bugün
- atatürk'ü sevmemek8
- 1 temmuz 2026 fransa isveç maçı12
- yazarların akıl hocaları9
- birazdan temmuza giriyoruz15
- yengeç burcu zamanında olmamız8
- yengeç burcu erkekleri ölsün kampanyası5
- pandela19
- isveç6
- fransa8
- siyonizm yahudilik değildir5
- türkçülük3
- sözlüğün kepenklerinin kapanması2
- çin mahallesindeyim çabuk çince küfür öğretin6
- aktrollerin ibb davasını takip etmeyi bırakması21
- boyalı da saçların6
- eski sevgilinin kabotaj bayramını kutlamak5
- sevişirken yapılması gerekenler8
- futbol33
- dünya16
- 2026 dünya kupası38
- beyler bik bik erkek8
- gerizekalı yazarlar zirvesi4
- iyi futbol oynar mısınız5
- en sevilen gavur adı soyadı4
- en son seviştiğin zaman3
- lp3
- tai lung17
- hiç kız olmayan sözlük5
- arkadaşlar bakar mısınız lütfen7
- paraguaylı kaleci orlando gill'in hikayesi2
- bazı yazarların mal olduğu gerçeği3
- kocamın ayaklarını yıkarım6
- ben geldim naneler7
- sözlüğün en şişko kadın yazarı9
- sözlükte dillere destan bir aşk yaşamak istemek7
- ferdi özbeğen dinleyen erkek5
- iktidar değişince aktroller ne olacak sorunsalı15
- askerde en sevdiğiniz komutan4
- meme uçlarım kaşınıyor emsene diyen kız4
- nutuk2
- adananın normal bir şehir olmaması4
- hoşgörü dini islam12
- kadınların sevişirken sertlikten hoşlanması4
- 30 haziran 2026 fildişi sahili norveç maçı9
- içinde seks olmayan dizi'ya da film izlemek3
- trollerin akşama doğru çekilmesi2
- nöbette uyuyan askeri öperek uyandırmak4
- iremga6
- amsızlık2
- spor yapmayan erkek2
sevdiği entry'ler
MEHDi (as)in yeryüzüne zuhur edişi inşallah onun talebeleri oluruz.
Acı değil güzel bi hakikattir. Giderek kötüleşen bir dünyadan ayrılmak nasıl acı olabilir ki?
Var da sana yok.
Çinlilerin bu denli vahşileşmesinde büyük bir payı olduğuna inandığım liderleri.
Bir insanın serçelerle ne alıp veremediği olabilir ki?
(bkz: serçe katliamı)
Bir insanın serçelerle ne alıp veremediği olabilir ki?
(bkz: serçe katliamı)
genç bir toplum olduğumuz için kemikleşmiş, güçlü bir orta sınıfımız yok, henüz gelişmedi ve öyle sanıyorum ki; bu ekonomik, siyasi istikrarsızlıklarımız ve gelir adaletsizliklerimiz yüzünden daha uzun bir süre de gelişemeyecek. dolayısıyla iç veya dış kaynaklı en küçük bir maniplasyon, en modası geçmiş dini, siyasi ideolojik oluşum bile büyük kitlesel bir harekete dönüşebiliyor minik popüler toplumumuzda. direnç gösteremiyor yahut tam tersi kültürel bir bütünlüğün içinde eritemiyoruz.
avrupa'yı avrupa yapan ve muhtemelen bu yaşadığımız küresel salgın sonrası da ayakta kalmasını sağlayacağına inandığım o beğenmediğimiz burjuva sınıfımız yok maalesef.
avrupa'yı avrupa yapan ve muhtemelen bu yaşadığımız küresel salgın sonrası da ayakta kalmasını sağlayacağına inandığım o beğenmediğimiz burjuva sınıfımız yok maalesef.
Çok zor durumda kalınmadığı sürece rağbet edilmeyecektir.
Şu süreçte, şu kaosta, tünelin ucunun görünmediği bu korkunçlu günlerde, hele hele devletin yardım talebinden sonra, kuru ekmek, soğan yer, gene de kredi mredi topuna girmem.
Cesaret edemem.
Biz kim, kredi çekmek kim? Fazladan üç kuruş verecek, faiz ödeyecek gücümüz mü kaldı?
Bizim hazine de boş bomboş sayın devlet büyükleri, bilin istedik!
Şu süreçte, şu kaosta, tünelin ucunun görünmediği bu korkunçlu günlerde, hele hele devletin yardım talebinden sonra, kuru ekmek, soğan yer, gene de kredi mredi topuna girmem.
Cesaret edemem.
Biz kim, kredi çekmek kim? Fazladan üç kuruş verecek, faiz ödeyecek gücümüz mü kaldı?
Bizim hazine de boş bomboş sayın devlet büyükleri, bilin istedik!
gayet normal kızdır. samimiyetsiz mesaj diyenler olmuş. " iyi ki varsın" sözcüğü kelimesi hissi samimiyetsiz değildir. söylemenin samimiyetini kişi ayarlar. bunu hissederseniz davranışlarla da vs, o zaman anlam kazanır.
Uygun ve yerinde bir yasaklamadır.
Dünyanın teyakkuzda olduğu, her geçen gün vaka sayısının hunharca arttığı gerçeğini idrak edemeyip, tehlikeyi katmerleyen, hepimizi hastalığa bir adım daha yaklaştıran sorumsuz amipler gözönüne alınarak getirilmiş yasaktır.
Eğitim! Sen ne ulu şeysin!
Dünyanın teyakkuzda olduğu, her geçen gün vaka sayısının hunharca arttığı gerçeğini idrak edemeyip, tehlikeyi katmerleyen, hepimizi hastalığa bir adım daha yaklaştıran sorumsuz amipler gözönüne alınarak getirilmiş yasaktır.
Eğitim! Sen ne ulu şeysin!
"bir acı mı ne gerek
öyle uykum var ki
öyle istiyorum ki"
öyle uykum var ki
öyle istiyorum ki"
Her ne koşulda olursa olsun konuştuğunda sana düşünmeyi ve yeni ufuklar açabilmeyi aşılayan, hayatı ve varoluşu tekrar tekrar, yeniden sorgulatmayı başarabilen arkadaşlar, dostlar biriktirebilmiş olmak çok kıymetli şu günlerde öyle sanıyorum ki.
bu aralar sıkca duyacağımız hede. neden mi?
paraları var onların hacı, bizim gibi beklemeyecekler test için, basacaklar parayı her hafta test yaptıracaklar. bu bokta neredeyse herkese bulaşacağı için onlarda daha çok çıkacak, tabi ki iyi bir hastahanede güzelce bakılacaklar.
hiç bir zaman aynı gemide olamıycaz.
paraları var onların hacı, bizim gibi beklemeyecekler test için, basacaklar parayı her hafta test yaptıracaklar. bu bokta neredeyse herkese bulaşacağı için onlarda daha çok çıkacak, tabi ki iyi bir hastahanede güzelce bakılacaklar.
hiç bir zaman aynı gemide olamıycaz.
Yaşlılar evde kalsın. Tamam.
Ama sokakta yaşlı görüp saldırmak da ayrı bir vahşilik.
Bir de adama "evde kal hashtagi ile evde kal" diyor.
Sen hangi hakla o adamı kameraya çekip görüntülerini yayabilirsin? Polis misin, kimi ve neyi temsil ediyorsun?
Sahipsiz yaşlılara, en az adap bilmez gençlere üzüldüğüm kadar üzülüyorum gerçekten.
Ama sokakta yaşlı görüp saldırmak da ayrı bir vahşilik.
Bir de adama "evde kal hashtagi ile evde kal" diyor.
Sen hangi hakla o adamı kameraya çekip görüntülerini yayabilirsin? Polis misin, kimi ve neyi temsil ediyorsun?
Sahipsiz yaşlılara, en az adap bilmez gençlere üzüldüğüm kadar üzülüyorum gerçekten.
Ağız sağlığı da, en az ellere gösterilen hassasiyet kadar önemlidir.
Diş fırçalamayı ve tuzlu su gargarasını ihmal etmiyoruz.
Temastan kaçın, Bol sıvı, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve olabiliyorsa vitamin desteği.
Yapabileceklerimiz bunlarla sınırlı ne yazık ki.
#evdekal#
Diş fırçalamayı ve tuzlu su gargarasını ihmal etmiyoruz.
Temastan kaçın, Bol sıvı, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve olabiliyorsa vitamin desteği.
Yapabileceklerimiz bunlarla sınırlı ne yazık ki.
#evdekal#
tıp fakültesinden diplomalı medya maymunu.
bugünlerde en geniş kesimler arasında adeta virüs gibi yayılan yanlış bir kanı var. hastalığın salt biyolojik veya psikiyatrik bir anomaliye, sağlık ve esenlik halinden sapmaya indirgenebilecek bir durum olduğu sanılıyor. daha açık deyişle, sanılıyor ki hastalığın belirli bir biyolojik sebebi (epidemiyolojisi) vardır; eğer bu sebep ortadan kaldırılırsa hayat normale döner. böyle bir durumda herhangi tıbbi bir sorunun salt tıbbi bir çerçeve içinde kalınarak, tıbbi otoritelerin ve sağlık kurumlarının prosedürleri harfi harfine uygulanarak çözülmesi mümkündür. savunulan görüş bu...
halbuki böyle bir mantık, eğer toplumun bütününü, velev ki dünya kamuoyunun tamamını ilgilendiren bulaşıcı bir hastalık söz konusu ise, kökten eksik ve yanlıştır. hatta genel bir iyileşme (rehabilitasyon) için girişilebilecek her türlü çabayı baltaladığı gibi, öngörülmedik yeni hastalıklara, tıbbi olmayan sorunlara da yol açabilir. bunu şöyle bir örnekle açıklayayım:
1. ortalıkta kamu sağlığını tehdit eden tehlikeli bir virüs dolaşıyor. hükümet ve sağlık kurumları tarafından acilen tıbbi önlemler alınması gerekiyor. yurttaşların böyle bir beklenti içine girmesi gayet mantıklı, haklı ve doğal karşılanmalıdır. çünkü sağlık öncelikle anayasal bir haktır = vatandaş devlete vergi öder, karşılığında sağlık, eğitim, yol, su, elektrik vb. hizmetler bekler. ideal olan budur.
2. çok saçma bir iddia gibi görünebilir ama 1. maddede belirttiğim hususu buruşturup çöpe atabiliriz. çünkü anayasada ve yasalarda yazılı normlar gerçek hayatta yok hükmündedir. gerçek durum şöyledir: yurttaş devlete uzun listeler halinde envai çeşit yüksek vergi öder; devlet ise benimsediği neoliberal politik ilkeler gereğince yurttaşa sunduğu hizmeti bile ekstra vergilendirir. hizmetin kalitesi yurttaşın parasal ödeme gücüne ve statüsüne göre tayin olunur. hizmet alımında eşitlik asla söz konusu değildir. murhpy'nin 1. maddesi bir dakika içinde fiyaskoyla sonuçlandı. yurttaş çaresizce 2. maddeye göre yaşamaya çalışır.
3. dünyada pek az ülke ulusal çapta yaşanan bir salgın hastalık karşısında yeterli sağlık hizmeti verebilecek örgütsel kapasiteye sahiptir. türkiye bu açıdan hangi noktadadır? nüfusun büyük bölümünün eninde sonunda enfekte olacağı bir salgın hastalık karşısında hastaneler yeterli tıbbi donanıma, yoğun bakım ünitesine ve yatağa sahip midir? tıbbi personelin nitelik ve niceliği açısından bir sorun olmasa bile, en basiti yeterli yatak kapasitesi var mıdır? tıbbi cihaz, aşı ve ilaç sektöründe tamamen ithal bağımlısı bir ülke yeterli tedavi imkanı sunabilir mi? sorular uzatılabilir.
4. eğer söz konusu olan kamu sağlığı ise bu sorunun bireysel yoldan çözümlenmesi mümkün değildir. bu nedenle, kârlılık ilkesi üzerine kurulu bütün özel sağlık işletmeleri acilen kamulaştırılmalıdır. açıkçası bu, tıbbi bir mesele değil, politik ve toplumsal bir meseledir.
5. kamu sağlığına yönelik tehdit salt tıbbi bir sorun değildir. aynı zamanda politik ve toplumsal bir sorundur. bu nedenle çözüm de salt tıbbi bir çerçevede bulunamaz.
6. salgınla başetmek için hükümet odaklı sert tedbirler, karantina, sıkıyönetim, askeri kışla yöntemleri vb. çözüm değildir. neden değildir, açıklayayım. bu türden sert tedbirler en başta ekonomik hayatı felce uğratır ya da atıl hale getirir. bilindiği gibi türkiye son 30 yılda ekonomik yönden tümüyle dışa bağımlı hale getirilmiştir. köyler boşalmış, tarım baltalanmış, yerli gıda üretimi minimum seviyeye düşürülmüştür. raflar ithal ürünlerle doludur. ancak son aylarda küresel ekonomi ve akışkanlık durma noktasına gelmiştir. ithalatta ciddi bir sıkıntı yaşanmaktadır. yaşanan dünya ekonomik krizi karşısında temel ihtiyaç maddelerinin ithal edilemeyeceğini veya çok yüksek maliyetle ithal edildiğini düşünelim. bu durum yoksunluk, ilaçsızlık, aşısızlık, kıtlık ve açlık anlamına gelecektir. tam da bu nedenle çalışma hayatını baltalayacak genel karantina gibi uygulamalardan kaçınmak gerekmektedir. tarımsal ve sınai üretimin canlandırılması için acilen önemler alınmalıdır. tarlalar, atölye ve fabrikalar tam kapasite çalışır hale getirilmelidir. istihdam artışı mutlaka sağlanmalıdır. ücret kesintisi yapılmamalı, tam tersine teşvik tedbirleriyle iyileşme sağlanmalıdıdır.
7. bireysel veya ailevi tecrit uygulamaları elbette gereklidir. ancak bilir bilmez, genel karantina gibi sert tedbirleri savunan, meseleyi sadece tıbbi bir meseleymiş gibi gösteren çokbilmiş kişileri böylesine hassas bir konuda sorumlu bir şekilde yeniden düşünmeye davet ediyorum...
halbuki böyle bir mantık, eğer toplumun bütününü, velev ki dünya kamuoyunun tamamını ilgilendiren bulaşıcı bir hastalık söz konusu ise, kökten eksik ve yanlıştır. hatta genel bir iyileşme (rehabilitasyon) için girişilebilecek her türlü çabayı baltaladığı gibi, öngörülmedik yeni hastalıklara, tıbbi olmayan sorunlara da yol açabilir. bunu şöyle bir örnekle açıklayayım:
1. ortalıkta kamu sağlığını tehdit eden tehlikeli bir virüs dolaşıyor. hükümet ve sağlık kurumları tarafından acilen tıbbi önlemler alınması gerekiyor. yurttaşların böyle bir beklenti içine girmesi gayet mantıklı, haklı ve doğal karşılanmalıdır. çünkü sağlık öncelikle anayasal bir haktır = vatandaş devlete vergi öder, karşılığında sağlık, eğitim, yol, su, elektrik vb. hizmetler bekler. ideal olan budur.
2. çok saçma bir iddia gibi görünebilir ama 1. maddede belirttiğim hususu buruşturup çöpe atabiliriz. çünkü anayasada ve yasalarda yazılı normlar gerçek hayatta yok hükmündedir. gerçek durum şöyledir: yurttaş devlete uzun listeler halinde envai çeşit yüksek vergi öder; devlet ise benimsediği neoliberal politik ilkeler gereğince yurttaşa sunduğu hizmeti bile ekstra vergilendirir. hizmetin kalitesi yurttaşın parasal ödeme gücüne ve statüsüne göre tayin olunur. hizmet alımında eşitlik asla söz konusu değildir. murhpy'nin 1. maddesi bir dakika içinde fiyaskoyla sonuçlandı. yurttaş çaresizce 2. maddeye göre yaşamaya çalışır.
3. dünyada pek az ülke ulusal çapta yaşanan bir salgın hastalık karşısında yeterli sağlık hizmeti verebilecek örgütsel kapasiteye sahiptir. türkiye bu açıdan hangi noktadadır? nüfusun büyük bölümünün eninde sonunda enfekte olacağı bir salgın hastalık karşısında hastaneler yeterli tıbbi donanıma, yoğun bakım ünitesine ve yatağa sahip midir? tıbbi personelin nitelik ve niceliği açısından bir sorun olmasa bile, en basiti yeterli yatak kapasitesi var mıdır? tıbbi cihaz, aşı ve ilaç sektöründe tamamen ithal bağımlısı bir ülke yeterli tedavi imkanı sunabilir mi? sorular uzatılabilir.
4. eğer söz konusu olan kamu sağlığı ise bu sorunun bireysel yoldan çözümlenmesi mümkün değildir. bu nedenle, kârlılık ilkesi üzerine kurulu bütün özel sağlık işletmeleri acilen kamulaştırılmalıdır. açıkçası bu, tıbbi bir mesele değil, politik ve toplumsal bir meseledir.
5. kamu sağlığına yönelik tehdit salt tıbbi bir sorun değildir. aynı zamanda politik ve toplumsal bir sorundur. bu nedenle çözüm de salt tıbbi bir çerçevede bulunamaz.
6. salgınla başetmek için hükümet odaklı sert tedbirler, karantina, sıkıyönetim, askeri kışla yöntemleri vb. çözüm değildir. neden değildir, açıklayayım. bu türden sert tedbirler en başta ekonomik hayatı felce uğratır ya da atıl hale getirir. bilindiği gibi türkiye son 30 yılda ekonomik yönden tümüyle dışa bağımlı hale getirilmiştir. köyler boşalmış, tarım baltalanmış, yerli gıda üretimi minimum seviyeye düşürülmüştür. raflar ithal ürünlerle doludur. ancak son aylarda küresel ekonomi ve akışkanlık durma noktasına gelmiştir. ithalatta ciddi bir sıkıntı yaşanmaktadır. yaşanan dünya ekonomik krizi karşısında temel ihtiyaç maddelerinin ithal edilemeyeceğini veya çok yüksek maliyetle ithal edildiğini düşünelim. bu durum yoksunluk, ilaçsızlık, aşısızlık, kıtlık ve açlık anlamına gelecektir. tam da bu nedenle çalışma hayatını baltalayacak genel karantina gibi uygulamalardan kaçınmak gerekmektedir. tarımsal ve sınai üretimin canlandırılması için acilen önemler alınmalıdır. tarlalar, atölye ve fabrikalar tam kapasite çalışır hale getirilmelidir. istihdam artışı mutlaka sağlanmalıdır. ücret kesintisi yapılmamalı, tam tersine teşvik tedbirleriyle iyileşme sağlanmalıdıdır.
7. bireysel veya ailevi tecrit uygulamaları elbette gereklidir. ancak bilir bilmez, genel karantina gibi sert tedbirleri savunan, meseleyi sadece tıbbi bir meseleymiş gibi gösteren çokbilmiş kişileri böylesine hassas bir konuda sorumlu bir şekilde yeniden düşünmeye davet ediyorum...