bugün
- reels izleme bağımlılığı5
- abdullah öcalan9
- gazisini zulüm eden savaşta asker bulamaz5
- alparslan kuytul13
- ağlamamak için kendini tutmak4
- fenerbahçe biraz sert biraz katı9
- müsavat dervişoğlu8
- fethullah gülen2
- etimek tatlısı2
- bik bik kız kaçırdı2
- togg2
- yasakçı zihniyet15
- ekşi sözlük21
- iran'ın avrupa daki abd hedeflerini vurması2
- ilk buluşmada 13 pişi yiyen kız12
- karanlıkta johnny depp e benzeyen yazarlar3
- kemal kılıçdaroğlu5
- hewal ebo4
- ahmet mümtaz taylan8
- ismail kartal16
- saddamdan kovulanların türkiyede özerklik istemesi4
- aleksey batrakov19
- kürtleri sempatik göstermek için söylenen yalanlar4
- marco asensio5
- tai lung4
- polisin verilen emrin yasaya uygunluğunu sorgusu12
- zeynep sude oktay2
- leyla ile mecnun4
- geceye bir şarkı bırak12
- fenerbahçe'nin başarısızlığının nedenleri4
- bugün ne yapsam9
- kokoreç3
- enayimiknatisi ile kavga etmek13
- ulusalcı önderlerin akp'ye geçmesi10
- game of thrones taki kerhaneci5
- sözlüğün bamyası4
- 0 0 7'nin kafasını tutup ağaca sürtmek5
- kimse kalmadı5
- furkan vakfı'na yönelik operasyon3
- ebu hanzala2
- deniz akkaya2
- zorunlu eğitim12
- yeni partinin ilk krizde duvara toslaması6
- muslettin amca4
- bahçeliden gündem yaratacak seçim sistemi çıkışı7
- tarhana içenlerin köylü ve eğitimsiz olması7
- felsefe9
- meral danış beştaş2
- doların 48 tl olması3
- sidiki cherif6
KALBiM ÇARPAR SENiNLE
Ajda Pekkan'ı sahnede seyretmek başka bir şeydir. Plaklar, şarkılar, albümler tamam, onları da hiçbir zaman dinlemeye doyamam edemem ama, Süperstar'ı sahnede seyretmenin tadına doyulmaz. Yıllar yılıdır değişmedi bu; Ajda Pekkan'ın sahneye çıkacağını her duyduğumda yerimde duramaz olurum. iki elim kanda bile olsa gider seyrederim Ajda Pekkan'ı. Gazino, kulüp, o mekan şu sahne ayırımı yapmadan koşarım peşinden. Fuar zamanı, sırf onu seyredebilmek için izmir'e gitmişliğim de vardır. Gider, Basmane'de ucuz bir otelde kalır, iki ya da üç gün üst üste onu seyreder dönerdim. Bebek Belediye ya da muadili yerler bile hızımı kesememiştir. Arkalardan, olabilecek en ucuz masayı seçer, fiks-menünün bir milim bile dışına taşmamaya gayret ederek, olağan programın, akışını bir an önce tamamlayıp sıranın ona gelmesini beklerdim. Egemen Bostancı'nın bu piyasaya el atması ile işim daha da kolaylaşmıştı. Daha kolay ve daha ucuz ulaşabiliyor olmuştum artık Ajda Pekkan'a. Açıkhava ya da Şan Tiyatrosu'na, Süperstar'ın neredeyse sahnede olduğu her gece giderdim. Konser ya da show'un bütün akışını ezberler, salondaki herkese, şu koca şarkıcıyı yalnızca bir kere gelip seyredebiliyorlar diye burun bükerdim. Geçtiğimiz yaz da, Rumeli Hisarı'nın programı açıklanır açıklanmaz koşup biletlerimi almıştım. Ama sanatçının geçirdiği rahatsızlık, bu konserlerin ertelenmesine neden olmuş, ben ve benim gibiler boyunlarını bükerek çıkabilecek ilk fırsatta dört nala koşturmak üzere tetikte bekler olmuştu. Bu fırsat da geçtiğimiz cumartesi çıktı önümüze. Ajda Pekkan, 27 Ocak 2001 Cumartesi gecesi; Buğra Uğur, Berç Yenal, Asım Ekren gibi devlerin de içinde olduğu bir orkestra eşliğinde, Bostancı Gösteri Merkezi'nde sahnedeydi...
BÜYÜ OLUR SARAR DÖRT YANDAN
Görülecek şeydi Ajda Pekkan. Her zamanki gibi tıklım tıklım dolu bir salona söyledi şarkılarını. Süperstar'ı kırk yıldır bilenler, takip edenler bile şaşkınlık ve heyecan içinde seyretmekteydiler onu. Fikret Şeneş, Şehrazat, Erkan Özerman, Nino Varon, Dani Grunberg de oradaydı, Nihat Odabaşı da... 90'lı yılların bu çok yetenekli ismi, heyecandan yerinde duramayarak "Bu kadın inanılmaz, bu kadın taş gibi" demekteydi dostlarına. Nihat Odabaşı çok haklı; Bu kadın inanılmaz. Her ne yapıyorsa yapıyor ve bin yıldır onu her saniye takip etmişleri bile şaşırtıyor. Tam da "Sihirli Aşk" şarkısında söylüyor olduğu gibi, büyü olup dört yandan sarıyor herkesi. Perde açıldığında gördüğümüz Ajda Pekkan, ilk bakışta; öyle tuhaf, öyle anlamsız, hatta öyle saçma kıyafetlere sarılıp sarmalanmıştı ki, bunları ondan başka kim giyse gülmekten yerlere yatardınız. Neredeyse kürk manto diyebileceğiniz bir şeyle sahneye adım atmıştı Ajda Pekkan. Altında da, bin tane deli saçması parça, aksesuar, ıvır zıvır. Ama, daha ilk şarkının hemen sonunda, hepimiz birden, kadının çok ama çok şık olduğuna hükmettik. Böyle bir gücü var Süperstar'ın, sizi her şeye, hem giydiklerine hem söylediklerine inandırabiliyor. Her zaman böyle olmuştur, o gece de öyle oldu. Sıkı Ajda Pekkan hayranlarının uzak durmaya çalıştığı son hit, "Aşka inanma"da bile büyülenmiş gözlerle bakıp durmaya devam ettik, "Aşka inanma"sak da, Ajda Pekkan'a inandık. Eski yeni her şeyini söyledi o gece Ajda Pekkan... "Bu şarkı da üzerime yapıştı kaldı" dediği "Petrol"ü de, 60'lardan "Saklanbaç"ı da, "Size şimdi hiç bilmediğiniz, yepyeni bir şarkı söyliyeceğim, bakalım sevecek misiniz ?" diyerek başladığı "Kimler Geldi Kimler Geçti"yi de, yaşamca kalmış olan "Son Yolcu"yu da, hatta çoğu zaman ihmal etmiş olduğu emsalsiz "Sihirli Aşk"ı da... Ama hiçbir Fransızca şarkısını söylemedi, "Viens Dans Ma Vie"yi olsun söylemedi. Belki günün şartları gereği bu böyleydi, belki de Fransızca sayfasını tamamen kapatmıştı Süperstar. Ama Yunanca şarkılar alınmıştı bu sefer repertuara. Memleketimizi kasıp kavurmakta olan '94'lük "Eleni" ve Angela Dimitriou'nun bir şarkısı, bu sefer Ajda Pekkan'ın sesinden yankılandı salonda. Çok yakınlarda, Atina'da vereceği konserde, bu şarkıları söylediğinde salonu eminim ki alkıştan inletecektir Ajda Pekkan, ama bana, bir parça Japonya dolaylarından derlenmiş gibi gözüktü bu şarkılar. Ben de bir tek kelime olsun Yunanca bilmem ama, çok fazla dinlediğim bir müziktir Yunan müziği ve Ajda Pekkan'ın versiyonları, bana hiç oralı gibi gelmedi. Ama ne gam, üstünde bile durulmazdı bunun, on dakika denilip, neredeyse bir saati bulmuş olan aradan sonra yerimize oturduğumuzda, müthiş bir sürpriz beklemekteydi bizi. Ajda Pekkan, tavana yakın bir noktaya asılı tutulmuş bir motosikletin üzerinde gülümsemekteydi bize perde açıldığında. Bu sefer de, bir kolej öğrencisi kadar sadeydi, bir beyaz gömlek ve bir siyah şort. Sanki, uyanmış da, yatakhanenin tuvaletine, dişini fırçalamak üzere gidiyormuş gibi sade ve sıradan. Ajda Pekkan'ın, bir tek beyaz gömlek, siyah şortla yapabildiğini, bir başkasının yapabileceğini sanmam...
Düşündüğüm, söylediğim her şey, hep aynı noktaya getirip bırakıyor beni: "Bir tek o, yalnızca o, hep o..." Hep böyle düşünüp, her zaman böyle söyleyeceğim: "Haykıracak nefesim kalmasa bile ..."
naim dilmener
Ajda Pekkan'ı sahnede seyretmek başka bir şeydir. Plaklar, şarkılar, albümler tamam, onları da hiçbir zaman dinlemeye doyamam edemem ama, Süperstar'ı sahnede seyretmenin tadına doyulmaz. Yıllar yılıdır değişmedi bu; Ajda Pekkan'ın sahneye çıkacağını her duyduğumda yerimde duramaz olurum. iki elim kanda bile olsa gider seyrederim Ajda Pekkan'ı. Gazino, kulüp, o mekan şu sahne ayırımı yapmadan koşarım peşinden. Fuar zamanı, sırf onu seyredebilmek için izmir'e gitmişliğim de vardır. Gider, Basmane'de ucuz bir otelde kalır, iki ya da üç gün üst üste onu seyreder dönerdim. Bebek Belediye ya da muadili yerler bile hızımı kesememiştir. Arkalardan, olabilecek en ucuz masayı seçer, fiks-menünün bir milim bile dışına taşmamaya gayret ederek, olağan programın, akışını bir an önce tamamlayıp sıranın ona gelmesini beklerdim. Egemen Bostancı'nın bu piyasaya el atması ile işim daha da kolaylaşmıştı. Daha kolay ve daha ucuz ulaşabiliyor olmuştum artık Ajda Pekkan'a. Açıkhava ya da Şan Tiyatrosu'na, Süperstar'ın neredeyse sahnede olduğu her gece giderdim. Konser ya da show'un bütün akışını ezberler, salondaki herkese, şu koca şarkıcıyı yalnızca bir kere gelip seyredebiliyorlar diye burun bükerdim. Geçtiğimiz yaz da, Rumeli Hisarı'nın programı açıklanır açıklanmaz koşup biletlerimi almıştım. Ama sanatçının geçirdiği rahatsızlık, bu konserlerin ertelenmesine neden olmuş, ben ve benim gibiler boyunlarını bükerek çıkabilecek ilk fırsatta dört nala koşturmak üzere tetikte bekler olmuştu. Bu fırsat da geçtiğimiz cumartesi çıktı önümüze. Ajda Pekkan, 27 Ocak 2001 Cumartesi gecesi; Buğra Uğur, Berç Yenal, Asım Ekren gibi devlerin de içinde olduğu bir orkestra eşliğinde, Bostancı Gösteri Merkezi'nde sahnedeydi...
BÜYÜ OLUR SARAR DÖRT YANDAN
Görülecek şeydi Ajda Pekkan. Her zamanki gibi tıklım tıklım dolu bir salona söyledi şarkılarını. Süperstar'ı kırk yıldır bilenler, takip edenler bile şaşkınlık ve heyecan içinde seyretmekteydiler onu. Fikret Şeneş, Şehrazat, Erkan Özerman, Nino Varon, Dani Grunberg de oradaydı, Nihat Odabaşı da... 90'lı yılların bu çok yetenekli ismi, heyecandan yerinde duramayarak "Bu kadın inanılmaz, bu kadın taş gibi" demekteydi dostlarına. Nihat Odabaşı çok haklı; Bu kadın inanılmaz. Her ne yapıyorsa yapıyor ve bin yıldır onu her saniye takip etmişleri bile şaşırtıyor. Tam da "Sihirli Aşk" şarkısında söylüyor olduğu gibi, büyü olup dört yandan sarıyor herkesi. Perde açıldığında gördüğümüz Ajda Pekkan, ilk bakışta; öyle tuhaf, öyle anlamsız, hatta öyle saçma kıyafetlere sarılıp sarmalanmıştı ki, bunları ondan başka kim giyse gülmekten yerlere yatardınız. Neredeyse kürk manto diyebileceğiniz bir şeyle sahneye adım atmıştı Ajda Pekkan. Altında da, bin tane deli saçması parça, aksesuar, ıvır zıvır. Ama, daha ilk şarkının hemen sonunda, hepimiz birden, kadının çok ama çok şık olduğuna hükmettik. Böyle bir gücü var Süperstar'ın, sizi her şeye, hem giydiklerine hem söylediklerine inandırabiliyor. Her zaman böyle olmuştur, o gece de öyle oldu. Sıkı Ajda Pekkan hayranlarının uzak durmaya çalıştığı son hit, "Aşka inanma"da bile büyülenmiş gözlerle bakıp durmaya devam ettik, "Aşka inanma"sak da, Ajda Pekkan'a inandık. Eski yeni her şeyini söyledi o gece Ajda Pekkan... "Bu şarkı da üzerime yapıştı kaldı" dediği "Petrol"ü de, 60'lardan "Saklanbaç"ı da, "Size şimdi hiç bilmediğiniz, yepyeni bir şarkı söyliyeceğim, bakalım sevecek misiniz ?" diyerek başladığı "Kimler Geldi Kimler Geçti"yi de, yaşamca kalmış olan "Son Yolcu"yu da, hatta çoğu zaman ihmal etmiş olduğu emsalsiz "Sihirli Aşk"ı da... Ama hiçbir Fransızca şarkısını söylemedi, "Viens Dans Ma Vie"yi olsun söylemedi. Belki günün şartları gereği bu böyleydi, belki de Fransızca sayfasını tamamen kapatmıştı Süperstar. Ama Yunanca şarkılar alınmıştı bu sefer repertuara. Memleketimizi kasıp kavurmakta olan '94'lük "Eleni" ve Angela Dimitriou'nun bir şarkısı, bu sefer Ajda Pekkan'ın sesinden yankılandı salonda. Çok yakınlarda, Atina'da vereceği konserde, bu şarkıları söylediğinde salonu eminim ki alkıştan inletecektir Ajda Pekkan, ama bana, bir parça Japonya dolaylarından derlenmiş gibi gözüktü bu şarkılar. Ben de bir tek kelime olsun Yunanca bilmem ama, çok fazla dinlediğim bir müziktir Yunan müziği ve Ajda Pekkan'ın versiyonları, bana hiç oralı gibi gelmedi. Ama ne gam, üstünde bile durulmazdı bunun, on dakika denilip, neredeyse bir saati bulmuş olan aradan sonra yerimize oturduğumuzda, müthiş bir sürpriz beklemekteydi bizi. Ajda Pekkan, tavana yakın bir noktaya asılı tutulmuş bir motosikletin üzerinde gülümsemekteydi bize perde açıldığında. Bu sefer de, bir kolej öğrencisi kadar sadeydi, bir beyaz gömlek ve bir siyah şort. Sanki, uyanmış da, yatakhanenin tuvaletine, dişini fırçalamak üzere gidiyormuş gibi sade ve sıradan. Ajda Pekkan'ın, bir tek beyaz gömlek, siyah şortla yapabildiğini, bir başkasının yapabileceğini sanmam...
Düşündüğüm, söylediğim her şey, hep aynı noktaya getirip bırakıyor beni: "Bir tek o, yalnızca o, hep o..." Hep böyle düşünüp, her zaman böyle söyleyeceğim: "Haykıracak nefesim kalmasa bile ..."
naim dilmener
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar