bugün
- zirvede örf icabı emsal ve akranlarla oturmak4
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı71
- güney kore34
- motorcuların trafikte terör yaratması4
- mel bakan gibson'a sarılıp teselli etmek4
- boş yolda kırmızı ışıkta beklemek5
- kimsenin sizi sevmemesi8
- sayın ismet von pforzheim efendi2
- muşlettin bey amca birader bey3
- 27 ekim 2026 için hava durumları3
- türkiye de sıcaklık düşüşü ve yağış2
- risaledeki sinek kelimesinin üzerine sinek konması3
- bir yazarı çok sevmek ama o hiç sevmemek13
- kolye21
- atatürk ün hataları16
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı15
- sözlükteki galatasaraylılar4
- chatgpt'nin bana yürümesi13
- vajinaya dil atmak4
- sabah ezanı okunurken huzurla uyumak2
- jaws filmindeki sikko balik26
- mısır2
- pakiler afganlar gibi entari ile gezmek3
- sevgi vs aşk12
- meksika6
- okan buruk10
- ismail kartal16
- kılıçdaroğlu'nun erken seçim çıkışı3
- en son alınan iltifat7
- nervio tarzı entry girmek18
- sözlükteki fenerbahçeliler15
- fenerbahçe8
- futbol18
- didem soydan6
- kadın gibi tırmalıyorlar ve saç çekiyorlar2
- arda güler16
- sinek as'ın sözlüğe vedası26
- galatasaray10
- sözlükteki fenerbahçe li yazarlar7
- akaryakıt2
- erotik şarkılar3
- fransa9
- victor osimhen11
- yazılımcıların flört edememesi3
- dergilerin değerli olması2
- mert hakan yandaş5
- ilk buluşmada sevişenler4
- cedidacer6
- oktay saral13
- dinde aşırılık3
varoluşçu pozisyona tarihsel olarak nasıl ulaşıldığını anlamak için descartes ile başlayan ve kant ile sona eren dönemi irdelersek, belli epistemolojik problemlerin ortaya koyulduğunu ama çözülemediğini görürüz. bu problemler, kavramsal çerçevelerine hakim olan varsayımlardan dolayı çözülemediler. bilginin bütününün, kendisinin epistemolojik kaynaklarından hareketle yeniden inşa edilmek durumunda olduğu yalıtılmış, tek bir bilen özne vardır. bunun sonucu olan, mantıksal olarak güvenilir aksiyomlar yada duyu deneyiminin katı verileri arayışıyla bilgimizin örgütlenişini gözler önüne sermede tümden gelimci bir model kullanımı vardır. skeptik güçlüklerin
aşılabileceği varsayımı ve argüman tıkandığında tanrı'dan meded ummaya yönelik bir isteklilik vardır. descartes'in tanrısı ideler ile fiziksel dünya arasındaki gediği kapatırken kant'ın tanrısıysa ödev ile eğilim arasındaki gediği kapatır.
hume'un doğası fazlasıyla bir deus ex machina 'dır. hegel, descartes'ten kant'a kadar uzanan çağın epistemolojik varsayımlarını terketti. fakat hegel, sisteminin kabulünü bu felsefi problemlere getirilecek bir çözümün bedeli haline getirir görünmekteydi. ve bu sistemi reddedenler, daha evvelki çağın varsayımlarına geri çekilme eğilimindeydiler. kierkegaard'da ise bu egilim örtük olarak bulunur.
kierkegaard'ın bireyi, cogito'suz kartezyen(dekartçı) 'ben'i andırır. bu benzerlik, sartre'ın miras aldığı, husserl'ın açık kartezyenizmi(dekartçılık) tarafından pekiştirilir. sartrecı insan, akılsal ilk ilkelerin yerine kritersiz seçimlerin geçirilmesi koşuluyla, bilgi teorisinde kartezyen insandır ve
ethikinde kantçı insandır. evrenin akılsallığını garanti altına alacak hiçbir tanrı veya doğa yoktur. ve yine aynı şekilde, sahip olduğumuz bilgiyi ve ona sahip olma tarzımızı anlaşılır kılmak için zorunlu olan toplumsal olarak yerleşik ve kabul edilen kriterlerin oluşturduğu bir alan yoktur. sartrecı insan, descartes'in yapayalnız epistemolojik kahramanının mirasçısıdır.
o halde, varoluşçuluk bir dizi hata mıdır ve hepsi bu mu?
hepsi bu olsaydı bile, varoluşçuluk değersiz olmayacaktı.
'felsefe tarihinin cahili olmak onu tekrarlamaya mahkum olmaktır'
sözü burada yerini bulur. belli bir anlamda, ama varoluşçuların niyet ettiğinden başka bir anlamda, varoluşçuluğun büyük bir bölümü belli felsefi teorilerin bir 'olmayana ergi'sini oluşturur.
böylece felsefi teorileri zorlayıp kabul edilemez bir
sonuca sürüklemek suretiyle, onlarda hatalı olanın ne olduğu ve
aynı zamanda bunun yerine ne söylenmesi gerektiği konusunda
çok daha açık bir görüş elde edilir.
varoluşçuluğun paradoksu, büyük varoluşçu sloganlardan birinin,
'bir felsefi sistem inşa etme imkanını inkar etmek' olmasıdır ve
felsefede sistem hemen hemen kaçınılmazdır.
bunun farkına varmak sistematik formları fazla tehlike yaratmaksızın
kullanabilir olmaktır. bunun farkına varamamak ise,
küçümseme iddiası güdülen şeye yenik düşmektir.
( alasdair chalmers macintyre 'nin varolusculuk adlı kitabından derlenmistir ).
aşılabileceği varsayımı ve argüman tıkandığında tanrı'dan meded ummaya yönelik bir isteklilik vardır. descartes'in tanrısı ideler ile fiziksel dünya arasındaki gediği kapatırken kant'ın tanrısıysa ödev ile eğilim arasındaki gediği kapatır.
hume'un doğası fazlasıyla bir deus ex machina 'dır. hegel, descartes'ten kant'a kadar uzanan çağın epistemolojik varsayımlarını terketti. fakat hegel, sisteminin kabulünü bu felsefi problemlere getirilecek bir çözümün bedeli haline getirir görünmekteydi. ve bu sistemi reddedenler, daha evvelki çağın varsayımlarına geri çekilme eğilimindeydiler. kierkegaard'da ise bu egilim örtük olarak bulunur.
kierkegaard'ın bireyi, cogito'suz kartezyen(dekartçı) 'ben'i andırır. bu benzerlik, sartre'ın miras aldığı, husserl'ın açık kartezyenizmi(dekartçılık) tarafından pekiştirilir. sartrecı insan, akılsal ilk ilkelerin yerine kritersiz seçimlerin geçirilmesi koşuluyla, bilgi teorisinde kartezyen insandır ve
ethikinde kantçı insandır. evrenin akılsallığını garanti altına alacak hiçbir tanrı veya doğa yoktur. ve yine aynı şekilde, sahip olduğumuz bilgiyi ve ona sahip olma tarzımızı anlaşılır kılmak için zorunlu olan toplumsal olarak yerleşik ve kabul edilen kriterlerin oluşturduğu bir alan yoktur. sartrecı insan, descartes'in yapayalnız epistemolojik kahramanının mirasçısıdır.
o halde, varoluşçuluk bir dizi hata mıdır ve hepsi bu mu?
hepsi bu olsaydı bile, varoluşçuluk değersiz olmayacaktı.
'felsefe tarihinin cahili olmak onu tekrarlamaya mahkum olmaktır'
sözü burada yerini bulur. belli bir anlamda, ama varoluşçuların niyet ettiğinden başka bir anlamda, varoluşçuluğun büyük bir bölümü belli felsefi teorilerin bir 'olmayana ergi'sini oluşturur.
böylece felsefi teorileri zorlayıp kabul edilemez bir
sonuca sürüklemek suretiyle, onlarda hatalı olanın ne olduğu ve
aynı zamanda bunun yerine ne söylenmesi gerektiği konusunda
çok daha açık bir görüş elde edilir.
varoluşçuluğun paradoksu, büyük varoluşçu sloganlardan birinin,
'bir felsefi sistem inşa etme imkanını inkar etmek' olmasıdır ve
felsefede sistem hemen hemen kaçınılmazdır.
bunun farkına varmak sistematik formları fazla tehlike yaratmaksızın
kullanabilir olmaktır. bunun farkına varamamak ise,
küçümseme iddiası güdülen şeye yenik düşmektir.
( alasdair chalmers macintyre 'nin varolusculuk adlı kitabından derlenmistir ).
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar