bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    can dündar' ın 12 eylül 2006 salı günü milliyet gazetesinde yazdığı köşe yazısı.

    Eylül geldi mi bir şiir, hüzün toplar getirir, serper ruhumun üzerine...

    Sonra türkü olur, dilime yerleşir:

    "Çözülen bir yün yumağı/ akıp giden günlerimiz/

    mezar taşlarından suskun/ sessiz sitemsiz... /

    savrulan yapraklar gibi/ akıp giden günlerimiz/

    cenaze törenlerinde/ sessiz sitemsiz"

    Yaralı bir kuşağın diyemedikleri vardır bu şiirde; ki gücünü biraz da pikaplara düştüğü tarihten, 1980'in o kara eylülünden alır.

    "Bir suçluyu aklar gibi/ akıp giden günlerimiz/

    sanki bir sır saklar gibi/ sessiz sitemsiz/

    bir kitaba başlar gibi/ koşarken yavaşlar gibi/arkadaşlar gibi/ sessiz sitemsiz"

    Yağmur Atsız'ın şiiri bu...

    1980'de Köln'de iki sürgün girmişler stüdyoya; Yağmur Atsız yazmış, Zülfü Livaneli bestelemiş.

    Plak buralara geldiğinde, "karıştır-barıştır" günleriydi Mamak'ta... Ve biz, tam da şiirdeki gibi, "savrulan yapraklar gibi sessiz sitemsiz"dik.

    12 Eylül'ün o dehşetli baskı günlerinde, çok uzaklardan çıkıp gelen ve gizli gizli söylenen o türkülerde direnç, umut, hayat bulduk.

    Duyuyorduk; Yılmaz Güney'in "Yol"una müzik yapmış Zülfü Livaneli...

    Duyuyorduk; Bedri Rahmi'nin Nâzım için yazdığı "Yiğidim Aslanım"ını bestelemiş. Uğur Mumcu gidip Paris'te dinlemiş, "Bu sadece Nâzım'ın değil, tüm demokrasi şehitlerimizin türküsü" demiş.

    Duyuyorduk; Türkiye'de yasaklı iken, Yunanistan'da üne kavuşmuş Zülfü, "Kardeşin duymaz, eloğlu duyar"ı yazmış sıla hasretiyle...

    El altından bulup buluşturuyor, sesini, sazını dinliyor, açık hava hapishanemizin koğuşlarına hava verilmişçesine ferahlıyorduk.

    Zorlu günlerin muskasıydı o türküler; aklımızda taşıdığımız, dilimizden ayırmadığımız...

    12 Eylül'ün 26. yılı bugün...

    1980 darbesi hâlâ tarih olmadı.

    Dünyada 11 Eylül nasıl yaşıyorsa, 12 Eylül öyle yaşıyor Türkiye'de...

    Yaşıyor gerici Anayasa'sıyla, baskı yasalarıyla, yetiştirdiği apolitik kuşağın beynine zerk ettiği "Her koyun kendi bacağından asılır" zihniyetinde...

    "Asmayalım da besleyelim mi" mantığında yaşıyor.

    Yobazlık eğitiminde, Güneydoğu felaketinde, Susurluk çetelerinde yaşıyor.

    Geçen onca yılda, biz de bir "karlı kayın ormanı"ndan geçtik.

    "Bir kitaba başlar gibi, koşarken yavaşlar gibi, ölen arkadaşlar gibi" sessizliğe yenildik, sitem etmedik.

    Yılmaz Güney'i o uzun "Yol"da kaybettik.

    Uğur Mumcu'yu o çok sevdiği türküyle defnettik.

    "Mezar taşlarından suskun"du, "akıp giden günlerimiz... "

    Ayağa kalkabilenlerimiz, kaldığı yerden sürdürdü hürriyet kavgasını...

    O gücü bulabilenler, Zülfü'nün türküsünü hiç düşürmedi dilinden...

    Bugün darbecilerin adı ortada yokken 12 Eylül sürgünü Zülfü Livaneli gururla 35. sanat yılını kutluyorsa ondandır.

    O, halkların türkülerini yazanların, yasalarını yapanlardan daha güçlü olduğunu bir kez daha kanıtladı herkese...
    2 ... miel