya başladı. sıra benimkine geldi. baktım iyi kayıyordu sıpa. meğer seçe seçe o gruptaki en iyi patenciyi seçmişim. yani daha bu camiayı bilmeden yaptığım bir hareket bu. eğer bilseydim iyi olduğunu, tutmazdım. böyle tuhaf bir özelliğim var işte. illa normal ya da ezikleri tutacağım, destek vereceğim. zaten iyi olan iyidir yani desteğe ihtiyacı yok. plushenko'ya gıcık olma nedenim de budur aslında. yani zaten bir sürü seveni var. o kadar derece yapmış etmiş. ne diye tutayım yani. neyse.. o günden sonra brian aşağı brian yukarı gitti. zaten o şampiyonada birinci olmuştu. *
sonraki bir şampiyonada plushenko'dan önce çıkmıştı. düşmüştü.. ne kadar üzülmüştüm lan. sonra sıra plushenko'ya gelmişti. yalnız hatırlamıyorsam "baba" filmi müziğinde serisini sunuyordu. gayet de iyiydi. sonra kamera bir an brian joubert'i gösterdi. oturmuş bir yerde izliyor ama o kadar üzgündü ki.. içim acıdı lan. diğer taraftan brian'ın salak taraftarlarını gösteriyordu kamera, gülüp eğleniyorlar hala. ne sövmüştüm ama onlara. "ulan o..lar çocuk orda üzülüyor, o kadar çalışmış serisinden puanı kırılmış, en iyi rakibi güzel bir seri sunmakta siz orda ahohohoho hohoh apuhaha diye yavşak yavşak gülüyorsunuz hala! bi tarafınıza girsin o getirdiğiniz pankartlar! öyle açıp açıp da briaaaan allleeez alleeeez diye çemkirmekle, fotoğraf çektirmekle, imza dilenmekle olmuyor bu işler!".. diye uzayııp giden bir serzeniş yapmıştım.
aslında benim gözümde onu farklı yapan, tarzıydı. gerek seçtiği müzikler, gerek kıyafetler, figürler, enerjik tavırlarıyla gözüme girmişti. diğerleri hep birbirine benziyordu. sıkıcı sıkıcı müzikler, ölü ölü hareketler falan. yani o yaşımda tabii ki dikkatimi bunlar çekecek değil mi? ama iyi de yapmışım.
sonraları ne mi oldu? söyleyeceğim ama gülmeyin. bende bir fransızca merakı başladı. gidip kırtasiyeden sözlük aldım. başladım kelime ezberlemeye. manyak gibi evin içinde pağfua bonui bosua diye diye dolanıyordum. bizimkilere maskot olmuştum resmen. ama taktım mı takarım ya, azmettim. bir kitap buldum. 7.sınıf fransızca kitabı. baştan sona ezberledim resmen. sonra o öğrendiklerimi 4 sayfada özetleyen güzel bir gramer çalışması yaptım kendime. hiç bilmeyen biri o kağıtları alsın okusun ezberlesin, 1 haftada derdini anlatacak kadar öğrenir.
sonraki adımım bu fransızca öğrenme işini resmileştirmekti. lisede ingilizce olarak geçerli olan yabancı dilimi değiştirip fransızca yaptım. internetten kaynaklar buldum meb sitesinde. çalıştım, ezberledim. ve karşılığını da sınavlardan 100 olarak verdim. ve benimle dalga geçip eğlenen sevgili ailem de artık etrafa bu halimi ecellizz'in delilikleri ve dalga konusu olarak değil, başarı konusu olarak açmaya başladı. üzerimden hava attılar. vay dönekler vay yavşaklar diyeceğim ama demiyeyim. yine de sağ olsunlar var olsunlar.
şimdilerde ise, üniversitede de fransızca okuma şansım varken ve istanbul u kazanmama rağmen, iş imkanının olmaması ve aileme boşuna yük olmama uğruna başka bir dil seçmiş bulunmaktayım. yalnız dersler iyi giderse çift anadal/ yandal olarak almayı düşünüyorum.
velhasıl bendeki fransızca sevgisi, brian joubert kaynaklıdır. bu yüzden hayatımda yeri vardır bu adamın. belli mi olur belki bir gün fransaya gider oturup iki kahve içerim onunla, muhabbet ederiz. kim bilir..
sonraki bir şampiyonada plushenko'dan önce çıkmıştı. düşmüştü.. ne kadar üzülmüştüm lan. sonra sıra plushenko'ya gelmişti. yalnız hatırlamıyorsam "baba" filmi müziğinde serisini sunuyordu. gayet de iyiydi. sonra kamera bir an brian joubert'i gösterdi. oturmuş bir yerde izliyor ama o kadar üzgündü ki.. içim acıdı lan. diğer taraftan brian'ın salak taraftarlarını gösteriyordu kamera, gülüp eğleniyorlar hala. ne sövmüştüm ama onlara. "ulan o..lar çocuk orda üzülüyor, o kadar çalışmış serisinden puanı kırılmış, en iyi rakibi güzel bir seri sunmakta siz orda ahohohoho hohoh apuhaha diye yavşak yavşak gülüyorsunuz hala! bi tarafınıza girsin o getirdiğiniz pankartlar! öyle açıp açıp da briaaaan allleeez alleeeez diye çemkirmekle, fotoğraf çektirmekle, imza dilenmekle olmuyor bu işler!".. diye uzayııp giden bir serzeniş yapmıştım.
aslında benim gözümde onu farklı yapan, tarzıydı. gerek seçtiği müzikler, gerek kıyafetler, figürler, enerjik tavırlarıyla gözüme girmişti. diğerleri hep birbirine benziyordu. sıkıcı sıkıcı müzikler, ölü ölü hareketler falan. yani o yaşımda tabii ki dikkatimi bunlar çekecek değil mi? ama iyi de yapmışım.
sonraları ne mi oldu? söyleyeceğim ama gülmeyin. bende bir fransızca merakı başladı. gidip kırtasiyeden sözlük aldım. başladım kelime ezberlemeye. manyak gibi evin içinde pağfua bonui bosua diye diye dolanıyordum. bizimkilere maskot olmuştum resmen. ama taktım mı takarım ya, azmettim. bir kitap buldum. 7.sınıf fransızca kitabı. baştan sona ezberledim resmen. sonra o öğrendiklerimi 4 sayfada özetleyen güzel bir gramer çalışması yaptım kendime. hiç bilmeyen biri o kağıtları alsın okusun ezberlesin, 1 haftada derdini anlatacak kadar öğrenir.
sonraki adımım bu fransızca öğrenme işini resmileştirmekti. lisede ingilizce olarak geçerli olan yabancı dilimi değiştirip fransızca yaptım. internetten kaynaklar buldum meb sitesinde. çalıştım, ezberledim. ve karşılığını da sınavlardan 100 olarak verdim. ve benimle dalga geçip eğlenen sevgili ailem de artık etrafa bu halimi ecellizz'in delilikleri ve dalga konusu olarak değil, başarı konusu olarak açmaya başladı. üzerimden hava attılar. vay dönekler vay yavşaklar diyeceğim ama demiyeyim. yine de sağ olsunlar var olsunlar.
şimdilerde ise, üniversitede de fransızca okuma şansım varken ve istanbul u kazanmama rağmen, iş imkanının olmaması ve aileme boşuna yük olmama uğruna başka bir dil seçmiş bulunmaktayım. yalnız dersler iyi giderse çift anadal/ yandal olarak almayı düşünüyorum.
velhasıl bendeki fransızca sevgisi, brian joubert kaynaklıdır. bu yüzden hayatımda yeri vardır bu adamın. belli mi olur belki bir gün fransaya gider oturup iki kahve içerim onunla, muhabbet ederiz. kim bilir..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar