bugün
- arap götü8
- queen ravennanın aşırı güzel olması5
- tanımadığı kadına tokat atan adam12
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı15
- kale3112 tarzı entry girmek8
- doların 50 tl olması7
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı27
- yazarların akşama dair planları8
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- al pacino denince akla gelen ilk film2
- kablosuz mouse12
- iskilipli atıf hoca20
- true niye hala çaylak5
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- kırıkkaleli olmak istemek2
- favlayan yazarın asıl amacı12
- çocukluğu hatırlatan tatlar4
- emre belözoğlu3
- yeni bir işe başlarken akıldan geçenler5
- yogartiksen6
- somali de türk bayrağı yakılması5
- sözlükteki kuzucuklarım6
- ali kemal porno film çekerken mi yakalan mış2
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
- robert de niro denince akla gelen ilk film8
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi8
- istanbul şu an hafif yağmurlu 17 derece2
- sözlük kürdü55
- songül karlı5
- anın görüntüsü32
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- sevgiliyle film izleyebildiğin gün2
- cadılar bayramını kutlayan erkek6
- esra'yı aç esra'yı9
- arap kızı ve arap oğlanı duvar süsü3
- millette manyak para var21
- süleyman çık dışarı2
- ahmet nazif zorlu8
- ismail kartal18
- togg4
- kim cha eon7
- kasım ayının beraberinde getirdikleri6
- aktara girip özgürce alışveriş yapmak6
- yagmur yagiyor seller akiyor3
- zenci kadın poposu4
- arabi'yi verem etmek2
- fb'nin inanılmaz başarısı4
- camfrog sönmez küfürleri3
- ahmet2
Hz. Ömer Efendimiz'in, üvey annesi Esma'dan doğan Zeyd adında bir kardeşi vardı. Üvey kardeşi olmasına rağmen Zeyd'i çok seviyordu. Çünkü Zeyd hem islam'a kendisinden önce girmiş, hem kendisinden önce hicret etmiş, hem de tüm gazalarda Peygamberimiz'in yanında hazır bulunmuştu.
Bedir savaşı başında ise bir başka fedakârlık göstermişti. Savaş öncesinde kendisine verdiği zırhı giymeyerek, 'Ben senden yaşlıyım, önce ben şehit olarak gitmeliyim, zırhı sen giymelisin.' diyerek zırhsız cepheye yürümüş, böylece zırh ortada kaldığından ikisi de savaşa zırhsız olarak iştirak etmişlerdi!..
Ancak Zeyd'e çok arzu ettiği şehidlik, Hazreti Ebu Bekir'in (ra) zamanında Yemame'de sahte peygamberlere karşı girşilen savaşta nasip olmuştu. Gösterdiği büyük fedakârlık sonunda zafer kazanılmış, nihayet çok arzu ettiği şehitlik rütbesine de Yemame'de erişmişti.
Savaş sonrasında Zeyd'in ölüm haberini duyunca çok üzülmüş olan Hz.Ömer, takdirlerini şöyle dile getirmişti:
- Rabb'imiz Zeyd'e rahmet eylesin, iki güzel konuda beni geçmiştir. Biri, benden önce islam'a girmiş olması, diğeri de yine çok arzu ettiği şehitlik makamına benden önce kavuşmuş bulunmasıdır.
Kendisine manevi konularda hep destek veren Zeyd'in ölümüne çok üzülen Hz. Ömer (ra), bir gün Medine'de Mütemmim'le karşılaşır. Mütemmim de, aynı şekilde Yemame Savaşı'nda öldürülen kardeşi Malik için söylediği içli şiirlerle gözyaşı dökmekte,üzüntü çekmektedir.
- Eğer ben de senin gibi güzel şiir söyleyebilseydim kardeşim Zeyd için içli şiirler söyler, kendimi birazcık olsun rahatlatırdım, der. Mütemmim'in buna cevabı çok etkili olur:
- Ey Ömer der, şayet benim kardeşim de senin kardeşin Zeyd gibi Müslümanlar safında müşriklere karşı savaşırken ölseydi ben üzüntülü şiirler söylemez, aksine sevinçli mersiyeler dizerdim. Ne yazık ki benim kardeşim müşriklerle birlikte Müslümanlara karşı savaşırken öldürüldü. Üzüntümün şiddeti, müşriklerin safında iken gitmesindendir. Bu değerlendirmeyi etkilenerek dinleyen Hz. Ömer:
- Ey Mütemmim der, beni şimdiye kadar hiç kimse böylesine gerçekçi sözle teselli etmedi, Zeyd'in üzüntüsünü azaltmış oldun bu hatırlatmanla...
Böylece Zeyd'in acısını azaltmaya çalışan Hazreti Ömer, bir süre sonra kendisi halife seçilir, Medine'de Zeyd'in savaştaki katiliyle barışta yüz yüze geliverir.
Bu sırada can yakıcı sorusunu sorar:
- Yemame'de Zeyd'i sen mi öldürdün? Zeyd'in katili önce biraz şaşırır gibi olursa da toparlanarak beklenmedik derinlik ve değerde cevaplar verir.
- Ya Ömer ,der, önce beni bir dinle, sonra yapacağını yap, senin adaletine karşı güvenim tamdır, diyerek açıklamasını şöyle yapar:
- O savaşta ben müşrikler arasında imandan mahrum biriydim, Zeyd de müminler arasında imanla şereflenmiş biriydi. Zeyd o sırada beni küfür üzere iken öldürse de şu anda kavuştuğum imandan beni mahrum bıraksaydı, Zeyd ne kazanırdı beni imansız olarak cehenneme göndermekle? Lütfen bunu bir düşünün!.. Ama Rabb'imin takdirine bak ki, Zeyd'in eliyle beni cehenneme göndermedi, yaşatıp bana Müslüman olma şerefi nasip etti. Benim elimle de Zeyd'e şehitlik takdir edip ona da cennetin en yüksek makamını münasip gördü... Sen bu iki ilahi takdirin hangi yanından üzüntü duyuyorsun? Benim Zeyd'in eliyle küfür üzere ölmeyip bana iman nasip etmesinden mi, yoksa Zeyd'in benim elimle şehit olup da cennetteki şehitlik makamına yükselmesinden mi? Bu iki ilahi takdirin hangisinde üzülecek sonuç var?
Bu yaklaşımı dikkatle dinleyen Hazreti Ömer'in bir vasfı da 'vakkaf'lıktı. Yani doğruyu bulunca anında fren yapıp durmak. Yine öyle oldu. Aynı vasfını burada da gösterdi. Söylenenleri tam değerlendirerek dedi ki:
- Şükrederim Rabb'ime ki, savaşta kardeşime şehitlik takdir etmiş, karşı safta yer almış katiline de iman nasip eyleyip bize din kardeşi yapmış!..
Bundan sonra Müslümanlar Zeyd'in katiline intikam duygusuyla bakılmaması için halk içinde kol kola birlikte yürümüşler, artık savaşın bitip barışın başladığını, toplumun geçmişi unutarak geleceğe barış içinde bakması grektiğini, kan davası gibi kinlei düşüncelere islamda yer olmadığını fiilen ifade etmiş, topluma böyle mesaj vermişler!
Ne dersiniz, bu tarihî kol kola yürüyüşten günümüze de barış ve kucaklaşma mesajları çıkar mı?
(bkz: firstman/#16726498)
Bedir savaşı başında ise bir başka fedakârlık göstermişti. Savaş öncesinde kendisine verdiği zırhı giymeyerek, 'Ben senden yaşlıyım, önce ben şehit olarak gitmeliyim, zırhı sen giymelisin.' diyerek zırhsız cepheye yürümüş, böylece zırh ortada kaldığından ikisi de savaşa zırhsız olarak iştirak etmişlerdi!..
Ancak Zeyd'e çok arzu ettiği şehidlik, Hazreti Ebu Bekir'in (ra) zamanında Yemame'de sahte peygamberlere karşı girşilen savaşta nasip olmuştu. Gösterdiği büyük fedakârlık sonunda zafer kazanılmış, nihayet çok arzu ettiği şehitlik rütbesine de Yemame'de erişmişti.
Savaş sonrasında Zeyd'in ölüm haberini duyunca çok üzülmüş olan Hz.Ömer, takdirlerini şöyle dile getirmişti:
- Rabb'imiz Zeyd'e rahmet eylesin, iki güzel konuda beni geçmiştir. Biri, benden önce islam'a girmiş olması, diğeri de yine çok arzu ettiği şehitlik makamına benden önce kavuşmuş bulunmasıdır.
Kendisine manevi konularda hep destek veren Zeyd'in ölümüne çok üzülen Hz. Ömer (ra), bir gün Medine'de Mütemmim'le karşılaşır. Mütemmim de, aynı şekilde Yemame Savaşı'nda öldürülen kardeşi Malik için söylediği içli şiirlerle gözyaşı dökmekte,üzüntü çekmektedir.
- Eğer ben de senin gibi güzel şiir söyleyebilseydim kardeşim Zeyd için içli şiirler söyler, kendimi birazcık olsun rahatlatırdım, der. Mütemmim'in buna cevabı çok etkili olur:
- Ey Ömer der, şayet benim kardeşim de senin kardeşin Zeyd gibi Müslümanlar safında müşriklere karşı savaşırken ölseydi ben üzüntülü şiirler söylemez, aksine sevinçli mersiyeler dizerdim. Ne yazık ki benim kardeşim müşriklerle birlikte Müslümanlara karşı savaşırken öldürüldü. Üzüntümün şiddeti, müşriklerin safında iken gitmesindendir. Bu değerlendirmeyi etkilenerek dinleyen Hz. Ömer:
- Ey Mütemmim der, beni şimdiye kadar hiç kimse böylesine gerçekçi sözle teselli etmedi, Zeyd'in üzüntüsünü azaltmış oldun bu hatırlatmanla...
Böylece Zeyd'in acısını azaltmaya çalışan Hazreti Ömer, bir süre sonra kendisi halife seçilir, Medine'de Zeyd'in savaştaki katiliyle barışta yüz yüze geliverir.
Bu sırada can yakıcı sorusunu sorar:
- Yemame'de Zeyd'i sen mi öldürdün? Zeyd'in katili önce biraz şaşırır gibi olursa da toparlanarak beklenmedik derinlik ve değerde cevaplar verir.
- Ya Ömer ,der, önce beni bir dinle, sonra yapacağını yap, senin adaletine karşı güvenim tamdır, diyerek açıklamasını şöyle yapar:
- O savaşta ben müşrikler arasında imandan mahrum biriydim, Zeyd de müminler arasında imanla şereflenmiş biriydi. Zeyd o sırada beni küfür üzere iken öldürse de şu anda kavuştuğum imandan beni mahrum bıraksaydı, Zeyd ne kazanırdı beni imansız olarak cehenneme göndermekle? Lütfen bunu bir düşünün!.. Ama Rabb'imin takdirine bak ki, Zeyd'in eliyle beni cehenneme göndermedi, yaşatıp bana Müslüman olma şerefi nasip etti. Benim elimle de Zeyd'e şehitlik takdir edip ona da cennetin en yüksek makamını münasip gördü... Sen bu iki ilahi takdirin hangi yanından üzüntü duyuyorsun? Benim Zeyd'in eliyle küfür üzere ölmeyip bana iman nasip etmesinden mi, yoksa Zeyd'in benim elimle şehit olup da cennetteki şehitlik makamına yükselmesinden mi? Bu iki ilahi takdirin hangisinde üzülecek sonuç var?
Bu yaklaşımı dikkatle dinleyen Hazreti Ömer'in bir vasfı da 'vakkaf'lıktı. Yani doğruyu bulunca anında fren yapıp durmak. Yine öyle oldu. Aynı vasfını burada da gösterdi. Söylenenleri tam değerlendirerek dedi ki:
- Şükrederim Rabb'ime ki, savaşta kardeşime şehitlik takdir etmiş, karşı safta yer almış katiline de iman nasip eyleyip bize din kardeşi yapmış!..
Bundan sonra Müslümanlar Zeyd'in katiline intikam duygusuyla bakılmaması için halk içinde kol kola birlikte yürümüşler, artık savaşın bitip barışın başladığını, toplumun geçmişi unutarak geleceğe barış içinde bakması grektiğini, kan davası gibi kinlei düşüncelere islamda yer olmadığını fiilen ifade etmiş, topluma böyle mesaj vermişler!
Ne dersiniz, bu tarihî kol kola yürüyüşten günümüze de barış ve kucaklaşma mesajları çıkar mı?
(bkz: firstman/#16726498)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar