bugün
- heyt bea8
- sözlük yazarlarının bebeksi kombinleri6
- kadınlarda beyaz saç modası5
- sözlükte niye kimse kavga etmiyor sorunsalı6
- arkadaşlar bişe dicem ya4
- devlet millet bağının kopması5
- ne kadar yaşlısın7
- 6 ekim 2026 istanbul imam hatip bıçaklı kavgası14
- sözlükteki anaerkil düzen9
- fatma betül sayan kaya'nın tmsf'ye iadesi28
- sandviç dükkanı açmak4
- sözlükteki gizli gaylerin meme sevdası maskesi4
- teke tek kavgada dua lipa'yı tokatlarım3
- izmir bombası13
- iltica36
- resim yüklenemedi3
- hadisler2
- dışarıya karşı sert erkek görünen kılıbık4
- nervio'nun erkek olması26
- from gold from dust26
- reis hangisine yetişsin3
- mutlu sözlük kadınları mutlu sözlük demektir3
- saçını sarıya boyatan esmer kadın4
- kadın kadın kadın kadın2
- memduh bashgan2
- çalışarak zengin olmak5
- pastırma yazı4
- yürütmede erdoğan yasamada mhp2
- ayıp olmasın diye depeche mode dinlemek3
- baş meriç2
- nihavent reyiz5
- evlenince ayrı eve çıkmak3
- game of thrones taki kerhaneci21
- sözlük meriçleri ve kanarya severler derneği2
- meriç olmayanların incel veya gay olması2
- tek adam rejimi2
- başmeriç2
- bekir bozdağ7
- sözlük erkeklerinin karın kası fotoğrafları11
- özelden muzunu atan yazar14
- osman arıkan nacar5
- sözlükteki ılık ve samimi aile ortamı2
- bahçeli'nin 2028 seçim ve erdoğan açıklaması3
- 6 ekim büyük ulu sözlük olayı12
- arapperest gürcüler4
- 6 ekim istanbul un kurtuluşu4
- bulgur pilavı vs pirinç pilavı8
- seküler milliyetçiler3
- türkiye vs azerbaycan4
- en son ne aldınız2
Köşe yazarlarının iç ve dış siyasete yönelik öngörüleri pek tutmayan gazete.
Akademisyen, eski büyükelçi, eski ab parlemento üyesi vs gibi kişilerin makalelerini yayınlaması ve yabancı gazetelerden dünya'yı ve türkiye'yi ilgilendiren yazılara yer vermesi ilgi çekici.
Akademisyen, eski büyükelçi, eski ab parlemento üyesi vs gibi kişilerin makalelerini yayınlaması ve yabancı gazetelerden dünya'yı ve türkiye'yi ilgilendiren yazılara yer vermesi ilgi çekici.
suriye devlet başkanının ismini doğru yazan gazetedir. çoğu gazetede ve haber bülteninde esad yazmasına karşın zaman gazetesi "esed"i kullanmaktadır. *
18 temmuz 2012 tarihli manşeti "faciadan dönüldü" şeklinde olan gazete.
16 temmuz 2012 tarihli manşeti "sağcılarla solcuları vuran silah aynıydı" şeklinde olan gazete.
12 temmuz 2012 tarihli manşeti "uçak bilmecesi" şeklinde olan gazete.
7 temmuz 2012 tarihli manşeti "denizin dibinden milletin kalbine" şeklinde olan gazete.
avcılardaki bir ağabey evine günde 8 nüshasının gittiği gazete. bir kere gaflette bulunup gittiğim ağabey evinde gördüğüm manzaradır bu.
ayrıca sayfaları kalitelidir en iyi öğrenci sofrası bu gazeteyle olur. su geçirmiyo lan.
ayrıca sayfaları kalitelidir en iyi öğrenci sofrası bu gazeteyle olur. su geçirmiyo lan.
(bkz: tuvalet kağıdı)
Bir milyon adet civarında basılan ve satılan gazetedir.
Şakirtlerin gazetesi. Heryer onların adamıyla kaynadığı için muhabir ve haber sıkıntısı çekmeyen cihan haber ajansına ait bir yayın organı sanırım.
Artık bir yerine iki tane "bedava" dağıtılan çöplük gazetesi. Yakında tirajda iki milyonu geçtik derlerse şaşırmayın.
En önemli özelliği kağıdının su geçirmez olması.
özel yetkili mahkemeler konusunda iktidarla ters düşen günlük gazete. bakalım fethullah mı kazanacak tayyip mi?
Gördüğüm en objektif(!) gazetedir. toplumda psikolojik baskı yaratmak için otobüs ortasında açılıp okunurlar.
bu gazete öyle bir çakaldırki eski donanma komutanı özden örnek'e ait olduğu söylenen darbe günlüklerinin özdan örnek tarafından reddedilme ihtimaline karşılık 1998 yılındaki bir ihaleyi durduk yere manşete taşımış 1 hafta yayınlamıştır. 21 nisan 2010 tarihli zaman gazetesi manşetinde uçan tabut olarak bilinen ispanyol casa uçaklarının 500 milyon dolarlık ihalesi sürecinde tüm olumsuz raporlara rağmen ozaman koramiral olan özden örnek'in devreye girerek bu uçaklara ben kefilim dediği ve satın alınma sürecine büyük katkı sağladığı devlet arşivlerindeki raporlarında kayıp olduğunu yazmışlardır. 5 gün sonra 26 nisan 2010 tarihinde işte o kaybolan raporu bulduk bakın raporda bu uçaklar mühimmat yüklenince uçamaz düşer diyor ancak özden örnek ben kefilim diyor görüyormusunuz kim suçluymuş diye yayın yapıyorlar. 2001 yılında casa uçağının düşmesi üzerine 38 özel harekat askerininde öldüğünü dipnot olarak koyuyorlar. sonuç olarak balyoz davası başlıyor özden örnek kalkıp ulan ben kızçocuğumuyum yoksa generalmiyim kafamı kaşıyacak zamanımmı vardıda üstüne birde günlük tutayım diyemiyor. vay çakal zaman tarih seni yargılayacak ve amerikan postalını yalayan vatan haini köpekler olarak anacak damat feritlerden kötü bir üne sahip olacaksın.
tirajı çok yüksektir.
yeterince tekrarlanan yalanın gerçeklik halini alması...
bu amerikan tarzı psikolojik harbin en eski taktiklerinden biridir.
bu başlık altında bir kere daha ayazdım ama kimbilir nerde...
çürüttükçe altına aynı yalanı tekrar ve tekrar giriyorlar. sözlük ortamındaki gerçeklik entry girilen son sayfa, hatta son entry olduğundan bu tasmalılar her yazılan doğruya karşılık 5-10 tane birer ikişer cümlellik yalan ve dezenformasyon entrysi girip kolektif hafızayı dolandırmaya devam ediyorlar.
öncelikle;
ilk iddia "1 milyon basılıyor bu gazete" idi... şimdiyse "1 milyon satıyor"'a evrilmiş...
onu geçcen ...
zaman gazetesi almanya baskısı da dahil 150 bin bile basılmayan bir gazete. basım raporlarıyla ilgili sahtekarlıkları burda uzun uzun anlatmıştım artık yoruldum isteyen araştırsın bulsun...
peki neden 125-150 bin basıp 1 milyon bastık diyorlar?
sadece siyasi ve kültürel bir güç ve hak iddiasından değil. reklam geliri için bu iddia önemli bu konudaki yolsuzluğun üstüne hem cemaat dışından hem de cemaatin içinden gidildi. cemaat dışı olan susturuldu, cemaat içi olan ise "kol kırılır yen içinde" dedi ve meseleyi kapattı. aradaki 800 küsür bin baskı maliyetini iç edenler bir şekilde pasifize edildi. reklam işiyse türkiye'de "emir-komtua" zinciriyle yürür ama gene de baskı ve satış rakamları "bir dereceye kadar" önemlidir.
reklam şirketlerinin ilkokul 3 düzeyinde işler çıkartmasının sebebi de budur. belirli kotaları ellerinde tutan büyük şirketler bu kotları gene büyük holdinglere ve hükümet vasıtasıyla devlete satarlar.
çok basite indirgersek;
türkiyede yıllık toplam (farazi) 1 milyon saat reklam yayın süresinin ve gene faraza 1 milyar sütunluk basılı yayın alanının yaklaşık yüzde 90'ını 5-6 şirket pazarlar. müşterileri ise toplam reklam bütçesinin yüzde 80-90'ını sağlayan şirketlerdir. reklam ile ilgili vergi düzenlemeleri yüzünden (kitaba, ekmeğe, ilaca verilmeyen vergi muafiyetleri reklama verilir nedense) reklam veren büyük holdingler geri dönüş maliyeti hesabını hiç yapmazlar. çünkü diğer türlü vergi diye verecekleri paralarla reklam yapmış olurlar ancak dediğim gibi geri kazanım oranları umurlarında değildir. o yüzden dev reklam şirketlerimizde tanıdıkları sanatçılara, düdükledikleri kevaşelere, eşlerine dostlarına çöpe atmaya değmeyecek reklamlar çaker/çektirir dururlar. bir çok ne işe yaradığı belli olmayan sözde sanatçı da kişisel ilişkileri nedeniyle bu piyasadan fonlanır. o yüzden bu ülkenin sanatçısı korsan sektörüne aldırmaz, aslında veli-i nimeti olan hayranlarını yapmacık iltifatlar dışında sikine sallamaz... sektörü sadece gazete dergi veya tv reklamı olarak düşünmeyin; konserler, galalar, tanıtımlar vesaire de bu işlerin içinde...
iş o kadar bedava ve otomatiktir ki sektörün ağaları miktar olarak değilse bile kazanılan paranın kolaylığı açısından petrol şeyhleriyle yarışırlar... nil karaibrahim gibi bir kadının 55 yaşında amcayla ya da ayşe özyılmazel'in ali taran'la yaptıkları "aşk" evliliklerine bu açıdan da bakınız. tamamen "duygusal" yani...
piyasanın rekabete ne kadar kapalı olduğunun bir başka örneği de rakiplerin birbirlerine laf sokup, canını aldığı reklamlar neredeyse hiç olmaz olsa da sürmez... avea'nın "fasülye" anafikirli kampanyasının neden sonlandırıldığını, o ekibin başına neler geldiğini de araştırın biraz... creative takımdaki bir hanımkızımızın önce babasına ve kocasına "bunlar bizi çok dövüyoo" diye ağladığını sonrasında işin bakana kadar çıkarıldığını söyleyelim gerisini siz bulun. ne bakanı mı? telefonlara bakan bakanı...
neyse çok dağıldık...
değişen güç ve iktidar dengelerine göre bu piyasaya dönem dönem yeni oyuncular girer. son kahramanlarımız trt arkasında kümeleşen tarikatçi kanallar ve yazılı medyada zaman ve taraf'ın başını çektiği ekip... taraf'ın zaman kadar reklam geliri olduğunu da ekleyelim de işlerin nasıl yürüdüğünü biraz daha analayın...
son olarak;
diyelim ki abc sektöründesiniz ve bakanlıklarla işiniz var... size selamla gelirler ve reklama ne kadar ihtiyacınız olduğunu anlatırlar. siz de ikna! olduktan sonra alacağınız ihaleye göre makul bir reklam bütçesi yapar ve o ajansın emrine verirsiniz. ajans da o bütçeyi tanıdık, akraba, emredilen kurumlar şeklinde dağıtır.
düdüklediği 25 yaşında manken kılıklı hatunu gazetesinin reklam servisine "kraliçe" pozisyonunda işe alan ve kadın memesi için bir çok şeyden vazgeçebilecek adamın hikayesini de bir gün anlatırım...
eksiği var yazının ama kitap konusu şeyi bu kadar özetleyebildim affola...
bu amerikan tarzı psikolojik harbin en eski taktiklerinden biridir.
bu başlık altında bir kere daha ayazdım ama kimbilir nerde...
çürüttükçe altına aynı yalanı tekrar ve tekrar giriyorlar. sözlük ortamındaki gerçeklik entry girilen son sayfa, hatta son entry olduğundan bu tasmalılar her yazılan doğruya karşılık 5-10 tane birer ikişer cümlellik yalan ve dezenformasyon entrysi girip kolektif hafızayı dolandırmaya devam ediyorlar.
öncelikle;
ilk iddia "1 milyon basılıyor bu gazete" idi... şimdiyse "1 milyon satıyor"'a evrilmiş...
onu geçcen ...
zaman gazetesi almanya baskısı da dahil 150 bin bile basılmayan bir gazete. basım raporlarıyla ilgili sahtekarlıkları burda uzun uzun anlatmıştım artık yoruldum isteyen araştırsın bulsun...
peki neden 125-150 bin basıp 1 milyon bastık diyorlar?
sadece siyasi ve kültürel bir güç ve hak iddiasından değil. reklam geliri için bu iddia önemli bu konudaki yolsuzluğun üstüne hem cemaat dışından hem de cemaatin içinden gidildi. cemaat dışı olan susturuldu, cemaat içi olan ise "kol kırılır yen içinde" dedi ve meseleyi kapattı. aradaki 800 küsür bin baskı maliyetini iç edenler bir şekilde pasifize edildi. reklam işiyse türkiye'de "emir-komtua" zinciriyle yürür ama gene de baskı ve satış rakamları "bir dereceye kadar" önemlidir.
reklam şirketlerinin ilkokul 3 düzeyinde işler çıkartmasının sebebi de budur. belirli kotaları ellerinde tutan büyük şirketler bu kotları gene büyük holdinglere ve hükümet vasıtasıyla devlete satarlar.
çok basite indirgersek;
türkiyede yıllık toplam (farazi) 1 milyon saat reklam yayın süresinin ve gene faraza 1 milyar sütunluk basılı yayın alanının yaklaşık yüzde 90'ını 5-6 şirket pazarlar. müşterileri ise toplam reklam bütçesinin yüzde 80-90'ını sağlayan şirketlerdir. reklam ile ilgili vergi düzenlemeleri yüzünden (kitaba, ekmeğe, ilaca verilmeyen vergi muafiyetleri reklama verilir nedense) reklam veren büyük holdingler geri dönüş maliyeti hesabını hiç yapmazlar. çünkü diğer türlü vergi diye verecekleri paralarla reklam yapmış olurlar ancak dediğim gibi geri kazanım oranları umurlarında değildir. o yüzden dev reklam şirketlerimizde tanıdıkları sanatçılara, düdükledikleri kevaşelere, eşlerine dostlarına çöpe atmaya değmeyecek reklamlar çaker/çektirir dururlar. bir çok ne işe yaradığı belli olmayan sözde sanatçı da kişisel ilişkileri nedeniyle bu piyasadan fonlanır. o yüzden bu ülkenin sanatçısı korsan sektörüne aldırmaz, aslında veli-i nimeti olan hayranlarını yapmacık iltifatlar dışında sikine sallamaz... sektörü sadece gazete dergi veya tv reklamı olarak düşünmeyin; konserler, galalar, tanıtımlar vesaire de bu işlerin içinde...
iş o kadar bedava ve otomatiktir ki sektörün ağaları miktar olarak değilse bile kazanılan paranın kolaylığı açısından petrol şeyhleriyle yarışırlar... nil karaibrahim gibi bir kadının 55 yaşında amcayla ya da ayşe özyılmazel'in ali taran'la yaptıkları "aşk" evliliklerine bu açıdan da bakınız. tamamen "duygusal" yani...
piyasanın rekabete ne kadar kapalı olduğunun bir başka örneği de rakiplerin birbirlerine laf sokup, canını aldığı reklamlar neredeyse hiç olmaz olsa da sürmez... avea'nın "fasülye" anafikirli kampanyasının neden sonlandırıldığını, o ekibin başına neler geldiğini de araştırın biraz... creative takımdaki bir hanımkızımızın önce babasına ve kocasına "bunlar bizi çok dövüyoo" diye ağladığını sonrasında işin bakana kadar çıkarıldığını söyleyelim gerisini siz bulun. ne bakanı mı? telefonlara bakan bakanı...
neyse çok dağıldık...
değişen güç ve iktidar dengelerine göre bu piyasaya dönem dönem yeni oyuncular girer. son kahramanlarımız trt arkasında kümeleşen tarikatçi kanallar ve yazılı medyada zaman ve taraf'ın başını çektiği ekip... taraf'ın zaman kadar reklam geliri olduğunu da ekleyelim de işlerin nasıl yürüdüğünü biraz daha analayın...
son olarak;
diyelim ki abc sektöründesiniz ve bakanlıklarla işiniz var... size selamla gelirler ve reklama ne kadar ihtiyacınız olduğunu anlatırlar. siz de ikna! olduktan sonra alacağınız ihaleye göre makul bir reklam bütçesi yapar ve o ajansın emrine verirsiniz. ajans da o bütçeyi tanıdık, akraba, emredilen kurumlar şeklinde dağıtır.
düdüklediği 25 yaşında manken kılıklı hatunu gazetesinin reklam servisine "kraliçe" pozisyonunda işe alan ve kadın memesi için bir çok şeyden vazgeçebilecek adamın hikayesini de bir gün anlatırım...
eksiği var yazının ama kitap konusu şeyi bu kadar özetleyebildim affola...
fetoş'çuların müsvedde kağıdı.
fotografın gerçek olmadığına dair akşam gazetesinden Ali Saydam'ın bir yazısı var.
http://www.alisaydam.com/c/yayindetay.asp?k=960
http://www.alisaydam.com/c/yayindetay.asp?k=960
bir milyon satış rakamını geçmiş de büyük gazeteye bu rakam da yetmezmiş diyen gazete.
`http://a7.sphotos.ak.fbcd...09310599_1106982039_n.jpg +`
yeni görülen şu resimle duyulan nefretin katbekat arttığı sofra bezi.
yeni görülen şu resimle duyulan nefretin katbekat arttığı sofra bezi.
bir ara ankara da giriş katındaki öğrenci evimizin camının önüne her gün bıraktıkları gazete. yoklukta okuyorduk, sonrada yemek yerken sofra bezi niyetine masaya sererdik.
edit: la kemalistler boşuna iyiye yormasın bu yazdığımı. ne kapitalizim ne sosyalizim yaşasın alkolizimcilerdenim ben. okuyordum spor sayfasıdır falan fena değildi. gündemi de takip etmiş oluyordum. cumhuriyer gazetesi gelse onuda okurdum o kadar sikimde değil yani olay. al birisini vur ötekisine.
edit: la kemalistler boşuna iyiye yormasın bu yazdığımı. ne kapitalizim ne sosyalizim yaşasın alkolizimcilerdenim ben. okuyordum spor sayfasıdır falan fena değildi. gündemi de takip etmiş oluyordum. cumhuriyer gazetesi gelse onuda okurdum o kadar sikimde değil yani olay. al birisini vur ötekisine.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar