bugün
- meal kuran değildir24
- bir erkek ve bir kız arkadaş olabilir mi8
- çoğu yazarları donuzlamış olmam6
- zengin olmanın yolları4
- kendini anlatamamak6
- velvet13
- bir kızı reddedebilen erkek3
- güneşi gördüm2
- kendine 10 üzerinden kaç verirsin3
- sanattan anlayan erkek3
- memiktolar da tombiktoymuş3
- kız arkadaş kiralamak8
- carrefour2
- bilmediğin dilde film dizi izlemek2
- geceye 90 lardan bir şarkı bırak3
- çırılçıplak şekilde tabancayla ateş etmek4
- acil iş fikri lazım arkadaşlar16
- hızlı ve öfkeli de oynamak için kel mi olmak lazım2
- crocs giyen erkek2
- iremga11
- uçan spagetti canavarının kutsal kitabı3
- beni tanıdılar siz kaçın3
- kadın yazarların daha çok beğeni alması3
- libidonuz yükselince ne yapıyorsunuz3
- kemal kılıçdaroğlu7
- afrika nasıl kalkınabilir15
- danimarka da askerlik süresinin 11 aya çıkarılması4
- birinin size söylediği en kırıcı şey nedir6
- seri gizli artı oy veren melek5
- bayan kelimesi neden rahatsız edici27
- sözlüğe yazma nedenleri2
- obsession film2
- kocasını döven kadın3
- son harfi uzatarak yazmak3
- bir dakikada yapılacak güzel yemekler4
- had bildirmek7
- uygulamadan market siparişi vermek3
- artuklu ünv tespih tasarımı ve imalatı bölümü3
- arkadaşlar bakar mısınız9
- imamoğlu'nun tutukluluğunun 100 günü16
- sigarayı bırakmak4
- murphy kanunları2
- 8 ayda 20 nin üzerinde teklif alan erkek4
- neden bu kadar sıkıcısınız lan2
- pos bozuk ibanıma at diyen esnaf2
- gitarın sesinin bağlamadan yumuşak olması3
- maliye baskını yemiş esnaf çaresizliği2
- enel hak6
- kadınların acımasız olması2
- arkadaşlar sizce nasıl olmuş3
hoş gelmemiş feyk yazar.
filmi var kaçmalı olan. iyi filmdir umarınm izleyip gelmiştir.
edit : imla
edit : imla
öyle güzel bir defter bulmuş ki aylar önce.
açmış sayfaları tek tek, okunacak sayfa aramış.
yok, bulamamış. o güzelim defterin tüm sayfaları bomboş.
boş sayfalar bile o kadar etkileyici ki, bakmış durmuş saatlerce.
sayfalar birbirinin aynı aslında ama o her sayfada farklı bir şey görür olmuş. her sayfaya saatlerce bakmış, anlam aramış.
aslında sayfaların boş olduğunu biliyor ancak inandırmak istiyor kendini her sayfada başka şeyler olacağına.
defteri iyice sahiplenmiş.
bu defter benim demiş.
sonra karar vermiş. defterin sayfalarını kendi doldurmak istemiş. her boş sayfada kendi gördüklerini yazmaya başlamış, yazdıkça öyle mutlu olmuş ki; tam o yazdığı anlardaki küçük mutlulukları hiçbir şeye değişemez olmuş, deftersiz yapamayacağını anlamış o anlarda.
ancak öyle bir deftermiş ki bu; yazılanlar nasıl bir kalemle yazıldıysa ertesi gün defterden akıp, yok oluyormuş. yani yazılan sayfa tekrar bomboş bir sayfa haline geliyormuş.
sorunun kalemde olduğunu düşünmüş haliyle. defterin neden boş kalmak isteyeceğini hiç düşünmemiş, zaten de kabullenmemiş böyle bir şeyi.
o defter onunmuş, boş kalmamalıymış. zira her baktığında sanki bir şeyler görüyor gibiymiş ve inanıyormuş bu gördüklerine. başkalarının göremediği, görse de onun kadar güzel şeyler göremeyeceğini biliyormuş. tüm kalbiyle biliyormuş bunu...
kalemi değiştirmiş. sonra yazmaya başlamış tekrar. yine umutla, yine sevgiyle, yine ne gördüyse onu, yine içini dökmüş, yine bağlamış kendini deftere. yazdıkça yazmış, durduramamış kendini.
derken; sayfalarca yazdıktan sonra yine baktığında, yazılanların sanki cıvık bir mürekkeple yazılmış gibi tekrar defterin kenarından aktığını görmüş.
anlamış ki sorun kalemde değil. olay defterde gizli...
ama canına tak etmiş artık, hep aynı, defteri atmış bir kenara... zaman geçmiş... sonra bir gün... sonra iki gün... sonra üç gün...
dayanamamış, açmış defteri tekrar. yine bomboş sayfalar. yine aynı mutluluk, yine defterin büyüsüne kapılıp yazma isteği, yine umut, yine sevgi.
bu sefer biraz daha temkinli davranıp, sadece bir iki satır yazmış, akmış gitmiş yazılanlar.
akıp gideceğini biliyor, ancak yine yazıyormuş.
mutluluk... sonra acı...
sevgi... sonra acı...
bağlanma... sonra acı...
defteri bırakıp gitmeyi çok istemiş, öyle çok istemiş ki, ne bir kitap okumuş o sıra, ne de başka bir yere yazı yazmış.
ama defteri başkasının bulabilme ihtimali ve başkasının o deftere yazdıklarının uçup gitmemesi, eğer uçup gitmezse başkasının yazdıkları; bunu da görme ihtimali mahvetmiş onu.
bir yandan da başkasının öyle bir deftere onun kadar güzel şeyler yazamayacağını biliyor, sanki deftere layık olan kişiyi bir tek kendi gibi görüyor, işte tam burada kendini hiç düşünmüyor, defteri yücelttikçe, kendini acizleştiriyormuş.
sırf başkaları yüzünden defteri asla bırakamamış.
hep baş ucunda tutmuş, bir umutla yazmış, sonra bir daha yazmış, sonra bir daha... belki bu sefer demiş, belki bu sefer silinmemiştir...
silinmiş... hem de hiç yazılmamış gibi...
bazen sayfalarca yazmaya devam etmiş, kendini avutmak için de bir yöntem bulmuş, yazdıktan sonra eski sayfalara asla bakmamış.
işte! şimdi olmuş! öyle güzel hismiş ki bu, yine eskisi gibi hissetmek. ama yine saflığına denk gelip düşünmeden hareket ettiğini ancak defter bittiğinde anlamış.
nasıl mı?
defter bittiğinde hissettikleri; katlanarak büyümüş umut, sevgi ve "acaba bu kadar büyük uğraştan sonra da silindi mi ki" korkusuymuş. bu duygular onun içini kemirmiş, onu mahvetmiş, artık yazacak yeri de kalmadığından, kocaman bir umutla ilk sayfayı açmış... ilk günkü kadar boş... ikinci sayfa... birinci sayfanın aynısı... her sayfa bomboş...
boş sayfalarda gördükleri ise aynı güzellikte, aynı çekicilikte sanki onunla dalga geçercesine gözükmeye devam etmiş.
merak, umut ve sevgi onu hep yaralamış.
defteri bir eliyle ne zaman fırlatıp atsa, hemen diğer eliyle kimse kapmasın diye tutmaya başlamış.
kısır bir döngüdeymiş artık.
ne yapacağını bilemez halde, aynı şeyleri değişik yollarla yapmaya, yazmaya, üzülmeye devam etmiş.
kan nasıl bedende dolaşırsa, duygularda bedenin şeklini almış ruhta aynen öyle gezinir.
sanki mürekkep kullanıyor da, o mürekkep de bu duygularmış gibi, ruhundan çıkıp deftere yansıyor, sonra defterden akıp gidiyor.
yani ruhunu boş yere yoruyordu bir nevi.
ne gerekti ki.
çok denedi bırakmayı, yapamadı.
defter, açıkça ona "sana kim bana güven dedi ki" diyordu. o ise bunu bildiği halde deftere güveniyordu. güvenmese de görmezden gelmeye çalışıyordu.
defter, onun hayatında bu kadar önemli olup, ona her seferinde "yalan" söyleyendi. belki de şöyle diyordu: "bana yalanları yaz, belki silinmez."
ama o asla yapmadı.
her seferinde doğruları yazdı deftere.
her seferinde defterin yalanlarını gördü.
her seferinde deftere asla güvenemeyeceğini öğrendi.
ama bırakamadı yine...
defterde asla kalıcı olmayacak sözler için hayatında daha önce kurmadığı güzellikte cümleler kurarak, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
defterin asla onun olmayacağını bildiği halde, onunmuş gibi davranarak ve böyle isteyerek, defteri sahiplenerek, onun o boş sayfalarına saatlerce bakarak, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
aslında yapması gereken daha önemli işleri boş verip sırf defteri istediği için, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
gitmesi gereken yerleri erteleyerek, sırf deftere biraz daha yazıp mutlu olabilmek için, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
dün olduğu gibi bugün de, pişman olmasına rağmen, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
yarın da, pişman olacağını bilmesine rağmen, boş yere, bir sürü zaman kaybedecek.
tanım: defter konusunda aciz, şanssız, kırgın ama aptal bir adam.
açmış sayfaları tek tek, okunacak sayfa aramış.
yok, bulamamış. o güzelim defterin tüm sayfaları bomboş.
boş sayfalar bile o kadar etkileyici ki, bakmış durmuş saatlerce.
sayfalar birbirinin aynı aslında ama o her sayfada farklı bir şey görür olmuş. her sayfaya saatlerce bakmış, anlam aramış.
aslında sayfaların boş olduğunu biliyor ancak inandırmak istiyor kendini her sayfada başka şeyler olacağına.
defteri iyice sahiplenmiş.
bu defter benim demiş.
sonra karar vermiş. defterin sayfalarını kendi doldurmak istemiş. her boş sayfada kendi gördüklerini yazmaya başlamış, yazdıkça öyle mutlu olmuş ki; tam o yazdığı anlardaki küçük mutlulukları hiçbir şeye değişemez olmuş, deftersiz yapamayacağını anlamış o anlarda.
ancak öyle bir deftermiş ki bu; yazılanlar nasıl bir kalemle yazıldıysa ertesi gün defterden akıp, yok oluyormuş. yani yazılan sayfa tekrar bomboş bir sayfa haline geliyormuş.
sorunun kalemde olduğunu düşünmüş haliyle. defterin neden boş kalmak isteyeceğini hiç düşünmemiş, zaten de kabullenmemiş böyle bir şeyi.
o defter onunmuş, boş kalmamalıymış. zira her baktığında sanki bir şeyler görüyor gibiymiş ve inanıyormuş bu gördüklerine. başkalarının göremediği, görse de onun kadar güzel şeyler göremeyeceğini biliyormuş. tüm kalbiyle biliyormuş bunu...
kalemi değiştirmiş. sonra yazmaya başlamış tekrar. yine umutla, yine sevgiyle, yine ne gördüyse onu, yine içini dökmüş, yine bağlamış kendini deftere. yazdıkça yazmış, durduramamış kendini.
derken; sayfalarca yazdıktan sonra yine baktığında, yazılanların sanki cıvık bir mürekkeple yazılmış gibi tekrar defterin kenarından aktığını görmüş.
anlamış ki sorun kalemde değil. olay defterde gizli...
ama canına tak etmiş artık, hep aynı, defteri atmış bir kenara... zaman geçmiş... sonra bir gün... sonra iki gün... sonra üç gün...
dayanamamış, açmış defteri tekrar. yine bomboş sayfalar. yine aynı mutluluk, yine defterin büyüsüne kapılıp yazma isteği, yine umut, yine sevgi.
bu sefer biraz daha temkinli davranıp, sadece bir iki satır yazmış, akmış gitmiş yazılanlar.
akıp gideceğini biliyor, ancak yine yazıyormuş.
mutluluk... sonra acı...
sevgi... sonra acı...
bağlanma... sonra acı...
defteri bırakıp gitmeyi çok istemiş, öyle çok istemiş ki, ne bir kitap okumuş o sıra, ne de başka bir yere yazı yazmış.
ama defteri başkasının bulabilme ihtimali ve başkasının o deftere yazdıklarının uçup gitmemesi, eğer uçup gitmezse başkasının yazdıkları; bunu da görme ihtimali mahvetmiş onu.
bir yandan da başkasının öyle bir deftere onun kadar güzel şeyler yazamayacağını biliyor, sanki deftere layık olan kişiyi bir tek kendi gibi görüyor, işte tam burada kendini hiç düşünmüyor, defteri yücelttikçe, kendini acizleştiriyormuş.
sırf başkaları yüzünden defteri asla bırakamamış.
hep baş ucunda tutmuş, bir umutla yazmış, sonra bir daha yazmış, sonra bir daha... belki bu sefer demiş, belki bu sefer silinmemiştir...
silinmiş... hem de hiç yazılmamış gibi...
bazen sayfalarca yazmaya devam etmiş, kendini avutmak için de bir yöntem bulmuş, yazdıktan sonra eski sayfalara asla bakmamış.
işte! şimdi olmuş! öyle güzel hismiş ki bu, yine eskisi gibi hissetmek. ama yine saflığına denk gelip düşünmeden hareket ettiğini ancak defter bittiğinde anlamış.
nasıl mı?
defter bittiğinde hissettikleri; katlanarak büyümüş umut, sevgi ve "acaba bu kadar büyük uğraştan sonra da silindi mi ki" korkusuymuş. bu duygular onun içini kemirmiş, onu mahvetmiş, artık yazacak yeri de kalmadığından, kocaman bir umutla ilk sayfayı açmış... ilk günkü kadar boş... ikinci sayfa... birinci sayfanın aynısı... her sayfa bomboş...
boş sayfalarda gördükleri ise aynı güzellikte, aynı çekicilikte sanki onunla dalga geçercesine gözükmeye devam etmiş.
merak, umut ve sevgi onu hep yaralamış.
defteri bir eliyle ne zaman fırlatıp atsa, hemen diğer eliyle kimse kapmasın diye tutmaya başlamış.
kısır bir döngüdeymiş artık.
ne yapacağını bilemez halde, aynı şeyleri değişik yollarla yapmaya, yazmaya, üzülmeye devam etmiş.
kan nasıl bedende dolaşırsa, duygularda bedenin şeklini almış ruhta aynen öyle gezinir.
sanki mürekkep kullanıyor da, o mürekkep de bu duygularmış gibi, ruhundan çıkıp deftere yansıyor, sonra defterden akıp gidiyor.
yani ruhunu boş yere yoruyordu bir nevi.
ne gerekti ki.
çok denedi bırakmayı, yapamadı.
defter, açıkça ona "sana kim bana güven dedi ki" diyordu. o ise bunu bildiği halde deftere güveniyordu. güvenmese de görmezden gelmeye çalışıyordu.
defter, onun hayatında bu kadar önemli olup, ona her seferinde "yalan" söyleyendi. belki de şöyle diyordu: "bana yalanları yaz, belki silinmez."
ama o asla yapmadı.
her seferinde doğruları yazdı deftere.
her seferinde defterin yalanlarını gördü.
her seferinde deftere asla güvenemeyeceğini öğrendi.
ama bırakamadı yine...
defterde asla kalıcı olmayacak sözler için hayatında daha önce kurmadığı güzellikte cümleler kurarak, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
defterin asla onun olmayacağını bildiği halde, onunmuş gibi davranarak ve böyle isteyerek, defteri sahiplenerek, onun o boş sayfalarına saatlerce bakarak, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
aslında yapması gereken daha önemli işleri boş verip sırf defteri istediği için, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
gitmesi gereken yerleri erteleyerek, sırf deftere biraz daha yazıp mutlu olabilmek için, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
dün olduğu gibi bugün de, pişman olmasına rağmen, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
yarın da, pişman olacağını bilmesine rağmen, boş yere, bir sürü zaman kaybedecek.
tanım: defter konusunda aciz, şanssız, kırgın ama aptal bir adam.
artık varlığını bildiğimiz yazar.
tanımadığı sözlük kızlarını koruyan yazar. before after olayı yaşaması muhtemel.
inci sözlükte takılırsa daha değerli olacak user. sen yanlış yere gelmişsin kardeş.
(#25055307) zekice tespit yapmış yazar.
kendi nick altına yazmış yazar. başlığın başına kalacağını düşündüğüm yazardır.
v yakalı giyiyolar diye sakaryalı kızlara defile ye mi çıkıyosunuz gavatlar demiş yazar.
salak mısın rol mu yapıyon lan doğru söyle? hahah.
salak mısın rol mu yapıyon lan doğru söyle? hahah.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar