bugün
- sözlükteki kaliteli yazarlar34
- avrupa'nın en ucuz akaryakıt fiyatları27
- çok açık giyinen kadınların evlilik hayali kurması30
- mazot fiyatlarının suçlusu21
- kendin hakkında bir gerçek bırak8
- yazarların fobileri15
- yazarların en malımsı özellikleri12
- sözlük yazarlarının normal kombinleri23
- türkiye tarihinin en yüksek asgari maaşı12
- islamda namaz yoktur37
- en başarılı türkiye'nin 2026 rte türkiyesi olması11
- keşke bu yaşanmışlıklar onunla olsaydı6
- sözlüğün reisi kim anketi19
- 174 kaslı mühendis9
- barbara palvin gelse reddedecek sözlük erkeği6
- ioçk'nın müziği7
- erkeklerin birbirine amk demesi6
- kainatta olan her şey mahlukatın yararı içindir2
- ünlüler neden uyuşturucu kullanır21
- 195 kaslı pilot10
- sözlük yazarlarının saatleri14
- israil'in nükleer silahları imha edilmelidir18
- gelecekteki sevgiliye not6
- nick vermeden bir yazara seslen10
- bik bik'in jeopolitik ve stratejik önemi15
- bir erkeğe ilk mesaj nasıl atılmalı15
- almanya da yaşayan yazarlar8
- sözlükte her gün bir yazarı şımartıyoruz36
- şeftali11
- gecenin geç saatlerinde entry girmek2
- barbara palvin mi güzel ben mi diyen sevgili5
- moraliniz bozukken ne yapıyorsunuz22
- antipanik sizce biraz antipatik mi12
- şeytanın bile israil'e karşı olması8
- şu an dinlenen şarkı5
- yapay zekanın kod yazması3
- sözlüğe video yükleyebilmek5
- doğru karpuz seçemeyen erkek12
- sözlüğün reisi kim14
- borsa istanbul5
- bu saatte hala uyumama sebebi4
- çağla idi21
- ismet gürbüz5
- turşu limonla mı olur sirkeyle mi anketi5
- kedi göbeği4
- sözlükteki her kızı öven tipler11
- gabar'dan petrol buldukça üzülen chp liler5
- ince parmaklı erkek4
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı18
- borsa8
kendine ait bir tarzı vardır. ilk gördüğümde 2003 yılıydı. görür görmez ondaki ışığı farketmiştim. son grup patenciler çıkmış pistte fink atıyorlardı. aralarından bir tanesi gözüme çarptı. dedim "ben bunu tutuyorum ulen". o sıralar da ortaokula gidiyorum he. neyse bunlar tek tek çıkmaya başladı. sıra benimkine geldi. baktım iyi kayıyordu sıpa. meğer seçe seçe o gruptaki en iyi patenciyi seçmişim. yani daha bu camiayı bilmeden yaptığım bir hareket bu. eğer bilseydim iyi olduğunu, tutmazdım. böyle tuhaf bir özelliğim var işte. illa normal ya da ezikleri tutacağım, destek vereceğim. zaten iyi olan iyidir yani desteğe ihtiyacı yok. plushenko'ya gıcık olma nedenim de budur aslında. yani zaten bir sürü seveni var. o kadar derece yapmış etmiş. ne diye tutayım yani. neyse.. o günden sonra brian aşağı brian yukarı gitti. zaten o şampiyonada birinci olmuştu. *
sonraki bir şampiyonada plushenko'dan önce çıkmıştı. düşmüştü.. ne kadar üzülmüştüm lan. sonra sıra plushenko'ya gelmişti. yalnız hatırlamıyorsam "baba" filmi müziğinde serisini sunuyordu. gayet de iyiydi. sonra kamera bir an brian joubert'i gösterdi. oturmuş bir yerde izliyor ama o kadar üzgündü ki.. içim acıdı lan. diğer taraftan brian'ın salak taraftarlarını gösteriyordu kamera, gülüp eğleniyorlar hala. ne sövmüştüm ama onlara. "ulan o..lar çocuk orda üzülüyor, o kadar çalışmış serisinden puanı kırılmış, en iyi rakibi güzel bir seri sunmakta siz orda ahohohoho hohoh apuhaha diye yavşak yavşak gülüyorsunuz hala! bi tarafınıza girsin o getirdiğiniz pankartlar! öyle açıp açıp da briaaaan allleeez alleeeez diye çemkirmekle, fotoğraf çektirmekle, imza dilenmekle olmuyor bu işler!".. diye uzayııp giden bir serzeniş yapmıştım.
aslında benim gözümde onu farklı yapan, tarzıydı. gerek seçtiği müzikler, gerek kıyafetler, figürler, enerjik tavırlarıyla gözüme girmişti. diğerleri hep birbirine benziyordu. sıkıcı sıkıcı müzikler, ölü ölü hareketler falan. yani o yaşımda tabii ki dikkatimi bunlar çekecek değil mi? ama iyi de yapmışım.
sonraları ne mi oldu? söyleyeceğim ama gülmeyin. bende bir fransızca merakı başladı. gidip kırtasiyeden sözlük aldım. başladım kelime ezberlemeye. manyak gibi evin içinde pağfua bonui bosua diye diye dolanıyordum. bizimkilere maskot olmuştum resmen. ama taktım mı takarım ya, azmettim. bir kitap buldum. 7.sınıf fransızca kitabı. baştan sona ezberledim resmen. sonra o öğrendiklerimi 4 sayfada özetleyen güzel bir gramer çalışması yaptım kendime. hiç bilmeyen biri o kağıtları alsın okusun ezberlesin, 1 haftada derdini anlatacak kadar öğrenir.
sonraki adımım bu fransızca öğrenme işini resmileştirmekti. lisede ingilizce olarak geçerli olan yabancı dilimi değiştirip fransızca yaptım. internetten kaynaklar buldum meb sitesinde. çalıştım, ezberledim. ve karşılığını da sınavlardan 100 olarak verdim. ve benimle dalga geçip eğlenen sevgili ailem de artık etrafa bu halimi ecellizz'in delilikleri ve dalga konusu olarak değil, başarı konusu olarak açmaya başladı. üzerimden hava attılar. vay dönekler vay yavşaklar diyeceğim ama demiyeyim. yine de sağ olsunlar var olsunlar.
şimdilerde ise, üniversitede de fransızca okuma şansım varken ve istanbul u kazanmama rağmen, iş imkanının olmaması ve aileme boşuna yük olmama uğruna başka bir dil seçmiş bulunmaktayım. yalnız dersler iyi giderse çift anadal/ yandal olarak almayı düşünüyorum.
velhasıl bendeki fransızca sevgisi, brian joubert kaynaklıdır. bu yüzden hayatımda yeri vardır bu adamın. belli mi olur belki bir gün fransaya gider oturup iki kahve içerim onunla, muhabbet ederiz. kim bilir..
sonraki bir şampiyonada plushenko'dan önce çıkmıştı. düşmüştü.. ne kadar üzülmüştüm lan. sonra sıra plushenko'ya gelmişti. yalnız hatırlamıyorsam "baba" filmi müziğinde serisini sunuyordu. gayet de iyiydi. sonra kamera bir an brian joubert'i gösterdi. oturmuş bir yerde izliyor ama o kadar üzgündü ki.. içim acıdı lan. diğer taraftan brian'ın salak taraftarlarını gösteriyordu kamera, gülüp eğleniyorlar hala. ne sövmüştüm ama onlara. "ulan o..lar çocuk orda üzülüyor, o kadar çalışmış serisinden puanı kırılmış, en iyi rakibi güzel bir seri sunmakta siz orda ahohohoho hohoh apuhaha diye yavşak yavşak gülüyorsunuz hala! bi tarafınıza girsin o getirdiğiniz pankartlar! öyle açıp açıp da briaaaan allleeez alleeeez diye çemkirmekle, fotoğraf çektirmekle, imza dilenmekle olmuyor bu işler!".. diye uzayııp giden bir serzeniş yapmıştım.
aslında benim gözümde onu farklı yapan, tarzıydı. gerek seçtiği müzikler, gerek kıyafetler, figürler, enerjik tavırlarıyla gözüme girmişti. diğerleri hep birbirine benziyordu. sıkıcı sıkıcı müzikler, ölü ölü hareketler falan. yani o yaşımda tabii ki dikkatimi bunlar çekecek değil mi? ama iyi de yapmışım.
sonraları ne mi oldu? söyleyeceğim ama gülmeyin. bende bir fransızca merakı başladı. gidip kırtasiyeden sözlük aldım. başladım kelime ezberlemeye. manyak gibi evin içinde pağfua bonui bosua diye diye dolanıyordum. bizimkilere maskot olmuştum resmen. ama taktım mı takarım ya, azmettim. bir kitap buldum. 7.sınıf fransızca kitabı. baştan sona ezberledim resmen. sonra o öğrendiklerimi 4 sayfada özetleyen güzel bir gramer çalışması yaptım kendime. hiç bilmeyen biri o kağıtları alsın okusun ezberlesin, 1 haftada derdini anlatacak kadar öğrenir.
sonraki adımım bu fransızca öğrenme işini resmileştirmekti. lisede ingilizce olarak geçerli olan yabancı dilimi değiştirip fransızca yaptım. internetten kaynaklar buldum meb sitesinde. çalıştım, ezberledim. ve karşılığını da sınavlardan 100 olarak verdim. ve benimle dalga geçip eğlenen sevgili ailem de artık etrafa bu halimi ecellizz'in delilikleri ve dalga konusu olarak değil, başarı konusu olarak açmaya başladı. üzerimden hava attılar. vay dönekler vay yavşaklar diyeceğim ama demiyeyim. yine de sağ olsunlar var olsunlar.
şimdilerde ise, üniversitede de fransızca okuma şansım varken ve istanbul u kazanmama rağmen, iş imkanının olmaması ve aileme boşuna yük olmama uğruna başka bir dil seçmiş bulunmaktayım. yalnız dersler iyi giderse çift anadal/ yandal olarak almayı düşünüyorum.
velhasıl bendeki fransızca sevgisi, brian joubert kaynaklıdır. bu yüzden hayatımda yeri vardır bu adamın. belli mi olur belki bir gün fransaya gider oturup iki kahve içerim onunla, muhabbet ederiz. kim bilir..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar