bugün
- manipülasyon nasil önlenir5
- 23 haziran 2026 ingiltere gana maçı3
- klimasız arabayla uzun yol gitmek7
- gece 23'ten sonra sözlüğe giren erkek10
- falıma bakmak isteyen var mı7
- meme mutluluk getirir mi getirmez mi sorunsalı15
- müşriklerin esasında putlara tapmaması2
- eski uludağ sözlük ortamı7
- erkek aldatabilir ama kadın aldatamaz14
- para mutluluk getirir mi getirmez mi sorunsalı16
- erkek erkeğe açık oylaşmak7
- kadınlar neden aldatır17
- toplu taşıma aracı2
- 23 haziran 2026 portekiz özbekistan maçı12
- lip balm kullanan erkek6
- online yazarlar8
- dating app kültürü ve değişen cinsellik algısı6
- burç saçmalığı6
- ben abaza değilim testosteronum yüksek diyen erkek6
- kadıköydeki tuhaf tipler5
- aldım kabul ettim6
- sedat pekmez18
- nofap6
- sözlükteki üstü kapalı erkek nefreti11
- devşirmelik makamı13
- kültür mantarı ve değişen mantar algısı4
- instagram çökünce sözlüğe sarmak3
- geceye şarkı bırak3
- tarot falına inanan salak8
- 0 0 75
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle27
- gratiste indirim kovalayan erkek3
- dont fuck with me tony4
- cut the crap4
- ayrılığın 7 aşaması2
- diamond bosphoruss denen yazar8
- gay pornosu izlerken oğlunu gören baba9
- lionel messi11
- su içmekten göbeğin çıkması2
- biz arap değiliz biz türk üz8
- yapay zekaya entry yazdıran yazar5
- sözlüğe fotoğraf atmayanların özgüvensiz sanılması19
- tekerlek kaşar4
- her türk kızını türbanlı zanneden gavur8
- kabullenince huzur veren gerçekler9
- frenkler2
- profiline kendi resmini koyan yazarın asıl amacı8
- 2026 dünya kupası finalini kim oynar20
- 2026 dünya kupası15
- erkekle seviştikten sonra öldürmek3
entry'ler (30)
Kıymeti bilinmeyendir.
Sözlükteki bazı akıllıların iddaa ettiği gibi Kendi kendine konuşmak ve gülmek olmayandır.
Efendim ?
Tanım : bir zamanlar muhabbet etmişliğim olan 11. Nesil çaylak, gerçi neden çaylağa çekildiğini anlamayadım, kendisinin entrilerini son derece farklı ve başarılı bulurdum. Kendisine hayatta başarılar diliyorum.
Böyle bir durumdaysanız başkalarını değiştirmek yerine, önce kendinizi değiştirmeyi deneyin, böylece onlara sizinle dalga geçecek bi koz bırakmamış olursunuz. Mesela sizin konuşmanızlamı dalga geçiyorlar o zaman az ve öz konuşun arkadaşım, böylece onların eline herhangi bir koz vermemiş olursunuz. Ayrıca sizinle dalga geçen insanlarla aranıza mesafe koyup daha olgun bir duruş sergileyebilirsiniz, karşıdaki insanla aşırı samimiyet ve verilen tavizler bu tarz dalga geçmelere sebebiyet verebilir.
Ancak şunuda söylemek lazım insanlar birbirleriyle dalga geçmeyi severler, zaman zaman hepimiz birbirimizle dalga geçiyoruz aslında bu normal birşeydir, birisinin sizinle dalga geçmesi sizle bir problemi olduğu anlamına gelmez, samimiyetinize güvenerekte bunu yapıyor olabilir, sizde zaman zaman kendinizle dalga geçmesini bilin, bu tarz şeyleri fazla ciddiye almayın ama eğer bu dalganın boyutu sizi rahatsız ediyorsa bunu yapan kişiyi karşısınıza alıp bu durumun hoşunuza gitmediğini ve bundan rahatsız olduğunuzu söyleyebilirsiniz, buda olmazsa kendinizi değiştirmeyi böylece karşı tarafa koz vermemeyi deneyin buda olmazsa onları sallamayın zaten bunlara rağmen aynı şeyleri yapıyorlarsa salak ve boş adamlardır onlara uymayın hiçbir zaman kavga tartışmaya girmeyin, it ürür kervan yürür aga.
Ancak şunuda söylemek lazım insanlar birbirleriyle dalga geçmeyi severler, zaman zaman hepimiz birbirimizle dalga geçiyoruz aslında bu normal birşeydir, birisinin sizinle dalga geçmesi sizle bir problemi olduğu anlamına gelmez, samimiyetinize güvenerekte bunu yapıyor olabilir, sizde zaman zaman kendinizle dalga geçmesini bilin, bu tarz şeyleri fazla ciddiye almayın ama eğer bu dalganın boyutu sizi rahatsız ediyorsa bunu yapan kişiyi karşısınıza alıp bu durumun hoşunuza gitmediğini ve bundan rahatsız olduğunuzu söyleyebilirsiniz, buda olmazsa kendinizi değiştirmeyi böylece karşı tarafa koz vermemeyi deneyin buda olmazsa onları sallamayın zaten bunlara rağmen aynı şeyleri yapıyorlarsa salak ve boş adamlardır onlara uymayın hiçbir zaman kavga tartışmaya girmeyin, it ürür kervan yürür aga.
Sözlükteki +18 arkadaşların pekçoğunda bir gram beyin yokken önemsenmeyecek bir ayrıntıdır.
Özveriyle Girdiği entrileriyle bir uludağsözlük jenerasyonunu aydınlatan, dosta güven, düşmana korku salan, tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruyan erkişi sözlük yazarı.
(bkz: yersen)
(bkz: yersen)
Aşkla bakan gözleridir.
Ona küçük süprizler yapardım.
Doğup büyüdüğüm ve heryerde gururla anlattığım canım memleketim.
Bence en büyük eksiklikleri bu toplumda doğmalarıdır, yapılan yorumlara bakılınca kendilerine sürekli bir saldırı yapıldığını görüyorum, oysaki onlardan birisi muhtemelen gelecekte bizlerden birinin eşi olacaktır.
Kadını ve erkeği şekillendiren toplumun yapısıdır gençler. Bir örnekle açıklayacak olursam Avrupada bir kız samimi bir erkek arkadaşıyla karşılaştığında ya sarılır yada yanaklardan birbirlerini öperler ancak Türkiyede ise sadece el sıkışmayı tercih eder öpmek için kafayı uzatınca istemsizce kafa tokuştururlar. Sırf bu sebebten türkiyedeki pekçok samimi olduğum kız arkadaşımdan soğumuşluğum vardır, burada bir samimiyetsizlik var çünkü.
Kızda bu samimiyetsizliği yaratan ise toplumun baskıcı tutumu ve bu toplum yapısının yetiştirdiği erkeklerdir. Çoğu Türk erkeği, cinsel açlık çeken, kızlarla iletişim kuramayan, onlara ulaşamamanın verdiği kinle her fırsatta onları yaftalamaya çalışan bireylerden oluşur, işte türk erkeğinin bu özelliği Türk kızını politikacı, güvensiz ve dengesiz olmaya itmiştir. Daha derin düşünürseniz aslında türk kızının bir eksikliği yoktur, asıl eksiklik toplumun yapısı ve baskıcı düşünce anlayışında yatmaktadır.
Kadını ve erkeği şekillendiren toplumun yapısıdır gençler. Bir örnekle açıklayacak olursam Avrupada bir kız samimi bir erkek arkadaşıyla karşılaştığında ya sarılır yada yanaklardan birbirlerini öperler ancak Türkiyede ise sadece el sıkışmayı tercih eder öpmek için kafayı uzatınca istemsizce kafa tokuştururlar. Sırf bu sebebten türkiyedeki pekçok samimi olduğum kız arkadaşımdan soğumuşluğum vardır, burada bir samimiyetsizlik var çünkü.
Kızda bu samimiyetsizliği yaratan ise toplumun baskıcı tutumu ve bu toplum yapısının yetiştirdiği erkeklerdir. Çoğu Türk erkeği, cinsel açlık çeken, kızlarla iletişim kuramayan, onlara ulaşamamanın verdiği kinle her fırsatta onları yaftalamaya çalışan bireylerden oluşur, işte türk erkeğinin bu özelliği Türk kızını politikacı, güvensiz ve dengesiz olmaya itmiştir. Daha derin düşünürseniz aslında türk kızının bir eksikliği yoktur, asıl eksiklik toplumun yapısı ve baskıcı düşünce anlayışında yatmaktadır.
Montaigne güzel anlatmıştır bunu :
"Dost ve dostluk dediğimiz, ruhlarımızın beraber olmasını sağlayan bir raslantı ya da zorunlulukla edindiğimiz ilintiler, yakınlıklardır. Benim anlattığım dostlukta ruhlar o kadar derinden uyuşmuş, karışmış kaynaşmıştır ki onları birleştiren dikişi silip süpürmüş ve artık bulamaz olmuşlardır. Onu niçin sevdiğimi bana söyletmek isterlerse bunu ancak şöyle anlatabilirim sanıyorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim.
"Dost ve dostluk dediğimiz, ruhlarımızın beraber olmasını sağlayan bir raslantı ya da zorunlulukla edindiğimiz ilintiler, yakınlıklardır. Benim anlattığım dostlukta ruhlar o kadar derinden uyuşmuş, karışmış kaynaşmıştır ki onları birleştiren dikişi silip süpürmüş ve artık bulamaz olmuşlardır. Onu niçin sevdiğimi bana söyletmek isterlerse bunu ancak şöyle anlatabilirim sanıyorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim.
Yerine göre davranabilme sanatıdır.
Geçenlerde başıma gelen ve beni ziyadesiyle etkileyen bu olayı Uludağ suserleriyle paylaşmak istiyorum.
Çok değil, sadece birkaç hafta öncesiydi, Yağmurun çizelediği sıradan bir istanbul gecesiydi işte. Her zamanki koşuşturma, her zamanki sıradanlık..
Yağmurun pencere camlarını kaygısızca dövdüğü o gecede ben bir arkaşımın Nişantaşındaki evinde ayaklarımı uzatmış bir yandan Jack daniels viskimi yudumluyor, bir yandan hoyratça kahkalarla yakın dostumun o her zamanki muhteşem espirilerini dinliyordum. Ancak zaman çabuk ilerliyordu, bir an kafamı kaldırıp dostumun özenle koruduğu o aile yadigarı guguklu saate baktım. Epey geç olmuştu, artık gitmeliydim... Ancak arkadaşımın yoğun ısrarları üzerine o gece orda kalmayı kabul ettim. Yatağa girdim, kafamı kuş tüyü yastığa koydum, göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim. Az sonra ise rüyamda koyunları sayıyordum... Farklı birşey yoktu işte , nede olsa sıradan bir istanbul gecesiydi...
Güneşin ilk ışıkları kendini pencere pervazlarından sızan ince şeritler halinde belli ederken, camı bir kavgada kırılan emektar telefonumun çalar saatiyle uyandım. Hızlı ve sessiz bir şekilde hazırlandım, Şükran belirten kısa bir not yazıp dostumun salonunda bulunan bir masanın üzerine bıraktım. ama oda ne ! aniden baş parmağımı masanın bacağını vurdum, bir küfür savurdum ve bozuntuya vermeden yavaşça evin dış kapısını açtım, artık dışarıya adımımı atmıştım. Ancak o günün benim için çok farklı ve özel olacağını nereden bilebilirdim ? Tabikide bilemezdim, o yüzden yaşayıp görmeliydim...
O Gün Okulumla ilgili halletmem gereken bazı ufak işler vardı onları halletmem saatler sürdü, daha sonrası birkaç ufak ve sıkıcı akraba ziyareti gerçekleştirdim. Güneş yavaş yavaş batmaya başladığında ise ben tek manasıyla bitmiş haldeydim ve Galata köprüsü üzerinden evime doğru ilerliyordum, hafif esen rüzgar genç yaşımda ak düşen saçlarımı havadaki bir tüy misali savururken, kendimi aniden bastıran yağmurun insafiyetine bırakmıştım. Ama ben akıllı bir adamdım, hemen şemsiyemi çıkardım ve adımlarımı hızlandırdım. Ama o da ne ? ileride köprüden aşağı bakan bir kadın silueti gördüm, biraz daha yaklaştığımda ise kadının yağmurdan sırılsıklam bir halde ağladığını gördüm, biraz tereddütle yanına yanaştım:
- iyimisiniz bayan ?
hafifçe başını salladı, onu orada bu şekilde bırakamazdım, delikanlılığa yakışmazdı, biraz daha dikkatli incelediğimde onun en fazla 25 yaşlarında ela gözlü, kumral bir kız olduğunu gördüm, o kadar güzeldiki, hemen ceketimi çıkarıp onun ürkek omuzlarına koydum, Daha sonra ona döndüm ve
- Benimle gel, artık güvendesin !
Yaklaşık yarım saat sonra evime varmıştık, hemen ona sıcak bir kahve yaptım, ona uzattığım kahveyi utangaç bakışlarla yudumladı, kahve bittikten sonra ise ona benim gömleklerimden ve eşofmanlarımdan birisini verdim ve isterse duşa girebileceğini söyledim. o hiç tanımadığım kız duştayken bende bir bira açtım, koltuğuma serilip dede yadigarı gramafondan bir şarkı açtım. Artık kafamı dinleyebilirdim çünkü tek duyduğum gelen keman sesiydi...
Az sonra o tanımadığım kız duştan çıkmıştı, üzerinde pazardan 20 liraya aldığım çin malı bornozum vardı. Bana doğru ürkek adımlarla yaklaştı ve en şirin gülümsemesiyle bana teşekkür etti. Daha sonra benim odamda üzerini değiştirdi ve yanıma geldi, sabaha kadar sohbet ettik. Bana bisikletle avrupayı dolaştığını, manş denizini yüzerek geçen ilk türk olduğunu anlattı, gerçekten çok etkilenmiştim... Bir ara mutfağın yerini sorup bana bir kahvede o yaptı, kahveyi içtikten sonra üzerime bir yorgunluk çöktü, göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim ve sonra karanlık bir uykuya daldım, acaba kahveme ilaçmı katmıştı ? Kimdi bu kız ?
Aradan saatler geçip Uyandığımda ise küvette çıplak şekilde yatıyordum. hemen ayağa kalktım önce böbrekleri kontrol ettim sorun yoktu, bornozumu aradığım sırada aniden buğulu banyo camının üzerine rujla yazılmış o yazıyı gördüm
-Hoşçakal...
Anadan üryan vaziyette banyodan fırladım, ancak manzara karşısında şok olmuştum, çünkü soyulmuştum, dededen kalma gramafon, tüm birikimim herşey bir anda yokolmuştu. Hatta içmeye kıyamadığı o 70 lik yeni rakıyı bile çalmıştı hayırsızın kızı..
Velhasıl bu olaydan sonra tanımadığım kimseyi eve almadım ama o ela gözlü kızıda hiç unutamadım, çünkü ona aşık olmuştum. şimdi her yağmur yağdığında onu birkez daha görebilmek umuduyla galata köprüsüne gidiyorum ama o hiç gelmiyor, uzaklara bakıyorum o tarihi köprüden, ve hayali bir siluet görüyorum, uzaklarda, çok uzaklarda...
Çok değil, sadece birkaç hafta öncesiydi, Yağmurun çizelediği sıradan bir istanbul gecesiydi işte. Her zamanki koşuşturma, her zamanki sıradanlık..
Yağmurun pencere camlarını kaygısızca dövdüğü o gecede ben bir arkaşımın Nişantaşındaki evinde ayaklarımı uzatmış bir yandan Jack daniels viskimi yudumluyor, bir yandan hoyratça kahkalarla yakın dostumun o her zamanki muhteşem espirilerini dinliyordum. Ancak zaman çabuk ilerliyordu, bir an kafamı kaldırıp dostumun özenle koruduğu o aile yadigarı guguklu saate baktım. Epey geç olmuştu, artık gitmeliydim... Ancak arkadaşımın yoğun ısrarları üzerine o gece orda kalmayı kabul ettim. Yatağa girdim, kafamı kuş tüyü yastığa koydum, göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim. Az sonra ise rüyamda koyunları sayıyordum... Farklı birşey yoktu işte , nede olsa sıradan bir istanbul gecesiydi...
Güneşin ilk ışıkları kendini pencere pervazlarından sızan ince şeritler halinde belli ederken, camı bir kavgada kırılan emektar telefonumun çalar saatiyle uyandım. Hızlı ve sessiz bir şekilde hazırlandım, Şükran belirten kısa bir not yazıp dostumun salonunda bulunan bir masanın üzerine bıraktım. ama oda ne ! aniden baş parmağımı masanın bacağını vurdum, bir küfür savurdum ve bozuntuya vermeden yavaşça evin dış kapısını açtım, artık dışarıya adımımı atmıştım. Ancak o günün benim için çok farklı ve özel olacağını nereden bilebilirdim ? Tabikide bilemezdim, o yüzden yaşayıp görmeliydim...
O Gün Okulumla ilgili halletmem gereken bazı ufak işler vardı onları halletmem saatler sürdü, daha sonrası birkaç ufak ve sıkıcı akraba ziyareti gerçekleştirdim. Güneş yavaş yavaş batmaya başladığında ise ben tek manasıyla bitmiş haldeydim ve Galata köprüsü üzerinden evime doğru ilerliyordum, hafif esen rüzgar genç yaşımda ak düşen saçlarımı havadaki bir tüy misali savururken, kendimi aniden bastıran yağmurun insafiyetine bırakmıştım. Ama ben akıllı bir adamdım, hemen şemsiyemi çıkardım ve adımlarımı hızlandırdım. Ama o da ne ? ileride köprüden aşağı bakan bir kadın silueti gördüm, biraz daha yaklaştığımda ise kadının yağmurdan sırılsıklam bir halde ağladığını gördüm, biraz tereddütle yanına yanaştım:
- iyimisiniz bayan ?
hafifçe başını salladı, onu orada bu şekilde bırakamazdım, delikanlılığa yakışmazdı, biraz daha dikkatli incelediğimde onun en fazla 25 yaşlarında ela gözlü, kumral bir kız olduğunu gördüm, o kadar güzeldiki, hemen ceketimi çıkarıp onun ürkek omuzlarına koydum, Daha sonra ona döndüm ve
- Benimle gel, artık güvendesin !
Yaklaşık yarım saat sonra evime varmıştık, hemen ona sıcak bir kahve yaptım, ona uzattığım kahveyi utangaç bakışlarla yudumladı, kahve bittikten sonra ise ona benim gömleklerimden ve eşofmanlarımdan birisini verdim ve isterse duşa girebileceğini söyledim. o hiç tanımadığım kız duştayken bende bir bira açtım, koltuğuma serilip dede yadigarı gramafondan bir şarkı açtım. Artık kafamı dinleyebilirdim çünkü tek duyduğum gelen keman sesiydi...
Az sonra o tanımadığım kız duştan çıkmıştı, üzerinde pazardan 20 liraya aldığım çin malı bornozum vardı. Bana doğru ürkek adımlarla yaklaştı ve en şirin gülümsemesiyle bana teşekkür etti. Daha sonra benim odamda üzerini değiştirdi ve yanıma geldi, sabaha kadar sohbet ettik. Bana bisikletle avrupayı dolaştığını, manş denizini yüzerek geçen ilk türk olduğunu anlattı, gerçekten çok etkilenmiştim... Bir ara mutfağın yerini sorup bana bir kahvede o yaptı, kahveyi içtikten sonra üzerime bir yorgunluk çöktü, göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim ve sonra karanlık bir uykuya daldım, acaba kahveme ilaçmı katmıştı ? Kimdi bu kız ?
Aradan saatler geçip Uyandığımda ise küvette çıplak şekilde yatıyordum. hemen ayağa kalktım önce böbrekleri kontrol ettim sorun yoktu, bornozumu aradığım sırada aniden buğulu banyo camının üzerine rujla yazılmış o yazıyı gördüm
-Hoşçakal...
Anadan üryan vaziyette banyodan fırladım, ancak manzara karşısında şok olmuştum, çünkü soyulmuştum, dededen kalma gramafon, tüm birikimim herşey bir anda yokolmuştu. Hatta içmeye kıyamadığı o 70 lik yeni rakıyı bile çalmıştı hayırsızın kızı..
Velhasıl bu olaydan sonra tanımadığım kimseyi eve almadım ama o ela gözlü kızıda hiç unutamadım, çünkü ona aşık olmuştum. şimdi her yağmur yağdığında onu birkez daha görebilmek umuduyla galata köprüsüne gidiyorum ama o hiç gelmiyor, uzaklara bakıyorum o tarihi köprüden, ve hayali bir siluet görüyorum, uzaklarda, çok uzaklarda...
iki kelime, üçbeş gramer öğrenen adamların bildiğini iddaa ettiği dildir,
Ne yazikki ingilizce gibi kolay öğrenebilecek bir dil değildir, Türkiyede şartlarında iyi öğrenilmesi zordur, Bol pratik gerektirir. Tam emin olmamakla beraber Türkiyede en iyi eğitimin istanbul Cervanteste verildiğini düşünüyorum. En güzel ispanyolca konuşulan bir ülkede yaşanılarak öğrenilir. Ayrıca cermen dili değil, türevleri fransızca, italyanca, romence gibi bir Latin dilidir. En çok Portekizceye benzer, Türkçeden kolay, ingilizceden daha zordur. Subjuntivo konusu öğrenenini en çok zorlayan konudur. Ancak Biraz çalışmayla oda öğrenilebilir. Kanımca en zor ve insanı sıkıntıya sokan yönü fiillerin her kişiye göre farklı çekilmesi ve zamanların fazla olmasıdır. Bir örnek, ingilizce geniş zamanda yapmak fiilini kullanırken :
I do ( ben)
you do (sen)
he does ( o )
we do ( biz )
you do (siz)
they do (onlar )
Ancak ispanyolcada fiilleri çekerken fiil ingilizce gibi sabit kalmaz türkçe gibi kişiye göre değişir örneğin : hacer ( yapmak ) fiili geniş zamanda :
Hago - yaparım - ben
haces - yaparsın - sen
hace - yapar - o
hacemos - yaparız - biz
haceis -yaparsınız - siz
hacen -yaparlar - onlar
Burda yapılması gereken oturup fiil çekimlerini ezberlemektir. Ancak büyük ihtimal unutulacak olduğundan pratik gereklidir.
Öğrenmeye niyeti olan arkadaşlara tavsiyem : Her ne kadar zor gözüksede çalışan kişi için öğrenilmesi kolay bir dildir, bu şeyler gözünüzü korkutmasın, Özelliklede biraz ingilizce altyapınız varsa ingilizce bilmeyen birine göre %30 daha hızlı öğrenebilirsiniz, çünkü pek çok kelime ortak ve gramar ve cümle kurulumları benzerlik gösteriyor. Yani inanıyorsanız ve azim ederseniz hiç zor değil .
Ne yazikki ingilizce gibi kolay öğrenebilecek bir dil değildir, Türkiyede şartlarında iyi öğrenilmesi zordur, Bol pratik gerektirir. Tam emin olmamakla beraber Türkiyede en iyi eğitimin istanbul Cervanteste verildiğini düşünüyorum. En güzel ispanyolca konuşulan bir ülkede yaşanılarak öğrenilir. Ayrıca cermen dili değil, türevleri fransızca, italyanca, romence gibi bir Latin dilidir. En çok Portekizceye benzer, Türkçeden kolay, ingilizceden daha zordur. Subjuntivo konusu öğrenenini en çok zorlayan konudur. Ancak Biraz çalışmayla oda öğrenilebilir. Kanımca en zor ve insanı sıkıntıya sokan yönü fiillerin her kişiye göre farklı çekilmesi ve zamanların fazla olmasıdır. Bir örnek, ingilizce geniş zamanda yapmak fiilini kullanırken :
I do ( ben)
you do (sen)
he does ( o )
we do ( biz )
you do (siz)
they do (onlar )
Ancak ispanyolcada fiilleri çekerken fiil ingilizce gibi sabit kalmaz türkçe gibi kişiye göre değişir örneğin : hacer ( yapmak ) fiili geniş zamanda :
Hago - yaparım - ben
haces - yaparsın - sen
hace - yapar - o
hacemos - yaparız - biz
haceis -yaparsınız - siz
hacen -yaparlar - onlar
Burda yapılması gereken oturup fiil çekimlerini ezberlemektir. Ancak büyük ihtimal unutulacak olduğundan pratik gereklidir.
Öğrenmeye niyeti olan arkadaşlara tavsiyem : Her ne kadar zor gözüksede çalışan kişi için öğrenilmesi kolay bir dildir, bu şeyler gözünüzü korkutmasın, Özelliklede biraz ingilizce altyapınız varsa ingilizce bilmeyen birine göre %30 daha hızlı öğrenebilirsiniz, çünkü pek çok kelime ortak ve gramar ve cümle kurulumları benzerlik gösteriyor. Yani inanıyorsanız ve azim ederseniz hiç zor değil .
Hayatımın en güzel 10 ayını geçirdiğim, erasmusa katılacak arkadaşlarada kesinlikle önerdiğim ülkedir, ancak şunuda söylemeliyim gitmeden önce muhakkak biraz ispanyolca öğrenmeye bakın, ispanyolların çoğu ingilizce bilmez, bu durumda uzun süre aralarında ruh gibi hiçbirşey anlamadan gezebilirsiniz.
Velhasıl insanı güzel, kendi güzel, gidip görülmeye değer bir ülkedir. Herkese tavsiye ediyorum.
Velhasıl insanı güzel, kendi güzel, gidip görülmeye değer bir ülkedir. Herkese tavsiye ediyorum.
Kanımca abartılacak bi güzel olmayan ancak yinede görülmeye değer, insanı mütavazı, havası hasta edici, atmosferi etkileyici ufak bir atlantik şehri.
Sakalsız halim josh radnor, sakallı halim ömer çelakıl.
Nice hikaye.
Haddini bilmez, dosta Keyif düşmana Acı veren gülüşlere sahip yazardır. varlığıyla sözlüğü şereflendirmiştir...