bugün
- aşırı çıplaklığın rahatsız edici olması11
- yazarların mezun olduğu okullar17
- bir kadına verilecek en güzel çiçek9
- ölümün en iyi tanımı6
- 7 temmuz 2026 isviçre kolombiya maçı7
- arjantin mısır maçı13
- murat yakın3
- radiohead dinleyenlerin çok kız düşürmesi5
- sözlüğün en muhteşem yazarlarının fotoğrafları14
- dünyayı kezbanlardan temizleme planım2
- günün şiiri25
- ankara da nato zirvesi13
- vurdurmuş erkek nasıl anlaşılır14
- kaslı yakışıklı sert mizaçlı memur erkekler4
- bakire kadını gözünden tanımak6
- en ilginç fetişler2
- sevgiliyle köpeköldüren içmek5
- şişman kısa tembel kıllı ama egosu tavan kız3
- ctrlx'in ayakları11
- avm otoparkında uygunsuz çifte bağıran kadın18
- tanrı mı bizi yarattı tanrıyı mı biz yarattık10
- rafadan yumurta kaç dk olmalı13
- donald trump'ın anıtkabir'i ziyaret etmemesi12
- uzun entry giren yazar enayiliği2
- daha 17 dizisi3
- sevmek3
- 7 temmuz 2026 arjantin mısır maçı11
- gözleri güzel bir kadın olmak2
- sonsuza dek uyumak istiyorum4
- sözlüğün en güzel 3 kadın yazarı24
- donald trumpun geceyi kızı neclada geçirmemesi3
- zengin evlerindeki ürkütücü sessizlik2
- sözlüğünü başka sözlükle aldatan hain yazar6
- döl bankası3
- milliyetçi olacakken faşist olmak4
- kesin sevişmeyiz içliği2
- sevgiliyle tatile gitmek2
- balık burcu bir sözlük kızıyla evlenebilirim16
- 23 yaş7
- atın taşaklarını yapan heykeltıraşın amacı2
- aleyna tilki nin ayakları3
- üst düzey yönetici olabilmek için gerekenler9
- adana sokak lezzetleri5
- bir kadına iltifat etme sanatı3
- lionel messi7
- donald trump2
- borsadan anlayan kadının olmaması3
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- tek başına5
- yıldızlar tutuşabilir3
Hz. Ömer Efendimiz'in, üvey annesi Esma'dan doğan Zeyd adında bir kardeşi vardı. Üvey kardeşi olmasına rağmen Zeyd'i çok seviyordu. Çünkü Zeyd hem islam'a kendisinden önce girmiş, hem kendisinden önce hicret etmiş, hem de tüm gazalarda Peygamberimiz'in yanında hazır bulunmuştu.
Bedir savaşı başında ise bir başka fedakârlık göstermişti. Savaş öncesinde kendisine verdiği zırhı giymeyerek, 'Ben senden yaşlıyım, önce ben şehit olarak gitmeliyim, zırhı sen giymelisin.' diyerek zırhsız cepheye yürümüş, böylece zırh ortada kaldığından ikisi de savaşa zırhsız olarak iştirak etmişlerdi!..
Ancak Zeyd'e çok arzu ettiği şehidlik, Hazreti Ebu Bekir'in (ra) zamanında Yemame'de sahte peygamberlere karşı girşilen savaşta nasip olmuştu. Gösterdiği büyük fedakârlık sonunda zafer kazanılmış, nihayet çok arzu ettiği şehitlik rütbesine de Yemame'de erişmişti.
Savaş sonrasında Zeyd'in ölüm haberini duyunca çok üzülmüş olan Hz.Ömer, takdirlerini şöyle dile getirmişti:
- Rabb'imiz Zeyd'e rahmet eylesin, iki güzel konuda beni geçmiştir. Biri, benden önce islam'a girmiş olması, diğeri de yine çok arzu ettiği şehitlik makamına benden önce kavuşmuş bulunmasıdır.
Kendisine manevi konularda hep destek veren Zeyd'in ölümüne çok üzülen Hz. Ömer (ra), bir gün Medine'de Mütemmim'le karşılaşır. Mütemmim de, aynı şekilde Yemame Savaşı'nda öldürülen kardeşi Malik için söylediği içli şiirlerle gözyaşı dökmekte,üzüntü çekmektedir.
- Eğer ben de senin gibi güzel şiir söyleyebilseydim kardeşim Zeyd için içli şiirler söyler, kendimi birazcık olsun rahatlatırdım, der. Mütemmim'in buna cevabı çok etkili olur:
- Ey Ömer der, şayet benim kardeşim de senin kardeşin Zeyd gibi Müslümanlar safında müşriklere karşı savaşırken ölseydi ben üzüntülü şiirler söylemez, aksine sevinçli mersiyeler dizerdim. Ne yazık ki benim kardeşim müşriklerle birlikte Müslümanlara karşı savaşırken öldürüldü. Üzüntümün şiddeti, müşriklerin safında iken gitmesindendir. Bu değerlendirmeyi etkilenerek dinleyen Hz. Ömer:
- Ey Mütemmim der, beni şimdiye kadar hiç kimse böylesine gerçekçi sözle teselli etmedi, Zeyd'in üzüntüsünü azaltmış oldun bu hatırlatmanla...
Böylece Zeyd'in acısını azaltmaya çalışan Hazreti Ömer, bir süre sonra kendisi halife seçilir, Medine'de Zeyd'in savaştaki katiliyle barışta yüz yüze geliverir.
Bu sırada can yakıcı sorusunu sorar:
- Yemame'de Zeyd'i sen mi öldürdün? Zeyd'in katili önce biraz şaşırır gibi olursa da toparlanarak beklenmedik derinlik ve değerde cevaplar verir.
- Ya Ömer ,der, önce beni bir dinle, sonra yapacağını yap, senin adaletine karşı güvenim tamdır, diyerek açıklamasını şöyle yapar:
- O savaşta ben müşrikler arasında imandan mahrum biriydim, Zeyd de müminler arasında imanla şereflenmiş biriydi. Zeyd o sırada beni küfür üzere iken öldürse de şu anda kavuştuğum imandan beni mahrum bıraksaydı, Zeyd ne kazanırdı beni imansız olarak cehenneme göndermekle? Lütfen bunu bir düşünün!.. Ama Rabb'imin takdirine bak ki, Zeyd'in eliyle beni cehenneme göndermedi, yaşatıp bana Müslüman olma şerefi nasip etti. Benim elimle de Zeyd'e şehitlik takdir edip ona da cennetin en yüksek makamını münasip gördü... Sen bu iki ilahi takdirin hangi yanından üzüntü duyuyorsun? Benim Zeyd'in eliyle küfür üzere ölmeyip bana iman nasip etmesinden mi, yoksa Zeyd'in benim elimle şehit olup da cennetteki şehitlik makamına yükselmesinden mi? Bu iki ilahi takdirin hangisinde üzülecek sonuç var?
Bu yaklaşımı dikkatle dinleyen Hazreti Ömer'in bir vasfı da 'vakkaf'lıktı. Yani doğruyu bulunca anında fren yapıp durmak. Yine öyle oldu. Aynı vasfını burada da gösterdi. Söylenenleri tam değerlendirerek dedi ki:
- Şükrederim Rabb'ime ki, savaşta kardeşime şehitlik takdir etmiş, karşı safta yer almış katiline de iman nasip eyleyip bize din kardeşi yapmış!..
Bundan sonra Müslümanlar Zeyd'in katiline intikam duygusuyla bakılmaması için halk içinde kol kola birlikte yürümüşler, artık savaşın bitip barışın başladığını, toplumun geçmişi unutarak geleceğe barış içinde bakması grektiğini, kan davası gibi kinlei düşüncelere islamda yer olmadığını fiilen ifade etmiş, topluma böyle mesaj vermişler!
Ne dersiniz, bu tarihî kol kola yürüyüşten günümüze de barış ve kucaklaşma mesajları çıkar mı?
(bkz: firstman/#16726498)
Bedir savaşı başında ise bir başka fedakârlık göstermişti. Savaş öncesinde kendisine verdiği zırhı giymeyerek, 'Ben senden yaşlıyım, önce ben şehit olarak gitmeliyim, zırhı sen giymelisin.' diyerek zırhsız cepheye yürümüş, böylece zırh ortada kaldığından ikisi de savaşa zırhsız olarak iştirak etmişlerdi!..
Ancak Zeyd'e çok arzu ettiği şehidlik, Hazreti Ebu Bekir'in (ra) zamanında Yemame'de sahte peygamberlere karşı girşilen savaşta nasip olmuştu. Gösterdiği büyük fedakârlık sonunda zafer kazanılmış, nihayet çok arzu ettiği şehitlik rütbesine de Yemame'de erişmişti.
Savaş sonrasında Zeyd'in ölüm haberini duyunca çok üzülmüş olan Hz.Ömer, takdirlerini şöyle dile getirmişti:
- Rabb'imiz Zeyd'e rahmet eylesin, iki güzel konuda beni geçmiştir. Biri, benden önce islam'a girmiş olması, diğeri de yine çok arzu ettiği şehitlik makamına benden önce kavuşmuş bulunmasıdır.
Kendisine manevi konularda hep destek veren Zeyd'in ölümüne çok üzülen Hz. Ömer (ra), bir gün Medine'de Mütemmim'le karşılaşır. Mütemmim de, aynı şekilde Yemame Savaşı'nda öldürülen kardeşi Malik için söylediği içli şiirlerle gözyaşı dökmekte,üzüntü çekmektedir.
- Eğer ben de senin gibi güzel şiir söyleyebilseydim kardeşim Zeyd için içli şiirler söyler, kendimi birazcık olsun rahatlatırdım, der. Mütemmim'in buna cevabı çok etkili olur:
- Ey Ömer der, şayet benim kardeşim de senin kardeşin Zeyd gibi Müslümanlar safında müşriklere karşı savaşırken ölseydi ben üzüntülü şiirler söylemez, aksine sevinçli mersiyeler dizerdim. Ne yazık ki benim kardeşim müşriklerle birlikte Müslümanlara karşı savaşırken öldürüldü. Üzüntümün şiddeti, müşriklerin safında iken gitmesindendir. Bu değerlendirmeyi etkilenerek dinleyen Hz. Ömer:
- Ey Mütemmim der, beni şimdiye kadar hiç kimse böylesine gerçekçi sözle teselli etmedi, Zeyd'in üzüntüsünü azaltmış oldun bu hatırlatmanla...
Böylece Zeyd'in acısını azaltmaya çalışan Hazreti Ömer, bir süre sonra kendisi halife seçilir, Medine'de Zeyd'in savaştaki katiliyle barışta yüz yüze geliverir.
Bu sırada can yakıcı sorusunu sorar:
- Yemame'de Zeyd'i sen mi öldürdün? Zeyd'in katili önce biraz şaşırır gibi olursa da toparlanarak beklenmedik derinlik ve değerde cevaplar verir.
- Ya Ömer ,der, önce beni bir dinle, sonra yapacağını yap, senin adaletine karşı güvenim tamdır, diyerek açıklamasını şöyle yapar:
- O savaşta ben müşrikler arasında imandan mahrum biriydim, Zeyd de müminler arasında imanla şereflenmiş biriydi. Zeyd o sırada beni küfür üzere iken öldürse de şu anda kavuştuğum imandan beni mahrum bıraksaydı, Zeyd ne kazanırdı beni imansız olarak cehenneme göndermekle? Lütfen bunu bir düşünün!.. Ama Rabb'imin takdirine bak ki, Zeyd'in eliyle beni cehenneme göndermedi, yaşatıp bana Müslüman olma şerefi nasip etti. Benim elimle de Zeyd'e şehitlik takdir edip ona da cennetin en yüksek makamını münasip gördü... Sen bu iki ilahi takdirin hangi yanından üzüntü duyuyorsun? Benim Zeyd'in eliyle küfür üzere ölmeyip bana iman nasip etmesinden mi, yoksa Zeyd'in benim elimle şehit olup da cennetteki şehitlik makamına yükselmesinden mi? Bu iki ilahi takdirin hangisinde üzülecek sonuç var?
Bu yaklaşımı dikkatle dinleyen Hazreti Ömer'in bir vasfı da 'vakkaf'lıktı. Yani doğruyu bulunca anında fren yapıp durmak. Yine öyle oldu. Aynı vasfını burada da gösterdi. Söylenenleri tam değerlendirerek dedi ki:
- Şükrederim Rabb'ime ki, savaşta kardeşime şehitlik takdir etmiş, karşı safta yer almış katiline de iman nasip eyleyip bize din kardeşi yapmış!..
Bundan sonra Müslümanlar Zeyd'in katiline intikam duygusuyla bakılmaması için halk içinde kol kola birlikte yürümüşler, artık savaşın bitip barışın başladığını, toplumun geçmişi unutarak geleceğe barış içinde bakması grektiğini, kan davası gibi kinlei düşüncelere islamda yer olmadığını fiilen ifade etmiş, topluma böyle mesaj vermişler!
Ne dersiniz, bu tarihî kol kola yürüyüşten günümüze de barış ve kucaklaşma mesajları çıkar mı?
(bkz: firstman/#16726498)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar