bugün
- arkadaşlar artık kombinlerinizi görmek istemiyoruz25
- bik bik'in mutfağına konuk olmak7
- benkimki9
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri25
- islamda namaz yoktur4
- 150 200 bin liralık kombinle gezmek3
- sözlüğe fotoğrafımı atacağım10
- türkiye8
- gocu29
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü36
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri11
- sözlüğün en yakışıklı erkek listesi6
- sinirlenince yaptığınız şeyler8
- seküler değerlerden ölesiye korkan seyyid kutub3
- ilerde geçmişe yolculuk yapabileceğimiz2
- psikolojik danışmanlık ve rehberlik3
- yaşar dinleyen erkek8
- anın fotoğrafı6
- humus3
- bir dönem popüler olan bölümler2
- tuğralı doblo3
- avm gezme kültürü7
- apo ak partiden aday olsa ne olur2
- seyyid kutub4
- gocu kaç yaşında7
- ince belli kızlar bakar mısınız6
- sözlüğe elini atan erkeğin namusu27
- beşiktaş9
- öcalan için imralı da ev inşa edilmesi10
- kendin gibi biriyle olmak4
- günün en güzel kızı3
- yaşlandıkça ölüme yaklaşmak5
- mit'e girmek için gereken şartlar sıralı tam liste2
- dedem abdülhamid gah gah2
- 11 eylül 2026 beşiktaş erzurumspor maçı5
- göbeklitepe de dikilen ilk sütunlar4
- sözlük yazarlarına güvenmek19
- ezginin günlüğü açıp tek başına uzun yola çıkmak6
- güne bir şarkı bırak5
- kahvaltı9
- futbol3
- ak partililerin apoya villa yaptırması3
- tabağındaki yemeği bitiremeyen erkek5
- tavuk döner sırasında hayatının aşkına rastlamak6
- süper lig2
- sevilmek3
- nakit para taşımamak4
- boyumun 2 cm kısalması22
- her şeyin mizahı yapılmalı mı18
- mazot 100 tl olacak2
680 gramlık o güzide kavanoz hiç açılmamış şekilde rafta durmaktaydı. aldım, açtım ve olaylar silsilesi bu eylemle başladı.
2 baba dersin vizesi arka arkayaydı ve bundan mütevellit morale ihtiyaç vardı. 2 gün boyunca dışarı çıkılmadan evde ders çalışıldı hep nutella yendi, öyle çok yendi ki 5 litrelik su da tükendi. "artık durmalıyım" dendiğinde çok geçti ki kavanozun dibinden ders notu okunuyordu.
olay hastanede son buldu, 3 gün alerji iğnesi olundu. kızarıklıklar geçti fakat yüreğimde derin bi iz kaldı.
aptal mıyım? belki. ama bugüne kadar en sevdiğim sevgilim 680 gramlık nutella kavanozuydu. pişman değilim, yine olsa yine yaparım!
2 baba dersin vizesi arka arkayaydı ve bundan mütevellit morale ihtiyaç vardı. 2 gün boyunca dışarı çıkılmadan evde ders çalışıldı hep nutella yendi, öyle çok yendi ki 5 litrelik su da tükendi. "artık durmalıyım" dendiğinde çok geçti ki kavanozun dibinden ders notu okunuyordu.
olay hastanede son buldu, 3 gün alerji iğnesi olundu. kızarıklıklar geçti fakat yüreğimde derin bi iz kaldı.
aptal mıyım? belki. ama bugüne kadar en sevdiğim sevgilim 680 gramlık nutella kavanozuydu. pişman değilim, yine olsa yine yaparım!
henüz tatmadığım şoko bayılırım demek isterdim ama olmuyor sözlük.
artık beni sen mutlu değil mutsuz ediyorsun. bana kilo aldırıyor, sivilce yapıyorsun.
damardan ani etki sevenler için tek kullanımlık enjektör tipleri de piyasaya çıkmıştır, anacığım.
görsel
görsel
tadından yenmeyen yanına her türlü kombinasyonu denediğim fındıklı çikolata kreması (bkz: nutellaya krispi banmak)
içinde karadenizimizin mis gibi finduklarının barındığı alman markası çikolata kreması.
memleketimin sarellesi varken hiçte almaya hacet etmediğim s.kko çikolata müsvettesi.
sol framede görülünce gidip yenilesidir. zor zamanların kurtarıcısı kadim dosttur.
öğrencilerin sınav zamanı kadim dostudur.
dağcılıkla uğraşan kişiler arasında bir fenomendir.
Çokokrem neyine yetmiyo demek geliyo içimden bu ergen kızların Nutella takıntılarına. Yedikleri yiyecek bile reklam kokuyo yavrucakların.
tüketenlere,etmeyin canım kardeşlerim sağlıksız yemeyin,demeden edemiyorum.
Bir mc donalds bir de bu lezzete dur diyemiyorum. Içine ne katıyorlarsa artık allahsızlar, çok fena oluyor bu iki lezzet.
yurt dışında satılanlarının tadı daha güzel olan fındıklı çikolata.
mmmmmmmmmm...
90'lı yılların ortaları... benim de çocukluk yıllarım. malum o zamanlar türkiye'de nutella yok!
televizyonların özel kanallarla yeni tanıştığı zamanlar... aynı zamanda bizim heman, power ranger, tolga abi ile hugo'yu izleyerek güne başlayıp, akşamleyin herkes yatınca sessizce televizyonlu odaya gidip tutti frutti, şifreli olsa da cine 5 ve en unutulmazı kırmızı noktalı filmleri izlediğimiz yıllar.
gerçekten de bunu, bir ritüel haline getirmiş bir nesildik biz. tabi şimdilerde iki tıkla, internette herşeyi izleyen nesiller bunu kolay kolay kavrayamayabilir. ciddi ciddi planlar yapılırdı. dikkat çekmemek için gece erken yatılır. doğal olarak uyuyor taklidi yapılır. baba, sabah işe gideceği için, zaten uyumak zorundadır. anne desen, o zaten babanın yanındadır. abinin, yarın okulu vardır. küçük kardeş, zaten uyumak zorundadır. kısacası; gece uzun ve televizyon sana kalır...
o zamanlar bazıları işi sıkı tutar, bir gözü kapıdadır. benim gibi bazıları da rahattır. televizyon izlerken, atıştıracak birşeyler ayarlar. işte benim bu noktadaki tercihim; nutella'dır.
hepimizin üç aşağı beş yukarı almanya'da, hollanda'da, fransa'da, avrupa'nın bir köşesinde çalışan bir yakını vardır. mesela benim dayım, almanya'da çalışırdı. berlin'deki, türk mahallesi'nde otururdu. şimdilerde emekli oldu.
dayım, her izinde türkiye'ye geldiğinde bize hediye olarak t-shirtler, pantolonlar, gömlekler, kısacası her türlü giysiden getirirdi. o kadar ki boxerla bile dayımın sayesinde, 90'ların sonunda tanışmıştım. dayımın bize berlin'den getirdiği giysileri, alırken denemek gibi bir şansımız olmadığı için, hemen onları giyip karşısına geçerdik. ilk kez boxerı giyip, "dayı bu dalgayı çok sallandırıyor." dediğimde "onun olayı o zaten." demesini unutamam.
dayımın bize getirdiği giysilerin, yeri başkaydı. hatta kokusu bile... o kadar orjinal gelirdi ki bana aylarca direnir, anneme yıkatmazdım. ama giysiler bir yana... getirilen çikolatalar bir yana. tobleronelar... milkalar... kinderler... snickerlar... ama en çok nutellalar... saydıklarım o zamanlar türkiye'de olmadığından, bizim için ancak cennette görebileceğimiz nimetlerdi.
dayımın getirdiği çikolataları, her ısırdığımda... gerçekleşmeyeciğini bile bile "dayı, berlin'e giderken beni de bavula koysana!!" demek, benim çok sevdiğim bir, çocukluk ritüelimdi. o çikolataları yerken, bitmemesi için allah'a yalvarırdım. ama en çok nutella... nutella bambaşkaydı. sırf nutella yüzünden, çocukken "büyüyünce ne olacaksın?" diye sorduklarında... "nutella fabrikasında çalışacağım!!" derdim. göğsümü gere gere...
biz üç kardeşiz. ben ortancayım. nutella demek; paylaşılamayan demektir. dayım, üçümüzün de nutellaya olan zaafını bildiği için, üçümüze de ayrı ayrı 375 gramlık kavanozlarda getirirdi; bu eşsiz nimeti. nutella, her özelliğiyle beni büyülerdi. o zorlanmadan açılan bembeyaz kapağı... beyaz kapağın altındaki, altın sarısı kağıdı... kavanozun camındaki hiç değişmeyen, bir dilim sürülmüş ekmek...
ben, nutellayı kesinlikle ekmekle yemem! yiyeni de sevmem! nutellayı ekmekle bebek olanlar yer! çay kaşığıyla da yemem! çay kaşığıyla kızlar yer! erkek adam, nutellasını işaret parmağıyla yer! evet! bu paragraftaki, ünlemli cümlelerimi 11 yaşındayken nasıl kurduysam... şimdi de öyle arkasındayım! altına da her türlü imzamı atarım!
dayımın getirdiği nutellaları, çabuk bitmesin diye annemle, babama bile vermezdik. abimin de, kardeşimin de, benim de özel saklama yerlerimiz vardı. abim, boyu uzun olduğu için, vitrinin arkasına saklardı. çok uğraşırdım, ama erişemezdim. kardeşim anneme saklatırdı. annem de ucundan biraz yerdi. bense...
benim nutella aşkım, o kadar büyüktü ki! koynumda saklardım. o yüzden hemen biterdi. "dur bir parmak daha alayım. dur bir parmak daha alayım." derken... sabaha nutella kavanozu cam gibi beyaz, tertemiz olurdu. sabah uyandığımda, yatağımı karıncalar basardı. nutellama gelen karıncalara "nah" yapardım.
çocukken nutellam bittiğinde, dayımı telefonla arardım... "dayımın gelmesine ne kadar var?" diye takvim yapraklarını sayardım... kardeşimi kandırıp, onun da nutellasını yerdim, ama doymazdım... dayımın getirdiği giysilerden, ona göre olanları abime verirdim. takas olarak, abimin de nutellasını yerdim, doymazdım... halimi görürdü babam. beni, abim ve kardeşimden gizli, bakkala götürürdü. bakkalda onlarca çikolata yerdim, yine de doymazdım... yo... yo... olmuyordu hiçbirşey, nutela'nın yerini tutmuyordu!!!
ben çocukken, bu koşullarda nutella yerken... şimdiki nesillerin istediği vakit, istediği marketten nutella almasını sindiremiyorum. zaman zaman nutella satışının, müdürü olduğum bir kurum tarafından, devlet tekelinde yapılmasını ciddi ciddi düşünüyorum. her gazete aldığımda, okumaya sarı sayfalarda iş arayarak başlıyorum; "nutella fabrikasına eleman lazım mı?" diye!
daha fazla dayanamıyacağım. mutfağa gidiyorum.
televizyonların özel kanallarla yeni tanıştığı zamanlar... aynı zamanda bizim heman, power ranger, tolga abi ile hugo'yu izleyerek güne başlayıp, akşamleyin herkes yatınca sessizce televizyonlu odaya gidip tutti frutti, şifreli olsa da cine 5 ve en unutulmazı kırmızı noktalı filmleri izlediğimiz yıllar.
gerçekten de bunu, bir ritüel haline getirmiş bir nesildik biz. tabi şimdilerde iki tıkla, internette herşeyi izleyen nesiller bunu kolay kolay kavrayamayabilir. ciddi ciddi planlar yapılırdı. dikkat çekmemek için gece erken yatılır. doğal olarak uyuyor taklidi yapılır. baba, sabah işe gideceği için, zaten uyumak zorundadır. anne desen, o zaten babanın yanındadır. abinin, yarın okulu vardır. küçük kardeş, zaten uyumak zorundadır. kısacası; gece uzun ve televizyon sana kalır...
o zamanlar bazıları işi sıkı tutar, bir gözü kapıdadır. benim gibi bazıları da rahattır. televizyon izlerken, atıştıracak birşeyler ayarlar. işte benim bu noktadaki tercihim; nutella'dır.
hepimizin üç aşağı beş yukarı almanya'da, hollanda'da, fransa'da, avrupa'nın bir köşesinde çalışan bir yakını vardır. mesela benim dayım, almanya'da çalışırdı. berlin'deki, türk mahallesi'nde otururdu. şimdilerde emekli oldu.
dayım, her izinde türkiye'ye geldiğinde bize hediye olarak t-shirtler, pantolonlar, gömlekler, kısacası her türlü giysiden getirirdi. o kadar ki boxerla bile dayımın sayesinde, 90'ların sonunda tanışmıştım. dayımın bize berlin'den getirdiği giysileri, alırken denemek gibi bir şansımız olmadığı için, hemen onları giyip karşısına geçerdik. ilk kez boxerı giyip, "dayı bu dalgayı çok sallandırıyor." dediğimde "onun olayı o zaten." demesini unutamam.
dayımın bize getirdiği giysilerin, yeri başkaydı. hatta kokusu bile... o kadar orjinal gelirdi ki bana aylarca direnir, anneme yıkatmazdım. ama giysiler bir yana... getirilen çikolatalar bir yana. tobleronelar... milkalar... kinderler... snickerlar... ama en çok nutellalar... saydıklarım o zamanlar türkiye'de olmadığından, bizim için ancak cennette görebileceğimiz nimetlerdi.
dayımın getirdiği çikolataları, her ısırdığımda... gerçekleşmeyeciğini bile bile "dayı, berlin'e giderken beni de bavula koysana!!" demek, benim çok sevdiğim bir, çocukluk ritüelimdi. o çikolataları yerken, bitmemesi için allah'a yalvarırdım. ama en çok nutella... nutella bambaşkaydı. sırf nutella yüzünden, çocukken "büyüyünce ne olacaksın?" diye sorduklarında... "nutella fabrikasında çalışacağım!!" derdim. göğsümü gere gere...
biz üç kardeşiz. ben ortancayım. nutella demek; paylaşılamayan demektir. dayım, üçümüzün de nutellaya olan zaafını bildiği için, üçümüze de ayrı ayrı 375 gramlık kavanozlarda getirirdi; bu eşsiz nimeti. nutella, her özelliğiyle beni büyülerdi. o zorlanmadan açılan bembeyaz kapağı... beyaz kapağın altındaki, altın sarısı kağıdı... kavanozun camındaki hiç değişmeyen, bir dilim sürülmüş ekmek...
ben, nutellayı kesinlikle ekmekle yemem! yiyeni de sevmem! nutellayı ekmekle bebek olanlar yer! çay kaşığıyla da yemem! çay kaşığıyla kızlar yer! erkek adam, nutellasını işaret parmağıyla yer! evet! bu paragraftaki, ünlemli cümlelerimi 11 yaşındayken nasıl kurduysam... şimdi de öyle arkasındayım! altına da her türlü imzamı atarım!
dayımın getirdiği nutellaları, çabuk bitmesin diye annemle, babama bile vermezdik. abimin de, kardeşimin de, benim de özel saklama yerlerimiz vardı. abim, boyu uzun olduğu için, vitrinin arkasına saklardı. çok uğraşırdım, ama erişemezdim. kardeşim anneme saklatırdı. annem de ucundan biraz yerdi. bense...
benim nutella aşkım, o kadar büyüktü ki! koynumda saklardım. o yüzden hemen biterdi. "dur bir parmak daha alayım. dur bir parmak daha alayım." derken... sabaha nutella kavanozu cam gibi beyaz, tertemiz olurdu. sabah uyandığımda, yatağımı karıncalar basardı. nutellama gelen karıncalara "nah" yapardım.
çocukken nutellam bittiğinde, dayımı telefonla arardım... "dayımın gelmesine ne kadar var?" diye takvim yapraklarını sayardım... kardeşimi kandırıp, onun da nutellasını yerdim, ama doymazdım... dayımın getirdiği giysilerden, ona göre olanları abime verirdim. takas olarak, abimin de nutellasını yerdim, doymazdım... halimi görürdü babam. beni, abim ve kardeşimden gizli, bakkala götürürdü. bakkalda onlarca çikolata yerdim, yine de doymazdım... yo... yo... olmuyordu hiçbirşey, nutela'nın yerini tutmuyordu!!!
ben çocukken, bu koşullarda nutella yerken... şimdiki nesillerin istediği vakit, istediği marketten nutella almasını sindiremiyorum. zaman zaman nutella satışının, müdürü olduğum bir kurum tarafından, devlet tekelinde yapılmasını ciddi ciddi düşünüyorum. her gazete aldığımda, okumaya sarı sayfalarda iş arayarak başlıyorum; "nutella fabrikasına eleman lazım mı?" diye!
daha fazla dayanamıyacağım. mutfağa gidiyorum.
pek çok insanın nutellaya duyduğu aşkı ben danone çilekli yoğurda duyuyorum.
not: ama sevmiyorum demiyorum, o da güzel.
not: ama sevmiyorum demiyorum, o da güzel.
Kötü insanların eline geçmesi durumunda dünyayı yönetebileceği sihirli karışım.
belçika waffle'ı ile yendiğinde tadına doyum olmayan nefis çikolata kreması.
seni çok özledim be. öğrenci evinde ne mümkün nutella yemek.
ah annemin evinde her gece o güzel beyaz kapağını açıp tatlı kaşığı aracılığıyla az mı seviştik seninle (yemek kaşığı büyük geliyor)
ah annemin evinde her gece o güzel beyaz kapağını açıp tatlı kaşığı aracılığıyla az mı seviştik seninle (yemek kaşığı büyük geliyor)
ceo sunun bisiklet kazasında hayatını kaybettiği fındıklı,çikolatalı krema markası.
http://haber.gazetevatan.com/nutellanin-varisi-bisiklet-kazasinda-oldu/372023/30/Manset
http://haber.gazetevatan.com/nutellanin-varisi-bisiklet-kazasinda-oldu/372023/30/Manset
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar