bugün
- asgari ücretle geçinebilmek6
- uludağ itiraf8
- göğüs uçlarını birbirine değdirebilen kadın6
- özbek kadınlar8
- sarapci koala53
- sözlük whatsapp grupları9
- 0 0 7 ağabey3
- birader bey baydır4
- friedrich hegel la bi cay icek5
- civcivler osurur mu5
- kendi halinde efendi insan2
- yeni bir din kurmak5
- rus kadınla evlenir misiniz4
- deccal internetten çıkacak7
- terörsüz türkiye sürecine karşı çıkanlar3
- dün gece ne oldu17
- sıcak havaların sona ermesi5
- orta doğu'nun orta dünya gibi olması7
- reis3
- dün gece sözlükte yaşanan ahlaksız olay7
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı41
- yazmak isteyenin bir şekilde yazması2
- yazarların otopsileri4
- ruhi çenet8
- dayatılmış güzellik algısı5
- teoman'ın 26 yıl önce oynadığı reklam2
- cennetin de bu hayatta olması3
- togg t6x6
- yarın kpssye girecek yazarlar13
- enayimiknatisii36
- ruhi çenet videolarına dokunmayan yahudi lobisi4
- 06 eylül 2026 antalya da orman yangını2
- ekşi sözlük11
- gocu bak bi5
- ismet kalk çay koy kanka3
- sözlük yazarlarının salatalıkları21
- anın görüntüsü24
- ismail kartal10
- kpss 20263
- gocu51
- kırbaç isteyen var mı5
- fenerbahçe12
- kadınların kötü günde terk edip gitmeleri3
- deizm6
- hangi renksiniz17
- insan olmaya ceyrek kala26
- dansöz izleme keyfi11
- ölüm9
- aziz yıldırım12
- ellerim bos gonlum hos27
entry'ler (273)
patavatsızlık benim genlerimde var. bugün annem benim için canlı bir örneğini sergiledi, gözlerim doldu, işte benim annem dedim. test edildi, %100 çalışıyor. sağlık bakanlığından onay bekliyoruz nasipse.
tesisat akslarıyla seramiklerin ortalandığını görmek. tek seferde bunu başaran ustanın ellerinden öpesi geliyor insanın, gözlerim doluyor filan. bu aralar daha mutlu eden bişeye rastlamadım.
not : gizli işkoliğim.
not : gizli işkoliğim.
öğrenci akbili önkoşuluyla kadıköy kartal metrosuyla 2 tur atılabilir. hatta 20 kuruşa aktarma yapılıp tur sayısı 3 e çıkarılabilir. kalan 10 kuruşla da sakız filan alınır.
tek başına içilmemesi gereken içeceklerdendir. muhabbet eşliğinde içilirse tadı ayrı bi güzel olur.
mimarların havası tartışılır, orayı bi yana bırakıp da yazılanlara bakarsak çoğu yerinde tespitler. mimarlık kelimelere takılan bir meslek grubu. üniversitedeki ilk proje dersimde hocamız bir konutta bulunan bölümler nelerdir diye sormuştu. hepimizin evinde misafire verilen önemin yanında biraz da gösteriş merakından kaynaklı bir misafir odası vardır. hatta kimi evlerde misafirin önemine göre o odaya alınmaz bile misafir, temiz kalmalı çünkü. evin en büyük, en kullanışlı odasını evde yaşayanlar kullanamazlar, kirlenir, halı lekelenir diye. işte ben de mutfak, tuvalet, banyonun yanında misafir odasını da söyledim. söylemez olaydım. onun adı yaşama alanıymış. yerim böyle işi dedim. kime hikaye anlatıyor bu kadın. evine gidip baksan onda da vardır bi misafir odası, çocuklarını filan sokmuyordur oraya. ama benim bu cevabımla baya güldü eğlendi. sanki yedi sülalesi saraylı. sonradan farkettim ki bu işin oluru buymuş. kelimeler kimi zaman hatta çoğu zaman tasarımından daha önemli olabiliyormuş. kütleye giriş yerine ben binaya burdan giriş verdim dersen bitmez o okul.
evinde istediğin kadar misafir odası olsun, adına yaşama alanı dedin mi havasından yanına varamazsın. "ailecek boş vaktimizi yaşama alanında geçiriyoruz, misafir gelince de oturuyor bi köşeye, bulaşığını filan yıkayıp gidiyor." ayıp lan, misafir odası olacak o evde, biz büyüklerimizden öyle gördük.
edit : yazının kaynağı için;
http://www.arkitera.com/g...i-havali-olma-rehberi/291
evinde istediğin kadar misafir odası olsun, adına yaşama alanı dedin mi havasından yanına varamazsın. "ailecek boş vaktimizi yaşama alanında geçiriyoruz, misafir gelince de oturuyor bi köşeye, bulaşığını filan yıkayıp gidiyor." ayıp lan, misafir odası olacak o evde, biz büyüklerimizden öyle gördük.
edit : yazının kaynağı için;
http://www.arkitera.com/g...i-havali-olma-rehberi/291
tiyatroyu çok seven biri değilim, komedi olmadığı sürece izlemekten keyif almam pek fazla. lakin pek sanatsever ablamın vazgeçilmezidir tiyatro, ne zaman bilet alsa bir tane de bana alır sağolsun. bu oyun da onlardan biriydi. izleyenler bilir ki komedi değil. elde var iki bilet, aksilik bu, ablam da bir sebeple oyuna gelemedi. sordum sağa sola, herkeste bir meşguliyet. baktım oyunun süresine, 80 dakika. kötü de olsa 80 dakika dayanırım her türlü diye düşünerek gittim oyuna tek başıma. güzel geçen bir 80 dakika sonrasında, iyi etmişim de gelmişim dedim.
sahne tasarımı Michel Launay a aitmiş, pek güzel olmuş. Kendisinin ismini bu sayede öğrenmiş oldum. Müzikler Kudsi Ergüner'in. Sıkça dinleyeceğim isimler arasında yerini almıştır. Nazım Hikmet rolündeki celal kadri kınoğlu, çoğumuzun tatlı hayattan tanıdığı isim, oyunculuğu bırakıp şiir okusa da olurmuş. celal kadri nin tok sesiyle şiir okuması, ali atay ın çirkin sesiyle şarkı söylemesindeki içtenliği anımsattı bana.
ayın on dürdüyle ilgili söylenmiş en güzel cümleleri de bu oyunda duydum :
Ayın on dördü.
Ayın on dördünü Paris'te aç gezen gördü,
dedi ki:
Bu gece ay
dibi kalay
bir tencere gibi...
Ayın on dördü.
Ayın on dördünü Fatihli hırsız gördü,
dedi ki:
Bu gece ay
gökte açık kalan
bir pencere gibi.
Atlasak içeriye, aşırsak, be imanım, Meryem Ana'nın gümüş takımlarını.
Ayın on dördü.
Ayın on dördünü irlandalı bir polis gördü,
dedi ki:
Benziyor ay
yıldızların yaldızlarını çalmak için
göğe çıkan bir hırsızın fenerine...
Ayın on dördü.
Ayın on dördünü şair Salih Zeki gördü:
benzetti kendi eserine
beğendi...
Ayın on dördü.
Ayın on dördünü Londralı bir lord gördü,
dedi ki:
Benziyor ay
haşmetpenahımın dizbağı nişanına...
Kızardı ayın on dördü.
Kızaran ayın on dördünü bir parya gördü,
dedi ki:
Benziyor ay
Ganj'ın üstüne damlayıp yayılan kardeş kanına.
Ayın on dördü.
Bu sefer bizzat
çekik gözleriyle ayın on dördü
KALKÜTA şehrine civar,
bir çay tarlası gördü.
sahne tasarımı Michel Launay a aitmiş, pek güzel olmuş. Kendisinin ismini bu sayede öğrenmiş oldum. Müzikler Kudsi Ergüner'in. Sıkça dinleyeceğim isimler arasında yerini almıştır. Nazım Hikmet rolündeki celal kadri kınoğlu, çoğumuzun tatlı hayattan tanıdığı isim, oyunculuğu bırakıp şiir okusa da olurmuş. celal kadri nin tok sesiyle şiir okuması, ali atay ın çirkin sesiyle şarkı söylemesindeki içtenliği anımsattı bana.
ayın on dürdüyle ilgili söylenmiş en güzel cümleleri de bu oyunda duydum :
Ayın on dördü.
Ayın on dördünü Paris'te aç gezen gördü,
dedi ki:
Bu gece ay
dibi kalay
bir tencere gibi...
Ayın on dördü.
Ayın on dördünü Fatihli hırsız gördü,
dedi ki:
Bu gece ay
gökte açık kalan
bir pencere gibi.
Atlasak içeriye, aşırsak, be imanım, Meryem Ana'nın gümüş takımlarını.
Ayın on dördü.
Ayın on dördünü irlandalı bir polis gördü,
dedi ki:
Benziyor ay
yıldızların yaldızlarını çalmak için
göğe çıkan bir hırsızın fenerine...
Ayın on dördü.
Ayın on dördünü şair Salih Zeki gördü:
benzetti kendi eserine
beğendi...
Ayın on dördü.
Ayın on dördünü Londralı bir lord gördü,
dedi ki:
Benziyor ay
haşmetpenahımın dizbağı nişanına...
Kızardı ayın on dördü.
Kızaran ayın on dördünü bir parya gördü,
dedi ki:
Benziyor ay
Ganj'ın üstüne damlayıp yayılan kardeş kanına.
Ayın on dördü.
Bu sefer bizzat
çekik gözleriyle ayın on dördü
KALKÜTA şehrine civar,
bir çay tarlası gördü.
motor, metro gibi turnike sistemlerinin olduğu yerlerde tam da turnikenin önünde, kocaman çantasının ücra köşelerinde sıkışıp kalmış akbilini umarsızca arayan; bu arayış, bu turnike tıkayış onun yaşama hakkından farksızmış gibi triplere giren, o esnada cüzdanını, anahtarını yere düşürüp üfleyip püfleyen, acelesi olan onca insanı çileden çıkaran kadının yanında masum kalandır.
o akbilin sana lazım olacağı belli, o valiz büyüklüğündeki çantanın milyonlarca gözü var. o gözlerden içinde en az eşya bulunan, en kolay ulaşabileceğin bir tane bölüm vardır dimi. heh işte akbilini onlardan birine attığın zaman insanlık huzura kavuşacak, sol kulağındaki çınlamalar geçecek. basit yani.
(bkz: insanı hayattan soğutan şeyler)
o akbilin sana lazım olacağı belli, o valiz büyüklüğündeki çantanın milyonlarca gözü var. o gözlerden içinde en az eşya bulunan, en kolay ulaşabileceğin bir tane bölüm vardır dimi. heh işte akbilini onlardan birine attığın zaman insanlık huzura kavuşacak, sol kulağındaki çınlamalar geçecek. basit yani.
(bkz: insanı hayattan soğutan şeyler)
korkaklıkla arasında ince bi sınır olandır. bazen gururdan değil, korkaklıktan kaybediyor sanki insan. gururum zedelenir korkusu, ego kaybı endişesi. zor yani.
hoşlandığımı anlamasın da gururuma leke gelmesin mantığıyla hoşlanılan kişiye olabildiğince ilgisiz davranmak. hatta kötü davranmak. daha bugün şahit oldum. ya anlarsa dedi, anlaşılmasın diye çocuğu görünce kafasını çeviriyormuş. hoşlanıyor ama, ondan şüphemiz yok. uyursan geçer dedim.
düşünme engelleyici. düşünmek istemediğin zamanlarda en iyi kaçış yeri. o kadar farklı insan, o kadar çok dikkat dağıtan faktör var ki insan yanındakini bile dinleyemiyor yürürken. istiklalin girişinde beyni bırakıp ilerliyorsun sanki.
seveceği kişiyi kendi seçebilen olağanüstü kadındır.
hayır anlamıyorum, seveceğiniz kişiyi kendiniz mi belirliyorsunuz. yakışıklılık katsayısını kültür seviyesiyle oranlayıp yüzdesini mi alıyorsunuz. belirli bir barajı geçenler arasında sıralama mı oluyor. benim bildiğim böyle yürümüyor bu işler. sırf yakışıklı diye birini sevemediğim gibi, çok kültürlü aşık olayım bari de diyemiyorum. benden bağımsız gelişiyor olaylar. herkes kendi seçebilse seveceği kişiyi bu mevzu bu kadar dallanıp budaklanmazdı. aşk acısı çeken hemen çektirmeyen birini severdi, samanlık seyran işte.
hayır anlamıyorum, seveceğiniz kişiyi kendiniz mi belirliyorsunuz. yakışıklılık katsayısını kültür seviyesiyle oranlayıp yüzdesini mi alıyorsunuz. belirli bir barajı geçenler arasında sıralama mı oluyor. benim bildiğim böyle yürümüyor bu işler. sırf yakışıklı diye birini sevemediğim gibi, çok kültürlü aşık olayım bari de diyemiyorum. benden bağımsız gelişiyor olaylar. herkes kendi seçebilse seveceği kişiyi bu mevzu bu kadar dallanıp budaklanmazdı. aşk acısı çeken hemen çektirmeyen birini severdi, samanlık seyran işte.
insanın kendini mutlu hatırlama isteğinden kaynaklanan durumdur. ilerde o fotoğraflara bakıp ne güzel günlerdi be diye hayıflanacaktır.
mübalağa sanatını en uç noktalarda icra ederek, işlenen konu dramatik bile olsa oyuncularıyla bunu telafi etmek, güldürürken düşündürmek ve düşündürürken daha fazla güldürmek.
o tipleri nerden bulduklarıysa halen aydınlatılması gereken bir konu olarak kalmıştır.
o tipleri nerden bulduklarıysa halen aydınlatılması gereken bir konu olarak kalmıştır.
(bkz: kimsin sen)
prison break le kesinlikle kıyaslanmaması gereken dizi. michael scofield tarzında zekası fazla gelen bir adam yok. bir scofield kolay yetişmiyor anlaşılan. sert ele alınmış, rahatsız edici yanları oldukça fazla, ama bir hapishanede gülistanlık hayatlar beklemek saçmalık olsa gerek. dizinin bir ana karakteri yok. tüm karakterlerin boktan hayatları var haliyle. boktan olmayanların ki de oz da harcanıyor. tobias gibi. izlerken hayata şükretmeli mi, yoksa hayattan soğumalı mı karar veremedim.
augustus hill karakterinin dizinin gidişatını anlatan cümlelerine hayran kalmamak elde değil. sırf o cümleler için bile izlenir.
--spoiler--
diziye ilk başladığımda tobias, schillinger in elinden kurtulcak mı merakıyla devam ettim, adamın hayatı gittikçe mahvoldu. biri schillinger i öldürse de geceleri rahat uyusam. evet tek beklentim bu hayattan.
--spoiler--
augustus hill karakterinin dizinin gidişatını anlatan cümlelerine hayran kalmamak elde değil. sırf o cümleler için bile izlenir.
--spoiler--
diziye ilk başladığımda tobias, schillinger in elinden kurtulcak mı merakıyla devam ettim, adamın hayatı gittikçe mahvoldu. biri schillinger i öldürse de geceleri rahat uyusam. evet tek beklentim bu hayattan.
--spoiler--
o kadar derin şarkı söylüyor ki o çatallı, çirkin sesiyle sürekli söylesin istiyor insan.
https://www.youtube.com/watch?v=49Kh1mS4Fhs
https://www.youtube.com/watch?v=FyklYqiimgc
https://www.youtube.com/watch?v=49Kh1mS4Fhs
https://www.youtube.com/watch?v=FyklYqiimgc