bugün
- en iyi antidepresan5
- iç sıkıntısından intihar etmek17
- ışınlanma3
- deli olduğunun farkına varmak5
- true denilen yazar10
- arkadaşlar nasılsınız6
- acıkmamak için öneriler4
- iç sesin sürekli konuşması3
- psikologa para vermemek için en iyi aktivite5
- adalet duygusu2
- diyanetin abd'deki villaları8
- sürekli aynı şeyleri yapmanın can sıkması2
- o kadar zengin olmak ki ölümü yenememek11
- ayran ve şalgam suyunu karıştırıp içmek2
- 12 haziran 2026 kanada bosna hersek maçı6
- kötü biri olduğunu bilmek2
- gecenin şarkısı4
- uludağ sözlüğün en yakışıklı ve en zeki yazarı4
- airfryer alanlar şimdi ne yapıyor3
- deniz şortunun içine boxer giyilir mi sorunsalı10
- şato sahibi olunsa yapılacak ilk şey2
- rocky 4 te aporlo'nun ölmesi2
- gammazlar çetesi18
- türkiye de yaşanabilir en ideal şehir5
- elon muskın ilk dolar trilyoneri olması5
- cilgincapkin221
- iyi geceler arkadaşlar2
- cibali sahil3
- parası olduğu halde işe giden insan2
- ölümü merak edip ölmek2
- iyi öpüşmek için yapılması gerekenler14
- giden gider2
- otobüs muavini3
- ayağı alçılı kız yıkamak5
- en iyi türkçe klip3
- can sıkıntısından kendine sarmak2
- geleyim beş dakika göreyim seviyesinde sevmek13
- ferdi tayfurun 6 milyar tl servet yapması4
- birader beylerin birader beyler olmaları7
- zaman baba birader bey birader4
- trabzon'un abartılmış balon bir şehir olması3
- 15 mayıs uludağ sözlüğün kurtuluşu3
- clydeless bonnie7
- milli takım şarkısının akp tarafından üretilmesi12
- en çok kullandığınız ağrı kesici9
- bir sözlük kızını aşırı seksi bulmak3
- kitaplıktan ödünç kitap vermemek4
- siyah sütyen2
- ümmetçiler neden filistin'i kurtarmıyor10
- karamanoğlu beyliğinin bayrağı6
öyle güzel bir defter bulmuş ki aylar önce.
açmış sayfaları tek tek, okunacak sayfa aramış.
yok, bulamamış. o güzelim defterin tüm sayfaları bomboş.
boş sayfalar bile o kadar etkileyici ki, bakmış durmuş saatlerce.
sayfalar birbirinin aynı aslında ama o her sayfada farklı bir şey görür olmuş. her sayfaya saatlerce bakmış, anlam aramış.
aslında sayfaların boş olduğunu biliyor ancak inandırmak istiyor kendini her sayfada başka şeyler olacağına.
defteri iyice sahiplenmiş.
bu defter benim demiş.
sonra karar vermiş. defterin sayfalarını kendi doldurmak istemiş. her boş sayfada kendi gördüklerini yazmaya başlamış, yazdıkça öyle mutlu olmuş ki; tam o yazdığı anlardaki küçük mutlulukları hiçbir şeye değişemez olmuş, deftersiz yapamayacağını anlamış o anlarda.
ancak öyle bir deftermiş ki bu; yazılanlar nasıl bir kalemle yazıldıysa ertesi gün defterden akıp, yok oluyormuş. yani yazılan sayfa tekrar bomboş bir sayfa haline geliyormuş.
sorunun kalemde olduğunu düşünmüş haliyle. defterin neden boş kalmak isteyeceğini hiç düşünmemiş, zaten de kabullenmemiş böyle bir şeyi.
o defter onunmuş, boş kalmamalıymış. zira her baktığında sanki bir şeyler görüyor gibiymiş ve inanıyormuş bu gördüklerine. başkalarının göremediği, görse de onun kadar güzel şeyler göremeyeceğini biliyormuş. tüm kalbiyle biliyormuş bunu...
kalemi değiştirmiş. sonra yazmaya başlamış tekrar. yine umutla, yine sevgiyle, yine ne gördüyse onu, yine içini dökmüş, yine bağlamış kendini deftere. yazdıkça yazmış, durduramamış kendini.
derken; sayfalarca yazdıktan sonra yine baktığında, yazılanların sanki cıvık bir mürekkeple yazılmış gibi tekrar defterin kenarından aktığını görmüş.
anlamış ki sorun kalemde değil. olay defterde gizli...
ama canına tak etmiş artık, hep aynı, defteri atmış bir kenara... zaman geçmiş... sonra bir gün... sonra iki gün... sonra üç gün...
dayanamamış, açmış defteri tekrar. yine bomboş sayfalar. yine aynı mutluluk, yine defterin büyüsüne kapılıp yazma isteği, yine umut, yine sevgi.
bu sefer biraz daha temkinli davranıp, sadece bir iki satır yazmış, akmış gitmiş yazılanlar.
akıp gideceğini biliyor, ancak yine yazıyormuş.
mutluluk... sonra acı...
sevgi... sonra acı...
bağlanma... sonra acı...
defteri bırakıp gitmeyi çok istemiş, öyle çok istemiş ki, ne bir kitap okumuş o sıra, ne de başka bir yere yazı yazmış.
ama defteri başkasının bulabilme ihtimali ve başkasının o deftere yazdıklarının uçup gitmemesi, eğer uçup gitmezse başkasının yazdıkları; bunu da görme ihtimali mahvetmiş onu.
bir yandan da başkasının öyle bir deftere onun kadar güzel şeyler yazamayacağını biliyor, sanki deftere layık olan kişiyi bir tek kendi gibi görüyor, işte tam burada kendini hiç düşünmüyor, defteri yücelttikçe, kendini acizleştiriyormuş.
sırf başkaları yüzünden defteri asla bırakamamış.
hep baş ucunda tutmuş, bir umutla yazmış, sonra bir daha yazmış, sonra bir daha... belki bu sefer demiş, belki bu sefer silinmemiştir...
silinmiş... hem de hiç yazılmamış gibi...
bazen sayfalarca yazmaya devam etmiş, kendini avutmak için de bir yöntem bulmuş, yazdıktan sonra eski sayfalara asla bakmamış.
işte! şimdi olmuş! öyle güzel hismiş ki bu, yine eskisi gibi hissetmek. ama yine saflığına denk gelip düşünmeden hareket ettiğini ancak defter bittiğinde anlamış.
nasıl mı?
defter bittiğinde hissettikleri; katlanarak büyümüş umut, sevgi ve "acaba bu kadar büyük uğraştan sonra da silindi mi ki" korkusuymuş. bu duygular onun içini kemirmiş, onu mahvetmiş, artık yazacak yeri de kalmadığından, kocaman bir umutla ilk sayfayı açmış... ilk günkü kadar boş... ikinci sayfa... birinci sayfanın aynısı... her sayfa bomboş...
boş sayfalarda gördükleri ise aynı güzellikte, aynı çekicilikte sanki onunla dalga geçercesine gözükmeye devam etmiş.
merak, umut ve sevgi onu hep yaralamış.
defteri bir eliyle ne zaman fırlatıp atsa, hemen diğer eliyle kimse kapmasın diye tutmaya başlamış.
kısır bir döngüdeymiş artık.
ne yapacağını bilemez halde, aynı şeyleri değişik yollarla yapmaya, yazmaya, üzülmeye devam etmiş.
kan nasıl bedende dolaşırsa, duygularda bedenin şeklini almış ruhta aynen öyle gezinir.
sanki mürekkep kullanıyor da, o mürekkep de bu duygularmış gibi, ruhundan çıkıp deftere yansıyor, sonra defterden akıp gidiyor.
yani ruhunu boş yere yoruyordu bir nevi.
ne gerekti ki.
çok denedi bırakmayı, yapamadı.
defter, açıkça ona "sana kim bana güven dedi ki" diyordu. o ise bunu bildiği halde deftere güveniyordu. güvenmese de görmezden gelmeye çalışıyordu.
defter, onun hayatında bu kadar önemli olup, ona her seferinde "yalan" söyleyendi. belki de şöyle diyordu: "bana yalanları yaz, belki silinmez."
ama o asla yapmadı.
her seferinde doğruları yazdı deftere.
her seferinde defterin yalanlarını gördü.
her seferinde deftere asla güvenemeyeceğini öğrendi.
ama bırakamadı yine...
defterde asla kalıcı olmayacak sözler için hayatında daha önce kurmadığı güzellikte cümleler kurarak, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
defterin asla onun olmayacağını bildiği halde, onunmuş gibi davranarak ve böyle isteyerek, defteri sahiplenerek, onun o boş sayfalarına saatlerce bakarak, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
aslında yapması gereken daha önemli işleri boş verip sırf defteri istediği için, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
gitmesi gereken yerleri erteleyerek, sırf deftere biraz daha yazıp mutlu olabilmek için, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
dün olduğu gibi bugün de, pişman olmasına rağmen, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
yarın da, pişman olacağını bilmesine rağmen, boş yere, bir sürü zaman kaybedecek.
tanım: defter konusunda aciz, şanssız, kırgın ama aptal bir adam.
açmış sayfaları tek tek, okunacak sayfa aramış.
yok, bulamamış. o güzelim defterin tüm sayfaları bomboş.
boş sayfalar bile o kadar etkileyici ki, bakmış durmuş saatlerce.
sayfalar birbirinin aynı aslında ama o her sayfada farklı bir şey görür olmuş. her sayfaya saatlerce bakmış, anlam aramış.
aslında sayfaların boş olduğunu biliyor ancak inandırmak istiyor kendini her sayfada başka şeyler olacağına.
defteri iyice sahiplenmiş.
bu defter benim demiş.
sonra karar vermiş. defterin sayfalarını kendi doldurmak istemiş. her boş sayfada kendi gördüklerini yazmaya başlamış, yazdıkça öyle mutlu olmuş ki; tam o yazdığı anlardaki küçük mutlulukları hiçbir şeye değişemez olmuş, deftersiz yapamayacağını anlamış o anlarda.
ancak öyle bir deftermiş ki bu; yazılanlar nasıl bir kalemle yazıldıysa ertesi gün defterden akıp, yok oluyormuş. yani yazılan sayfa tekrar bomboş bir sayfa haline geliyormuş.
sorunun kalemde olduğunu düşünmüş haliyle. defterin neden boş kalmak isteyeceğini hiç düşünmemiş, zaten de kabullenmemiş böyle bir şeyi.
o defter onunmuş, boş kalmamalıymış. zira her baktığında sanki bir şeyler görüyor gibiymiş ve inanıyormuş bu gördüklerine. başkalarının göremediği, görse de onun kadar güzel şeyler göremeyeceğini biliyormuş. tüm kalbiyle biliyormuş bunu...
kalemi değiştirmiş. sonra yazmaya başlamış tekrar. yine umutla, yine sevgiyle, yine ne gördüyse onu, yine içini dökmüş, yine bağlamış kendini deftere. yazdıkça yazmış, durduramamış kendini.
derken; sayfalarca yazdıktan sonra yine baktığında, yazılanların sanki cıvık bir mürekkeple yazılmış gibi tekrar defterin kenarından aktığını görmüş.
anlamış ki sorun kalemde değil. olay defterde gizli...
ama canına tak etmiş artık, hep aynı, defteri atmış bir kenara... zaman geçmiş... sonra bir gün... sonra iki gün... sonra üç gün...
dayanamamış, açmış defteri tekrar. yine bomboş sayfalar. yine aynı mutluluk, yine defterin büyüsüne kapılıp yazma isteği, yine umut, yine sevgi.
bu sefer biraz daha temkinli davranıp, sadece bir iki satır yazmış, akmış gitmiş yazılanlar.
akıp gideceğini biliyor, ancak yine yazıyormuş.
mutluluk... sonra acı...
sevgi... sonra acı...
bağlanma... sonra acı...
defteri bırakıp gitmeyi çok istemiş, öyle çok istemiş ki, ne bir kitap okumuş o sıra, ne de başka bir yere yazı yazmış.
ama defteri başkasının bulabilme ihtimali ve başkasının o deftere yazdıklarının uçup gitmemesi, eğer uçup gitmezse başkasının yazdıkları; bunu da görme ihtimali mahvetmiş onu.
bir yandan da başkasının öyle bir deftere onun kadar güzel şeyler yazamayacağını biliyor, sanki deftere layık olan kişiyi bir tek kendi gibi görüyor, işte tam burada kendini hiç düşünmüyor, defteri yücelttikçe, kendini acizleştiriyormuş.
sırf başkaları yüzünden defteri asla bırakamamış.
hep baş ucunda tutmuş, bir umutla yazmış, sonra bir daha yazmış, sonra bir daha... belki bu sefer demiş, belki bu sefer silinmemiştir...
silinmiş... hem de hiç yazılmamış gibi...
bazen sayfalarca yazmaya devam etmiş, kendini avutmak için de bir yöntem bulmuş, yazdıktan sonra eski sayfalara asla bakmamış.
işte! şimdi olmuş! öyle güzel hismiş ki bu, yine eskisi gibi hissetmek. ama yine saflığına denk gelip düşünmeden hareket ettiğini ancak defter bittiğinde anlamış.
nasıl mı?
defter bittiğinde hissettikleri; katlanarak büyümüş umut, sevgi ve "acaba bu kadar büyük uğraştan sonra da silindi mi ki" korkusuymuş. bu duygular onun içini kemirmiş, onu mahvetmiş, artık yazacak yeri de kalmadığından, kocaman bir umutla ilk sayfayı açmış... ilk günkü kadar boş... ikinci sayfa... birinci sayfanın aynısı... her sayfa bomboş...
boş sayfalarda gördükleri ise aynı güzellikte, aynı çekicilikte sanki onunla dalga geçercesine gözükmeye devam etmiş.
merak, umut ve sevgi onu hep yaralamış.
defteri bir eliyle ne zaman fırlatıp atsa, hemen diğer eliyle kimse kapmasın diye tutmaya başlamış.
kısır bir döngüdeymiş artık.
ne yapacağını bilemez halde, aynı şeyleri değişik yollarla yapmaya, yazmaya, üzülmeye devam etmiş.
kan nasıl bedende dolaşırsa, duygularda bedenin şeklini almış ruhta aynen öyle gezinir.
sanki mürekkep kullanıyor da, o mürekkep de bu duygularmış gibi, ruhundan çıkıp deftere yansıyor, sonra defterden akıp gidiyor.
yani ruhunu boş yere yoruyordu bir nevi.
ne gerekti ki.
çok denedi bırakmayı, yapamadı.
defter, açıkça ona "sana kim bana güven dedi ki" diyordu. o ise bunu bildiği halde deftere güveniyordu. güvenmese de görmezden gelmeye çalışıyordu.
defter, onun hayatında bu kadar önemli olup, ona her seferinde "yalan" söyleyendi. belki de şöyle diyordu: "bana yalanları yaz, belki silinmez."
ama o asla yapmadı.
her seferinde doğruları yazdı deftere.
her seferinde defterin yalanlarını gördü.
her seferinde deftere asla güvenemeyeceğini öğrendi.
ama bırakamadı yine...
defterde asla kalıcı olmayacak sözler için hayatında daha önce kurmadığı güzellikte cümleler kurarak, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
defterin asla onun olmayacağını bildiği halde, onunmuş gibi davranarak ve böyle isteyerek, defteri sahiplenerek, onun o boş sayfalarına saatlerce bakarak, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
aslında yapması gereken daha önemli işleri boş verip sırf defteri istediği için, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
gitmesi gereken yerleri erteleyerek, sırf deftere biraz daha yazıp mutlu olabilmek için, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
dün olduğu gibi bugün de, pişman olmasına rağmen, boş yere, bir sürü zaman kaybetti.
yarın da, pişman olacağını bilmesine rağmen, boş yere, bir sürü zaman kaybedecek.
tanım: defter konusunda aciz, şanssız, kırgın ama aptal bir adam.
güncel Önemli Başlıklar