bugün
- bir çiçek fotoğrafı bırak5
- utanmadan şort giyen erkek7
- sözlüğe fotoğraf atmayanların özgüvensiz sanılması16
- akp'nin cumhurbaşkanı adayının erdoğan olması6
- evli çiftlerde tv kumandası kimde olur6
- suv araç sayısının binek araçları geçmesi5
- aylık 375 bin tl iyi para mıdır sorunsalı4
- ashley dont look at him look at me2
- kabullenince huzur veren gerçekler2
- 2026 dünya kupası finalini kim oynar20
- bozulmaması ile meşhur olan şeyler10
- elimde goruntuleriniz var2
- bakire kızla evlenmeyi savunmak7
- eski mesajları okumak3
- sedat pekmez9
- san marino nun dünya kupasını alması3
- küfreden kız iticiliği8
- bir kadını araba park ederken izlemek3
- chp'ye yeni parti için isim önerileri2
- jenga da yenilen inşaat mühendisi2
- ismet gurbuz 202418
- lionel messi4
- patates kızartmasına yapışan biber tohumu3
- telefon sinyali çekmeyen bölgede kaybolmak6
- gay pornosu izlerken oğlunu gören baba3
- dünya kupasında özbekistan'ı desteklemek4
- lanet olsun dostum ben hemen buradan gidiyorum2
- sevgiliye gitmemesi için söylenen sözler6
- emekliliği gelen beyaz eşyanın yazlığa yerleşmesi2
- bacak kıllarını almadan şort giyen erkek5
- cuckold esnasında karınızın fenalaşması3
- israil'in lübnan da işgali sürdürme mesajı3
- eğilirken eliyle göğüs dekoltesini kapatan kız13
- yazarlara gelen son mesaj4
- lahmacunu elle yiyen kız19
- ideal sevgilinin en önemli özelliği16
- 22 haziran 2026 arjantin avusturya maçı5
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle25
- beyaz otomobil satın almak15
- öndeki bir tutam saçına çok özen gösteren kel2
- usta şoförlerden acemi şoförlere tavsiyeler8
- rte'nin 2028 adaylığının açıklanması2
- lise defteri7
- ankara da nato zirvesi tedbirleri5
- bugün de meme atan olmaması13
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı47
- yürüyüş partisi7
- 2002 dünya kupası üçüncülük maçı2
- uludağ sözlük'ün instagram'a dönmesi9
- 23 haziran 2026 fransa ırak maçı4
Geçenlerde başıma gelen ve beni ziyadesiyle etkileyen bu olayı Uludağ suserleriyle paylaşmak istiyorum.
Çok değil, sadece birkaç hafta öncesiydi, Yağmurun çizelediği sıradan bir istanbul gecesiydi işte. Her zamanki koşuşturma, her zamanki sıradanlık..
Yağmurun pencere camlarını kaygısızca dövdüğü o gecede ben bir arkaşımın Nişantaşındaki evinde ayaklarımı uzatmış bir yandan Jack daniels viskimi yudumluyor, bir yandan hoyratça kahkalarla yakın dostumun o her zamanki muhteşem espirilerini dinliyordum. Ancak zaman çabuk ilerliyordu, bir an kafamı kaldırıp dostumun özenle koruduğu o aile yadigarı guguklu saate baktım. Epey geç olmuştu, artık gitmeliydim... Ancak arkadaşımın yoğun ısrarları üzerine o gece orda kalmayı kabul ettim. Yatağa girdim, kafamı kuş tüyü yastığa koydum, göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim. Az sonra ise rüyamda koyunları sayıyordum... Farklı birşey yoktu işte , nede olsa sıradan bir istanbul gecesiydi...
Güneşin ilk ışıkları kendini pencere pervazlarından sızan ince şeritler halinde belli ederken, camı bir kavgada kırılan emektar telefonumun çalar saatiyle uyandım. Hızlı ve sessiz bir şekilde hazırlandım, Şükran belirten kısa bir not yazıp dostumun salonunda bulunan bir masanın üzerine bıraktım. ama oda ne ! aniden baş parmağımı masanın bacağını vurdum, bir küfür savurdum ve bozuntuya vermeden yavaşça evin dış kapısını açtım, artık dışarıya adımımı atmıştım. Ancak o günün benim için çok farklı ve özel olacağını nereden bilebilirdim ? Tabikide bilemezdim, o yüzden yaşayıp görmeliydim...
O Gün Okulumla ilgili halletmem gereken bazı ufak işler vardı onları halletmem saatler sürdü, daha sonrası birkaç ufak ve sıkıcı akraba ziyareti gerçekleştirdim. Güneş yavaş yavaş batmaya başladığında ise ben tek manasıyla bitmiş haldeydim ve Galata köprüsü üzerinden evime doğru ilerliyordum, hafif esen rüzgar genç yaşımda ak düşen saçlarımı havadaki bir tüy misali savururken, kendimi aniden bastıran yağmurun insafiyetine bırakmıştım. Ama ben akıllı bir adamdım, hemen şemsiyemi çıkardım ve adımlarımı hızlandırdım. Ama o da ne ? ileride köprüden aşağı bakan bir kadın silueti gördüm, biraz daha yaklaştığımda ise kadının yağmurdan sırılsıklam bir halde ağladığını gördüm, biraz tereddütle yanına yanaştım:
- iyimisiniz bayan ?
hafifçe başını salladı, onu orada bu şekilde bırakamazdım, delikanlılığa yakışmazdı, biraz daha dikkatli incelediğimde onun en fazla 25 yaşlarında ela gözlü, kumral bir kız olduğunu gördüm, o kadar güzeldiki, hemen ceketimi çıkarıp onun ürkek omuzlarına koydum, Daha sonra ona döndüm ve
- Benimle gel, artık güvendesin !
Yaklaşık yarım saat sonra evime varmıştık, hemen ona sıcak bir kahve yaptım, ona uzattığım kahveyi utangaç bakışlarla yudumladı, kahve bittikten sonra ise ona benim gömleklerimden ve eşofmanlarımdan birisini verdim ve isterse duşa girebileceğini söyledim. o hiç tanımadığım kız duştayken bende bir bira açtım, koltuğuma serilip dede yadigarı gramafondan bir şarkı açtım. Artık kafamı dinleyebilirdim çünkü tek duyduğum gelen keman sesiydi...
Az sonra o tanımadığım kız duştan çıkmıştı, üzerinde pazardan 20 liraya aldığım çin malı bornozum vardı. Bana doğru ürkek adımlarla yaklaştı ve en şirin gülümsemesiyle bana teşekkür etti. Daha sonra benim odamda üzerini değiştirdi ve yanıma geldi, sabaha kadar sohbet ettik. Bana bisikletle avrupayı dolaştığını, manş denizini yüzerek geçen ilk türk olduğunu anlattı, gerçekten çok etkilenmiştim... Bir ara mutfağın yerini sorup bana bir kahvede o yaptı, kahveyi içtikten sonra üzerime bir yorgunluk çöktü, göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim ve sonra karanlık bir uykuya daldım, acaba kahveme ilaçmı katmıştı ? Kimdi bu kız ?
Aradan saatler geçip Uyandığımda ise küvette çıplak şekilde yatıyordum. hemen ayağa kalktım önce böbrekleri kontrol ettim sorun yoktu, bornozumu aradığım sırada aniden buğulu banyo camının üzerine rujla yazılmış o yazıyı gördüm
-Hoşçakal...
Anadan üryan vaziyette banyodan fırladım, ancak manzara karşısında şok olmuştum, çünkü soyulmuştum, dededen kalma gramafon, tüm birikimim herşey bir anda yokolmuştu. Hatta içmeye kıyamadığı o 70 lik yeni rakıyı bile çalmıştı hayırsızın kızı..
Velhasıl bu olaydan sonra tanımadığım kimseyi eve almadım ama o ela gözlü kızıda hiç unutamadım, çünkü ona aşık olmuştum. şimdi her yağmur yağdığında onu birkez daha görebilmek umuduyla galata köprüsüne gidiyorum ama o hiç gelmiyor, uzaklara bakıyorum o tarihi köprüden, ve hayali bir siluet görüyorum, uzaklarda, çok uzaklarda...
Çok değil, sadece birkaç hafta öncesiydi, Yağmurun çizelediği sıradan bir istanbul gecesiydi işte. Her zamanki koşuşturma, her zamanki sıradanlık..
Yağmurun pencere camlarını kaygısızca dövdüğü o gecede ben bir arkaşımın Nişantaşındaki evinde ayaklarımı uzatmış bir yandan Jack daniels viskimi yudumluyor, bir yandan hoyratça kahkalarla yakın dostumun o her zamanki muhteşem espirilerini dinliyordum. Ancak zaman çabuk ilerliyordu, bir an kafamı kaldırıp dostumun özenle koruduğu o aile yadigarı guguklu saate baktım. Epey geç olmuştu, artık gitmeliydim... Ancak arkadaşımın yoğun ısrarları üzerine o gece orda kalmayı kabul ettim. Yatağa girdim, kafamı kuş tüyü yastığa koydum, göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim. Az sonra ise rüyamda koyunları sayıyordum... Farklı birşey yoktu işte , nede olsa sıradan bir istanbul gecesiydi...
Güneşin ilk ışıkları kendini pencere pervazlarından sızan ince şeritler halinde belli ederken, camı bir kavgada kırılan emektar telefonumun çalar saatiyle uyandım. Hızlı ve sessiz bir şekilde hazırlandım, Şükran belirten kısa bir not yazıp dostumun salonunda bulunan bir masanın üzerine bıraktım. ama oda ne ! aniden baş parmağımı masanın bacağını vurdum, bir küfür savurdum ve bozuntuya vermeden yavaşça evin dış kapısını açtım, artık dışarıya adımımı atmıştım. Ancak o günün benim için çok farklı ve özel olacağını nereden bilebilirdim ? Tabikide bilemezdim, o yüzden yaşayıp görmeliydim...
O Gün Okulumla ilgili halletmem gereken bazı ufak işler vardı onları halletmem saatler sürdü, daha sonrası birkaç ufak ve sıkıcı akraba ziyareti gerçekleştirdim. Güneş yavaş yavaş batmaya başladığında ise ben tek manasıyla bitmiş haldeydim ve Galata köprüsü üzerinden evime doğru ilerliyordum, hafif esen rüzgar genç yaşımda ak düşen saçlarımı havadaki bir tüy misali savururken, kendimi aniden bastıran yağmurun insafiyetine bırakmıştım. Ama ben akıllı bir adamdım, hemen şemsiyemi çıkardım ve adımlarımı hızlandırdım. Ama o da ne ? ileride köprüden aşağı bakan bir kadın silueti gördüm, biraz daha yaklaştığımda ise kadının yağmurdan sırılsıklam bir halde ağladığını gördüm, biraz tereddütle yanına yanaştım:
- iyimisiniz bayan ?
hafifçe başını salladı, onu orada bu şekilde bırakamazdım, delikanlılığa yakışmazdı, biraz daha dikkatli incelediğimde onun en fazla 25 yaşlarında ela gözlü, kumral bir kız olduğunu gördüm, o kadar güzeldiki, hemen ceketimi çıkarıp onun ürkek omuzlarına koydum, Daha sonra ona döndüm ve
- Benimle gel, artık güvendesin !
Yaklaşık yarım saat sonra evime varmıştık, hemen ona sıcak bir kahve yaptım, ona uzattığım kahveyi utangaç bakışlarla yudumladı, kahve bittikten sonra ise ona benim gömleklerimden ve eşofmanlarımdan birisini verdim ve isterse duşa girebileceğini söyledim. o hiç tanımadığım kız duştayken bende bir bira açtım, koltuğuma serilip dede yadigarı gramafondan bir şarkı açtım. Artık kafamı dinleyebilirdim çünkü tek duyduğum gelen keman sesiydi...
Az sonra o tanımadığım kız duştan çıkmıştı, üzerinde pazardan 20 liraya aldığım çin malı bornozum vardı. Bana doğru ürkek adımlarla yaklaştı ve en şirin gülümsemesiyle bana teşekkür etti. Daha sonra benim odamda üzerini değiştirdi ve yanıma geldi, sabaha kadar sohbet ettik. Bana bisikletle avrupayı dolaştığını, manş denizini yüzerek geçen ilk türk olduğunu anlattı, gerçekten çok etkilenmiştim... Bir ara mutfağın yerini sorup bana bir kahvede o yaptı, kahveyi içtikten sonra üzerime bir yorgunluk çöktü, göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim ve sonra karanlık bir uykuya daldım, acaba kahveme ilaçmı katmıştı ? Kimdi bu kız ?
Aradan saatler geçip Uyandığımda ise küvette çıplak şekilde yatıyordum. hemen ayağa kalktım önce böbrekleri kontrol ettim sorun yoktu, bornozumu aradığım sırada aniden buğulu banyo camının üzerine rujla yazılmış o yazıyı gördüm
-Hoşçakal...
Anadan üryan vaziyette banyodan fırladım, ancak manzara karşısında şok olmuştum, çünkü soyulmuştum, dededen kalma gramafon, tüm birikimim herşey bir anda yokolmuştu. Hatta içmeye kıyamadığı o 70 lik yeni rakıyı bile çalmıştı hayırsızın kızı..
Velhasıl bu olaydan sonra tanımadığım kimseyi eve almadım ama o ela gözlü kızıda hiç unutamadım, çünkü ona aşık olmuştum. şimdi her yağmur yağdığında onu birkez daha görebilmek umuduyla galata köprüsüne gidiyorum ama o hiç gelmiyor, uzaklara bakıyorum o tarihi köprüden, ve hayali bir siluet görüyorum, uzaklarda, çok uzaklarda...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar