bugün
- kolye117
- var olmak için ne yaptınız12
- lale8
- brezilya7
- gül7
- sen kimsin sorusuna 3 kelimelik cevap ver8
- sevgili nedir7
- kırgızistan3
- başka birinin ayağını yalamış erkekle evlenmek7
- yüzde 50 burslu psikoloji bölümü kazanmak12
- fil8
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı21
- kaplan17
- duayı bencil bir iş haline getirmek2
- kötüyü alaşağı etmek2
- aslan15
- muz2
- elma5
- sözlük obezlerinin fotoğrafları10
- makinelerin zihnimizi okuyabilmesi5
- nick vermeden bir yazara seslen9
- güne psikolojik bir tespit bırak2
- misafir döngüsü2
- evi ev yapan şeyler14
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı4
- amerika birleşik devletleri6
- zebra7
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- yaşlanınca yalnız kalmamak için evlenmek3
- sarı teker kim sorunsalı8
- yağmur yağdığında çırıl çıplak sokağa çıkmak3
- 17 ekim 2026 fenerbahçe alanyaspor maçı9
- gece 23 30 da son ses müzik çalan komşu3
- ankara8
- odanız sade mi olsun yaratıcı mı4
- bileklik19
- ona bir şey söyle10
- timsah9
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı4
- yağmurlu gecelerde yapılması zevk veren şeyler3
- futbol18
- gece 00 00 da sözlüğün kapısını kilitlemek2
- fatoş seğmen2
- fenerbahçe18
- papatya5
- nervio'nun arkadaşının eline asık olmak5
- galatasaray19
- almanya10
- anadolu çomarları7
- bugün sözlüğün sakin olması4
sobanın bunaltııcı sıcaklığında tek bir odada hep beraber yaşanan yıllar aklıma geldi. birden annemin o tanıdık sesi: "hadi fotoğraflara bakalım".
aynı durum şimdi olsa küçük bir kullanıcı adı şifre hamlesinden sonra facebook üzerinden halledilebilecek bir sorun. ama o zamanlar daha marc zuckenberg ergen bile değilken, evde tatlı minik bir telaş başlardı o ses duyulunca. annem evin sandığının bulunduğu yatak odasına giderken yolda mutfağa uğrar ve mısır patlatmak için her şeyi hazırlayıp ocağa koyardı. sonra yolu yatak odasına düştüğünde üzerinde iki ton ağırlığındaki yorgan battaniye karmaşasını görür ve babamdan yardım isterdi. el birliğiyle dev cisim uzaklaştırıldığında, sandığın üzerinde küçük baloncuklar uçuşmaya başlar birazdan evin küçük sırlarını ortaya çıkaracak bir çizgi film başlayacak gibi olurdu. evet o sandık her zaman gizli bir şeyler içermekteydi. bu hissiyatla geçti tüm çocukluğumuz. hani koridorda ışığı kapattığımızda arkamızdaki karanlıktan sanki biri bize doğru hızlanıp geliyormuş gibi bizim de hızımızı artırdığımız, hatta koştuğumuz hissiyat var ya işte onun gibi. sandık gizemini korurken hala zihnimizde, annem birden açıverir kapağını. bir çizgi film karakterinin çıkıp oradan bize şebeklik yaptığını düşlerken, düşüm birden yarıda kesildi.
o da ne. beynimi tırmalayan bir koku: naftalin... çocukluğumuzun vazgeçilmez kokusu naftalin. evin her köşesi eski ve naftalin kokardı önceden. naftalin kokusuydu evlerimizin parfümü. neyse özlemişiz o kokuyu.
sandığın içinde danteller, oyalar, baş örtüleri, üç yaşındaki çocuğa hazırlanan çeyizlik şeyimsiler vs.. anne içini karıştırdıkça evin içinde daha da artan bir naftalin kokusu sandığın eski gizemi ortadan kaldırır. sandık artık eski sandık değildir. artık yatak odasında anne baba arasında yatılan kaçamak uykularda saçma hikayeler uydurulmayacak sandık için. sandık artık olağan.
sonra anne birden doğrulur. elinde bir torba dolusu fotoğraf. naylon torbanın kenarları hafif yırtık. "ben de olsam dayanamazdım yani sandığın içinde o kadar naftalin kokusuna" deyip torbayı haklı çıkarıyorum bu yenilgisinde naylon torbayı. mısırın patladığını bize bildiren sesler eşliğinde sobalı odaya geçilirken küçük adımlarla annenin hep önünden yürünür. ya canavar çıkarsa arkadaki karanlıktan dimi ama.
sıcaktan ve televizyondan mayışmış babamın üşengeç bakışları arasında annem torbayı odanın ortasına bırakıp gider. mutfaktaki küçük işler sonunda elinde patlamış mısır- üzüm kombinasyonu ve ne ara demlediğini bilemediğim çayla belirir dışarının soğuğunu içeri dolduran hayın kapıda. odanın ortasına serilen sofra örtüsü üzerine yayılır her şey bir piknik havasında.
şimdi facebookta popülerlik için paylaşılan çocukluk fotoğraflarına o zamanlar birinin profilinde değil de sofra örtüsü üzerinde, "açın şu kapıyı az, sıcak oldu" dedirten soba başında, patlamış mısır üzüm yiyerek bakardık. her fotoğrafa "güzel çıkmış mıyız ki" diye bakılan yıllar değildi o zamanlar. tek tek tüm fotoğrafların anılarının olduğu ve anlatıldığı yıllardı. bir ailenin tek bir odada bir fotoğrafa bakarak mutlu yaşadığı yıllardı. özlenen yıllardı.
odamın kaloriferi sonuna kadar açık. içerisi bir soba sıcaklığında. şimdi bir ses duydum sanki içeriden "hadi fotoğraflara bakalım"..
http://lapsuscalamium.blogspot.com
aynı durum şimdi olsa küçük bir kullanıcı adı şifre hamlesinden sonra facebook üzerinden halledilebilecek bir sorun. ama o zamanlar daha marc zuckenberg ergen bile değilken, evde tatlı minik bir telaş başlardı o ses duyulunca. annem evin sandığının bulunduğu yatak odasına giderken yolda mutfağa uğrar ve mısır patlatmak için her şeyi hazırlayıp ocağa koyardı. sonra yolu yatak odasına düştüğünde üzerinde iki ton ağırlığındaki yorgan battaniye karmaşasını görür ve babamdan yardım isterdi. el birliğiyle dev cisim uzaklaştırıldığında, sandığın üzerinde küçük baloncuklar uçuşmaya başlar birazdan evin küçük sırlarını ortaya çıkaracak bir çizgi film başlayacak gibi olurdu. evet o sandık her zaman gizli bir şeyler içermekteydi. bu hissiyatla geçti tüm çocukluğumuz. hani koridorda ışığı kapattığımızda arkamızdaki karanlıktan sanki biri bize doğru hızlanıp geliyormuş gibi bizim de hızımızı artırdığımız, hatta koştuğumuz hissiyat var ya işte onun gibi. sandık gizemini korurken hala zihnimizde, annem birden açıverir kapağını. bir çizgi film karakterinin çıkıp oradan bize şebeklik yaptığını düşlerken, düşüm birden yarıda kesildi.
o da ne. beynimi tırmalayan bir koku: naftalin... çocukluğumuzun vazgeçilmez kokusu naftalin. evin her köşesi eski ve naftalin kokardı önceden. naftalin kokusuydu evlerimizin parfümü. neyse özlemişiz o kokuyu.
sandığın içinde danteller, oyalar, baş örtüleri, üç yaşındaki çocuğa hazırlanan çeyizlik şeyimsiler vs.. anne içini karıştırdıkça evin içinde daha da artan bir naftalin kokusu sandığın eski gizemi ortadan kaldırır. sandık artık eski sandık değildir. artık yatak odasında anne baba arasında yatılan kaçamak uykularda saçma hikayeler uydurulmayacak sandık için. sandık artık olağan.
sonra anne birden doğrulur. elinde bir torba dolusu fotoğraf. naylon torbanın kenarları hafif yırtık. "ben de olsam dayanamazdım yani sandığın içinde o kadar naftalin kokusuna" deyip torbayı haklı çıkarıyorum bu yenilgisinde naylon torbayı. mısırın patladığını bize bildiren sesler eşliğinde sobalı odaya geçilirken küçük adımlarla annenin hep önünden yürünür. ya canavar çıkarsa arkadaki karanlıktan dimi ama.
sıcaktan ve televizyondan mayışmış babamın üşengeç bakışları arasında annem torbayı odanın ortasına bırakıp gider. mutfaktaki küçük işler sonunda elinde patlamış mısır- üzüm kombinasyonu ve ne ara demlediğini bilemediğim çayla belirir dışarının soğuğunu içeri dolduran hayın kapıda. odanın ortasına serilen sofra örtüsü üzerine yayılır her şey bir piknik havasında.
şimdi facebookta popülerlik için paylaşılan çocukluk fotoğraflarına o zamanlar birinin profilinde değil de sofra örtüsü üzerinde, "açın şu kapıyı az, sıcak oldu" dedirten soba başında, patlamış mısır üzüm yiyerek bakardık. her fotoğrafa "güzel çıkmış mıyız ki" diye bakılan yıllar değildi o zamanlar. tek tek tüm fotoğrafların anılarının olduğu ve anlatıldığı yıllardı. bir ailenin tek bir odada bir fotoğrafa bakarak mutlu yaşadığı yıllardı. özlenen yıllardı.
odamın kaloriferi sonuna kadar açık. içerisi bir soba sıcaklığında. şimdi bir ses duydum sanki içeriden "hadi fotoğraflara bakalım"..
http://lapsuscalamium.blogspot.com
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar