bugün
- şarkıyı devam ettiriyoruz6
- ngark5
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması13
- airfryer alanlar şimdi ne yapıyor5
- zemzem suyunun yüzyıllardır bitmemesi5
- kadınların 1 saatte modunun değişmesi4
- atatürkün yakışıklı olması5
- kimsenin sizi sevmemesi12
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı71
- cadılar bayramı temalı fotoğraf çekilen kızlar4
- ok atmak4
- ümit kocasakal9
- güney kore34
- risaledeki sinek kelimesinin üzerine sinek konması9
- sınavlarda kopya çekmenin etiği4
- sabah erken kalkma erdemi5
- victor osimhen13
- metalcilere satanist muamelesi yapan piçler4
- netanyahu3
- sevgiliyle araya mesafe koymak7
- muşlettin bey amca birader bey6
- öksürmekten uyuyamamak3
- atatürk ün hataları17
- teoman şarkılarında geçen efsane sözler3
- fenerlilerin ağlaması4
- en son ne aldınız4
- norveç5
- saraca tarzı entry girmek3
- çocuklarının kıyafetini öpe öpe katlayan anne2
- eğitimde ezberin kılık değiştirmesi2
- kılıçdaroğlu'nun erken seçim çıkışı6
- ismet özel imgelemi vs attila ilhan imgelemi2
- motorcuların trafikte terör yaratması5
- yağmur altında bisiklet sürüp müzik dinlemek4
- j. k. rowling3
- zirvede örf icabı emsal ve akranlarla oturmak4
- kolye21
- ilk buluşmada sevişenler6
- boş yolda kırmızı ışıkta beklemek5
- çok hata yaptım en güzeli sendin2
- jaws filmindeki sikko balik26
- mel bakan gibson'a sarılıp teselli etmek4
- entrysinde emoji kullanan yazar gizli eşcinseldir2
- erotik şarkılar5
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı16
- sevgi vs aşk13
- chatgpt'nin bana yürümesi13
- sayın ismet von pforzheim efendi3
- sözlükteki galatasaraylılar5
- jamaika gülü2
varoluşçu pozisyona tarihsel olarak nasıl ulaşıldığını anlamak için descartes ile başlayan ve kant ile sona eren dönemi irdelersek, belli epistemolojik problemlerin ortaya koyulduğunu ama çözülemediğini görürüz. bu problemler, kavramsal çerçevelerine hakim olan varsayımlardan dolayı çözülemediler. bilginin bütününün, kendisinin epistemolojik kaynaklarından hareketle yeniden inşa edilmek durumunda olduğu yalıtılmış, tek bir bilen özne vardır. bunun sonucu olan, mantıksal olarak güvenilir aksiyomlar yada duyu deneyiminin katı verileri arayışıyla bilgimizin örgütlenişini gözler önüne sermede tümden gelimci bir model kullanımı vardır. skeptik güçlüklerin
aşılabileceği varsayımı ve argüman tıkandığında tanrı'dan meded ummaya yönelik bir isteklilik vardır. descartes'in tanrısı ideler ile fiziksel dünya arasındaki gediği kapatırken kant'ın tanrısıysa ödev ile eğilim arasındaki gediği kapatır.
hume'un doğası fazlasıyla bir deus ex machina 'dır. hegel, descartes'ten kant'a kadar uzanan çağın epistemolojik varsayımlarını terketti. fakat hegel, sisteminin kabulünü bu felsefi problemlere getirilecek bir çözümün bedeli haline getirir görünmekteydi. ve bu sistemi reddedenler, daha evvelki çağın varsayımlarına geri çekilme eğilimindeydiler. kierkegaard'da ise bu egilim örtük olarak bulunur.
kierkegaard'ın bireyi, cogito'suz kartezyen(dekartçı) 'ben'i andırır. bu benzerlik, sartre'ın miras aldığı, husserl'ın açık kartezyenizmi(dekartçılık) tarafından pekiştirilir. sartrecı insan, akılsal ilk ilkelerin yerine kritersiz seçimlerin geçirilmesi koşuluyla, bilgi teorisinde kartezyen insandır ve
ethikinde kantçı insandır. evrenin akılsallığını garanti altına alacak hiçbir tanrı veya doğa yoktur. ve yine aynı şekilde, sahip olduğumuz bilgiyi ve ona sahip olma tarzımızı anlaşılır kılmak için zorunlu olan toplumsal olarak yerleşik ve kabul edilen kriterlerin oluşturduğu bir alan yoktur. sartrecı insan, descartes'in yapayalnız epistemolojik kahramanının mirasçısıdır.
o halde, varoluşçuluk bir dizi hata mıdır ve hepsi bu mu?
hepsi bu olsaydı bile, varoluşçuluk değersiz olmayacaktı.
'felsefe tarihinin cahili olmak onu tekrarlamaya mahkum olmaktır'
sözü burada yerini bulur. belli bir anlamda, ama varoluşçuların niyet ettiğinden başka bir anlamda, varoluşçuluğun büyük bir bölümü belli felsefi teorilerin bir 'olmayana ergi'sini oluşturur.
böylece felsefi teorileri zorlayıp kabul edilemez bir
sonuca sürüklemek suretiyle, onlarda hatalı olanın ne olduğu ve
aynı zamanda bunun yerine ne söylenmesi gerektiği konusunda
çok daha açık bir görüş elde edilir.
varoluşçuluğun paradoksu, büyük varoluşçu sloganlardan birinin,
'bir felsefi sistem inşa etme imkanını inkar etmek' olmasıdır ve
felsefede sistem hemen hemen kaçınılmazdır.
bunun farkına varmak sistematik formları fazla tehlike yaratmaksızın
kullanabilir olmaktır. bunun farkına varamamak ise,
küçümseme iddiası güdülen şeye yenik düşmektir.
( alasdair chalmers macintyre 'nin varolusculuk adlı kitabından derlenmistir ).
aşılabileceği varsayımı ve argüman tıkandığında tanrı'dan meded ummaya yönelik bir isteklilik vardır. descartes'in tanrısı ideler ile fiziksel dünya arasındaki gediği kapatırken kant'ın tanrısıysa ödev ile eğilim arasındaki gediği kapatır.
hume'un doğası fazlasıyla bir deus ex machina 'dır. hegel, descartes'ten kant'a kadar uzanan çağın epistemolojik varsayımlarını terketti. fakat hegel, sisteminin kabulünü bu felsefi problemlere getirilecek bir çözümün bedeli haline getirir görünmekteydi. ve bu sistemi reddedenler, daha evvelki çağın varsayımlarına geri çekilme eğilimindeydiler. kierkegaard'da ise bu egilim örtük olarak bulunur.
kierkegaard'ın bireyi, cogito'suz kartezyen(dekartçı) 'ben'i andırır. bu benzerlik, sartre'ın miras aldığı, husserl'ın açık kartezyenizmi(dekartçılık) tarafından pekiştirilir. sartrecı insan, akılsal ilk ilkelerin yerine kritersiz seçimlerin geçirilmesi koşuluyla, bilgi teorisinde kartezyen insandır ve
ethikinde kantçı insandır. evrenin akılsallığını garanti altına alacak hiçbir tanrı veya doğa yoktur. ve yine aynı şekilde, sahip olduğumuz bilgiyi ve ona sahip olma tarzımızı anlaşılır kılmak için zorunlu olan toplumsal olarak yerleşik ve kabul edilen kriterlerin oluşturduğu bir alan yoktur. sartrecı insan, descartes'in yapayalnız epistemolojik kahramanının mirasçısıdır.
o halde, varoluşçuluk bir dizi hata mıdır ve hepsi bu mu?
hepsi bu olsaydı bile, varoluşçuluk değersiz olmayacaktı.
'felsefe tarihinin cahili olmak onu tekrarlamaya mahkum olmaktır'
sözü burada yerini bulur. belli bir anlamda, ama varoluşçuların niyet ettiğinden başka bir anlamda, varoluşçuluğun büyük bir bölümü belli felsefi teorilerin bir 'olmayana ergi'sini oluşturur.
böylece felsefi teorileri zorlayıp kabul edilemez bir
sonuca sürüklemek suretiyle, onlarda hatalı olanın ne olduğu ve
aynı zamanda bunun yerine ne söylenmesi gerektiği konusunda
çok daha açık bir görüş elde edilir.
varoluşçuluğun paradoksu, büyük varoluşçu sloganlardan birinin,
'bir felsefi sistem inşa etme imkanını inkar etmek' olmasıdır ve
felsefede sistem hemen hemen kaçınılmazdır.
bunun farkına varmak sistematik formları fazla tehlike yaratmaksızın
kullanabilir olmaktır. bunun farkına varamamak ise,
küçümseme iddiası güdülen şeye yenik düşmektir.
( alasdair chalmers macintyre 'nin varolusculuk adlı kitabından derlenmistir ).
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar