bugün
- ayağı şiir kokan kadın6
- mehmet ali alabora7
- biraderine de sana da yeter artık6
- gece şahin içinde lapsekili tayfur dinlemek4
- kendisine şiir yazılan kadın olmak ister miydiniz8
- rafael leao24
- ruhani bir varlığa aşık olmak ister miydin4
- gece ormanda bir seri katille köşe kapmaca oynamak2
- bir dinciyle tartışmak4
- biraderizm felsefesi5
- günün sözü20
- gece tuvalette zıplayan fil görmek2
- sarapci koala69
- galatasaray'ın çok ballı kura çekmesi23
- öldükten sonra 2865 te dirilmek4
- erkeklerin istediği tek şey17
- beşiktaş'ın bütün avrupa maçlarını evinde oynaması2
- pikap2
- deniz göktaş5
- biraderlerin vurduyor olması12
- gece araba sürerken dinlenecek şarkılar4
- 29 ağustos 2026 bayern münih stuttgart maçı2
- reenkarkarnasyon olsa tekrar kendin olur musun2
- en son ne zaman namaz kıldın13
- türkiye13
- sadece güzelliğe bakan erkek3
- zall için bir şarkı bırak2
- sözlüğün en sevilen yazarı38
- gerçekliğin zihinle genişleyerek yaratılması9
- sarapci diye nick alan akpli17
- üşümeyi özlemek4
- karşı partiye oy veren arkadaşınıza küser misiniz13
- gram altın5
- fener balı15
- iş yerinde sözlükte takılmak14
- yeni tasarıma tek tıkla eskiye göt vererek geçmek9
- şarapçı koala ile viski içmek5
- karı kıza para yedirir misiniz3
- erkeğin kalbine giden yol egosundan geçer3
- 28 ağustos 2026 türkiye polonya voleybol maçı4
- akepe3
- manifest11
- trafikte sinirlenip bağırmak5
- tanrı ile röportajlar3
- hiç erkeğe şiir yazan kadın olmaması2
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı50
- fenerbahçe vs galatasaray26
- dayak yiyen kadının şikayetçi olmaması11
- sosyalizm her ülkede farklı tecelli eder6
- usualsuspect'e ayak atıp kaçmak6
sevdiği entry'ler
o angelo vestieri, o bir gangsterdi... *
gangster- lorenzo carcaterra
gangster- lorenzo carcaterra
zamanında verilmeyen sevgi bayatlar - buket uzuner
"kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir...
birinci ihtimalde sen bir insansın. ikincisindeyse bir papağandan hiç farkın yoktur.
sen kimsin?
insan mı?... papağan mı?"
fyodor mihaileviç dostoyevski - suç ve ceza
---
- olamaz, pyotr stepanoviç. sosyalizm, stepan trofimoviç'in görmezlikten gelemeyeceği kadar yüce bir düşüncedir.
stepan trofimoviç hoş bir tavırla doğrulup oğluna döndü,
- düşünce yüce olmasına yüce de, onu yaymaya çalışanlar her zaman yüce kişiler değil, et brisosns-la, mon cher.
fyodor mihailoviç dostoyevski - cinler
birinci ihtimalde sen bir insansın. ikincisindeyse bir papağandan hiç farkın yoktur.
sen kimsin?
insan mı?... papağan mı?"
fyodor mihaileviç dostoyevski - suç ve ceza
---
- olamaz, pyotr stepanoviç. sosyalizm, stepan trofimoviç'in görmezlikten gelemeyeceği kadar yüce bir düşüncedir.
stepan trofimoviç hoş bir tavırla doğrulup oğluna döndü,
- düşünce yüce olmasına yüce de, onu yaymaya çalışanlar her zaman yüce kişiler değil, et brisosns-la, mon cher.
fyodor mihailoviç dostoyevski - cinler
alıntı : "babam istanbul'un ilk karını gelgeç sevdalara benzetirdi, ne gönülde ne yürekte iz bırakmadan çabucak geçer, derdi.." * *
bu cümleyi okuyunca gelgeç sevda üzerinde düşündüm. evet sevda kelimesi bu cümleye ne kadar yakışmış tartışılır * ama hakikaten ne gönülde ne yürekte izi kalmaz bunların. hatta hatta hafızalarda kalan kareler bile hiç bir şey hissedilmeden bakılan fotoğraflar gibidir neredeyse..
bir de kara sevdalar vardır, bütün bilinen büyük aşıkların yazgısı, kara sevda olduğu için mi, kavuşamama olduğu için mi, ferhat ferhat olmuştur, şirin de şirin..
kara sevda dedik ya, gün görememişler dedik ya, sevdiğinin tenine doyamamışlar ya, kokusunu doyasıya içlerine çekip kaybolana kadar gözlerine bakamamışlar ya, sevda böylesine büyümüş, sevilen öylesine kavuşulmaz olmuş ya... sevenlerle birlikte herkes yanmış, sevdaları ağıt olmuş, türkü olmuş..
içinde azıcık sevgi olan insanın bile canı yanmış bu kavuşamama öyküsüne, çünkü yüreği hala kıpırdayan herkes o kıpırtının içinde sevme sevilme umudunu saklarmış..
bu cümleyi okuyunca gelgeç sevda üzerinde düşündüm. evet sevda kelimesi bu cümleye ne kadar yakışmış tartışılır * ama hakikaten ne gönülde ne yürekte izi kalmaz bunların. hatta hatta hafızalarda kalan kareler bile hiç bir şey hissedilmeden bakılan fotoğraflar gibidir neredeyse..
bir de kara sevdalar vardır, bütün bilinen büyük aşıkların yazgısı, kara sevda olduğu için mi, kavuşamama olduğu için mi, ferhat ferhat olmuştur, şirin de şirin..
kara sevda dedik ya, gün görememişler dedik ya, sevdiğinin tenine doyamamışlar ya, kokusunu doyasıya içlerine çekip kaybolana kadar gözlerine bakamamışlar ya, sevda böylesine büyümüş, sevilen öylesine kavuşulmaz olmuş ya... sevenlerle birlikte herkes yanmış, sevdaları ağıt olmuş, türkü olmuş..
içinde azıcık sevgi olan insanın bile canı yanmış bu kavuşamama öyküsüne, çünkü yüreği hala kıpırdayan herkes o kıpırtının içinde sevme sevilme umudunu saklarmış..
içinizde bir kaos olmadan, bir yıldız doğuramazsınız...böyle buyurdu zerdüst
parfümün dansı- tom robbins
"geçmişi ilgilendiren her hayal şapka kurdelesinin arsına bir mezar bileti sıkıştırmak demektir."
"cennete kabul edilmek için öyle çok uğraşıyorlardı ki, cennetin eskiden beri onların adresi olduğunu unutmuşlardı."
"geçmişi ilgilendiren her hayal şapka kurdelesinin arsına bir mezar bileti sıkıştırmak demektir."
"cennete kabul edilmek için öyle çok uğraşıyorlardı ki, cennetin eskiden beri onların adresi olduğunu unutmuşlardı."
sakin gökyüzünün altında, mezarların arasında dolandım. fundalar ve çan çiçekleri arasında uçuşup duran pervaneleri izledim. otları hışırdatan hafif rüzgarın fısıltısını dinledim. insan, nasıl olur da bu sakin toprağın altında yatanların huzursuz bir uykuda olduklarına inanabilir, şaşırdım.
(bkz: emily bronté- uğultulu tepeler)
(bkz: emily bronté- uğultulu tepeler)
https://music.youtube.com...dfaV7RE&feature=share
“Sen; gözlerimde bir renk, kulaklarımda bir ses Ve içimde bir nefes olarak kalacaksın..”
“Sen; gözlerimde bir renk, kulaklarımda bir ses Ve içimde bir nefes olarak kalacaksın..”
hikayenin orijinalinde almanya'da bir köy fare istilasına uğramış ve tüm yiyecekleri bitiren fareler yüzünden köy kıtlığın eşiğine gelmiş. bir gün fareli köye bir adam gelmiş "eğer bana bir kese altın verirseniz köyü tüm farelerden temizlerim" demiş. köylüler tamam olur veririz demiş. çalgıcı daha sonra başlamış kavalını çalmaya. binlerce fareyi peşine takmış denize sürmüş, boğuluncaya dek kavalığını üflemeye devam etmiş. köye geri dönmüş ancak halk sözünde durmamış altınları vermeyi reddetmiş. ve çalgıcı intikam almak amacıyla bir gece sihirli kavalıyla tekrardan köye geri dönmüş ve köyün tüm çocuklarını peşinden sürüklemiş. hikaye bu şekilde bilinir. işin aslı ise şöyle:
fareli köyün kavalcısı aslında avrupa tarihinde fazla bilinmeyen çocuk haçlı seferlerini ve kayıplara karışan binlerce çocuğun hikayesini anlatıyor. birinci haçlı seferibaşarıyla sonuçlanmıştı ve 1099'da kudüs haçlılar tarafından ele geçirilmişti. daha sonra 1187 hıttin savaşı ile daha kudüs tekrardan müslümanların eline geçti. selahattin eyyubi tarafından. epey bir süre kudüs'ü ellerinde bulunduran haçlılar bu yenilgiyi pek hazmedemediler ve tekrardan doğunun zenginliklerine kavuşabilmek için halkı kışkırtmaya başladılar. zaten perişan ve yoksul bir halde olan orta çağ avrupası kudüs'ün tekrardan geri alınması gerektiğine inanıyorlardı; ancak bu şekilde tanrının kendilerini affedebileceğini düşünüyorlardı. orta çağ avrupa'sında doğu'nun zenginliklerini ilişkin çeşitli efsaneler kulaktan kulağa yayılıyor, çocuklar bile doğunun zenginliklerinin hayaliyle yaşıyordu. papazlar köyleri dolaşıyor ve halkı kışkırtıyorlardı. sokaklarında bal ve süt atan doğu toprakları ele geçirilmeliydi.
işte bu sıralar fransa'da yaşayan stephan isimli 12 yaşında bir çocuk bu hayallere kapılmıştı. fransa kralına giderek kendisine isa'dan bir mektubun geldiğini söyledi. isa ona kudüs'e gitmesini söylemiş ve kutsal toprakları geri almasını istemişti. kral çocuğu pek sallamamıştı; ancak çocuk daha sonra çevrede gördüğü rüyayı anlatmasıyla manastırdaki papazların da etkisiyle staphana inanan ciddi bir kitle oluşmaya başladı. çevresinde peşine takılanların sayısı gitgide arttı. aileler çocuklarını stephan'ın peşine verdiler. papa ve kilisede işin içindeydi din adamları ailelere: çocukların masum olduğunu, onların kalplerinin temiz olduğunu ve tanrının çocuklara acıyarak kendilerine büyük bir zafer vereceğini söylediler. tüm bu angarya ve gazla 1212 yılında kilise yüklü miktarda bir yardım ve kışkırtma sonucunda 30.000 çocuğu kudüs'e gitmek üzere stephen'ın önderliğinde yola çıkarttı. marsilya'dan yola çıkan yaklaşık 30.000 çocuktan sadece 7000'i geri dönebildi. çoğusu yolda korsanlar tarafından kaçırıldı. mısır ve cezayir'de köle olarak satıldılar.
stephandan etkilenen nicholas adlı bir alman çocuk da yanına 20.000 civarında çocuğu takarak isviçre alplerinden kudüs'e doğru yola çıktı. sonuç yine hüsrandı. alplerin soğuğuna dayanamayan binlerce çocuk da yollarda hayatını kaybetti. çok az kısmı hayatta kalabildi. onlar da ya kaçırıldı ya da herhangi bir şekilde hayatlarına dair haber alınamadı.
hikaye yıllar sonra grimm kardeşler tarafından derlendi ve fareli köyün kavalcısı ismi ile hikayeleştirildi. olay aslında 1212 yılında gerçekleşen çocuk haçlı seferini anlatıyordu.
fareli köyün kavalcısı aslında avrupa tarihinde fazla bilinmeyen çocuk haçlı seferlerini ve kayıplara karışan binlerce çocuğun hikayesini anlatıyor. birinci haçlı seferibaşarıyla sonuçlanmıştı ve 1099'da kudüs haçlılar tarafından ele geçirilmişti. daha sonra 1187 hıttin savaşı ile daha kudüs tekrardan müslümanların eline geçti. selahattin eyyubi tarafından. epey bir süre kudüs'ü ellerinde bulunduran haçlılar bu yenilgiyi pek hazmedemediler ve tekrardan doğunun zenginliklerine kavuşabilmek için halkı kışkırtmaya başladılar. zaten perişan ve yoksul bir halde olan orta çağ avrupası kudüs'ün tekrardan geri alınması gerektiğine inanıyorlardı; ancak bu şekilde tanrının kendilerini affedebileceğini düşünüyorlardı. orta çağ avrupa'sında doğu'nun zenginliklerini ilişkin çeşitli efsaneler kulaktan kulağa yayılıyor, çocuklar bile doğunun zenginliklerinin hayaliyle yaşıyordu. papazlar köyleri dolaşıyor ve halkı kışkırtıyorlardı. sokaklarında bal ve süt atan doğu toprakları ele geçirilmeliydi.
işte bu sıralar fransa'da yaşayan stephan isimli 12 yaşında bir çocuk bu hayallere kapılmıştı. fransa kralına giderek kendisine isa'dan bir mektubun geldiğini söyledi. isa ona kudüs'e gitmesini söylemiş ve kutsal toprakları geri almasını istemişti. kral çocuğu pek sallamamıştı; ancak çocuk daha sonra çevrede gördüğü rüyayı anlatmasıyla manastırdaki papazların da etkisiyle staphana inanan ciddi bir kitle oluşmaya başladı. çevresinde peşine takılanların sayısı gitgide arttı. aileler çocuklarını stephan'ın peşine verdiler. papa ve kilisede işin içindeydi din adamları ailelere: çocukların masum olduğunu, onların kalplerinin temiz olduğunu ve tanrının çocuklara acıyarak kendilerine büyük bir zafer vereceğini söylediler. tüm bu angarya ve gazla 1212 yılında kilise yüklü miktarda bir yardım ve kışkırtma sonucunda 30.000 çocuğu kudüs'e gitmek üzere stephen'ın önderliğinde yola çıkarttı. marsilya'dan yola çıkan yaklaşık 30.000 çocuktan sadece 7000'i geri dönebildi. çoğusu yolda korsanlar tarafından kaçırıldı. mısır ve cezayir'de köle olarak satıldılar.
stephandan etkilenen nicholas adlı bir alman çocuk da yanına 20.000 civarında çocuğu takarak isviçre alplerinden kudüs'e doğru yola çıktı. sonuç yine hüsrandı. alplerin soğuğuna dayanamayan binlerce çocuk da yollarda hayatını kaybetti. çok az kısmı hayatta kalabildi. onlar da ya kaçırıldı ya da herhangi bir şekilde hayatlarına dair haber alınamadı.
hikaye yıllar sonra grimm kardeşler tarafından derlendi ve fareli köyün kavalcısı ismi ile hikayeleştirildi. olay aslında 1212 yılında gerçekleşen çocuk haçlı seferini anlatıyordu.