bugün
- futbol14
- yazarların favori oyun karakteri10
- islam barış dinidir4
- nelerin koleksiyonu yapılabilir4
- ispanya3
- la liga3
- brezilya7
- para mı aşk mı sorunsalı8
- 22 ağustos 2026 fenerbahçe konyaspor maçı18
- sözlük yazarlarının favori dizisi9
- her filmde aynı karakteri canlandıran aktörler2
- süper lig7
- gezicilerin polisten dayak yerken çıkardığı sesler7
- hakan fidan3
- türkiye savaşa girerse yanında yer alacak ülkeler3
- sözlük yazarlarının en son okuduğu kitaplar5
- araplar kuzey kıbrıs'ı neden tanımıyor5
- milan skriniar8
- türkiye5
- üniversite okumanın gereksiz olması9
- anın görüntüsü20
- her şeyden önce sadece allah'ın zihni vardı2
- osuruktan şiirler89
- 22 ağustos 2026 espanyol real madrid maçı2
- 22 ağustos 2026 çorum kasımpaşa maçı5
- nervio varıdı nerede o11
- türkiyede korku yazarının olmaması3
- fenerbahçe21
- madencilerin beştepe'ye yürüyeceğiz demesi4
- telekinezi3
- yaprak3
- intihar aforizmaları2
- kanada3
- tai lung26
- nasreddinhoca3
- kasımpaşa4
- çorum4
- kasımpaşa sk4
- çorum fk4
- yavudilerde cin peri hayalet öcü hortlak olmaması12
- telefonunuzu alabilir miyim diyen hatun2
- alçak puşt3
- gece yürüyüş yapmak2
- bir şey yokken gelen bir şey var hissi2
- velvet50
- imralı basılsın apo piçi asılsın6
- ilgi alanına göre konuşmalık insan veritabanı10
- dolar isterse 100 olsun41
- 1948 arap israil savaşı8
- netanyahu'ya kırmızı bülten talebi13
sevdiği entry'ler
Seks olmasaydı günümüz şartlarında tüp bebekle çoğalır turumuzun devamını saglardik. Geçmişte olsaydı soyumuz kururdu, belki daha da iyi olurdu.
Seksi ovenleri anlamam.
Hep derim , seks insan onuruna yaraşır bir hareket değildir.
Ne o öyle çık bir şeyin üstünde zıpla falan.
Varosca.
Seksi ovenleri anlamam.
Hep derim , seks insan onuruna yaraşır bir hareket değildir.
Ne o öyle çık bir şeyin üstünde zıpla falan.
Varosca.
hayırlı çöpçüler arkadaşlar...
uğruna ömrünüzü feda, saçınızı ayaklarının altına süpürge ettiğiniz, yıllarca açmamış nadide bir gonca gül misali en derin sevginizi bahşettiğiniz, hiçbir masrafından kısmayarak en güzel okullarda okutup, küçüklüğünde en kral petşoplardan aldığınız vitaminli nazik yavru kedi mamalarıyla beslediğiniz, ilk ojesini tırnaklarına sürdüğünüzde yüzünde oluşan heyecanı ve mutluluğu beraber tattığınız, ergenliğe adım attığı ilk gün evin içinde heyecanlı şekilde koşuşturup mahcup hallerini dün gibi hatırladığınız, ancak maalesef ki ergenlikten sonra sapıtması ve çeşitli yaramazlıkları sizi yaralasa bile asla ve kat'a abi sevgisinden mahrum bırakmadığınız, kâh babası olup gece uyurken gizlice üstünü örttüğünüz, kâh annesi olup banyoda sırtına kese attığınız, kâh pe feleğin türlü oyunlarına sırf bacım iyi bir hayat yaşasın diyerek katlandığınız, ekstra gece mesailerine kalarak sapık müdürünüzün enseli parmaklı tacizlerine la havle çektiğiniz biricik kız kardeşinizi; belediyenin orta yaşlı, evli çocuklu, çok afedersiniz sokakta yanından geçerken burnunuzu kapatmak zorunda kalıp selamını bazen duymazdan geldiğiniz çöpçüsüyle öpüşürken görmek ve maalesef ki görmekle kalamamaktır...
işten eve yorgun argın geldiğiniz bir akşam apartmanın merdivenlerinden çıkarken burnunuza harika kokular gelir. "ohh mis şerefsizin biri balık yapıyo amk keşke ben de yiyebilsem" diye komşulara söverek ağır ağır çıkarsınız. sizin daireye yaklaştıkça kokular artmaya başlar. iddaa'da son maça kalıp 380 lira vurmayı bekleyen birinin heyecanına eş değerdir bu. anahtarla usulca kapıyı açıp, ayakkabıları çıkarmadan direk pantolonun kemerini çözüp mutfağa girersiniz. bütün gün ofiste kemer pişik yapmıştır belinizi çünkü. kız kardeşiniz geldiğinizi fark etmez, bi bacağını yarım kaldırmış, önünde mutfak önlüğü, üzerinde mor renkte bi bluz hande yener'in "nooldu pek bi keyfin yoook" şarkısını söylemektedir. hemen böyle kedi gibi dört ayak üstüne geçer, miyavvvv diye sırnaşıklıklar yaparsınız ki size de balık versin. kız kardeşiniz sadece balık yapmamıştır, rakı sofrası falan da kurmuştur, yıllardır bi köşede duran geyikli halıyı duvara asmış, televizyonda da ne hikmetse eski samanyolu tv frekansının bulunduğu kanalı açmıştır. ''allah allah bana bir meşaz mı vermeye çalışıyor acaba'' dersiniz ama balıklar öyle güzel kokmaktadır ki bi an olsun beklemeden gömmeye başlarsınız.
bardağınızdaki rakının son yudumunu balığın son lokmasıyla denk getirdikten sonra hafif çakır keyif olur camdan dışarıya ''var mı ulan bacıma yan bakan'' diye naralar attıktan sonra salondaki sofaya uzanıp televizyon izlemeye koyulursunuz. o arada da bacınız mutfaktan size seslenir şu balıkların kafa ve kuyruklarını kedilere verip gelicem diye. ne kadar da hayvansever, abisini kedi gibi besleyen, altın kalpli, cici mi cici bir kardeşim var diye düşünürken televizyondaki filmin çöpçüler kralı olduğunu fark edersiniz. tam da hacer'in abilerinin kenarda durup, kemal sunal'ın müstakbel babasıyla birlikte rakı içtiği sahnedir. o zaman bir anda voltaj ayaklarınızdan başlayıp beyninize doğru gelir ve tık diye kafanızda bi ampul yanar. bacınız penisilvanya üniversitesinde psikoanaliz üzerine master yaptığı dönemde edindiği tecrübeyi kullanarak bilinçdışınıza ''çöpçüler kral adamdır'' tarzı şeyler sokmaya çalışmış yani kısacası sizi bir güzel ''kandırmıştır.''
kendinizi tokatlayarak ayılttıktan sonra hemen mutfaktan keskin bıçak ararsınız, her yere bakmanıza rağmen kız kardeşiniz sizden daha zeki olduğu için tüm kesici aletleri ortadan kaldırmıştır. geçen gün kebapçıdan gelen plastik çatalı hiç yoktan iyidir diye kaptığınız gibi kendinizi kız kardeşinizin peşinden sokağa atarsınız. gece de sokak kapkaranlıktır böyle, ulan chp'li belediyeden de bu beklenirdi sokak lambaları hep patlak amk deyip; telefonunuzdan ışık tutarak yürümeye başlarsınız. köşeyi döndüğünüzde bi bakarsınız ki böyle çöpçünün bıyıkları kız kardeşinizin dudakları üstünde dolanıyordur, fiğrenç kiss yapıyorlardır işte o an zaman ve mekan kavramınızı yitirir, elinizde plastik çatalla birlikte üstlerine doğru koşarken birden ayağınız çukura takılır ve sizden bi saniye önce yere düşen çatal soluk borunuza saplanır. ıııh hıııı hııı diyerek oracıkta can verirsiniz...
çöpçü ve çöpçü fetişisti bacınız yasak aşkları ortaya çıkmasın diye ölünüze gelinlik giydirdikten sonra sizi çöp arabasına koyup ümraniye çöplüğüne atarlar. geriye namusunuzu temizleyecek kimse kalmamıştır. aylar sonra cesediniz çöpten kağıt toplayan suriyeliler tarafından bulunur ama cinayetinize dair hiçbir iz yoktur, fantezi kurbanı olduğunuz düşünülür ve sizi kimsesizler mezarlığına gömerlerken çöpçü de her gece bacınıza gömmeye devam eder. kör olası çöpçüler hem bacınızı, hem sizi hem de bu büyük sırrı süpürmüşlerdir...
uğruna ömrünüzü feda, saçınızı ayaklarının altına süpürge ettiğiniz, yıllarca açmamış nadide bir gonca gül misali en derin sevginizi bahşettiğiniz, hiçbir masrafından kısmayarak en güzel okullarda okutup, küçüklüğünde en kral petşoplardan aldığınız vitaminli nazik yavru kedi mamalarıyla beslediğiniz, ilk ojesini tırnaklarına sürdüğünüzde yüzünde oluşan heyecanı ve mutluluğu beraber tattığınız, ergenliğe adım attığı ilk gün evin içinde heyecanlı şekilde koşuşturup mahcup hallerini dün gibi hatırladığınız, ancak maalesef ki ergenlikten sonra sapıtması ve çeşitli yaramazlıkları sizi yaralasa bile asla ve kat'a abi sevgisinden mahrum bırakmadığınız, kâh babası olup gece uyurken gizlice üstünü örttüğünüz, kâh annesi olup banyoda sırtına kese attığınız, kâh pe feleğin türlü oyunlarına sırf bacım iyi bir hayat yaşasın diyerek katlandığınız, ekstra gece mesailerine kalarak sapık müdürünüzün enseli parmaklı tacizlerine la havle çektiğiniz biricik kız kardeşinizi; belediyenin orta yaşlı, evli çocuklu, çok afedersiniz sokakta yanından geçerken burnunuzu kapatmak zorunda kalıp selamını bazen duymazdan geldiğiniz çöpçüsüyle öpüşürken görmek ve maalesef ki görmekle kalamamaktır...
işten eve yorgun argın geldiğiniz bir akşam apartmanın merdivenlerinden çıkarken burnunuza harika kokular gelir. "ohh mis şerefsizin biri balık yapıyo amk keşke ben de yiyebilsem" diye komşulara söverek ağır ağır çıkarsınız. sizin daireye yaklaştıkça kokular artmaya başlar. iddaa'da son maça kalıp 380 lira vurmayı bekleyen birinin heyecanına eş değerdir bu. anahtarla usulca kapıyı açıp, ayakkabıları çıkarmadan direk pantolonun kemerini çözüp mutfağa girersiniz. bütün gün ofiste kemer pişik yapmıştır belinizi çünkü. kız kardeşiniz geldiğinizi fark etmez, bi bacağını yarım kaldırmış, önünde mutfak önlüğü, üzerinde mor renkte bi bluz hande yener'in "nooldu pek bi keyfin yoook" şarkısını söylemektedir. hemen böyle kedi gibi dört ayak üstüne geçer, miyavvvv diye sırnaşıklıklar yaparsınız ki size de balık versin. kız kardeşiniz sadece balık yapmamıştır, rakı sofrası falan da kurmuştur, yıllardır bi köşede duran geyikli halıyı duvara asmış, televizyonda da ne hikmetse eski samanyolu tv frekansının bulunduğu kanalı açmıştır. ''allah allah bana bir meşaz mı vermeye çalışıyor acaba'' dersiniz ama balıklar öyle güzel kokmaktadır ki bi an olsun beklemeden gömmeye başlarsınız.
bardağınızdaki rakının son yudumunu balığın son lokmasıyla denk getirdikten sonra hafif çakır keyif olur camdan dışarıya ''var mı ulan bacıma yan bakan'' diye naralar attıktan sonra salondaki sofaya uzanıp televizyon izlemeye koyulursunuz. o arada da bacınız mutfaktan size seslenir şu balıkların kafa ve kuyruklarını kedilere verip gelicem diye. ne kadar da hayvansever, abisini kedi gibi besleyen, altın kalpli, cici mi cici bir kardeşim var diye düşünürken televizyondaki filmin çöpçüler kralı olduğunu fark edersiniz. tam da hacer'in abilerinin kenarda durup, kemal sunal'ın müstakbel babasıyla birlikte rakı içtiği sahnedir. o zaman bir anda voltaj ayaklarınızdan başlayıp beyninize doğru gelir ve tık diye kafanızda bi ampul yanar. bacınız penisilvanya üniversitesinde psikoanaliz üzerine master yaptığı dönemde edindiği tecrübeyi kullanarak bilinçdışınıza ''çöpçüler kral adamdır'' tarzı şeyler sokmaya çalışmış yani kısacası sizi bir güzel ''kandırmıştır.''
kendinizi tokatlayarak ayılttıktan sonra hemen mutfaktan keskin bıçak ararsınız, her yere bakmanıza rağmen kız kardeşiniz sizden daha zeki olduğu için tüm kesici aletleri ortadan kaldırmıştır. geçen gün kebapçıdan gelen plastik çatalı hiç yoktan iyidir diye kaptığınız gibi kendinizi kız kardeşinizin peşinden sokağa atarsınız. gece de sokak kapkaranlıktır böyle, ulan chp'li belediyeden de bu beklenirdi sokak lambaları hep patlak amk deyip; telefonunuzdan ışık tutarak yürümeye başlarsınız. köşeyi döndüğünüzde bi bakarsınız ki böyle çöpçünün bıyıkları kız kardeşinizin dudakları üstünde dolanıyordur, fiğrenç kiss yapıyorlardır işte o an zaman ve mekan kavramınızı yitirir, elinizde plastik çatalla birlikte üstlerine doğru koşarken birden ayağınız çukura takılır ve sizden bi saniye önce yere düşen çatal soluk borunuza saplanır. ıııh hıııı hııı diyerek oracıkta can verirsiniz...
çöpçü ve çöpçü fetişisti bacınız yasak aşkları ortaya çıkmasın diye ölünüze gelinlik giydirdikten sonra sizi çöp arabasına koyup ümraniye çöplüğüne atarlar. geriye namusunuzu temizleyecek kimse kalmamıştır. aylar sonra cesediniz çöpten kağıt toplayan suriyeliler tarafından bulunur ama cinayetinize dair hiçbir iz yoktur, fantezi kurbanı olduğunuz düşünülür ve sizi kimsesizler mezarlığına gömerlerken çöpçü de her gece bacınıza gömmeye devam eder. kör olası çöpçüler hem bacınızı, hem sizi hem de bu büyük sırrı süpürmüşlerdir...
kitap okumak tercih meselesi olduğundan dolayı aslında ders kitapları haricinde kitap okumamış olmak normaldir. ancak bunun normal olduğunu iddia ederken aynı zamanda bununla ilgili başlık açarak aslında durumu anormalleştiren de beyan sahibinin kendisidir.
asıl konuya gelirsek, bir öğretmen olarak insanların öğrenme tarzlarının birbirinden ne kadar farklı olduğunu biliyorum. bu yüzden de ne kitap okuyanlara filozof gözüyle bakıyorum ne de kitaplara uzak kaldığım zamanlar kendimi kötü hissediyorum. insanların kitap okuması değil, kendi tarzını keşfedebilmesi önemlidir. insanın vizyonunu genişleten şey kitabın cildi değil, içindeki bilgiyse eğer ki bu konuda bence hepimiz hemfikiriz, o halde ben o kitapta yazanları bir videoda dinleyerek öğrenmeyi tercih ediyorsam, günün sonunda o kitabı okuyan kişiden bir farkım yok demektir. şahsen okuyarak değil, her zaman yazarak ve dinleyerek öğrenen biri oldum. üniversite sınavına girdiğim sene 1 milyon 825 bin kişinin içerisinden düz liseli bir sözelci olarak ilk 3000 kişi arasına girdim. türkiye'nin en güzel üniversitelerinden birinde okudum. şu an çoğunuzun haberdar dahi olmadığı dünya çapında binlerce insana uzaktan eğitim imkanı sağlayan bir platformda, kendi alanımla ilgili ingilizce bir eğitime devam ediyorum. moda ve tasarım alanında bir sertifikam ve onlarca çalışmam var. tiyatro, resimden sonraki en büyük ilgi alanım. ara sıra sırf zevkine oturup khan academy'de psikoloji, tıp gibi alanların derslerini izlerim. 20 senelik uzman psikiyatristle, psikolojik problemler ve ruh sağlığı üzerine en son birkaç gün evvel uzunca bir sohbet ettim. kelime haznesinin genişliğiyle tanınan ve bir toplumda kendini herkese dinletebilen bir insan olarak, deli gibi kitap okumadığım için kültürsüz olduğumu söyleyen bir insan karşıma çıkarsa cevap vermeye tenezzül etmem.
özetle bu işler zevk meselesidir. alimi alim eden kitap okuması değil, bilgiyi alabilmesidir. bilgiyi nasıl alacağınız ise tamamen sizin tercihinizdir. boşuna tartışmayın.
asıl konuya gelirsek, bir öğretmen olarak insanların öğrenme tarzlarının birbirinden ne kadar farklı olduğunu biliyorum. bu yüzden de ne kitap okuyanlara filozof gözüyle bakıyorum ne de kitaplara uzak kaldığım zamanlar kendimi kötü hissediyorum. insanların kitap okuması değil, kendi tarzını keşfedebilmesi önemlidir. insanın vizyonunu genişleten şey kitabın cildi değil, içindeki bilgiyse eğer ki bu konuda bence hepimiz hemfikiriz, o halde ben o kitapta yazanları bir videoda dinleyerek öğrenmeyi tercih ediyorsam, günün sonunda o kitabı okuyan kişiden bir farkım yok demektir. şahsen okuyarak değil, her zaman yazarak ve dinleyerek öğrenen biri oldum. üniversite sınavına girdiğim sene 1 milyon 825 bin kişinin içerisinden düz liseli bir sözelci olarak ilk 3000 kişi arasına girdim. türkiye'nin en güzel üniversitelerinden birinde okudum. şu an çoğunuzun haberdar dahi olmadığı dünya çapında binlerce insana uzaktan eğitim imkanı sağlayan bir platformda, kendi alanımla ilgili ingilizce bir eğitime devam ediyorum. moda ve tasarım alanında bir sertifikam ve onlarca çalışmam var. tiyatro, resimden sonraki en büyük ilgi alanım. ara sıra sırf zevkine oturup khan academy'de psikoloji, tıp gibi alanların derslerini izlerim. 20 senelik uzman psikiyatristle, psikolojik problemler ve ruh sağlığı üzerine en son birkaç gün evvel uzunca bir sohbet ettim. kelime haznesinin genişliğiyle tanınan ve bir toplumda kendini herkese dinletebilen bir insan olarak, deli gibi kitap okumadığım için kültürsüz olduğumu söyleyen bir insan karşıma çıkarsa cevap vermeye tenezzül etmem.
özetle bu işler zevk meselesidir. alimi alim eden kitap okuması değil, bilgiyi alabilmesidir. bilgiyi nasıl alacağınız ise tamamen sizin tercihinizdir. boşuna tartışmayın.
Frank lucas: kaya.
önüme nispeten büyük hedefler koyuyor, o işlere girişip kendimi strese sokuyorum. sonra "dur biraz gevşeyeyim" diyorum ama aklım strese sebep büyük iş için çalışmadığıma gidiyor ve uzanırken dahi strese giriyorum. işin kötüsü biliyorum ki o işi bu işi veya diğer işi bitirince duramayacağım daha da büyük hedefler seçeceğim onlara kasıcam. böyle yapa yapa ömür geçecek galiba.
yoruluyorum ama duramıyorum.
yoruluyorum ama duramıyorum.
hayatımda bir şeyler yanlış gidip, boka sardığında buraya geliyorum.
şu boktan ortamda bir kaç gün takılıp, insanların dertlerini, yazdıkları saçma şeyleri okumak bana terapi gibi geliyor. şükür ederek geri olağan akışına dönüyorum.
sizleri hiç sevmiyorum ama hepinize teşekkür ederim bunun için.
şu boktan ortamda bir kaç gün takılıp, insanların dertlerini, yazdıkları saçma şeyleri okumak bana terapi gibi geliyor. şükür ederek geri olağan akışına dönüyorum.
sizleri hiç sevmiyorum ama hepinize teşekkür ederim bunun için.
Çünkü hasta olup yatarken kimse bana bakmasın yalnız başıma geberip gideyim. Kendi kendime de ağlarım diye.
zengin olması.
https://onedio.com/haber/...opagandasi-cikardi-813692
Yazar Vatikan'a kadar gidip araştırma yapmış. Bu tablolarla karşılaşınca büyük oyunu sezinleyip bizi uyarmak istemiş.
Bundan sonra ninja turtles ı çocuklarınıza sakın izletmeyin.
Hristiyanlık propagandası hiç bu kadar gizli yapılmamıştı.
Teşekkürler yegen. Oyun büyük.
Yazar Vatikan'a kadar gidip araştırma yapmış. Bu tablolarla karşılaşınca büyük oyunu sezinleyip bizi uyarmak istemiş.
Bundan sonra ninja turtles ı çocuklarınıza sakın izletmeyin.
Hristiyanlık propagandası hiç bu kadar gizli yapılmamıştı.
Teşekkürler yegen. Oyun büyük.