bugün
- galatasaray9
- aklınıza gelen şarkı sözü6
- devlet bahçeli2
- taşaklardan birinin kayıp olması5
- sözlükler arası savaş çıksa11
- bennu gerede'nin boynunda taktığı vibratörlü kolye3
- ütü13
- atatürk düşmanlarının ortak özellikleri3
- dönmek istenilen yıl2
- yediği restoranda kirlileri mutfağa götüren kişi2
- cedidacer bey ne yapıyor sorusu7
- çay içen kız9
- anın fotoğrafı14
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
- uludağ sözlük çeteleri9
- duyulan en ilginç isim5
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- oralet içen erkek5
- bir şeyler söyle4
- evde yapılabilecek aktiviteler4
- çaya şeker atan erkek5
- en boktan on yıl7
- mutsuz olmak3
- kalem4
- 2036 da paranın bir önemi kalmayacak7
- kız arkadaşına mini etek giydiren erkek3
- galatasaray 3 rennes 33
- yıkık yazarlar4
- 2 ağustos 2026 galatasaray rennes maçı3
- arkadaşlar ne yapıyorsunuz9
- latte içen erkek4
- red flag erkek listesi9
- patates kızartması4
- menemen9
- gocu bak bi5
- ona bir şey söyle13
- mcdonalds nasıl okunur sorunsalı9
- yerinde dur3
- en tehlikeli insan tipleri2
- hırvatistan14
- ayrılık8
- yelpaze3
- smallville'deki konuk oyuncular3
- dolma kalem3
- borç ve kira olupta iyi olan para7
- yunanistan29
- doa otomatı3
- erdal beşikçioğlu8
- bik bik'in mutfağına konuk olmak29
- telefona cevap vermeyen kız3
sylvia plath şiiridir:
This is the city where men are mended.
I lie on a great anvil.
The flat blue sky-circle
Flew off like the hat of a doll
When I fell out of the light. I entered
The stomach of indifference, the wordless cupboard.
The mother of pestles diminished me.
I became a still pebble.
The stones of the belly were peaceable,
The head-stone quiet, jostled by nothing.
Only the mouth-hole piped out,
Importunate cricket
In a quarry of silences.
The people of the city heard it.
They hunted the stones, taciturn and separate,
The mouth-hole crying their locations.
Drunk as a foetus
I suck at the paps of darkness.
The food tubes embrace me. Sponges kiss my lichens away.
The jewelmaster drives his chisel to pry
Open one stone eye.
This is the after-hell: I see the light.
A wind unstoppers the chamber
Of the ear, old worrier.
Water mollifies the flint lip,
And daylight lays its sameness on the wall.
The grafters are cheerful,
Heating the pincers, hoisting the delicate hammers.
A current agitates the wires
Volt upon volt. Catgut stitches my fissures.
A workman walks by carrying a pink torso.
The storerooms are full of hearts.
This is the city of spare parts.
My swaddled legs and arms smell sweet as rubber.
Here they can doctor heads, or any limb.
On Fridays the little children come
To trade their hooks for hands.
Dead men leave eyes for others.
Love is the uniform of my bald nurse.
Love is the bone and sinew of my curse.
The vase, reconstructed, houses
The elusive rose.
Ten fingers shape a bowl for shadows.
My mendings itch. There is nothing to do.
I shall be good as new.
________________________________________________
Taşlar
insanların onarıldığı bir şehirdi bu.
Büyük bir örste uzanmıştım.
Yassı mavi gök çemberleri
Uçtu bir bebeğin şapkası misali
Düştüğüm zaman ışıktan dışarı. Girdim
Midesine umursamazlığın, sözsüz dolaba.
Eksiltti beni havan tokmaklarının anası.
Durgun bir çakıl oldum.
O göbeğin taşları huzurluydu,
Mezar taşı sessizliğinde, itilip kakılmayan.
Sadece ağız boşluğu ötüyordu
Tebelleş cırcır böceğinin,
Sessizliklerin bir avında.
Bu kentin halkı duydu bunu.
Avladılar taşları, suskunca ve ayrı ayrı,
Haykırır mevzilerini ağız boşlukları.
Bir cenin gibi sarhoş
Soğururum karanlığın lapasını.
Kucaklar beni yemek boruları. Süngerler öpüp uzaklaştırır likenlerimi.
Mücevher ustası götürür keskisini manivela misali
Açmak için taştan bir gözü.
Cehennem-ertesidir bu: Görürüm ışığı.
O ihtiyar kuruntucunun, kulak odasının
Tıpasını çıkarır bir rüzgâr.
Su yumuşatır çakmaktaşı dudağı,
Ve yayar duvara günışığı aynılığını,
Rüşvetçiler neşeli,
Isıtarak kerpetenleri, kaldırarak narin çekiçlerini.
Bir akım altüst eder telleri
Volt volt. Dikişler kapatır yarıklarımı.
Pembe bir gövde heykeli taşıyarak geçer işçinin biri.
Ardiyeler tıka basa dolu kalplerle.
Yedek parçaların şehridir bu.
Kauçuk gibi tatlı kokar kundaklanmış bacaklarım ve kollarım.
Burada iyileştirilir başları, ya da diğer uzuvları.
Cuma günleri küçük çocuklar gelir
Kancalarını ellerle takas etmeye.
Ölü adamlar bırakır gözlerini başkalarına.
Çıplak hemşiremin üniformasıdır aşk.
Bedduamın kemiği ve kirişidir aşk.
Onarılmış vazoya yerleştirilmiş
O nadir gül.
On parmak oluşturur gölgelerin bir kâsesini.
Yamalarım kaşınır. Yapacak bir şey yok.
Yeni gibi iyi olacağım.
This is the city where men are mended.
I lie on a great anvil.
The flat blue sky-circle
Flew off like the hat of a doll
When I fell out of the light. I entered
The stomach of indifference, the wordless cupboard.
The mother of pestles diminished me.
I became a still pebble.
The stones of the belly were peaceable,
The head-stone quiet, jostled by nothing.
Only the mouth-hole piped out,
Importunate cricket
In a quarry of silences.
The people of the city heard it.
They hunted the stones, taciturn and separate,
The mouth-hole crying their locations.
Drunk as a foetus
I suck at the paps of darkness.
The food tubes embrace me. Sponges kiss my lichens away.
The jewelmaster drives his chisel to pry
Open one stone eye.
This is the after-hell: I see the light.
A wind unstoppers the chamber
Of the ear, old worrier.
Water mollifies the flint lip,
And daylight lays its sameness on the wall.
The grafters are cheerful,
Heating the pincers, hoisting the delicate hammers.
A current agitates the wires
Volt upon volt. Catgut stitches my fissures.
A workman walks by carrying a pink torso.
The storerooms are full of hearts.
This is the city of spare parts.
My swaddled legs and arms smell sweet as rubber.
Here they can doctor heads, or any limb.
On Fridays the little children come
To trade their hooks for hands.
Dead men leave eyes for others.
Love is the uniform of my bald nurse.
Love is the bone and sinew of my curse.
The vase, reconstructed, houses
The elusive rose.
Ten fingers shape a bowl for shadows.
My mendings itch. There is nothing to do.
I shall be good as new.
________________________________________________
Taşlar
insanların onarıldığı bir şehirdi bu.
Büyük bir örste uzanmıştım.
Yassı mavi gök çemberleri
Uçtu bir bebeğin şapkası misali
Düştüğüm zaman ışıktan dışarı. Girdim
Midesine umursamazlığın, sözsüz dolaba.
Eksiltti beni havan tokmaklarının anası.
Durgun bir çakıl oldum.
O göbeğin taşları huzurluydu,
Mezar taşı sessizliğinde, itilip kakılmayan.
Sadece ağız boşluğu ötüyordu
Tebelleş cırcır böceğinin,
Sessizliklerin bir avında.
Bu kentin halkı duydu bunu.
Avladılar taşları, suskunca ve ayrı ayrı,
Haykırır mevzilerini ağız boşlukları.
Bir cenin gibi sarhoş
Soğururum karanlığın lapasını.
Kucaklar beni yemek boruları. Süngerler öpüp uzaklaştırır likenlerimi.
Mücevher ustası götürür keskisini manivela misali
Açmak için taştan bir gözü.
Cehennem-ertesidir bu: Görürüm ışığı.
O ihtiyar kuruntucunun, kulak odasının
Tıpasını çıkarır bir rüzgâr.
Su yumuşatır çakmaktaşı dudağı,
Ve yayar duvara günışığı aynılığını,
Rüşvetçiler neşeli,
Isıtarak kerpetenleri, kaldırarak narin çekiçlerini.
Bir akım altüst eder telleri
Volt volt. Dikişler kapatır yarıklarımı.
Pembe bir gövde heykeli taşıyarak geçer işçinin biri.
Ardiyeler tıka basa dolu kalplerle.
Yedek parçaların şehridir bu.
Kauçuk gibi tatlı kokar kundaklanmış bacaklarım ve kollarım.
Burada iyileştirilir başları, ya da diğer uzuvları.
Cuma günleri küçük çocuklar gelir
Kancalarını ellerle takas etmeye.
Ölü adamlar bırakır gözlerini başkalarına.
Çıplak hemşiremin üniformasıdır aşk.
Bedduamın kemiği ve kirişidir aşk.
Onarılmış vazoya yerleştirilmiş
O nadir gül.
On parmak oluşturur gölgelerin bir kâsesini.
Yamalarım kaşınır. Yapacak bir şey yok.
Yeni gibi iyi olacağım.
Çeviren: ismail Haydar Aksoy
aynı zamanda yeşilköyde güzel bir mekan.
Plain Jane Automobile adlı grubun nokia 5800 cep telefonunda da bulunan şarkısı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar