bugün
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu19
- fatma betül sayan kaya27
- yeni sözlük açma fikri9
- yapay zekanın çok yapay olması8
- isparta'ya gidip nervio ile kahve içmek5
- hiçbir şeyden haberi olmayan tek adam4
- edirne'ye gidip muslettin amca'nın elini öpmek11
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- alexander nübel14
- senin manita evleniyormuş diye mesaj atan arkadaş11
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı92
- camilerdeki ayak kokusu4
- 6 kasım dünya galatasaraylılar günü8
- kahve içerken piyasa yapmak3
- 2017 orta paket passat vs 2024 full paket megane5
- gece gece bir sözlük kızıyla nutella kaşıklamak3
- ayrılıkçı kürtler2
- damat adayının yaprak dökümü oğuz gibi olması2
- son 3 ayın en başarılı gammazları6
- masklavi felsefesi5
- fatma betül sayan kaya'nın tutuklanması5
- kasım cömert tokayev2
- fatma betülüm yapmaz9
- her şeyi bilen halk3
- iyi menemenin sırrı22
- henüz yolun başında olan yazarlar4
- yaprak dökümü sonrası türkiye2
- türk polisinin şefkatli kolları3
- ilgi istiyorum lan ilgi ilgi verin bana çabuk3
- bojack horseman2
- kim cha eon11
- haram para5
- sinirlenen dilenci kadın6
- damla sakızlı muhallebi6
- çok kaslı erkekleri beğenmiyorum diyen kezban5
- hayati yazıcı4
- gammaz olacağıma2
- fahriye2
- götü yere yakın olandan korkacaksın4
- sabahları nefret edilen şeyler7
- insanlık nasıl geliştirilebilir13
- irancılar3
- abd de bıçaklar çekildi iddiası4
- 5 kasım 2026 celtic beşiktaş maçı12
- halen yapçek etçek gösterçem diye konuşan insan5
- bitlis'te oğluna filistin ismini koyan adam28
- epileptiğe bakmayan diş hekimi3
- beni gammazlayan sonda ile gezsin inşallah3
- sonda neden ayağa takılmaz2
- yaşlandıkça kuşkulu bir adam olmak3
Pembe MARMARA : 25 Aralık 1925te Lefkoşada doğdu. 31 Ocak 1984te yine Lefkoşada öldü. ilk şiirleri 1945 yılında yayınlanmaya başlandı. Özellikle o yıllarda Türkiyede çıkan YEDiGÜN dergisinde yayınlanan şiirleri ile tanındı. 1945-53 yılları arasında Kıbrıs’ta; Gülen Gaye, Nevin Nale, Lafazan, Meçhul, Fırtına ve Funda gibi takma adlarla ve gerçek ismi ile şiirler yayınladı.
ESERi :Pembe Marmaranın Şiirleri Mayıs 1985 Lefkoşa.
ESERi :Pembe Marmaranın Şiirleri Mayıs 1985 Lefkoşa.
ayrıca ulus bakerin annesidir.
eşcinsel sivil toplum kuruluşları tarafından filistin e insani yardım gönderilen geminin adı. delikanlı olanı için (bkz: mavi marmara)
NEŞE YAŞıN KÖŞE YAZILARI
ŞiiR ANNE VE YAVRUSU
Onun hakkında yazılmış öyle güzel yazılar okudum ki... Ben ne yazabilirim? Bir kez karşılaştık sadece. Hayal meyal bir görüntü kafamda... Ankara'da yürüyoruz birlikte. Ne anlattığını tam anımsamıyorum ama dinlerken hayranlık duyduğum aklımda. Yine de çok derin, çok özel bir tanışıklığımız varmış , ailemden birini, uzaklardaki kardeşimi yitirmiş gibiyim nedense.
Bütün bunlar, Abdi Çavuş sokaktaki o evden dolayı olmalı. Anlatacak çok şeyi varmış ve birden dile gelip hepsini önüme serecekmiş gibi duran, o yıkık dökük, iç bahçesinde gizli kederler, kerpiç duvarlarında yitip gidenlerin dokunuşlarını ve nefeslerini, gizli odalarında aile sırlarını taşıyan o evden... Ulus Baker'in teyzesi Duygu'yu görmeye giderdim oraya. O da, bu dünyaya dayanamayıp erken gidenlerden... Amerika'daki kötü anılarının ardından, bira şişeleriyle hayata tahammül etmeye çalıştığı o sığmakta benimle paylaştığı her anıyla bu özel aileye dair merakımı daha da artırırdı. Ben, hiç soru sormazdım. Meraklı olmaktan utanırdım. Satır aralarında söyledikleriyle gözlerim parlardı; kulak kesilirdim hep.
Kuşkusuz beni o eve çağıran Ulus'un annesi şair Pembe Marmara'nın hayaleti olmalı. Dediğim gibi, Duygu'ya hiçbir soru soramazdım. Anıların onu incitmesinden, unutmak istediklerini anımsatmaktan, onu yaralamaktan korkardım. Aileye dair her anlatının onu daha fazla bira şişesine sürüklediğini, belleğinin yaralı olduğunu bilirdim...
"Gözlerini yaşlı gördüm anacığım
Seni düşümde,
Dua edip duruyordu mutluluğum için
Ta denizler ötesinde
Oysa ben yitirdim anacığım
Bütün özgürlüğümü
Sardı bütün zerrelerimi bu acı
Ta derinden derine
Yüreğimde bir sızı
Gözlerini yaşlı gördüm anacığım
Seni, düşümde"*
Annesinin bu şiirinde seslendiği Ulus'un anneannesinin adı Fatma'ydı yanlış anımsamıyorsam. Duygu, ondan söz ederken bir meleği anlatırdı sanki. Akça pakça, yumuşaklığının altında gizli bir güç taşıyan bir ninecik. Bahçedeki çiçeklerle konuşmasını, onlara çocukları gibi bakmasını anlatırdı. Bizim Kıbrıs'ta "ekşili" dediğimiz sarı çiçekli yabani bitkiler bahçeyi sardığında, "Fatma kadının çiçekleri geldi; bunları çok severdi" diye iç geçirirdi.
Bahçeyle uğraşmak annesiyle kurduğu bir iletişimdi onun için. O bahçeye dair bir film karesi var gözümün önünde. Ulus'un annesi Pembe Marmara o yılların moda giysileri içinde gencecik bir kadın... Adana'daki Ümit Yaşar Oğuzcan ile yazışmakta, birbirlerine şiirler göndermektedirler. Bu mektup arkadaşlığı bir aşka dönüşür ve birbirini henüz hiç görmeyen iki sevgili, nişanlanma kararı alırlar. Nişanlanacakları günü bile saptarlar. Ama bir sorun vardır. Ümit Yaşar Adana'da, Pembe Marmara Lefkoşa'dadır. O yıllarda bunun çok uzak bir mesafe olması bir yana zaten ailenin de bilgisi ve onayı yoktur. iki sevgili, mektuplarla belli bir günün belli bir saatinde birisi Adana'da, öteki Lefkoşa'da,
aynı anda parmaklarına yüzük takmayı kararlaştırırlar. Pembe Marmara, arkadaşlarını çağırır ve bahçede üzeri kekler, börekler, çiçeklerle bezeli bir masa kurarlar. Belirlenen saatte Pembe Marmara yüzüğü takar ve pastayı kesip arkadaşlarıyla birlikte bunu kutlarlar. Daha sonra aileden bir erkek bu garip nişanlıyı görmek için Adana'ya gider ve Ümit Yaşar'ı hiç beğenmez. Olay çıkar; nişan da böylelikle bozulur.
Babam anlatmıştı: Bayrak televizyonunda yaptığı bir edebiyat programına Kıbrıs'a gelen Ümit Yaşar Oğuzcan'ı ayağının tozuyla konuk etmiş ve "Rahmetli Pembe Marmara ile nişanlanmanız..." diye bir cümle kurunca Oğuzcan o an öğrendiği ölüm haberiyle şok olup yayında ağlamış.
Kıbrıs Üniversitesi'nde verdiğim "Çağdaş Kıbrıslıtürk Edebiyatı" derslerinde 1943 kuşağından söz ederken, öğrencilere bu romantik nişanlılık sahnesini anlatırım. Bu anlatıdan ve Pembe Marmara'nın siyah-beyaz fotoğrafındaki o duygulu, zeki bakışlarından olmalı, özellikle kız öğrenciler dönem projesi için konu seçerken hep Pembe Marmara'ya takılırlar. Fazla kaynak olmadığı için pek teşvik etmem bunu.
Pembe Marmara'nın daha sonra evlendiği Ulus'un babası Sedat Baker'in trajik ölümü ise bir başka "pembe dizi" gibidir. Güzeller güzeli evli bir kadınla yaşadığı aşk, bir otelde yemek yerken kadının kocasının silahından çıkan kurşunla noktalanır.
Ailenin yaşadığı trajediler öylesine çok ki üzerine romanlar yazılabilir. Bir tanesi zaten yazılmıştır. Alev Alatlı'nın "Yaseminler Tüter mi Hala?" romanı da Ulus'un dayısının evliliğini konu alır ve Abdi Çavuş mahallesindeki evde geçer.
Kanserden ölmek üzereyken başladığı ve yarım bıraktığı otobiyografisinde tıpkı şiirlerindeki gibi, nasıl da kederli, içli bir sesi vardır Pembe Marmara'nın.
Ben, onu hep Kıbrıs'ta bir kadın ve şair olmanın öyküsü gibi okurum. Sanki o da bir annem, şiir annemdir benim.
Toprağın kavrulduğu bu Kıbrıs Temmuz'unda, Ulus'u onun yanma mı gömdüler acaba?
*Pembe Marmara, Şiirler,ıg86
ŞiiR ANNE VE YAVRUSU
Onun hakkında yazılmış öyle güzel yazılar okudum ki... Ben ne yazabilirim? Bir kez karşılaştık sadece. Hayal meyal bir görüntü kafamda... Ankara'da yürüyoruz birlikte. Ne anlattığını tam anımsamıyorum ama dinlerken hayranlık duyduğum aklımda. Yine de çok derin, çok özel bir tanışıklığımız varmış , ailemden birini, uzaklardaki kardeşimi yitirmiş gibiyim nedense.
Bütün bunlar, Abdi Çavuş sokaktaki o evden dolayı olmalı. Anlatacak çok şeyi varmış ve birden dile gelip hepsini önüme serecekmiş gibi duran, o yıkık dökük, iç bahçesinde gizli kederler, kerpiç duvarlarında yitip gidenlerin dokunuşlarını ve nefeslerini, gizli odalarında aile sırlarını taşıyan o evden... Ulus Baker'in teyzesi Duygu'yu görmeye giderdim oraya. O da, bu dünyaya dayanamayıp erken gidenlerden... Amerika'daki kötü anılarının ardından, bira şişeleriyle hayata tahammül etmeye çalıştığı o sığmakta benimle paylaştığı her anıyla bu özel aileye dair merakımı daha da artırırdı. Ben, hiç soru sormazdım. Meraklı olmaktan utanırdım. Satır aralarında söyledikleriyle gözlerim parlardı; kulak kesilirdim hep.
Kuşkusuz beni o eve çağıran Ulus'un annesi şair Pembe Marmara'nın hayaleti olmalı. Dediğim gibi, Duygu'ya hiçbir soru soramazdım. Anıların onu incitmesinden, unutmak istediklerini anımsatmaktan, onu yaralamaktan korkardım. Aileye dair her anlatının onu daha fazla bira şişesine sürüklediğini, belleğinin yaralı olduğunu bilirdim...
"Gözlerini yaşlı gördüm anacığım
Seni düşümde,
Dua edip duruyordu mutluluğum için
Ta denizler ötesinde
Oysa ben yitirdim anacığım
Bütün özgürlüğümü
Sardı bütün zerrelerimi bu acı
Ta derinden derine
Yüreğimde bir sızı
Gözlerini yaşlı gördüm anacığım
Seni, düşümde"*
Annesinin bu şiirinde seslendiği Ulus'un anneannesinin adı Fatma'ydı yanlış anımsamıyorsam. Duygu, ondan söz ederken bir meleği anlatırdı sanki. Akça pakça, yumuşaklığının altında gizli bir güç taşıyan bir ninecik. Bahçedeki çiçeklerle konuşmasını, onlara çocukları gibi bakmasını anlatırdı. Bizim Kıbrıs'ta "ekşili" dediğimiz sarı çiçekli yabani bitkiler bahçeyi sardığında, "Fatma kadının çiçekleri geldi; bunları çok severdi" diye iç geçirirdi.
Bahçeyle uğraşmak annesiyle kurduğu bir iletişimdi onun için. O bahçeye dair bir film karesi var gözümün önünde. Ulus'un annesi Pembe Marmara o yılların moda giysileri içinde gencecik bir kadın... Adana'daki Ümit Yaşar Oğuzcan ile yazışmakta, birbirlerine şiirler göndermektedirler. Bu mektup arkadaşlığı bir aşka dönüşür ve birbirini henüz hiç görmeyen iki sevgili, nişanlanma kararı alırlar. Nişanlanacakları günü bile saptarlar. Ama bir sorun vardır. Ümit Yaşar Adana'da, Pembe Marmara Lefkoşa'dadır. O yıllarda bunun çok uzak bir mesafe olması bir yana zaten ailenin de bilgisi ve onayı yoktur. iki sevgili, mektuplarla belli bir günün belli bir saatinde birisi Adana'da, öteki Lefkoşa'da,
aynı anda parmaklarına yüzük takmayı kararlaştırırlar. Pembe Marmara, arkadaşlarını çağırır ve bahçede üzeri kekler, börekler, çiçeklerle bezeli bir masa kurarlar. Belirlenen saatte Pembe Marmara yüzüğü takar ve pastayı kesip arkadaşlarıyla birlikte bunu kutlarlar. Daha sonra aileden bir erkek bu garip nişanlıyı görmek için Adana'ya gider ve Ümit Yaşar'ı hiç beğenmez. Olay çıkar; nişan da böylelikle bozulur.
Babam anlatmıştı: Bayrak televizyonunda yaptığı bir edebiyat programına Kıbrıs'a gelen Ümit Yaşar Oğuzcan'ı ayağının tozuyla konuk etmiş ve "Rahmetli Pembe Marmara ile nişanlanmanız..." diye bir cümle kurunca Oğuzcan o an öğrendiği ölüm haberiyle şok olup yayında ağlamış.
Kıbrıs Üniversitesi'nde verdiğim "Çağdaş Kıbrıslıtürk Edebiyatı" derslerinde 1943 kuşağından söz ederken, öğrencilere bu romantik nişanlılık sahnesini anlatırım. Bu anlatıdan ve Pembe Marmara'nın siyah-beyaz fotoğrafındaki o duygulu, zeki bakışlarından olmalı, özellikle kız öğrenciler dönem projesi için konu seçerken hep Pembe Marmara'ya takılırlar. Fazla kaynak olmadığı için pek teşvik etmem bunu.
Pembe Marmara'nın daha sonra evlendiği Ulus'un babası Sedat Baker'in trajik ölümü ise bir başka "pembe dizi" gibidir. Güzeller güzeli evli bir kadınla yaşadığı aşk, bir otelde yemek yerken kadının kocasının silahından çıkan kurşunla noktalanır.
Ailenin yaşadığı trajediler öylesine çok ki üzerine romanlar yazılabilir. Bir tanesi zaten yazılmıştır. Alev Alatlı'nın "Yaseminler Tüter mi Hala?" romanı da Ulus'un dayısının evliliğini konu alır ve Abdi Çavuş mahallesindeki evde geçer.
Kanserden ölmek üzereyken başladığı ve yarım bıraktığı otobiyografisinde tıpkı şiirlerindeki gibi, nasıl da kederli, içli bir sesi vardır Pembe Marmara'nın.
Ben, onu hep Kıbrıs'ta bir kadın ve şair olmanın öyküsü gibi okurum. Sanki o da bir annem, şiir annemdir benim.
Toprağın kavrulduğu bu Kıbrıs Temmuz'unda, Ulus'u onun yanma mı gömdüler acaba?
*Pembe Marmara, Şiirler,ıg86
Sosyolog Ulus Baker’in annesidir. Kıbrıs Türk şiirinde öne çıkan bir isimdir. Orhan Veli Kanık etkisiyle Garip hareketi doğrultusunda serbest şiirler kaleme aldı. (1925-1984)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar