bugün
- hangi manifest kızısın9
- kabataş olayı görüntüleri27
- mehdiyete dair hayalleriniz6
- istanbul un çok pahalı olması27
- arkadaşlar ne oldu size böyle5
- mehdi 29 yaşında mı başa geçmeli 40 mı5
- en sevilmeyen ev işleri15
- volkswagen beetle3
- vaatlerinin tam tersi olduğu halde iktidarda olmak4
- mel mel bakan gibson ve 0 0 710
- kara sevdaya tutulan kalmaması7
- gocu25
- gönül almaya çalışan erkek11
- erdogan ve trump'ın yakın ilişkisi4
- ciddiye alınmamak2
- en son ne aldınız5
- meyveli lahmacun2
- ispanya'nın amerika'ya kafa tutması2
- kavgada ele sıçıp yumruklar atmak7
- gece yolda yürürken arabada görülen çığlık maskesi2
- temas2
- mehdi bir ihtiyaçtır2
- beyaz ekmek yiyen vatan hainleri10
- bilgi içerikli entry girmeyen yazarın cnsl yönelmi2
- helicobacter pylori2
- ben lafa değil göte bakarım4
- haluk levent son açıklaması6
- dünya kaç renklidir3
- yazarların bugün cılkını çıkardığı şarkı7
- şimdi herkes su içsin3
- karı kıza para yedirir misiniz4
- ne yesem3
- küsünce sevgiliye komik video atmak3
- toplu taşımada milletin ekranına bakan tipler4
- kız dediğin biraz saf olur3
- ömer hayyam5
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı61
- lansor4
- 21 temmuz 2026 fenerbahçe gornik zabrze maçı4
- bütün mal varlığı üstünde sokakta yaşayan insan4
- düşene gülmek2
- mücteba hamaney2
- molla rejimi2
- 1 saatte 10 bira içmek19
- sözlük kızlarının kombinleri20
- herkes yatsın iyi geceler9
- hata çözmek2
- tembel ve çalışmayan insan16
- velvet vs nervio19
- yks 20263
NEŞE YAŞıN KÖŞE YAZILARI
ŞiiR ANNE VE YAVRUSU
Onun hakkında yazılmış öyle güzel yazılar okudum ki... Ben ne yazabilirim? Bir kez karşılaştık sadece. Hayal meyal bir görüntü kafamda... Ankara'da yürüyoruz birlikte. Ne anlattığını tam anımsamıyorum ama dinlerken hayranlık duyduğum aklımda. Yine de çok derin, çok özel bir tanışıklığımız varmış , ailemden birini, uzaklardaki kardeşimi yitirmiş gibiyim nedense.
Bütün bunlar, Abdi Çavuş sokaktaki o evden dolayı olmalı. Anlatacak çok şeyi varmış ve birden dile gelip hepsini önüme serecekmiş gibi duran, o yıkık dökük, iç bahçesinde gizli kederler, kerpiç duvarlarında yitip gidenlerin dokunuşlarını ve nefeslerini, gizli odalarında aile sırlarını taşıyan o evden... Ulus Baker'in teyzesi Duygu'yu görmeye giderdim oraya. O da, bu dünyaya dayanamayıp erken gidenlerden... Amerika'daki kötü anılarının ardından, bira şişeleriyle hayata tahammül etmeye çalıştığı o sığmakta benimle paylaştığı her anıyla bu özel aileye dair merakımı daha da artırırdı. Ben, hiç soru sormazdım. Meraklı olmaktan utanırdım. Satır aralarında söyledikleriyle gözlerim parlardı; kulak kesilirdim hep.
Kuşkusuz beni o eve çağıran Ulus'un annesi şair Pembe Marmara'nın hayaleti olmalı. Dediğim gibi, Duygu'ya hiçbir soru soramazdım. Anıların onu incitmesinden, unutmak istediklerini anımsatmaktan, onu yaralamaktan korkardım. Aileye dair her anlatının onu daha fazla bira şişesine sürüklediğini, belleğinin yaralı olduğunu bilirdim...
"Gözlerini yaşlı gördüm anacığım
Seni düşümde,
Dua edip duruyordu mutluluğum için
Ta denizler ötesinde
Oysa ben yitirdim anacığım
Bütün özgürlüğümü
Sardı bütün zerrelerimi bu acı
Ta derinden derine
Yüreğimde bir sızı
Gözlerini yaşlı gördüm anacığım
Seni, düşümde"*
Annesinin bu şiirinde seslendiği Ulus'un anneannesinin adı Fatma'ydı yanlış anımsamıyorsam. Duygu, ondan söz ederken bir meleği anlatırdı sanki. Akça pakça, yumuşaklığının altında gizli bir güç taşıyan bir ninecik. Bahçedeki çiçeklerle konuşmasını, onlara çocukları gibi bakmasını anlatırdı. Bizim Kıbrıs'ta "ekşili" dediğimiz sarı çiçekli yabani bitkiler bahçeyi sardığında, "Fatma kadının çiçekleri geldi; bunları çok severdi" diye iç geçirirdi.
Bahçeyle uğraşmak annesiyle kurduğu bir iletişimdi onun için. O bahçeye dair bir film karesi var gözümün önünde. Ulus'un annesi Pembe Marmara o yılların moda giysileri içinde gencecik bir kadın... Adana'daki Ümit Yaşar Oğuzcan ile yazışmakta, birbirlerine şiirler göndermektedirler. Bu mektup arkadaşlığı bir aşka dönüşür ve birbirini henüz hiç görmeyen iki sevgili, nişanlanma kararı alırlar. Nişanlanacakları günü bile saptarlar. Ama bir sorun vardır. Ümit Yaşar Adana'da, Pembe Marmara Lefkoşa'dadır. O yıllarda bunun çok uzak bir mesafe olması bir yana zaten ailenin de bilgisi ve onayı yoktur. iki sevgili, mektuplarla belli bir günün belli bir saatinde birisi Adana'da, öteki Lefkoşa'da,
aynı anda parmaklarına yüzük takmayı kararlaştırırlar. Pembe Marmara, arkadaşlarını çağırır ve bahçede üzeri kekler, börekler, çiçeklerle bezeli bir masa kurarlar. Belirlenen saatte Pembe Marmara yüzüğü takar ve pastayı kesip arkadaşlarıyla birlikte bunu kutlarlar. Daha sonra aileden bir erkek bu garip nişanlıyı görmek için Adana'ya gider ve Ümit Yaşar'ı hiç beğenmez. Olay çıkar; nişan da böylelikle bozulur.
Babam anlatmıştı: Bayrak televizyonunda yaptığı bir edebiyat programına Kıbrıs'a gelen Ümit Yaşar Oğuzcan'ı ayağının tozuyla konuk etmiş ve "Rahmetli Pembe Marmara ile nişanlanmanız..." diye bir cümle kurunca Oğuzcan o an öğrendiği ölüm haberiyle şok olup yayında ağlamış.
Kıbrıs Üniversitesi'nde verdiğim "Çağdaş Kıbrıslıtürk Edebiyatı" derslerinde 1943 kuşağından söz ederken, öğrencilere bu romantik nişanlılık sahnesini anlatırım. Bu anlatıdan ve Pembe Marmara'nın siyah-beyaz fotoğrafındaki o duygulu, zeki bakışlarından olmalı, özellikle kız öğrenciler dönem projesi için konu seçerken hep Pembe Marmara'ya takılırlar. Fazla kaynak olmadığı için pek teşvik etmem bunu.
Pembe Marmara'nın daha sonra evlendiği Ulus'un babası Sedat Baker'in trajik ölümü ise bir başka "pembe dizi" gibidir. Güzeller güzeli evli bir kadınla yaşadığı aşk, bir otelde yemek yerken kadının kocasının silahından çıkan kurşunla noktalanır.
Ailenin yaşadığı trajediler öylesine çok ki üzerine romanlar yazılabilir. Bir tanesi zaten yazılmıştır. Alev Alatlı'nın "Yaseminler Tüter mi Hala?" romanı da Ulus'un dayısının evliliğini konu alır ve Abdi Çavuş mahallesindeki evde geçer.
Kanserden ölmek üzereyken başladığı ve yarım bıraktığı otobiyografisinde tıpkı şiirlerindeki gibi, nasıl da kederli, içli bir sesi vardır Pembe Marmara'nın.
Ben, onu hep Kıbrıs'ta bir kadın ve şair olmanın öyküsü gibi okurum. Sanki o da bir annem, şiir annemdir benim.
Toprağın kavrulduğu bu Kıbrıs Temmuz'unda, Ulus'u onun yanma mı gömdüler acaba?
*Pembe Marmara, Şiirler,ıg86
ŞiiR ANNE VE YAVRUSU
Onun hakkında yazılmış öyle güzel yazılar okudum ki... Ben ne yazabilirim? Bir kez karşılaştık sadece. Hayal meyal bir görüntü kafamda... Ankara'da yürüyoruz birlikte. Ne anlattığını tam anımsamıyorum ama dinlerken hayranlık duyduğum aklımda. Yine de çok derin, çok özel bir tanışıklığımız varmış , ailemden birini, uzaklardaki kardeşimi yitirmiş gibiyim nedense.
Bütün bunlar, Abdi Çavuş sokaktaki o evden dolayı olmalı. Anlatacak çok şeyi varmış ve birden dile gelip hepsini önüme serecekmiş gibi duran, o yıkık dökük, iç bahçesinde gizli kederler, kerpiç duvarlarında yitip gidenlerin dokunuşlarını ve nefeslerini, gizli odalarında aile sırlarını taşıyan o evden... Ulus Baker'in teyzesi Duygu'yu görmeye giderdim oraya. O da, bu dünyaya dayanamayıp erken gidenlerden... Amerika'daki kötü anılarının ardından, bira şişeleriyle hayata tahammül etmeye çalıştığı o sığmakta benimle paylaştığı her anıyla bu özel aileye dair merakımı daha da artırırdı. Ben, hiç soru sormazdım. Meraklı olmaktan utanırdım. Satır aralarında söyledikleriyle gözlerim parlardı; kulak kesilirdim hep.
Kuşkusuz beni o eve çağıran Ulus'un annesi şair Pembe Marmara'nın hayaleti olmalı. Dediğim gibi, Duygu'ya hiçbir soru soramazdım. Anıların onu incitmesinden, unutmak istediklerini anımsatmaktan, onu yaralamaktan korkardım. Aileye dair her anlatının onu daha fazla bira şişesine sürüklediğini, belleğinin yaralı olduğunu bilirdim...
"Gözlerini yaşlı gördüm anacığım
Seni düşümde,
Dua edip duruyordu mutluluğum için
Ta denizler ötesinde
Oysa ben yitirdim anacığım
Bütün özgürlüğümü
Sardı bütün zerrelerimi bu acı
Ta derinden derine
Yüreğimde bir sızı
Gözlerini yaşlı gördüm anacığım
Seni, düşümde"*
Annesinin bu şiirinde seslendiği Ulus'un anneannesinin adı Fatma'ydı yanlış anımsamıyorsam. Duygu, ondan söz ederken bir meleği anlatırdı sanki. Akça pakça, yumuşaklığının altında gizli bir güç taşıyan bir ninecik. Bahçedeki çiçeklerle konuşmasını, onlara çocukları gibi bakmasını anlatırdı. Bizim Kıbrıs'ta "ekşili" dediğimiz sarı çiçekli yabani bitkiler bahçeyi sardığında, "Fatma kadının çiçekleri geldi; bunları çok severdi" diye iç geçirirdi.
Bahçeyle uğraşmak annesiyle kurduğu bir iletişimdi onun için. O bahçeye dair bir film karesi var gözümün önünde. Ulus'un annesi Pembe Marmara o yılların moda giysileri içinde gencecik bir kadın... Adana'daki Ümit Yaşar Oğuzcan ile yazışmakta, birbirlerine şiirler göndermektedirler. Bu mektup arkadaşlığı bir aşka dönüşür ve birbirini henüz hiç görmeyen iki sevgili, nişanlanma kararı alırlar. Nişanlanacakları günü bile saptarlar. Ama bir sorun vardır. Ümit Yaşar Adana'da, Pembe Marmara Lefkoşa'dadır. O yıllarda bunun çok uzak bir mesafe olması bir yana zaten ailenin de bilgisi ve onayı yoktur. iki sevgili, mektuplarla belli bir günün belli bir saatinde birisi Adana'da, öteki Lefkoşa'da,
aynı anda parmaklarına yüzük takmayı kararlaştırırlar. Pembe Marmara, arkadaşlarını çağırır ve bahçede üzeri kekler, börekler, çiçeklerle bezeli bir masa kurarlar. Belirlenen saatte Pembe Marmara yüzüğü takar ve pastayı kesip arkadaşlarıyla birlikte bunu kutlarlar. Daha sonra aileden bir erkek bu garip nişanlıyı görmek için Adana'ya gider ve Ümit Yaşar'ı hiç beğenmez. Olay çıkar; nişan da böylelikle bozulur.
Babam anlatmıştı: Bayrak televizyonunda yaptığı bir edebiyat programına Kıbrıs'a gelen Ümit Yaşar Oğuzcan'ı ayağının tozuyla konuk etmiş ve "Rahmetli Pembe Marmara ile nişanlanmanız..." diye bir cümle kurunca Oğuzcan o an öğrendiği ölüm haberiyle şok olup yayında ağlamış.
Kıbrıs Üniversitesi'nde verdiğim "Çağdaş Kıbrıslıtürk Edebiyatı" derslerinde 1943 kuşağından söz ederken, öğrencilere bu romantik nişanlılık sahnesini anlatırım. Bu anlatıdan ve Pembe Marmara'nın siyah-beyaz fotoğrafındaki o duygulu, zeki bakışlarından olmalı, özellikle kız öğrenciler dönem projesi için konu seçerken hep Pembe Marmara'ya takılırlar. Fazla kaynak olmadığı için pek teşvik etmem bunu.
Pembe Marmara'nın daha sonra evlendiği Ulus'un babası Sedat Baker'in trajik ölümü ise bir başka "pembe dizi" gibidir. Güzeller güzeli evli bir kadınla yaşadığı aşk, bir otelde yemek yerken kadının kocasının silahından çıkan kurşunla noktalanır.
Ailenin yaşadığı trajediler öylesine çok ki üzerine romanlar yazılabilir. Bir tanesi zaten yazılmıştır. Alev Alatlı'nın "Yaseminler Tüter mi Hala?" romanı da Ulus'un dayısının evliliğini konu alır ve Abdi Çavuş mahallesindeki evde geçer.
Kanserden ölmek üzereyken başladığı ve yarım bıraktığı otobiyografisinde tıpkı şiirlerindeki gibi, nasıl da kederli, içli bir sesi vardır Pembe Marmara'nın.
Ben, onu hep Kıbrıs'ta bir kadın ve şair olmanın öyküsü gibi okurum. Sanki o da bir annem, şiir annemdir benim.
Toprağın kavrulduğu bu Kıbrıs Temmuz'unda, Ulus'u onun yanma mı gömdüler acaba?
*Pembe Marmara, Şiirler,ıg86
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar